Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/5783 E. 2023/9448 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5783
- Karar No
- 2023/9448
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2418 E., 2023/281 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2014/730 E., 2022/458 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleti tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile müvekkilinin davalı şirket nezdinde 21.12.2005 tarihinden 02.08.2013 tarihine kadar farklı birimlerde çalıştığını, işe başladığında sağlık sorunu bulunmadığını, 2007 yılında sağ dirseğinde ağrı şikayetleri başladığını, mesleki tetkikler sonucunda sağ kol medial epikondilit mesleki tanısı konduğunu, meslek hastalığının oluşmasında işverenin kusuru bulunduğunu belirterek maddi ve manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sigortalının meslekte kazanma gücünün yüzde sıfır olarak belinlendiğini, sigortalının iş yerinde farklı prensiplerle görev yaptığını, düzenli olarak rotasyona tabi tutulduğunu, eğitimlerin verildiğini, Meslek Hastalıkları Hastanesi raporunu da kabul etmediklerini savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 1-Asıl davanın kabulüne, A – 705.449,40 TL maddi tazminatın 11.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, B– 60.000 TL manevi tazminatın 11.11.2016 itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3 – Davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin 21.12.2005 tarihinden, 02.08.2013 tarihine kadar davalı iş yerinde farklı birimlerde çalıştığını, davalı şirkette çalışmaya başladığında hiçbir sağlık sorunu olmayan müvekkilinin davalı iş yerinin sağlığa uygun olmayan ve ağır çalışma koşulları sonucunda kalıcı halde meslek hastalığına yakalandığını ve ciddi oranda malul kaldığını, davacı müvekkilin malul kalmasında, davalı işverenin tam kusurlu olduğu hususunda şüphe bulunmadığını, davacı müvekkil için hükmedilen bu miktarın müvekkilin yaşamış olduğu elem ve ızdırabı denkleştirme imkanı bulunmadığını, zira müvekkili lehine takdir edilen manevi tazminat miktarı oldukça düşük olup, ne müvekkilin yaşadığı acıyı ne de kendisinde kalıcı hasarlar bırakan ruhsal ve sinirsel bozuklukları telafi edebilecek nitelikte olduğunu, mahkeme gerekçeli kararında, birleşen dosya yönünden yargılama gideri hesabı yapılmadığını ve yargılama giderinin davalı yanca ödenmesine hükmedilmediğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulünü talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, davacının 21.12.2005 tarihinde işe girdikten sonra yalnızca 01.07.2006 tarihine kadar üretim hattında çalıştığını, 01.07.2006 tarihinden itibaren destek işlemine alındığını ve bu tarihten sonra da kollarını zorlayıcı herhangi bir işte çalıştırılmadığını, zaten 14.07.2011 tarihinden itibaren de kendisine sağlık raporuna istinaden yalnızca bitmiş ürünün "sadece ve tamamen gözle kontrolü" işi verildiğini, iki ay gibi çok kısa bir zaman sonra davacının burada ayakta durmanın da kendisini yorduğunu ifade etmesi üzerine 27.09.2011 tarihinden itibaren de iş akdinin sonlandığı 02.08.2013 tarihine kadar hiçbir işte çalıştırılmadan kadroda bulundurulmaya devam edildiğini, davacıya bitmiş ürünün "sadece ve tamamen gözle kontrolü" işinin verildiği 14.07.2011 veya hiçbir işte çalıştırılmadan kadroda bulundurulmaya devam edildiği 27.09.2011 tarihi esas alındığında, davacının zaten haksız olan söz konusu taleplerinin zamanaşımına uğradığının sarahaten tespit edilmekte olduğunu, müvekkilinin üzerine düşen her türlü yükümlülüğü titizlikle yerine getirdiğini, kusur raporunun hatalı olup, hüküm kurmaya elverişsiz olduğunu, yerinde inceleme de yapılmak suretiyle kusur bakımından kapsamlı, somut, denetime elverişli ve hakkaniyetli bir bilirkişi incelemesinin yapılması gerektiğini, davacının müvekkilimize kusur isnat ederken dayandığı tanık beyanlarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, zira söz konusu tanıkların müvekkiline karşı açılmış davaları olduğunu ve müvekkilimizle husumetleri bulunan, objektif tanık sıfatını hiçbir şekilde haiz olmayan tanıklar olduğunu, yerinde inceleme yapılmadan, müvekkilinin kusurunun neden kaynaklandığı somut olarak tespit edilmeden, kaçınılmazlık ilkesi göz önünde bulundurulmadan, müvekkilinin kusursuz olduğu tespit edilen dosyada mübrez SGK müfettiş raporuna da tamamıyla aykırı olarak, gerekçesiz ve denetime elverişsiz şekilde, tamamıyla müvekkiline kusur isnat etme amacıyla hazırlanan kusur raporuna dayanılarak hüküm kurulmuş olmasının, davacının maluliyet oranına dair çelişkilerin giderilmemiş olmasının ve Yerel Mahkeme kararının tamamen eksik incelemeye dayalı olarak verildiğinin göstergesi olduğunu belirterek Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından maluliyetin tespitine yönelik açılan davada ... 1.