Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/9521 E. 2024/2883 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9521
- Karar No
- 2024/2883
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/284 E., 2023/273 K. KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/303 E., 2021/500 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 19.03.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacı adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalı işverenin kusurlu olduğundan bahisle 430.219,59 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasından dolayı %38,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda kazanın oluşumunda davacının %20, davalı işveren şirketin %70, davalı şirketin işveren vekili dava dışı...'ın %20, davalı şirketin iş güvenliği uzmanı ...'ın %20 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de kusur paylaşımı noktasında rakamsal hata yapıldığının belirgin olduğu, davacının açıkça kusursuz olduğunun anlaşılması karşısında yargılamanın uzamaması açısından çelişkinin giderilmesi için dosyanın yeniden bilirkişiye gönderilmediğinden bahisle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle davalının olay nedeniyle ağır ve tam kusurlu olduğunu, davacının bir gözünün tamamen görmediğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, reddedilen kısım yönünden manevi tazminat için nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, davacının %95 oranında görme kaybı olduğunu belirterek hükmün ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, ıslahın yasal bir haftalık süre içerisinde yapılmadığını, ıslaha karşı zamanaşımı itirazları olduğunu, ıslahı kabul etmediklerini, dava tarihinden faiz talep edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ıslah talebinin reddi gerektiğini, 30.09.2021 tarihli ara karardan dönülme talepleri dikkate alınmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, bilirkişi raporuna itirazlarını tekrar ettiklerini, bilirkişinin davalı şirketin %100 kusurluymuş gibi hesap yapmasının hatalı olduğunu, davacının muhtemel ömrünün hatalı hesaplandığını, ek raporun hatalı olduğunu, maddi zararda ilk peşin sermaye değerinin indirilmediğini, bilirkişinin hesaplamaları ile beyanlarının çeliştiğini, bilirkişinin manevi tazminat miktarı konusunda miktar belirtmesinin hatalı olduğunu, makineden küçük demir parçasının fırlamasının mümkün olmadığını, davacının kendi kusurundan kazanç elde etmeye çalıştığını, davacının çalıştığı makinenin bakımlarının düzenli yapıldığını, kazanın davacının kendi kusuruyla meydana geldiğini, %38,00 maluliyet oranını kabul etmediklerini, davacının 04.05.2015 tarihinde işbaşı yapabileceğine ilişkin raporu olduğunu, üçlü bilirkişi heyetinden kusur raporu alınması ve yeni hesap raporu alınması taleplerinin dikkate alınmadığını, maluliyet hususunda ATK 3. İhtisas Kurulu ve 2. Üst Kurul arasındaki raporlar arasında çelişki olduğunu, davacının uzman ana bilim dalı başkanlığına sevk edilerek rapor alınmasına ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, davacının maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek, hükmün ortadan kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, maddi tazminat taleplerinin tam kabulüne karar verilmiş olmasını isabetli bulduklarını ancak dosyanın yaklaşık 8 yıldır devam ediyor olması dikkate alındığında, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf aşamasında karar tarihine en yakın veriler ve asgari ücret artışları re'sen dikkate alınarak hüküm verilmesi gerekirken, hükmolunan maddi tazminat tutarının güncel olmadığını düşündüklerini, hesaplanan ilk peşin sermaye değerinin fazla ve hatalı olduğunu, öte yandan hesaplamadan ilk peşin sermaye değerinin düşürülmesini kabul etmemekle birlikte, hem ilk peşin sermaye değerinin hem de fiili ödemelerin düşürülmesinin de hatalı olduğunu, bu durumun mükerrer indirime yol açtığını, bilirkişi tarafından mahsup edilen fiili ödemenin geçici iş