Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9847 E. 2024/10047 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/9847
- Karar No
- 2024/10047
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2781 E., 2024/995 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 45. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/164 E., 2022/94 K. Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı tahsisi ile aylıkların yasal faiziyle tahsili davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 5434 sayılı Kanun'a tabi olarak muvazzaf subay (pilot) olarak çalıştığı ve 14.05.2011 tarihinde istifa ederek bu görevinden ayrıldığı, istifa sonrasında da özel bir havayolu şirketinde çalışmaya başladığı, hala Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığında pilot olarak çalıştığı, davacının kendisine emeklilik aylığı bağlanması için Bağcılar Sosyal Güvenlik Kurumuna 09.10.2017 tarihli dilekçe ile başvuru yaptığı, Bağcılar Sosyal Güvenlik Kurumu 03.11.2017 tarih 20127946 sayılı yazısı ile davacının 50 yaşını doldurduğu 30.11.2021 tarihinde emeklilik aylığına hak kazanacağından bahisle davacının talebini reddettiği, Emekli Sandığına tabi olanların fiili hizmet zammı uygulamaları 08.09.1999 tarihinden önce veya sonra işe başlamalarına göre değişiklik gösterdiği, 08.09.1999 tarihinden önce işe başlayanların hak ettikleri fili hizmet süresi zamlarının tamamının hem sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi hem de emeklilik yaş haddinden indirilmesi gerektiği, 08.09.1999 tarihinden sonra işe başlayanlar ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 40. maddesine tabi olduğu, 5510 sayılı Kanun'un 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen Geçici 7. maddesinin 8. fıkrasında açıkça 5434 sayılı Kanun'un uygulanmaya devam edeceğinin belirtildiği, fıkrada aynen “Kanunun yürürlük tarihinden önce 5434 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre itibari hizmet süresine müstehak kadro ve görevlerde bulunanlardan bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin itibari hizmet süreleri hakkında, bu Kanunun yürürlük tarihinden önceki hükümlerinin uygulanmasına devam edilir.” denildiği, davacının hizmet başlangıç tarihi olan 15.12.1989 tarihi esas alındığında fiili hizmet zammına tabi olmasaydı emeklilik yaşının 52 olduğu görüldüğü, ancak Bağcılar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilen 03.11.2017 tarihli cevapta davacının 50 yaşını doldurduğunda emekli olabileceğinin kabul edildiği, davacının hizmet başlangıç tarihi 15.12.1989 olup, 1590 gün yani 4 yıl 5 ay olan fiili hizmet zammı süresinin bu tarihten geri çekilmesi gerektiği, davacının 08.09.1999 tarihinden önce hizmete başladığı için fiili hizmet zammı süresi ile ilgili olarak 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun uygulanması gerektiği iddiasıyla Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezine emeklilik aylığı bağlanması talebiyle başvurulan 09.10.2017 tarihini takip eden 01.11.2017 tarihinden itibaren emeklilik aylığının bağlanması ve birikmiş aylıkların yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının fiili hizmet zammı süresi emeklilik yaş haddinden düşüldüğü zaman emekliliğe hak kazandığını iddia ettiği, 5434 sayılı Kanun'un mülga 32. maddesi kapsamındaki hizmetler 08.09.1999 ve 23.05.2002 tarihlerinde yapılan sigortalılık süresi tespitlerinde bu tarihlere kadar olan mevcut 5434 sayılı Kanun'un mülga 32. maddesi kapsamındaki fiili hizmet süresi zamları sigortalılık süresine ekleneceği, 2008/Ekim ayına kadar geçen sayılı Kanun'un mülga 32. maddesi kapsamındaki fiili hizmet süreleri tahsis talep tarihinde sigortalılık süresine eklendiği, sigortalılık süresine ilave bir sınırlama bulunmadığı, 2008/Ekim ayına kadar geçen sayılı Kanun'un mülga 32. maddesi kapsamındaki fiili hizmet süresi zamlarından dolayı prim ödeme gün sayısına eklenecek azami süre yapılan işin niteliğine göre 5 veya 8 yıl olduğu, davacının 506 sayılı Kanun'a göre emekli olmak istediğinden sayılı Kanun'un mülga 32. maddesi kapsamındaki hizmetler sigortalılık süresine ve prim ödeme gün sayısına ilave edildiği, Kurumca yapılan yaşlılık aylığı bağlama işlemleri ve hesaplamalar yasa hükümlerine uygun olarak yapılmış olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2829 sayılı Kanun gereği 4/c'ye tabi 5434 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetleri 4/a kapsamındaki hizmetleriyle birleştirilen davacının fiili hizmet zammı sürelerinin 506 sayılı Kanun'un Ek 5, 6 ve 39. maddeleri kapsamında itibari hizmet kabul edilerek yaş haddinden de indirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakla, dosya kapsamında yapılan hesaplamalara göre, 30.11.1971 doğumlu olan davacının yapmış olduğu yaşlılık tahsis talebine ilişkin işlem dosyasına göre, davacının 4 yıl 5 aylık fiili hizmet süresinin ilk işe giriş tarihi olan 15.12.1989 tarihinden düşürülmesi neticesinde, ilk işe giriş tarihinin 15.07.1985 tarihine denk geleceği, bu tarih itibariyle 25 yıl, 49 yaş 5300 günün emeklilik şartlarını karşılayacağı, davacının 25 yıllık sigorta ve prim gününü sağladığı, yaş bakımından da davacının doğum tarihine göre 4 yıl 5 aylık fiili hizmet süresinin düşülmesi sonrasında doğum tarihinin 30.06.1967 tarihi olarak dikkate alındığında istenen 49 yaş şartının - emeklilik tarihinin 30.06.2016 tarihine