Yargıtay · 10. Ceza Dairesi

Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2025/8281 E. 2026/6778 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Ceza Dairesi
Esas No
2025/8281
Karar No
2026/6778
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2023/1327 E., 2024/416 K. HÜKÜMLÜ : ... SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması Bursa 23. Asliye Ceza Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı ile hükümlü hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 5560 sayılı Kanun ile değişik 191/1. maddesi ve 62/1, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün, istinaf edilmeksizin 29.03.2024 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. maddesi uyarınca, 28.10.2025 tarihli ve 2024/15067 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.11.2025 tarihli ve KYB - 2025/125453 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.11.2025 tarihli ve KYB - 2025/125453 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinde yer alan, '' (1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." şeklindeki düzenleme ile anılan Kanun'un 35. maddesinde yer alan, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19/03/2003 - 4829 S.K./11. md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır..." şeklindeki ve 7201 sayılı Kanun'un 28. maddesinde yer alan, "Adresi meçhul olanlara tebligat ilanen yapılır. Yukarıki maddeler mucibince tebligat yapılamıyan ve ikametgahı, meskeni veya iş yeri de bulunamıyan kimsenin adresi meçhul sayılır. Adresin meçhul olması halinde keyfiyet tebliğ memuru tarafından mahalle veya köy muhtarına şerh verdirilmek suretiyle tesbit edilir. (Değişik ikinci cümle: 19/3/2003-4829/9 md.) Bununla beraber tebliği çıkaran merci, muhatabın adresini resmî veya hususi müessese ve dairelerden gerekli gördüklerine sorar ve zabıta vasıtasıyla tahkik ve tespit ettirir. Yabancı memleketlerde oturanlara ilanen tebligat yapılmasını icabettiren ahvalde tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilan suretlerini yabancı memlekette bulunan kimsenin malüm adresine ayrıca iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasına koyar..." şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında, Dosya kapsamına göre, 1-Sanığın yokluğunda verilen Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 17/01/2013 tarihli ve 2012/729 esas, 2013/80 sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre 09/04/2013 tarihinde tebliğ edilmek suretiyle kesinleştirildiği anlaşılmış ise de;

Öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkartılması, önceki adresine tebliğ yapılamaz ise bu defa sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılması, mernis adresinin tespiti halinde 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre tebliğ yapılması, mernis adresinin olmadığının tespiti hâlinde ise bu duruma ilişkin kayıt dosya içerisine alındıktan sonra, kendisine daha önce kanunî usullere göre tebligat yapılmış olması şartı ile aynı adrese anılan Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılması, daha önce kendisine tebligat yapılan adresin de olmaması halinde ise, adres araştırması ile yeni adres tespitine çalışılıp, bulunamaması halinde bu kez ilanen tebligat yapılması gerektiği, Dosya kapsamına göre ise, Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 17/01/2013 tarihli kararının ilk olarak, sanığın Mahkemesince savunmasının alındığı sırada bildirdiği ve bilinen son adresi olan "...... Mah. İsimsiz Cad. No:11 ......./......" adresine tebliğe çıkartıldığı, anılan tebligatın iade geldiği, sanığın bilinen adresinden farklı adreslere çıkartılan tebligatların da iade edilmesi üzerine, daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılan adres olmamasına rağmen ve başkaca adres araştırması yapılmaksızın "... Mah. .... Sk. No:11 ....../....." adresine 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca tebligat yapıldığı anlaşılmakla, bahse konu tebligat işleminin usule aykırı olduğu, bu nedenle esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinde, 2- Kabule göre de, Benzer bir olay nedeniyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14/06/2022 tarihli ve 2022/5156 esas, 2022/15007 karar sayılı ilâmında yer alan, "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04/10/2018 tarihli ve 2017/8-952 esas, 2018/403 sayılı kararında da açıklandığı üzere; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmemesi nedeniyle zamanaşımının durmayacağı, denetim süresi başlamadığı için de, bu süre içerisinde kasıtlı suç işlendiğinden bahsedilemeyeceği ve açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması koşullarının bulunmadığı cihetle, İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 29/11/2012 tarihli ve 2012/458 esas, 2012/950 karar sayılı hükmün açıklanmasına ilişkin kararın hukuki değerden yoksun olduğu, hukuki değerden yoksun olan mahkumiyet kararının da dava zamanaşımını kesmeyeceği ve bu nedenle dava zamanaşımını kesen son işlemin, sanığın Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alındığı tarih olduğu bu suretle 19/02/2007 tarihli sorgusuna göre, 5237 sayılı Kanunun 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık olağan dava zamanaşımının dolması nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekmiştir..." şeklindeki açıklamalar ile 5237 sayılı Kanun'un 191/1. maddesi kapsamında işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu için kanunda öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre olağan dava zamanaşımı süresinin anılan Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince 8 yıl, olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 12 yıl olduğu nazara alındığında, Somut olayda, kovuşturma aşamasında sanığın savunmasının alındığı 13/03/2012 tarihinde son kez kesilmesi sebebiyle yeniden işlemeye başlayan zamanaşımı süresinin, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın kesinleştiği 16/04/2012 tarihi ile sanığın tedavi denetimli serbestlik tedbirini ihlâl etmesi nedeniyle denetimli serbestlik müdürlüğünce dosyasının kapatıldığı 14/08/2012 tarihleri arasında (3 ay 28 gün) durduğu, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yukarıda izah edildiği üzere usulüne uygun kesinleşmemesi sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşme tarihi ile sanığın yeniden suç işlediği 09/11/2013 tarihi arasında zamanaşımı süresinin durmayacağı, sanığın savunmasının alındığı 13/03/2012 tarihi ile hükmün açıklandığı 21/03/2024 tarihi arasında da zamanaşımını kesen başkaca bir sebep bulunmadığı, sanığın mahkeme huzurunda savunmasının alındığı 13/03/2012 tarihinden, hükmün açıklandığı 21/03/2024 tarihine kadar geçen ( 12... gün) süreden, durma süresi (3 ay 28 gün) çıkartıldığında, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin tamamlandığı cihetle, kamu davasının düşürülmesi yerine, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde, İsabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 01.10.2011 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonunda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının 24.10.2011 tarihli ve 2011/61755 Soruşturma, 2011/25341 Esas, 2011/12267 sayılı iddianamesi ile Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, B. Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 13.03.2012 tarihli ve 2011/635 Esas, 2012/539 Karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nın 5560 sayılı Kanun ile değişik 191/2. maddesi gereğince tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın 16.04.2012 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği, C. Bursa Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 14.08.2012 tarihli yazısı ile, sanığın müdürlüğe başvurmadığının bildirilmesi üzerine, 03.10.2012 tarihinde tensip zaptı düzenlenerek Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli ve 2012/729 Esas, 2013/80 Karar sayılı kararı ile, sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 191/1, 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, kararın 17.04.2013 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştirildiği, D. Sanığın denetim süresi içerisinde 09.11.2013 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûm edildiğinin ihbar edilmesi üzerine, Bursa 23. Asliye Ceza Mahkemesinin kanun yararına bozma istemine konu 21.03.2024 tarihli ve 2023/1327 Esas, 2024/416 Karar sayılı kararı ile, hükmün açıklanmasına ve sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 5560 sayılı Kanun ile değişik 191/1. maddesi ve 62/1, 50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün istinaf edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. E. Dosya kapsamına göre; 1. Sanığın yokluğunda verilen Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli ve 2012/729 Esas, 2013/80 Karar sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre 09.04.2013 tarihinde tebliğ edilmek suretiyle kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; Öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkartılması, önceki adresine tebliğ yapılamaz ise bu defa sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılması, MERNİS adresinin tespiti halinde 7201 sayılı Kanun'un 21/2. maddesine göre tebliğ yapılması, MERNİS adresinin olmadığının tespiti hâlinde ise bu duruma ilişkin kayıt dosya içerisine alındıktan sonra, kendisine daha önce kanunî usullere göre tebligat yapılmış olması şartı ile aynı adrese anılan Kanun'un 35. maddesine göre tebligat yapılması, daha önce kendisine tebligat yapılan adresin de olmaması halinde ise, adres araştırması ile yeni adres tespitine çalışılıp, bulunamaması halinde bu kez ilanen tebligat yapılması gerektiği, Bursa 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.01.2013 tarihli kararının ilk olarak, sanığın Mahkemesince savunmasının alındığı sırada bildirdiği ve bilinen son adresi olan "... Mah. İsimsiz Cad. No:11 ......./......." adresine tebliğe çıkartıldığı, anılan tebligatın iade geldiği, sanığın bilinen adresinden farklı adreslere çıkartılan tebligatların da iade edilmesi üzerine, daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılan adres olmamasına rağmen ve başkaca adres araştırması yapılmaksızın "... Mah...... Sk. No:11 Osmangazi/Bursa" adresine 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesi uyarınca tebligat yapıldığı anlaşılmakla, tebligatın usule aykırı olduğu, bu nedenle esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, 5237 sayılı TCK'nın 191/1. maddesi kapsamında işlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçu için kanunda öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre olağan dava zamanaşımı süresinin anılan Kanun’un 66/1-e maddesi gereğince 8 yıl, olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 12 yıl olduğu dikkate alındığında, Somut olayda, kovuşturma aşamasında sanığın savunmasının alındığı 13.03.2012 tarihinde son kez kesilmesi sebebiyle yeniden işlemeye başlayan zamanaşımı süresinin, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ilişkin kararın kesinleştiği 16.04.2012 tarihi ile mahkemece sanığın tedbire uymaması üzerine yeniden yargılamaya başladığı 03.10.2012 tarihi arasında durduğu, yargılamanın başladığı tarihte yeniden işlemeye başladığı, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının yukarıda izah edildiği üzere usulüne uygun kesinleşmemesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşme tarihi ile sanığın yeniden suç işlediği 09.11.2013 tarihi arasında zamanaşımı süresinin durmayacağı, sanığın savunmasının alındığı 13.03.2012 tarihi ile hükmün açıklandığı 21.03.2024 tarihi arasında da zamanaşımını kesen başkaca bir sebep bulunmadığı, sanığın mahkeme huzurunda savunmasının alındığı 13.03.2012 tarihinden, hükmün açıklandığı 21.03.2024 tarihine kadar geçen süreden, durma süresi çıkartıldığında, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin tamamlandığı anlaşıldığından, davanın düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür. 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi; "Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesi doğrudan hükmeder." şeklinde düzenlenmiş olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmekle, 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. III. KARAR A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, B. Bursa 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2024 tarihli ve 2023/1327 Esas, 2024/416 Karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

C. 5271 sayılı CMK'nın 309/4. maddesinin (d) bendi uyarınca bozma nedeninin cezanın kaldırılmasını gerektirdiği belirlendiğinden; Hüküm fıkrasının; "sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE" şeklinde DEĞİŞTİRİLMESİNE, hukuka aykırılığın bu şekilde giderilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.05.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2025/8281, K. 2026/6778, T. 12.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-ceza-dairesi-2025-8281-e-2026-6778-k-29415ee79080