göremezlik ödemesi de olmadığını, sürekli iş göremezlik geliri olduğunu, iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında hesaplanan zarardan sürekli iş göremezlik geliri ile ilgili fiili ödemelerin mahsubu gibi bir durumun hukuken mümkün olmadığını, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu, manevi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden belirlenen red vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının ıslahının yasal bir haftalık süre geçtikten sonra yapıldığını, ıslahın zamanaşımına uğradığını, hesap raporlarına itirazlarını tekrar ettiklerini, dosyada alınan bilirkişi raporunda müvekkili şirketin %70 kusurlu olduğu belirtildiği halde bilirkişi hesap raporunda müvekkili şirketin %100 kusurluymuş gibi hesaplama yapılmasını ve müvekkili şirketin müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmasına ilişkin bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, müvekkilinin kusursuz olduğunu, hesap raporunda davacının bakiye ömrünün hatalı tespit edildiğini, davacının sürekli iş göremezlik oranı %60’ın altında olduğuna göre pasif dönem hesabı yapılmaması gerektiğini, rücuan tazminat dava dosyasında yapılan gerçek zarar hesabı ile eldeki dosyada yapılan hesaplama arasında miktarlar yönünden çelişki olduğu halde bu çelişki giderilmeden karar verildiğini, hesap raporunda ilk peşin sermaye değeri ve geçici iş göremezlik ödeneğinin kurumdan sorulması gerektiği belirtilmesine karşın raporun sonunda Kurum ödemelerinin tenzil edildiğini, haliyle davacının maddi zararının bulunduğunun belirtilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat yönüyle de bilirkişinin beyanını ve hesaplamasını kabul etmediklerini, davacının manevi tazminat hakkı bulunmadığı gibi bilirkişinin görev ve yetkisini aşarak manevi tazminat miktarı belirtmesinin yasalara aykırılık teşkil ettiğini, davacının çalışmakta olduğu makineden, küçük demir parçasının fırlamasının mümkün olmadığını, davacının asılsız iddialarda bulunduğunu, asıl amacının kendi kusurlu davranışından maddi kazanç elde etmek olduğunu, davacının çalışmakta olduğu makinenin tüm bakımlarının düzenli olarak yapıldığını, davacı makine ile ilgili olarak bilgilendirme yapıldığını, uyarıların asılı olduğunu, hastane kayıtları incelendiğinde davacının 04.05.2015 tarihinde işbaşı yapmasının uygun olacağına dair rapor bulunduğunu, buradan da anlaşılacağı üzere davacının sağlık durumu yani gözünün gayet iyi olduğunu, davacı her ne kadar gözünden yaralandığını iddia etmekteyse de bu durumu kabul etmemekle beraber müvekkili şirketin ve yetkilisinin kusursuz olduğunu, işverence denetim ve gözetim görevinin yerine getirildiğini, maluliyet raporundaki oranı kabul etmemekle birlikte bu raporun ve rapordaki neticenin müvekkili işyeriyle ve işveren vekili...'la bir ilgisinin bulunmadığını, %38,00 maluliyet oranını ve bu oran dikkate alınarak hesaplanan bilirkişi ek raporunu kabul etmediklerini, tespit edilen sürekli iş göremezlik oranları arasındaki çelişkiler nedeniyle dosya ile birlikte davacının bir tıp fakültesinin konuda uzman ana bilimdalı başkanlığına sevkinin sağlanarak maluliyet itirazlarına ilişkin rapor aldırılmasını talep ettikleri halde dikkate alınmadığını, keşif yapılarak kusur incelemesi yapılmasını, open-end makinasının rotor bölümünden demir parçasının (çapak) fırlamasının mümkün olup olmayacağı konusunda yeniden rapor aldırılmasını talep ettikleri halde bu taleplerinin dikkate alınmadığını, istinaf dilekçelerinde istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmasına karar verilmesi talep etmelerine karşın kabul edilmediğini, müvekkili adına kayıtlı 34 BK 634 plakalı araç üzerindeki ihtiyati tedbir şerhinin bulunması nedeniyle müvekkilin mağduriyetine sebep vermekte olup araç üzerindeki ihtiyati tedbir şerhinin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri. 3. Değerlendirme a. Taraf vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 430.219,59 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2023 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen 50.000,00 TL manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. b. Taraf vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda davacının kusursuz olduğu, davalı işveren şirketin %70, davalı şirketin işveren vekili dava dışı...'