Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/13070 E. 2026/4004 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/13070
Karar No
2026/4004
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1715 E., 2025/1086 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bandırma 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/146 E., 2023/125 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı vekilinin tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı vekili 21.05.2019 tarihli davası ile, müvekkili davacının davalı işverene ait işyerinde kırım paketleme bölümünde vardiya amiri olarak çalışırken 14.06.2017 tarihinde bantta sıkışan tahta parçasını almak istediği sırada sağ kolunu bant ile tambur arasına kaptırmak suretiyle meydana gelen iş kazasında yaralandığını, sağ elinde aktif hareket bulunmadığını, % 57 oranında maluliyetinin oluştuğunu, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işverenin kusurlu olduğunu, iş güvenliği eğitimlerinin verilmediğini, davacının daha önce de 02.03.2015 tarihinde işyerinde yüksekten atlamak zorunda kalması nedeniyle geçirdiği iş kazasında ayak tarak kemiklerinin kırıldığını, bu durumun işverenin kusurunu gösterdiğini belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi 75.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini, dava masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesinde özetle; 1.000,00 TL tutarındaki maddi zarar tazminat talebini 1.602.303,46 TL artırarak 1.603.303,46 TL olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava şartı arabuluculuk başvurusunun bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen hususları kabul etmediklerini, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işverene atfı kabil kusur bulunmadığını, ... ve malzemelerinin verildiğini, Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer almadığına karar verildiğini, zararla eylem arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddine ve davanın ... Sigorta A.Ş.'ne ihbarına karar verilmesini sonuç olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; ".. Maddi Tazminat Talebi Yönünden davanın kabulü ile 1.603.303,47 TL maddi tazminatın (1.598.582,02 TL maluliyet zararı, 4.721,45 TL geçici iş göremezlik zararı olmak üzere) iş kazasının meydana geldiği 14.06.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi Tazminat Talebi Yönünden davanın kısmen kabulü ile; 50.000,00 TL manevi tazminatın, iş kazasının meydana geldiği 14.06.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine.." karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "..A)Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, 1-İstinaf nedeniyle alınması gereken 112.937,16 TL harçtan peşin alınan 28.234,29 TL harcın mahsubuyla bakiye 84.702,87‬ TL harcın davalı taraftan tahsil edilerek hazineye irat kaydına, 2-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, B)Davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile Bandırma İş Mahkemesinin 2019/146 Esas - 2023/125 Karar sayılı ilamının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, 1-Davanın kabulü ile a)1.603.303,47 TL maddi tazminatın (1.598.582,02 TL maluliyet zararı, 4.721,45 TL geçici iş göremezlik zararı olmak üzere) iş kazasının meydana geldiği 14.06.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b)75.000,00 TL manevi tazminatın, iş kazasının meydana geldiği 14.06.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,.." karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişilerce belirlenen %85 oranında kusur atfının olayın oluş şekli gözetildiğinde fazla olduğunu, belirlenen %51 oranındaki maluliyet raporunun hükme esas alınamayacağını, Balıkesir İş Mahkemesi'nin 2022/419 esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, maluliyet oranının %60'ın altında kaldığı durumlarda pasif dönem için hesaplama yapılmaması gerektiğini belirterek temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dava iş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, ... ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Somut olayda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; olayda alınan kusur raporunun oluşa uygun olmadığı, davacının gece vardiyasında çalıştığı sırada kuyruk tamburu ile bant arasına sıkışan tahta parçasını almak için makineyi durdurmadan müdahale ettiği sırada yaralandığı açık olup, çalışan makineyi kapatmadan elle müdahale ile eylemi açıkça iş güvenliği ihlali olduğu kişisel güvenliğini açık bir şekilde tehlikeye attığı bu olayda davacıya verilen kusurun daha fazla olması gerektiği ortadadır. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince oluşa uygun rapor düzenlemek üzere somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için olayla ilgili rücu dosyası da celp edilerek dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek suretiyle dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının kesinleştirilmesinden sonra sonucuna göre yeniden hesap raporunun alınmasının gerekmesi halinde davacının maddi zararını tespit ettirmek, davacı vekilinin temyiz istemi bulunmadığı gözetilerek hükme esas alınan bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak ve taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır . VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Temyiz eden tarafın sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

07.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/13070, K. 2026/4004, T. 07.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-13070-e-2026-4004-k-e62b96ecc439