Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/2587 E. 2023/2839 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2587
Karar No
2023/2839
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/16 E., 2022/391 K. KARAR : Red Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisi ve aylıkların yasal faizleri ile davalı kurumdan tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine dair karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 05.03.2017 tarihinde Sosyal Güvenlik Kurumunda Emeklilik talebinde bulunduğunu ancak talebinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 14.06.2017 tarihli yazısı ile davacının 48 yaş 5225 gün ve 25 yıl şartı ile emekli olabileceğini ve yaş şartının 16.07.2017 tarihinde tamamlanacağını gerekçesi ile red edildiğini, 01.08.1987 tarihinde sigortalılık başlangıcının kazanılan fiili hizmet süresi zammı kadar yani 3 yıl 10 ay 8 gün (1388 gün) geri çekilmesi gerekirken kurum tarafından 335 gün eksik çekildiğini ve hizmet başlangıç tarihinin 28.08.1984 tarihi olarak alındığını ve buna bağlı olarak emeklilik yaşı yanlış değerlendirme ile 48 olarak belirlendiğini, müvekkilinin Türk Hava Kuvvetlerindeki hizmetleri nedeniyle hak kazanmış olduğu Fiili hizmet süresi zammı süresinin 506 sayılı Kanun gereği 3 yıl 10 ay 8 gün (1388 gün) yaş haddinden indirilmesi gerektiği halde bu değerlendirmenin yapılmadığını ileri sürerek 05.03.2017 tarihli emeklilik talebinin kabulü ve 01.04.2017 tarihi itibari ile emekli aylıklarının bağlanması, hak kazanılan her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacının fiili hizmet zammı süresinin sigortalılık süresine ve ödeme gün sayısına ilave edilerek değerlendirme yapıldığını, kurum işleminde yasaya aykırılık bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin bozmadan önceki 08.03.2019 tarihli kararı ile, davanın kabulü ile davacının yaşlılık aylığı başvurusunun yapıldığı tarih olan 05.03.2017 tarihini takip eden 01.04.2017 tarihinden itibaren emekli sayılarak yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, davacının birikmiş aylıklarından her bir aylığının ödenmesi gerektiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurum tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B.Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 20/05/2021 tarihli ve 2019/1287 Esas, 2021/895 Karar sayılı kararıyla; davacının 16.07.1969 doğumlu olduğu, Fiili hizmet zammı süresi zammına tabi olarak 01.08.1987-14.02.2006 tarihlerinde 5434 sayılı Kanun kapsamında çalıştığı, fiili hizmet zammı süresinin 3 yıl 10 ay 8 gün olduğu,13.02.2006 tarihinde 4/a kapsamında çalışmaya başladığı, 05.03.2017 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. İncelemede; 18 yıl 6 ay 14 gün fiili çalışmasına karşılık 3 yıl 10 ay 8 gün fiili hizmet zammı süresinin bulunduğu, bu süre ile birlikte toplam 22 yıl 4 ay 22 gün hizmetinin bulunduğu, 23.05.2002 tarihi itibariyle 506 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi, 48 yaş ve 5225 prim ödeme gün sayısı gerektiği, 48 olarak belirlenen emeklilik yaşından 03 yıl 10 ay 08 gün fiili hizmet zammı süresi düşüldüğünde yeni emeklilik yaşının 44 yaş 01 ay 22 gün olduğu, fiili hizmet zammı süresinin yaş’tan indirilmesi halinde emekli olacağı (Fiili hizmet süresi zammı sonrası tespit edilen yeni emeklilik yaşı sigortalının doğum tarihine eklenir.) tarihin 08.09.2013 olarak tespit edildiği, bu durumda fiili hizmet süresinin yaş haddinden indirilmesi halinde tahsis talebi olan 05.03.2017 tarihini takip eden 01.04.2017 tarihinde yaşlılık aylığına hak kazanacağının kabulü gerektiği anlaşılmış olup, mahkeme kararının yerinde olduğu anlaşılmakla, davalı kurumun başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 bendi uyarınca esastan reddine, karar vermiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı: "Mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kabule göre de; aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve yazılı şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir." gerekçeleri ile karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile incelenen dosya kapsamı, toplanan deliller, bilirkişi ek raporu ve Yargıtay bozma ilamı içeriği birlikte değerlendirildiğinde; davacı, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazandığı fiili hizmet süresi zammının tamamının tahsis şartlarında sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi ile bulunacak sigortalılık süresine göre tabi olunması gereken yaş haddinden de düşülerek, 01.04.2017 tarihinden itibaren, yaşlılık aylığına müstahak olduğunun tespitine ve birikmiş aylıkların faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş olup, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılmakla, davacının tahsis koşulları oluşmadığından sübut bulmayan davanın reddine dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde: bozma kararından sonra verilen mahkeme kararının hatalı olduğunu, esasen bozma kararına uyulmasından sonra dahi tahsis şartlarına haiz olduğunu bune göre bu şartların gerçekleştiği tarih itibari ile tahsise karar verilmesi gerektiğini beyan ile, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanunun geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanunun 32 inci maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı). 2.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.) 3 3.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). 4.Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, tahsis yapılmasına ilişkin davalarda, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından, öncelikle bozmaya uygun şekilde uygulama yapılmalı ve davacının tahsis koşullarını gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususu irdelenmeli sonucuna göre davacının tahsis talep tarihi itibari ile koşulları sağlayıp sağlamadığı hususu belirlenmeli ve davacının talebi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,21.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/2587, K. 2023/2839, T. 21.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-2587-e-2023-2839-k-199c6df09cbf