Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/15062 E. 2026/4017 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/15062
Karar No
2026/4017
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 58. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2541 E., 2025/1431 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 18. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/96 E., 2022/575 K.

Bölge Adliye Mahkemesinin kararı davacı Kurum vekili, davalı ... Grup Şirket vekili ve davalı ... ... İnş. Şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı kurum vekili dava dilekçesi ile Kurum sigortalılarından ... ...'nun 27.5.2014 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucunda vefat etmesi sebebiyle, kurum tarafından sigortalının hak sahiplerine 124.736,08 TL ilk peşin sermaye değerli gelir bağlandığını 939,91 TL tedavi masrafının yapıldığını, 415,00 TL cenaze yardımı ödendiğini, ... müfettiş raporuna göre olayda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği mevzuatına aykırı davranan davalı işverenlerin %80 oranında kusurlu olduklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 63.045,50 TL'sının gelir onay, sarf ve tediye tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalılara yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesinin 2018/4 94... /524 karar sayılı dosyasında ... Grup İnşaat Sanayi ve ... A.Ş. yönünden ana dava ile aynı talepler doğrultusunda dava açılmış ve birleştirme kararı verilmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... İnş.Nakl.Tic.Ltd.Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde beton dökümünü yapan ... Grup İnş.San.A.Ş.nin ve inşaatın iş güvenliğini sağlamakla yükümlü olan ... Eğt. Dan. Tekn. Hizm. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile kazalı sigortalının kusurlu olduklarını, olayda müvekkil şirkete atfedilecek kusur bulunmadığını, talep edilen miktarın fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından davacı Kurum bünyesinde çalışan bir kişi tarafından düzenlenen bir raporun objektif olamayacağı, taraflı ve tek yanlı incelemeler içerdiği, müvekkil şirketin işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatında yer alan tüm yükümlülükleri tam ve gereği gibi yerine getirdiği, tüm işçilere uygun koruyucu ekipmanların verildiğini ve ne şekilde kullanılacağının izah edildiğini, çalışan bütün işçilere görevi ile ilgili güvenlik ve sağlık önemlerinin bizzat amirleri tarafından anlatıldığı ve uygulamalı olarak gösterildiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, ... müfettişi tarafından düzenlenen raporu kabul etmediklerini, müvekkil şirketin işyerinde gerekli iş güvenliği önlemlerini aldığını belirterek, davanın reddini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı taraf tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir. 3.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; husumet yokluğundan dolayı müvekkili yönünden reddi gerektiğini, müvekkil şirket ile işçi arasında herhangi bir hukuki ilişki olmadığını, şirketin olay ile bir ilgisi ve kusuru olmadığını ve pasif husumet yokluğu sebebiyle, davalı sıfatı olmaması sebebiyle davanın müvekkil şirket açısından reddedilmesi gerektiğini, şirketin, söz konusu işin ifası için gerekli tüm ekip ekipman ve yeterli iş gücünü sağladığını, kazaya neden olduğu iddia edilen pompa yeni ve tüm bakımları yapılıp çalışır vaziyette şantiyede hizmet verdiğini, bu nedenle müvekkil şirkete atfedilebilecek herhangi bir kusur olmadığını, ölüm olayının meydana gelmesinde asıl kusurlu olan ... ...'nun işvereni konumunda olan ... İnşaat Nakliyat ... Limited Şirketi olduğunu, ölüm olayının asıl sebebinin beton pompasının ucundaki borunun ... ...'na çarpması değil, ... ..nun binanın 4. katından aşağı düşmesi olduğunu, bu durumun adli tıp raporları ile sabit olduğunu, bu ölümlü kazanın meydana gelmesinin en büyük sebebinin işçinin emniyet kemerinin takılı olmaması ve ... İnşaat Nakliyat ... Ltd. Şti. tarafından yüksekten düşmeyi önleyici korkuluk veya güvenlik ağının tesis edilmemesi olduğunu, şirket açısından reddini, davanın ... Türk Sigorta Şirketine ihbarını, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacıya yükletilmesine karar verilmesini vekâleten arz ve talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava ve birleşen davanın