ın %20, davalı şirketin iş güvenliği uzmanı ...'ın %20 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, kusur raporu bu şekilde olmasına karşın İlk Derece Mahkemesi gerekçeli kararında raporda davacının %20, davalı işveren şirketin %70, davalı şirketin işveren vekili dava dışı...'ın %20, davalı şirketin iş güvenliği uzmanı ...'ın %20 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiğinden bahsedildiği, bilirkişi kusur raporunda taksim edilen kusur oranlarının toplamının %110 olduğu, Kurum Sağlık Kurulunun 02.11.2015 tarihli raporunda davacının yargılamaya konu iş kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğu, 15.03.2017 tarihinde kontrol muayenesinin gerektiği, Kurum Sağlık Kurulu'nun 18.07.2017 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğu, kontrol muayenesi gerekmediği, Yüksek Sağlık Kurulunun 24.12.2018 tarihli kararında sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğu kontrol muayenesi gerekmediğinin belirtildiği, davacı vekilinin anılan Yüksek Sağlık Kurulu kararına karşı verdiği 16.01.2019 tarihli dilekçesinde aynen “…Yüksek Sağlık Kurulu raporunun müvekkil aleyhine olan yönlerini kabul etmemekle birlikte dosyanın geldiği aşama dikkate alınarak ve yargılamanın sürüncemede kalmaması için dosyanın kusur incelemesi yönünden bilirkişiye tevdiini talep ediyoruz. Dosya kapsamı ile görüldüğü üzere, alınan Adli Tıp Raporunda müvekkilimin gözünde %95,00 oranında görme kaybı olduğu anlaşılmıştır. Bu görme kaybının SGK kayıtlarında %33,00 oranında maluliyete tekabül ettiği belirtilmiş, davalının itirazı üzerine yapılan incelemede Yüksek Sağlık Kurulu tarafından maluliyet oranının yine %33 oranında olduğu belirtilmiştir. Yapılan tüm maluliyet araştırmalarında oran konusunda bir değişiklik ve farklılık yoktur. Ancak davalının halen, davamızdaki iddialarımızın ve zararımızın gerçeğe aykırı olduğunu beyan etmesi hukuka, ahlaka ve hak ve nesafet kurallarına aykırıdır.” şeklinde beyanda bulunduğu, sonuç itibariyle davalı tarafın itirazı nedeniyle Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 11.09.2019 tarihli raporda davacının sürekli iş göremezlik oranının %37,00 olduğunun, yine davalı tarafın itirazı üzerine düzenlenen Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 09.07.2020 tarihli raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının %38,00 olduğunun tespit edildiği, Mahkemece bir asıl bir de ek hesap raporu alındığı, raporlarda ilk peşin sermaye değeri ve geçici iş göremezlik ödeneği tenzilatı yapılmadığı, 03.03.2021 UYAP kayıt tarihli kök hesap raporunda davacının Kurum ödemeleri tenzil edilmemiş maddi zararının PMF tablosuna göre belirlenmiş bakiye ömür ve asgari ücret üzerinden, davacının kusursuz, sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğu kabulünden hareketle 425.699,67 TL olarak tespit edildiği, 13.07.2021 UYAP kayıt tarihli ek hesap raporunda davacının Kurum ödemeleri tenzil edilmemiş maddi zararının PMF tablosuna göre belirlenmiş bakiye ömür ve asgari ücret üzerinden, davacının kusursuz, sürekli iş göremezlik oranının %38,00 olduğu kabulünden hareketle 490.199,62 TL olarak tespit edildiği, bu hesap raporlarını düzenleyen bilirkişi ...'in aynı zamanda rücuan tazminat dava dosyasındaki hesap raporunu da hazırlayan bilirkişi olduğu, rücuan tazminat dava dosyasında hazırladığı 16.02.2021 tarihli bilirkişi hesap raporunda PMF tablosuna göre daha fazla bakiye ömür ihtiva eden TRH 2010 tablosuna göre belirlenmiş bakiye ömür ve asgari ücret üzerinden, davacının kusursuz, sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğu kabulünden hareketle tavan zararın 