Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6686 E. 2026/918 K. – Tapu İptali Ve
Konu: Tapu İptali Ve Tescil
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6686
- Karar No
- 2026/918
- Karar Tarihi
- Konu
- Tapu İptali Ve Tescil
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/348 E., 2025/60 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.
Davacı; mirasbırakanı ...’un dayısının oğlu olan davalı ...’in ve çocuklarından ...’un mirasbırakandan vekaletname alarak kötü niyetli, mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak 54... parsel sayılı taşınmazını önce davalı ...’ye, sonrasında da bu kişi vasıtasıyla davalı ...'na satış yolu ile temlik ettiklerini ileri sürerek satış işleminin iptaline, bu talebin kabul edilmemesi halinde vekil olan ...'in vekaleten satıştan aldığı bedelden payına isabet eden miktarın ödenmesine karar verilmesini istemiş; yargılamanın devamı sırasında 19.10.2011 tarihli celsede talebinin, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile ... mirasçıları adına tesciline karar verilmesi olduğunu belirtmiştir.
Davalı ...; muris tarafından verilen geçerli satış vekaletnamesi ile dava konusu taşınmazı diğer davalı ...’ya sattığını, satış bedelini murise teslim ettğini; davalı ..., tarafları tanımadığını, dava konusu taşınmazı ikamet etmek amaçlı olarak satın aldığını ancak davacının taşınmazdan çıkmayacağını beyan etmesi üzerine tekrar satmak zorunda kaldığını; davalı ..., dava konusu taşınmazı ... ilçe merkezinde çalışan çocuklarının yerleşmesi için satın aldığını, tarafları tanımadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemenin 25.03.2015 tarihli ve 2007/110 Esas, 2015/213 Karar sayılı kararı ile; davalı ... yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalılar ... ve ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, söz konusu kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 09.05.2018 tarihli ve 2015/10681 Esas, 2018/10029 Karar sayılı kararı ile; eldeki davada davacının terekeye iade istediği, yargılama sırasında terekeye temsilci atanması için Soma Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan 2013/888 Esas sayılı davanın gider avansı yatırılmaması nedeni ile usulden reddedildiği, ancak daha sonra yeniden terekeye temsilci tayin edilmesi için dava açıldığı hususu mahkemeye bildirilmesine rağmen bu davanın neticelenmesi beklenmeden, davacının tek başına dava açamayacağı gerekçesi ile davanın husumet nedeni ile reddine karar verildiği, davacı vekili tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan Soma Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/1 sayılı tereke dosyasında yapılan yargılama neticesinde mirasbırakan ...’un terekesini temsil etmek üzere Sivas Barosu avukatlarından Av. ...’nın miras ortaklığına temsilci olarak atandığı, bu nedenle davanın görülebilirlik koşulu tamamlanmış olmakla tereke temsilcisi huzuru ile davanın görülmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken sıfat yokluğu nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilmek suretiyle kararın bozulduğu, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tanık beyanları ve tüm dosya kapsamında toplanan delillerin değerlendirilmesinde murisin mal satmaya ve bir başkasının parasal yardımına ihtiyacının olmadığı, yurt dışından emekli olduğu, ekonomik durumunun iyi olduğu, hastalık nedeniyle masrafların SGK tarafından karşılandığı, taşınmazın satışının, mirasbırakan tarafından vefatından 1 ay kadar önce yapıldığı, usulüne göre yapılan araştırma sonunda tarafların murisinin dava konusu taşınmazın bedelini aldığına dair herhangi bir banka hesap hareketine rastlanılmadığı gibi taşınmazları devralan davalının taşınmazı değerinin yarı fiyatının altında aldığı, keşfen alınan bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere taşınmazın satış bedeli ile gerçek bedeli arasında önemli orandaki farkın da satışın gerçek bir satış olmadığını gösterdiği, davalı tarafın satışın neden kendisine yapıldığının haklı ve makul bir nedenini ortaya koyamadığı, bu haliyle muris tarafından yapılan satış işleminin muvazaalı olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ne var ki; Mahkemece, davalıların dava konusu taşınmazı edinimleri hakkında bu yönde hükme elverişli bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1939 doğumlu mirasbırakan ...’un 17.02.2007 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı ikinci eşi ... ile önceki evliliğinden olma çocukları ..., ... ..., ..., ...., ... ve ...’nin kaldıkları, murise ait 54... parsel sayılı taşınmazın muris adına vekaleten davalı ... tarafından 08.01.2007 tarihinde davalı ...’ye satış yolu ile devredildiği, davalı ... tarafından ise 26.02.2007 tarihinde diğer davalı ...’na temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere, görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.", 1024. maddesinde ise; “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
Hâl böyle olunca, salt bedeller arasındaki farkın muvazaanın kanıtı olmayacağı da gözetilerek davalıların dava konusu taşınmazı iktisaplarında iyiniyetli olup olmadıkları hususunun yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırılması, bu hususta iddia ve savunma dorultusunda tarafların gösterdikleri tüm delillerin toplanması, davacı ve davalılar tarafından bildirilen tanıkların bu hususta usulüne uygun şekilde dinlenmesi, murisin çekişmeli taşınmazı temlikinin mal kaçırma amaçlı olarak gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin açık bir şekilde tespit edilmesi, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca ölümle şahsiyet son bulmakla; Mahkemece, tapu kaydının iptali ile muris ...'un dosyada yer alan veraset ilamına göre mirasçıları adına tesciline karar verilmesi gerekirken, ölü kişi adına tescil kararı verilmiş olması isabetsizdir.
Davalılar ... ve ... vekilinin değinilen yönlerden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...'ya iadesine, Dosyanın Şarkışla 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 11.02.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.