denk geldiği anlaşılarak, davacının bu tarih itibariyle emekliliğe hak kazandığı anlaşıldığı, ancak talebin 09.10.2017 tarihi olduğu görülerek, taleple bağlı kalınarak hizmetlerin birleştirilmesi hakkındaki yasa hükümleri çerçevesinde de 1260 gün şartının gerçekleştiği görülerek, yaşlılık aylığı tahsis talebini izleyen 01.11.2017 tarihi itibariyle yaşlılık aylığına müstehak olduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile davacının Türk Silahlı Kuvvetlerindeki hizmetlerine karşılık olarak mevcut olan 4 yıl 5 ay fiili hizmet zammı süresinin ilk işe giriş tarihinden ve yaş haddinden indirilmesine, emekliliğe hak kazandığı tarihin 30.06.2016 olduğunun tespitine, davacının Kuruma başvuru tarihi olan 09.10.2017 tarihini takip eden 01.11.2017 tarihinden itibaren emeklilik aylığı bağlanmasına, birikmiş emekli aylıklarının faizleriyle birlikte davalı tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF A.İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuştur. B.İstinaf Sebepleri Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; görev itirazının dikkate alınmadığı, Danıştayın 11. Dairesinin 2013/841 Esas 2013/8336 Karar no.lu kararına göre dava konusu uyuşmazlığın 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce sandık iştirakçısı olan davacının 5434 sayılı Kanun'un 32. maddesinin h bendi uyarınca fiili hizmet zammından yararlandırılması isteğiyle yapılan başvurusuna dair 01.10.2008 tarihine kadar 5434 sayılı Kanun hükümleri bu tarihten sonra 5510 sayılı Kanun hükümleri kapsamında incelenmesi gerektiğinden idari yargının görevli olduğunun ifade edildiği, davacının ayrıca 5 yıllık hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı, yeterli delil ibraz edemediği, Mahkemece eksik ve hatalı inceleme ile davanın kabulüne karar verildiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2011/5580 Esas 2011/6942 Karar sayılı kararı gereği Kurum aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 09.10.2017 tarihinde emeklilik için Kuruma başvurduğu ancak 30.06.2019 tarihinde emekliliğe hak kazandığı dikkate alındığında, 5510 sayılı Kanun gereği takip eden ayın başından itibaren aylık bağlanacağından 01.07.2019 tarihinden itibaren aylık bağlanması, aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42. maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurumun, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, Mahkemece bu durumun da dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf isteminin kabulü ile Bakırköy 45. İş Mahkemesinin 03.06.2022 tarihli, 2021/164 Esas, 2022/94 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne davacının 506 sayılı Kanun'un Geçici 81. maddesi gereğince belirlenen yaş haddinden aynı Kanun'un Ek 39. maddesi gereğince fiili hizmet zammı süresinin indirilmesiyle yaşlılık aylığının koşullarının tamamlandığı 30.06.2019 tarihini takip eden aybaşı olan 01.07.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin ve hak edilen aylıkların 01.10.2019 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir aylık için hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak belirlenecek sigorta başlangıç tarihine göre yaşlılık aylığı tahsisi ile aylıkların yasal faiziyle tahsili davasıdır. 1.Vekâletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunan davacı vekili 17.08.2024 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiklerini açıkça, kayıtsız ve şartsız olarak bildirmiştir. 2.Feragat, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. maddesinde düzenlenmiş olup, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Feragat davayı sona erdiren taraf işlemlerindendir. Hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Hüküm ifade etmesi karşı tarafın ve mahkemenin muvakkatine de bağlı olmadığı gibi, 6100 sayılı Kanun'un 311. maddesi uyarınca kesin hükmün hukuki sonuçlarını da doğurur. 3.Öte yandan 6100 sayılı Kanun'un 310. maddesine, 7251 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasına göre feragatin, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması hâlinde, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı, feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren Mahkemeye gönderir. Buna göre temyiz incelemesi aşamasında ortaya çıkan feragat konusunda Mahkemece ek karar verilmesi gerekir. 4.Ne var ki bu hüküm davanın konuları arasında yer alan yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsili istemi açısından uygulama alanı bulur. Ancak sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi istemi açısından uygulanamaz. Zira sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi kamu düzenine ilişkindir ve re'sen araştırma ilkesi uygulanır. Tarafların dava konusu üzerinde tasarruf yetkileri yoktur. Bu nedenle feragat / kabul edilemez. Dolayısıyla sigorta başlangıç tarihinin belirlenmesi istemi açısından feragat beyanı 6100 sayılı Kanun'un 123. maddesindeki davanın geri alınması veya 150. maddesindeki davanın takipsiz bırakılması kapsamında değerlendirilebilir. 5. Bu nedenle davacı taraftan feragat beyanının 6100 sayılı Kanun'un anılan 123 veya 150. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığının saptanması halinde duruma göre belirtilen maddelerde öngörülen prosedür işletilmeli, elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. 6. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.