İş Mahkemesinin 2015/483 E. ve 2020/32 K. Sayılı dosyasında davacının maluliyetinin %22 olduğunun tespit edildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından, meslek hastalığının oluşumunda davalı işverenin kusurunun olup olmadığı varsa oranın belirlenmesi yönünden yaptırılan 09.05.2022 tarihli bilirkişi incelemesi sonucunda, davacının mesleki maluliyetinin oluşumunda davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğunun, davacı işçinin kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, somut olayda, davacı ile davalı işverenin kusur durumlarının tespiti için alınan bilirkişi raporunun ehil ve konusunda uzman bilirkişi tarafından tanzim edildiği, bilirkişi tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporun kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, davalıya izafe edilen kusur oranının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği ve kaçınılmazlık faktörünün tartışıldığı, bilirkişi raporunun tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi tarafından bilirkişi tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin rapora itibar edilerek bu raporun hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, maluliyet başlangıç tarihi nazara alındığında eldeki tazminat taleplerinin zamanaşımına uğramadığının anlaşıldığı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, sürekli iş göremezlik oranı ve olay tarihi dikkate alındığında davacı için hükmedilen manevi tazminat miktarının yerinde olduğu, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle; istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan değerlendirmeye göre; Yerel Mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olup davacı ve davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK’nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleti temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu beyanla kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı definin değerlendirilmediğini, müvekkilinin üzerine düşen her türlü yükümlülüğü titizlikle yerine getirdiğini, kusur raporunun hatalı olup, hüküm kurmaya elverişsiz olduğunu, yerinde inceleme de yapılmak suretiyle kusur bakımından kapsamlı, somut, denetime elverişli ve hakkaniyetli bir bilirkişi incelemesinin yapılması gerektiğini, davacının müvekkilimize kusur isnat ederken dayandığı tanık beyanlarının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, zira söz konusu tanıkların müvekkiline karşı açılmış davaları olduğunu ve müvekkilimizle husumetleri bulunan, objektif tanık sıfatını hiçbir şekilde haiz olmayan tanıklar olduğunu, yerinde inceleme yapılmadan, müvekkilinin kusurunun neden kaynaklandığı somut olarak tespit edilmeden, kaçınılmazlık ilkesi göz önünde bulundurulmadan, müvekkilinin kusursuz olduğu tespit edilen dosyada mübrez SGK müfettiş raporuna da tamamıyla aykırı olarak, gerekçesiz ve denetime elverişsiz şekilde, tamamıyla müvekkiline kusur isnat etme amacıyla hazırlanan kusur raporuna dayanılarak hüküm kurulmuş olmasının tamamen eksik incelemeye dayalı olarak verildiğinin göstergesi olduğunu beyanla kararının bozulması gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 49, 50, 51, 52, ve 56 ve 417 nci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 14, 16, 19 ve 21 nci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Davacı ve davalı vekillerinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir. Mülga 5521 sayılı Kanun'un, 6763 sayılı Kanun 5 inci maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3 üncü maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362 nci maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir. HMK 362/2 nci maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir” HMK 366 ncı maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346 ncı madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir. Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.07000 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL, 01.01.2023 tarihi sonrası için 238.735,737 TL’dir. Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla davacı ve davalı vekillerinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. 3. Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, hükme esas alınan hesap raporundaki hesap ilkelerinin Dairemizce benimsenen ilkelere uygun olması ve davalı vekilince temyiz sebebi olarak ileri sürülen sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olarak daha evvelce ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde açıklandığı şekilde incelenerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği bu yönle Bölge Adliye Mahkemesince oluşturulan gerekçenin de yerinde olduğu dikkate alındığında kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı ve davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE, 2. Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin ilgilerden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.