Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/5940 E. 2025/5060 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5940
Karar No
2025/5060
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/248 E., 2024/2121 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bala Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/111 E., 2022/232 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı; yurt dışında yaşadığını, kayden maliki olduğu 10 09... (eski 532) parsel sayılı taşınmazın maden şirketine satışının gündeme geldiğini, yurt dışına çıkacağı için anlaşma sağlanması halinde taşınmazı satması için kardeşi olan davalı ...’i vekil tayin ettiğini, maden şirketi ile anlaşma sağlanamadığı için satışın olmadığını, kardeşine güvendiği için vekaletnameyi iptal etmediğini, yurt dışında olmasından yararlanan kardeşinin vekalet görevini kötüye kullanarak dava konusu taşınmazını diğer davalı olan oğlu ... ...’e devrettiğini, taşınmazın devrinden haberi olmadığını, iradesine aykırı davranıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmazsa bedelin faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP Davalı ...; zamanaşımının geçtiğini, dava konusu taşınmazın annelerine ait olduğunu, dava dışı kardeşleri ...’in dava konusu taşınmazı zorla alma isteğinin önüne geçilmesi için annelerinin davacıya devrettiğini, kalan malların paylaşımı için kendisi, ... ve davacının bir araya gelerek önce 03.08.2005 tarihli protokol hazırladıklarını, sonrasında 30.07.2008 tarihli protokol ile önceki protokolü geçersiz hale getirdiklerini ve malları paylaştıklarını, paşa tarlası olarak bilinen dava konusu yerin kendisine düştüğünü, tek çocuğuna bunu vekaletname ile devrettiğini, davacının uzun zaman sonra dava açtığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ...; dava konusu taşınmaz babaannesi adına kayıtlı iken amcası olan davacı adına tescil edildiğini, atadan kalan yerlerin paylaşımı için davacının, diğer davalı ...’in ve dava dışı amcası ...’in bir araya geldiklerini, 30.07.2008 tarihli protokol düzenlediklerini, anılan protokol ile daha önce yapılan benzer içerikli 03.08.2005 tarihli protokolün iptal edildiğini, halk arasında paşa tarlası olarak bilinen yerin babası ...’e düştüğünü, babasının da tek çocuğu olduğu için anılan vekaletname ile dava konusu yeri kendisine devrettiğini, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını, protokol uyarınca işlem yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; dinlenilen tanık, davalıların dayandıkları 30.07.2008 tarihli protokolde adı geçen paşa tarlası diye tabir edilen yerin dava konusu yer oluğunu beyan etse de anılan protokolün davacı tarafından kabul edilmediği, protokolde taşınmazın ada/parsel numarası belirtilmediği gibi resmi şekilde düzenlenmediği, adi şekilde düzenlenmiş bir protokol olduğu için TMK’nın 706. ve TBK’nın 237. maddeleri gereği hükme esas alınmadığı, davalılardan ...'nın vekil olarak yetkisini davacının yararına ve iradesine uygun kullanmadığı, vekil edene hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmediği, vekalet görevini kötüye kullanıldığının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile davalı ... kardeş olup diğer davalı ...'in ise davalı ...'in oğlu olduğu, dava konusu 10 09... parsel sayılı taşınmazın davacıya vekaleten ... tarafından davalı ...'ya satıldığı, davalı vekil ...'nın oğlu olan davalıya yaptığı satış esnasında belirlenen satış bedelini tahsil etmediği, vekil edenin yararını gözetmediği, kayıt malikinin vekilin oğlu olması nedeniyle vekalet akdinin kötüye kullanıldığını bilen ya da bilmesi gereken kişi olduğu, zararlandırma olgusunun somut olayda gerçekleştiği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının ispat edildiği gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin gerekçeli kararındaki