Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/8508 E. 2024/9646 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/8508
Karar No
2024/9646
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/147 E., 2024/1053 K. KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 40. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/85 E., 2023/324 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararınının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı sigortalının 27.04.2014 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP 1.Davalı ... ve ... San. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın, davacının kusuru sebebiyle meydana geldiğini, aylık ücretin asgari ücret seviyesinde olduğunu, iddia ve istemlerin haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının kalıpçı olarak asgari ücretle çalıştığını, kazanın, davacının kusuru sebebiyle meydana geldiğini, müvekkiline kusur yükletilemeyeceğini, iddia ve istemlerin haksız olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 3.Davalı ... Konut Müteahhitlik İnş. Tur. Gıda San. ve Tic. A.Ş. cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 168.133,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 27.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maddi tazminatın eksik belirlendiğini, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2017 tarihli ilk nihai kararını istinaf edenler arasında müvekkilinin de bulunduğunu, davalılar lehine usulü kazanılmış hak oluşmadığını, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre hesaplama yapılması gerektiğinden bilinen devre sonunun ileri çekilerek asgari ücret artışlarının dikkate alınması gerektiğini, dava ve ıslah dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı tutulduğunu, 17.04.2017 tarihli ıslah dilekçesinde davacının ücretinin düşük belirlendiğine yönelik itiraz bulunduğunu, bu itirazın usulü kazanılmış hak oluşumuna engel kabul edilmesi gerektiğini, tazminat hesabında aylık ücretin düşük tespit edildiğini, davacının emeklilik döneminin hatalı belirlendiğini, manevi tazminat miktarının düşük olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu, davalı ...'in alt işveren, diğer davalı şirketlerin ise asıl işveren konumunda olduğu, davacının alt işveren davalı ...'in işçisi olarak çalıştığı, 27.04.2014 tarihinde yüksekten düşme suretiyle meydana gelen iş kazası sonucunda %58 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, Mahkemece, davacının kusurunun %10 oranında olduğu, kalan kusurdan (%90) ise davalıların sorumlu tutulması gerektiği, davalılar arasındaki iç ilişkide kusur aidiyet ve dağılımının ileride açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilebileceği, davacı tarafın, kusura yönelik açık bir istinaf sebebi bulunmadığı, kamu düzenine aykırı bir halin olmadığı, maddi tazminat alacağının, 13.04.2017 tarihli bilirkişi raporunda denetime elverişli şekilde hesaplandığı ve alacağın 168.133,00 TL tutarında olduğunun mütalaa edildiği, kaldırma kararı sonrasında, hesap verilerinde değişikliğe gidilmesini gerektirir bir hal ortaya çıkmadığı, kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir durumun da söz konusu olmadığı, davacı vekilinin, İlk Derece Mahkemesinin 23.05.2017 tarihli ilk nihai kararını da istinaf etmiş olduğu görülmüş ise de, ilk hükme yönelik istinaf dilekçesinde sadece manevi tazminat alacağı yönünden kararın kaldırılmasının talep edildiğinin, maddi tazminat açısından ise açık bir istinaf sebebi ileri sürülmediğinin anlaşıldığı, bu itibarla, 13.04.2017 tarihli hesap raporundaki veriler yönünden davalılar yararına oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilmesi gerekli olup bu hesap raporunda esas alınan bilinen (işlemiş) dönem sonunun ileri çekilmesinin mümkün olmadığı, oluşan usulü kazanılmış hak kapsamında, ücrete ilişkin istinaf sebebinin de yerinde görülmediği, yapılan açıklamalar ışığında varılan neticede, davacının hak kazandığı maddi tazminat alacağının 168.133,00 TL olduğunun anlaşıldığı, Mahkemece, belirtilen tutarın hüküm altına alınmasının yerinde olduğu, somut olayda, Mahkemece, davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğunun anlaşıldığı, davacı işçinin kaza tarihindeki yaşı, olayın oluş şekli, sürekli iş göremezlik oranı, kusur durumu, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, paranın satın alma gücü gözetilerek, davacının 75.000,00 TL manevi tazminata hak kazandığının benimsendiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 nci maddesi gereğince, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak üzere, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 168.133,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 27.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 27.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci ve 77 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. Davacı vekilinin reddedilen manevi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanunun 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2.6100 sayılı HMK nın 110 ncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. 3.Dosya içeriğine göre, temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.291,558 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 2. Davacı vekilinin reddedilen maddi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2..Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup Bölge Adliye Mahkemesince oluşturulan gerekçenin yerinde olduğu dikkate alındığında, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin hükmedilen manevi tazminatlara yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekilinin hükmedilen maddi tazminatlara yönelik temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oyçokluğuyla 08.10.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi ve manevi tazminatın davacı tarafından kusur ve manevi tazminatın azlığı nedeni ile istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kaldırma ve geri gönderilmesinden sonra maddi tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artışların ilk derece mahkemesince istinaf edilmemesi nedeni ile dikkate alınmamasının davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, .../ ATALAY, .../ÖZEKES, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep ... gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme ... doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 8. Belirtmek gerekir ki Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf istinaftan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararıisitnaf etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararı ile ilk karar tamamen ortadan kalkmıştır. Yeniden yargılama yapılmıştır. 9. Diğer taraftan tazminatın hesaplanmasında yaşam tablosuna göre hesaplama farazi verilere dayanmaktadır. Başka bir anlatımla gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Dolayısı ile bu yönde itiraz edilmemesi de usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. III. Sonuç: 10. Tazminatın TRH 2010 yaşam tablosuna göre tazminatın belirlenmesi usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı gibi asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki çoğunluk ve mahkeme gerekçesine katılınmamıştır. Zira Bölge Adliye gönderme kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının istinaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/8508, K. 2024/9646, T. 08.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-8508-e-2024-9646-k-a8f2e58f7d51