Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/5009 E. 2024/10008 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5009
- Karar No
- 2024/10008
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1092 E., 2022/1817 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/302 E., 2022/286 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddi ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalıya ait kum ocağı işletmesinde çalışmakta iken 06.09.2010 tarihinde bindiği yükleyici kepçenin kovasından aşağı düşerek hareket halindeki kepçenin tekeri altında kalmak suretiyle yaralandığını belirterek 100.000 TL manevi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden faiziyle tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında talebini maddi tazminat yönünden 326.530.32 TL olarak arttırdığını bildirmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kaza tarihinde kendi görevi olmadığı halde kamyon elek değişimi yapmak istediğini, işyeri sahibinin bilgisi dışında hareket ederek kendi hareketleri ile kazanın oluşumuna neden olduğunu, davalının herhangi bir kusuru bulunmadığını, kazadan sonra davacının tüm maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşıladığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 06.09.2010 tarihinde kaza geçirdiği, SGK denetmeni tarafından kazanın davacının işyerinde çalıştığı sırada ve işveren tarafından yürütülen bir iş esnasında gerçekleşmiş olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince iş kazası olduğu, yine aynı raporda işverenin kazanın meydana gelmesinde %80 kusurlu, davacının %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, Mahkemece iş güvenliği alanında uzman heyetten aldırılan 07.12.2013 tarihli kusur raporunda da tarafların kusur oranlarının aynı olduğu, işverenin kusurunun %80 olduğunun tespit edildiği, aynı iş kazasından dolayı Kurum tarafından açılan rücuen tazminat davasında davalı işverenin %80 ve sigortalının %20 oranında kusurlu olduklarının değerlendirildiği, 07.03.2022 tarihli hesap bilirkişi raporu, kaldırma kararı öncesinde düzenlenen 07.12.2013 tarihli kusur bilirkişi raporu içeriği, kaldırma kapsamı dışında taraflar lehine doğmuş usuli kazanılmış hak ilkesi dikkate alınmak suretiyle, davanın kısmen kabulüne dair karar verildiği gerekçesiyle, "289.842,47 TL maddi tazminat ve 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 06.09.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; hükme esas alınan 07.03.2022 tarihli hesap raporuna süresi içerisinde davacının kabulünde olan ödemelerin düşülmemesi nedeniyle yaptıkları itirazın Mahkeme ve bilirkişi tarafından dikkate alınmadığını, temyiz edilmeden kesinleşen rücu dosyasındaki kusur oranlarının emsal alınmasının kabul edilemeyeceğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının kendi kusuruyla kaza geçirdiğini, ortak tanık ve iş makinası operatörü olan ...'un dikkatsiz ve tedbirsiz davranarak kazaya neden olduğu halde Mahkemece kepçe operatörüne kusur atfedilmediğini, kaçınılmazlığın değerlendirilmediğini, meslekte kazanma gücü kaybının yüksek olduğunu, hesap raporuna yapılan itirazları giderilmeden karar verildiğini, ıslah dilekçesine süresinde yapılan itiraz ve zamanaşımı defiinin değerlendirilmediğini, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olup reddi veya düşürülmesi gerektiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile rücu dosyasında davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının davalı tarafça istinafı üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 2017/687-1021 E. K. Sayılı ilamında tarafların kusur oran ve aidiyetine ilişkin nitelendirmeler ve değerlendirmeler yerinde bulunarak işverene %80 kusur atfeden rapora itibar edildiği, Mahkemece hükme esas alınan 07.12.2013 tarihli kusur raporunun da rücu dosyasındakiyle aynı kusur dağılımına yer verdiği, raporun kazanın gerçekleştiği alanda uzman iş güvenliği heyetinden alındığı, olayın oluşuna ve dosya kapsamına uygun bulunduğu, kaza tarihine göre olaya uygulanması gereken 4857 Sayılı Kanunun 77. maddesi ile ilgili tüzük hükümleri gözetilmek suretiyle hazırlandığı anlaşıldığından davalının kusura ilişkin itirazlarına itibar edilmediği, SGK'nın 27.04.2015 ve Yüksek Sağlık Kurulunun 02.10.2015 tarihli raporlarının birbirini teyit eder şekilde davacının sürekli iş göremezlik oranının %35,2 olarak tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 09.10.2017 tarihli raporunda %59 olarak tespit edilen sürekli iş göremezlik derecesinin Adli Tıp 2. Üst Kurulunun 21/02/2019 tarihli kararı ile %49 olarak tespit edildiği ve Mahkemece yukarıda yapılan açıklamalara uygun olarak takip edilen silsile sonucu tespit edilen %49 oranının tazminatlara esas alınmasının yerinde olduğu, davacının davalı şirkette işçi olarak çalışması esnasında bir ayağının amputasyonu şeklinde yaralanarak %49 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işverenin %80 kusurlu olduğu, iş kazası nedeniyle sigortalı işçinin duyduğu elem ve şiddetli ızdırabın derecesi, kazanın meydana geldiği tarih ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile dosya kapsamı dikkate alındığından Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarı makul olup aksi yöndeki davalı itirazlarına itibar edilmediği, kaza, dava ve ıslah tarihleri gözetildiğinde hükmedilen maddi tazminatın zamanaşımına uğramadığı, Mahkemece verilen ilk karara esas alınan maddi tazminat hesabının PMF verileri esas alınarak yapıldığı ve Bölge Adliye Mahkemesinin TRH 2010 tablosunun esas alınması gerektiği yönündeki kaldırma kararının işveren aleyhine olduğu, aleyhe bozma yasağı karşısında bu kaldırma nedeninin maddi hataya dayandığı, bu nedenle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı sonucuna varıldığı, her ne kadar kaldırma kararı sonrası TRH 2010 formulüne göre hesap raporu aldırılmış ise de raporun denetime elverişli olmadığı gibi, diğer tüm veriler değiştirilmeden PMF'ye göre daha uzun olan TRH 2010 formülündeki bakiye ömür sürelerinin benimsenmesi halinde ilk karara dayanak hesap raporundan daha fazla maddi tazminat hesaplanması gerekirken her nasılsa işverenin daha aleyhine olan TRH 2010 formülüne göre hesaplanan maddi tazminat ilk karara dayanak yapılan rapordakinden daha düşük hesaplanmış olup, hesabı açıkça göstermeyen ve denetime elverişli olmayan, varılan sonucun da hatalı olduğu açık olan 07.03.2022 havale tarihli hesap raporuna itibar edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle, 13.01.2020 tarihli ilk hesap raporundaki maddi tazminat hesabı benimsenerek hükme esas alındığı ve hükmün bu yönden düzeltildiği, davacının yemini gözetilerek yapılan ödemeler ifa amaçlı kabul edilerek tespit edilen ödemelerin kararda mahsup edildiği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün düzeltilmek üzere ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabul kısmen reddine, 296.309.30 TL maddi tazminat ile 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 06.09.2010 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, maddi tazminat ile manevi tazminata ilişkin fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesinin daha önceki kaldırma nedeninin maddi hataya dayandığı, bu nedenle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı gerekçesiyle dosyada yeniden hüküm kurulması ile davalı aleyhine tazminat miktarını artırmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacıya yapılan ödemelerin mahsup edilmediği, kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği, davalıya % 80 kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, kepçe operatörüne kusur atfedilmemesi ve kaçınılmazlığın değerlendirilmemesinin hatalı olduğunu, belirlenen sürekli iş göremezlik oranının yüksek olduğunu ve hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri. 3. Değerlendirme A.Davalı vekilinin manevi tazminat tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Dosya içeriğine göre temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında bulunduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. B.Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Usuli kazanılmış hak kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı). Eldeki dosyada, davacı vekilinin 289.842,47 TL olarak hükmedilen İlk Derece Mahkemesinin 2021/302 Esas 2022/286 Karar sayılı maddi tazminat hükmüne karşı istinaf yoluna başvurmadığı, hükmün sadece davalı vekili tarafından istinaf edildiği gözetilmeden Bölge Adliye Mahkemesince aleyhe karar verme yasağı gözetilmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak 296.309,30 TL maddi tazminata hükmedilmesi hatalıdır. 2. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, Kurumca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil kısmının tazminattan tenzil edilmemesi suretiyle TBK’nın 55. maddesine aykırı olacak şekilde yapılan hesabın hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş, davacının İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurmamış olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan 289.842,47 TL maddi tazminat tutarı yönünden davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55. maddesi hükmü gözetilerek Kurumca yapılan ödemelerin rücuya kabil kısmını tazminat alacağından tenzil etmek suretiyle davalının sorumlu olacağı maddi tazminat tutarının belirlenmesi suretiyle karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.