Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6176 E. 2026/395 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6176
Karar No
2026/395
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/424 E., 2025/309 K.

Mahkeme kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R - Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Yozgat ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 1 78... parsel sayılı 1.044,43 metrekare yüz ölçümüne sahip taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına arsa vasfıyla tespit ve tescil edilmiş, bilahare 15.07.2002 tarihinde satış yoluyla ...'na kayden devredilmiştir. Davacı ... vekili; tapu kaydına istinaden kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına tespit edilmesi gereken 1044, 43... taşınmazın ... oğlu ... adına 1 78... parselin içinde tespit edilmiş olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini talep etmiştir.

Davalı, cevap dilekçesi vermemiş; katıldığı duruşmada dava konusu tarla kendisinin iken kadastro tespiti sırasında babasının adına yazıldığını, ancak bir yıl sonra kendisinin bu yeri üzerine aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin 11.02.2014 tarihli ve 2011/288 Esas, 2014/51 Karar sayılı kararıyla; mahallinde yapılan keşif sonucunda dinlenilen tespit ve mahalli bilirkişi ile tanık beyanları itibariyle davacının dosyaya sunduğu tapu kaydının sınırlarının dava konusu taşınmaza uymadığı, davacı iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 06.04.2022 tarihli ve 2021/4416 Esas, 2022/2833 Karar sayılı kararı ile; eksik inceleme ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı, öncelikle davacı Hazinenin dayandığı tapu kaydının tedavülleriyle getirtilmesi, icra edilecek keşif sırasında tapu kayıtları uygulanıp kapsamının 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 20. maddesi gereğince belirlenmesi, tapu kaydının sınırlarının yerel bilirkişilere zeminde tek tek gösterilmesi, bilirkişilerin gösteremediği sınırların tespiti için taraflara tanık dinletme imkanı sağlanması, fen bilirkişisinden yerel bilirkişi ve tanıkların gösterdiği sınırları haritasında işaret etmesinin istenilmesi, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan davaya konu edilen taşınmazın niteliği, intikali ve tasarrufu hususunda maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınması, bilirkişi ve tanık sözlerinin komşu parsel tutanak ve dayanaklarıyla denetlenmesi, teknik bilirkişiye uygulanan tapu kaydının kapsadığı alanı gösterir ve keşfi takibe imkan verir kroki düzenlettirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle karar bozulmuş, bozma kararından sonra Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafın 106, ... no: 76, Sıra No:12 de kayıtlı 400 metrekare taşınmazın olan zabıt kaydının ve cilt no: 87 ... no: 64, sıra no 133 te kayıtlı 1000 metrekare olan zabıt kaydının dava konusu 1 78... parsel sayılı taşınmaza ait olduğunu iddia ettiği, ancak 1 78... parsel sayılı taşınmazın toplam 1.046 metrekare olduğu, her iki zabıt kaydı toplamının dahi 1400 metrekare olduğu, yüz ölçümünün dahi uyuşmadığı dolayısıyla zabıt kayıtlarının taşınmaz ile uyumlu olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin bozma kararına uyma ya da direnme konusunu karara bağlamadan önce bozma kararını ve duruşma gününü taraflara kendiliğinden tebliğ edip taraf teşkilini sağlaması, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 429. maddesinin amir hükmü gereğidir.

Nitekim, bozma kararı sonrası mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 1086 sayılı HUMK’un 429. maddesinin ikinci fıkrasında “…Mahkeme, temyiz edenden 434. madde uyarınca peşin alınmış olan gideri kullanmak suretiyle, kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra, Yargıtayın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verir.” hükmü öngörülmüştür.

Somut olayda; bozma kararı sonrası taraflara bozma ilamı ve duruşma gününün tebliğe çıkarıldığı, ancak yapılan duruşmalarda taraflara bozma ilamına karşı diyecekleri sorulmadığı gibi, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca bozma kararına uyulup uyulmadığı yönünde bir karar da verilmediği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; öncelikle Dairemizin bozma kararlarının taraflara tebliği suretiyle Mahkemenin bozma kararından sonra duruşma açarak tarafların beyanlarını alması, gelen taraflardan bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması, daha sonra toplanan ve toplanacak delillerin bir arada değerlendirilmesi ve sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacı ... vekilinin değinilen yönlerden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüne, hükmün 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Temyiz eden Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/6176, K. 2026/395, T. 21.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-6176-e-2026-395-k-5271c26f8727