Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/9388 E. 2024/11213 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/9388
- Karar No
- 2024/11213
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/350 E., 2023/2854 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Salihli İş Mahkemesi SAYISI : 2019/410 E., 2021/297 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 22.09.2015 tarihinde "Şehitler mah. 90.sk. No:2 (Kipa Yanında)" bulunan inşaatta ... – ... – ... – ... ortaklığında pazarlamacı olarak işe başladığını, Özbaş-Kalaycı-Akar ortaklığının 15.11.2016 tarihinde işlerini ve tüm personelini ... Lojistik Nak.Yapı Oto.San.İç ve Dış Tic. A.Ş isimli firmaya devrettiğini, davacı adına davalı şirket tarafından İzmir 33. Noterliğinin 15.12.2016 tarih 19899 sayılı vekaletnamesi ile iş yerinde bulunan tüm iş ve işlemleri resmi kurum ve kuruluşlarda yapılması gereken tüm hususları yerine getirmek ve şirketi temsil etmek üzere geniş yetkili vekaletname verildiğini, davalı ... isimli şirketteki son maaşının 2.500.00 TL + prim olduğunu, aynı inşaatta aynı işi (pazarlama-denetim) yapmaya devam ettiğini, ancak işverenin isminin değiştirdiğini belirterek davacının 09.12.2016 – 25.04.2019 tarihleri arasında aylık net 3500 TL maaş ile davalı iş yerinde çalışmış olduğunun tespitini talep etmiştir. II. CEVAP 1- Davalı işveren ... Lojistik Nak.Yapı Oto. San. İç ve Dış Tic. A.Ş. vekil cevap dilekçesinde; davacı tarafından açılan hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına yönelik davanın birbirinden ayrılması gerektiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında iş sözleşmesi olmadığını, taraflar arasında vekalet sözleşmesi olduğunu, vekalet sözleşmesinden ... alacak taleplerinde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle görev itirazında bulunduklarını, davacının ...-...-... ortaklığında 15.11.2016 ile 09.12.2016 tarihleri arasında çalışmasından müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, davalı firmalar arasında işyeri devrinin söz konusu olmadığını, davacının çalıştığı iş ortaklığı ile arsa sahipleri arasında bir kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, daha sonra bu ortaklığın inşaat sözleşmesinin gereğini yerine getirmediğini, müvekkili şirket ile arsa sahipleri arasında sözleşme yapılarak müvekkili şirketin inşaata devam ettiğini, davacının çalıştığı bu ortaklıktaki işçilerin müvekkil şirket nezdinde bir çalışmalarının olmadığını, devir ilişkisinin söz konusu olmadığını, bu ortaklıktaki çalışmalardan müvekkili şirketin sorumlu olmadığını beyanla davanın reddini istemiştir. 2- Davalı ... Yapı ve Tic. A.Ş vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili şirkette sigortalı olarak işe başlama tarihinin 25.04.2019 olduğunu, bu tarih öncesi sanki müvekkil şirkette çalışmışcasına talepte bulunmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, davalı şirketlerin birbirlerinin devamı olmadığını, müvekkili ... Yapı ve Tic.A.Ş’nin 25.04.2019 tarihinde inşaat ruhsatını aldığını, bu ruhsatın yeni bir ruhsat olduğunu, müvekkili şirketin diğer davalı şirketin kendisine ait inşaat ruhsatı döneminde gerçekleşen olaylardan sorumlu tutulmaması gerektiğini, davacının müvekkili şirkete, Salihli de emlakçılık ve takip işleri alanında tecrübesi olduğunu, takipçilik anlamında destek olmak istediğini, Salihli’de yaşadığı için gerek belediye gerek diğer idari birimlerde daha hızlı çözümler üretebileceğini belirtmesi nedeniyle ve hak edişini alarak takipçi olarak hizmet verdiğini, davalı şirket tarafından 03.05.2019 tarihinde davacıya vekaletname verildiğini, davalı şirketin bir inşaat projesini gerçekleştirdiğini, çalışan personelin gerçekleştirmiş olduğu satışlardan prim almasının hayatın olağan akışına uygun olmakla birlikte davacının iddiaları arasında da yer almadığı üzere, davacının gerçekleştirmiş olduğu satış mevcut olmadığından bu istemin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. 