kabulü ile, 99.788,85 TL ilk PSD'nin 25.12.2014 tarihinden itibaren, 751,93 TL tedavi giderinin sarf tarihlerinden itibaren, 332,00 TL cenaze giderinin sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte asıl dava ve birleşen dava davalılarından müşterek ve müteselsilen alınarak davacı kuruma ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum, ... ... ve ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı işverenin kanun ve yönetmelikler çerçevesinde üzerine düşen yükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmemiş olduğunu ve huzurdaki davaya konu olayda %100 kusurlu olduğu halde hatalı olarak kusur oranı eksik tespit edildiğini, Mahkeme eksik olarak tespit edilen kusur oranını dikkate aldığı için müvekkil Kurumun sigortalısına ödenen ilk peşin sermaye değeri eksik olarak hesap edildiğini, faiz, yargılama giderleri ve müvekkil Kurum vekalet ücreti de bu doğrultuda eksik hesaplandığını ve faiz başlangıç tarihleri de hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınan raporlarda söz konusu olayın meydana gelmesinde davalı ... İnş. Nakl. Tic. Ltd. Şti.'nin %40 oranında, davalı ... ... İnş. San. ve Tic A.Ş.'nin %40 oranında, kazalı işçinin %20 oranında kusurlu olduğu, itirazlar doğrultusunda alınan 12.09.2017 tarihli kusur raporunda da aynı oranların benimsendiğini, müvekkil şirketin herhangi bir kusurunun olmadığı tespit edilmiş olmasına rağmen, vefat eden işçinin mirasçıları tarafından davalı şirketler aleyhine açılan İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/245 Esas sayılı dosyasında alınan raporda müvekkil şirket %20 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş olması sebebiyle bu rapora itibar edilerek mahkemece alınan yeni raporda müvekkil şirketin %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, bu durumun kabul edilemez olduğunu, davalı şirketin söz konusu olayda herhangi bir kusuru bulunmadığını, iş güvenliği alanında tüm eğitimlerin verildiğini kusuru bulunmadığı için kurumun rücu hakkının bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Vuku bulan iş kazası nedeniyle açılan ceza davasında ölüm nedeniyle Asliye Ceza Mahkemesince alınan kusur raporlarında müvekkil şirket yetkilisinin iş kazasının oluşumunda herhangi tedbir ve dikkatsizliğinin bulunmadığı saptandığını, dosya kapsamında alınan raporların çelişkili olduğunu, davalı şirketin tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, iş sağlığı güvenliği eğitimlerinin verildiğini, söz konusu olayın işçinin dikkatsiz davranışları nedeniyle meydana geldiğini, davalı şirlketin kusuru olmadığını, belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Kanun'un 12, 21/1, 21/4 ve tedavi masrafları yönünden 76. maddeleridir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. 1-Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Mahkemece, kusurun belirlenmesinde, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir. 2-5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1. ve 4. fıkralarına dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanunun 141 – 148. maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1. fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1. ve 4. fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50. ve 51. maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61. ve 62. maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1. fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Mahkemece; davalı ... ... Şirketinin asıl işveren, davalı ... Şirketinin alt işveren, diğer davalı ... Grup İnşaat Şirketinin 3. kişi konumunda oldukları gözetilerek, davalıların sorumluluklarının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde hesaplanıp belirlenmesi ile sonucuna göre karar verilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kuşkusuz, bozma sonrası yapılacak yargılamada, hükmü temyiz etmeyen davalı ... yönünden davacı Kurum yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu da dikkate alınmalıdır. O halde, hükmü temyiz eden davacı kurum , ... Grup İnşaat Sanayi ve ... A.Ş ile ... ... İnş. San. ve Tic. A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı ve davalı ... ve ... Şirket vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/15062, K. 2026/4017, T. 07.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-15062-e-2026-4017-k-c5999a3be7bc