333.723,55 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilinin hem 13.07.2021 UYAP kayıt tarihli ek hesap raporuna süresinde itiraz ettiği, hem de 07.10.2021 tarihli dilekçesinde Kurum tarafından davacıya %33,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan 59.979,93 TL tutarındaki ilk peşin sermaye değerinin tamamını ek hesap raporunda belirlenen 490.199,62 TL'den düşerek maddi tazminat istemini 430.219,59 TL’ye arttırdığı, davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı verdiği istinaf dilekçesinde "Yerel Mahkeme kararında maddi tazminat taleplerimiz noktasında kararın usul ve yasaya uygun olduğunu düşünüyoruz." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti önem taşımaktadır. Zira maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında davacının kendi kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi yine manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. Bunun yanında meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olanların kendi aralarındaki kusur dağılımı, kendi payına düşenden fazla ödeme yapan müteselsil borçlunun diğer müteselsil borçlu veya borçlulara karşı yönelteceği rücu alacağının miktarını etkilediği gibi müteselsil sorumlular arasında 5510 sayılı Kanun’un 21/4 üncü maddesi anlamında üçüncü kişinin bulunması durumda hesaplanan maddi tazminat tutarından tenzil edilecek Kurum ödemelerinin miktarını da etkilemektedir. Öte yandan usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, Mahkemece teselsül hükümleri doğrultusunda karar verilmesi yerindedir ne var ki hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda olayın oluşuna uygun olacak şekilde davacının kazanın meydana gelişinde bir kusuru bulunmadığı belirtilmesine karşın İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde davacının %20 oranında kusurlu olduğunun belirtilmesi hatalı olduğu gibi kusur raporunda davalı işveren şirket ve dava dışı gerçek kişilere toplamda %110 oranında kusur izafe edilmiş olmasına karşın bu hata aynı bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak giderilmeden karar verilmesi isabetsizdir. Bunlar yanında davacı vekilinin 16.01.2019 tarihli dilekçesindeki beyanları dikkate alındığında davalı yararına %33,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden usuli kazanılmış hak oluştuğu dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş; hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek kusur raporu alarak davalı işveren şirket ile dava dışı gerçek kişiler arasındaki kusur dağılımını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirlemek, Kurum'dan sorularak davacıya yargılamaya konu iş kazası nedeniyle geçici iş göremezlik ödeneği ödenip ödenmediğini tespit etmek, farklı bir hesap bilirkişisinden davacının kusursuz, hesaplama yapılması gereken sürekli iş göremezlik oranının %33,00 olduğunu dikkate alan ve 13.07.2021 UYAP kayıt tarihli bilirkişi ek hesap raporunun bilinen/iskontosuz, bilinmeyen/iskontolu dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmeden aynen kullanan, aynı zamanda Kurum tarafından açılan rücuan tazminat dava dosyasında aynı bilinen döneme ilişkin farklı bir tavan zarar tutarı belirlendiğine ilişkin davalı itirazı bulunduğu üzerinde duran, davacıya %33,00 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanan iş kazası sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerinin ve davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin hesaplanacak maddi zarar tutarından tenzil edilmesi gerektiğini dikkate alan denetime elverişli bilirkişi hesap raporu almak ve usuli kazanılmış hakları da göz önünde bulundurmak suretiyle çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Taraf vekillerinin davacının manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine, 2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 4.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Davacı avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.