3- Fer'i müdahil Kurum vekili mahkememize cevap dilekçesinde; Kurum kayıtlarının resmi yazılı belge vasfında belgeler olduğunu, kayıtlara aksi yönde iddiaların aynı nitelikte belgelerle desteklenmesi ve ispatlanması gerektiğini, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarının da sürekli olarak bu konuya ve delillerin niteliğine vurgu yaptığını, sigortalının iddia ettiği çalışmayla ilgili olarak ücret tediye bordroları vs. resmi nitelikte yazılı belgeler ve deliller arandığını, davacının dava dilekçesinde bu türden delilleri somut biçimde ortaya koymadığını, soyut ve ispatı kabil olmayan iddialara dayanarak davasını ikame ettiğini, dava dilekçesinde delil olarak belirtilen tanık beyanlarının resmi yazılı belgelerle ispat şartının olması karşısında iş bu dava için yeterli ispat gücüne sahip delillerden olmadığını, davanın bu yönleri ile ispat gücünden yoksun, belirsizlikler ihtiva eden, delil ortaya koyulmamış ve kabulü mümkün olmayan bir dava olduğunun ortada olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile 1-Davacının davalı ... Lojistlik Nak. Yapı Oto. San...A.Ş. 'ye ait 1191859 sicil sayılı iş yerinde 10.12.2016 - 30.09.2018 tarihleri arasında toplam 651 gün çalıştığının ve bu çalışmalarının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğinin tespitine, çalıştığı döneme denk gelen 2017/Ocak- Şubat- Mart- Nisan- Mayıs- Haziran- Temmuz- Ağustos- Eylül-Ekim- Kasım- Aralık ayları arasında net 2.208,00 TL ücret ile 2018/Ocak-Şubat-Mart-Nisan- Mayıs-Haziran- Temmuz-Ağustos-Eylül ayları arasında net 3.222,00 TL ücret ile çalıştığının tespitine, 2-Davacının davalı ... Yapı ve Tic. A.Ş.'ye ait 1194508 sicil sayılı iş yerinde 01.10.2018 - 24.04.2019 tarihleri arasında toplam 204 gün çalıştığının ve bu çalışmalarının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğinin tespitine, çalıştığı döneme denk gelen 2018/Ekim-Kasım-Aralık ayları arasında net 3.146,00 TL ücret ile 2019/Ocak-Şubat-Mart- Nisan ayları arasında net 3.193,00 TL ücret ile çalıştığının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri ile feri müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Salihli İş Mahkemesi'nin 25.11.2021 tarih, 2019/410 Esas ve 2021/297 Karar sayılı kararına yönelik davalı ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili, davalı ... Lojistik Nakliye Yapı Otomotiv Sanayi İç ve Dış Tic. A.Ş. vekili ile fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1- Davalı ... Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde, müvekkili şirketin 25.04.2019 tarihinde inşaat ruhsatını aldığını, bu ruhsatın yeni bir ruhsat olduğunu, müvekkili şirketin kendi ekibini oluşturduğunu ve yeni ruhsatla yeni bir projeye başladığını, davacının aynı gün sigortaya girişinin yapıldığını ve şirket personeli olarak çalışmaya başladığını, müvekkili şirketin 03.05.2019 tarihinde davacıya vekaletname verildiğini, davacının açtığı davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, müvekkili şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT hükümleri gereğince vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, çalışma olgusunun yanlış ve çelişkili tanık beyanlarından başka bir delille ispatlanamadığını beyan etmektedir. 2- Davalı ... Lojistik Nakliye Yapı Otomotiv Sanayi İç ve Dış Tic. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde; dinlenen tanıkların komşu işyeri veya bordro tanıkları olmadığını, bilirkişi raporunda kendi görev ve yetkilerini aşarak hukuki yorum yaptığını, ilk derece mahkemesinin bu hukuki yorumu aynen kabul ederek itirazlarının değerlendirilmediğini, itirazlarının neden reddedildiğinin gerekçeli kararda irdelenmeden gerekçeli karar alma hakkının ihlal edilerek hüküm tesis edildiğini, davacı ile müvekkili arasında vekalet ilişkisi olduğunu ve hizmet sözleşmesinin bağımlılık unsuru kanıtlanmadığı halde bu ilişki kanıtlanmış gibi ücretinin de ispat edilemediğini, ilk derece mahkemesi tarafından 2.208,00 TL/net ücretle çalıştığının kabulünün hatalı olduğunu, davacının talebinin kısmen kabulüne karar verildiği halde tam kabul edilmiş gibi yazılarak müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, Yargıtay yerleşik kararlarına göre araştırma yapılarak müvekkili ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi mi yoksa vekalet ilişkisi mi olduğunun saptanması ve komşu işyerleri ile çalışanlarının ve bordro tanıklarının dinlenerek karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir. 3- Feri müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; davanın kısmen kabulüne ilişkin yazılı delil bulunmadığını, Kurum kayıtlarının aksinin eşdeğer yazılı delille ispatı gerektiğini, çelişkili tanık anlatımlarına, hatalı ve çelişkili bilirkişi raporun dayalı eksik inceleme sonucu karar verildiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının 09.12.2016–25.04.2019 tarihleri arasında aylık net 3500 TL maaş ile davalılara ait işyerinde geçen çalışmalarına ilişkin hizmet tespiti istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, 194 üncü gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli ... getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde davanın yasal dayanağını oluşturan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86/9. maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır. Anayasa’nın 12. maddesine göre; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkıdır. Aynı zamanda “sosyal güvenlik, sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir”. Bu esası göz önüne alan anayasa koyucu “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” başlığı altında sosyal güvenlik hakkını da düzenlemiş ve 60. madde ile “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmünü getirmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 7. maddesinde de bu ilke benimsenerek, sigorta hak ve yükümlülüklerinin 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya başladıkları tarihten itibaren başlayacağı, yine aynı Kanun'un 92. maddesinde sigortalılığın zorunlu oluşu ve Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersiz olacağı düzenlenmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür. Gerek (Mülga) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu anlamında gerekse 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın mülga 506 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde, 5510 sayılı Kanun'un ise 6. maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesine ve 506 sayılı Kanun'a göre sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu ile (Mülga) 506 sayılı Kanun'da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 5510 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde, hizmet akdinin 22.04.1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade ettiği düzenlemesine yer verilmiştir. Yürürlükteki 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde ise, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse, 4857 sayılı İş Kanunu'nda “Hizmet akdi” sözcüğü terk edilmiş, yerine “İş sözleşmesi” ifadesi kullanılmıştır. Borçlar Kanunu’nun 313/1. maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanunu'nda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekâlet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 6/a, 7/a, 82/2-3. maddeleri hükümlerinde de açıkça görüleceği üzere sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar ( 5510 S.K. m.7/a). Maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise, ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır. Konu, doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmaların da sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özellikleridir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa, bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Somut davada davacı 09.12.2016 – 25.04.2019 tarihleri arasındaki hizmetlerinin ve prime esas kazancının tespitini talep etmiş, mahkemece 10.12.2016 ile 30.09.2018 tarihleri arasında davalı Efser ..A.Ş.'de , 01.10.2018 ile 24.04.2019 tarihleri arasında Kent A.Ş.'de hizmet akdi ile davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuşsa da, karar eksik araştırmaya dayalı olup davacı ile davalılar arasındaki çalışma ilişkisi somut olarak belirlenememiştir. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, ücretin ödenme biçiminin bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak ihtilaf konusu dönemde davacının davalılara ait iş yerinde hizmet akdi ile mi çalıştığı yoksa aralarındaki ilişkinin vekalet akdine mi ilişkin olduğu değerlendirilmelidir. Bu kapsamda davacıdan davasını somutlaştırması istenilmeli , davalılara ait iş yerinde hangi işleri yaptığı, hangi tarihlerde yerine getirdiği , vekalet kapsamında yapılan işler dışında başka işlerde çalışıp çalışmadığı, hangi adresteki inşaat işinde çalıştığı belirlenerek, bu kapsamda çalıştığı işyerine ait bodrolar celp edilerek re'sen tanık beyanlarına başvurulmalı, araştırmanın genişletilmesiyle elde edilecek bilgiler ile dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek davacı ile davalı arasındaki ilişkinin hizmet akdine dayanıp dayanmadığı, hizmet akdine dayanması halinde ise çalışmanın niteliği, sürekli olup olmadığı hususu soruşturulmalı, bu bağlamda hizmet akdinin gereklerinden olan bağımlılık unsurunun davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği etraflıca tanık beyanları ile ortaya konulmalı,hizmet akdi ve vekalet aksine dayalı ayrı ayrı dönem çalışmaları varsa bu dönemler ayrıştırılarak , bu konuda yeterli ve gerekli tüm araştırma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.