tespitlerin hatalı olduğunu, mirasçılar arasında protokol düzenlenildiğini, İlk Derece Mahkemesinin bu protokolün miras paylaşım protokolü olduğunu anlamadığını, davacı dahil tüm tarafların bu protokolle bağlı olduğunu, miras paylaşma protokolünün geçerlilik şartının adi yazılı şekilde olması olduğunu, paylaşılan yerlerin mirasçılarla anlaşılmasının, malların nevi ile belirtilmesinin yeterli olduğunu, dava konusu 10 09... parsel taşınmazın paşa tarlası olarak adlandırıldığının tüm mirasçılarca bilindiğini, protokolün taraflarından davacı tanığı ...’in hem protokolü kabul ettiğini, hem de dava konusu taşınmazın protokolde bahsedilen ve diğer davalı ...’e kalan tarla olduğunu ikrar ettiğini, miras paylaşma protokolünün davaya dayanak belge olmadığını sadece bir delil ve müvekkili tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını ispat edecek bir vasıta olduğunu, protokolün davacı vekilinin bütün iddialarını çürüttüğünü, protokol çerçevesinde müvekkilinin babasına bırakılan taşınmazları devralabilmesi için Türkiye'de olmadığı için davacının müvekkilinin babasını vekil tayin ettiğini, vekalet görevinin kötüye kullanılması niyetinin olmadığını, dava konusu yerin doğrudan davacıya ait bir yer olmadığını aile mirası olduğunu, 2000 yılından beri tüm ÇKS ödemelerinin müvekkilinin nam ve hesabına yattığını, davacı tarafın bu ödemeleri bilmesine rağmen 20 sene boyunca hiç sesini çıkarmadığını, dürüstlük kuralına aykırı davranıldığını, miras paylaşma protokolü çerçevesinde diğer mirasçıların tamamı kendilerine isabet eden malları zilyetliklerinde bulundurduklarını, diğer mirasçı ...’in kendisine düşen ... Mahallesi ... sokak'taki daireyi üzerine alıp bir başkasına devrettiğini, davanın ispat edilemediğini, davacı taraf protokolün vekalet verildikten sonra yapıldığı için geçersiz olduğu yönündeki iddiasının gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, 2007 yılından önce 2005 yılında da tarafların bir miras paylaşım protokolü yaptıklarını ve delil olarak sunulan protokolle bu protokolü iptal ettiklerini, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir. Dosya içeriğinden; dava konusu taşınmazda önce davacının annesi ... kayden malik iken ...’ın taşınmazı 05.02.2001 tarihinde davacıya temlik ettiği, davacının ... Noterliğinin 27.07.2007 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile davalı kardeşi ...’i dava konusu taşınmazın satış yetkisini de içerir şekilde vekil tayin ettiği, ...’in anılan vekaletname uyarınca dava konusu taşınmazı 07.07.2014 tarihinde davalı oğlu ...’e satış suretiyle devrettiği, eldeki davada davalılar tarafından 30.07.2008 tarihli “Protokoldür” başlıklı belge sunulduğu, anılan belgede 03.08.2005 tarihli protokolün iptal edildiğinin belirtildiği görülmüştür. Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olayda; davacının, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile eldeki davayı açtığı, davalıların ise taraflar arasındaki protokol uyarınca devrin yapıldığı, davacının iradesine uygun hareket edildiği yönünde savunmada bulunduğu, davacı tarafın davalılar tarafından sunulan protokolü kabul etmediği anlaşılmıştır. Ne var ki, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan eldeki davada uyuşmazlığın çözülmesinin, vekilin, vekil edenin iradesine uygun hareket edip etmediğinin tespit edilmesine bağlı olduğu hususu dikkate alınmadan yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğu söylenemez. Diğer bir deyişle, davalıların savunmalarında bahsedilen protokolün davacının iradesinin tespiti açısından önem arz edeceği göz ardı edilerek protokol hususunda herhangi bir araştırma yapılmaksızın davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Hal böyle olunca, öncelikle HMK’nın 31. maddesi uyarınca davacı tarafın protokolü kabul etmeme nedeninin sorulması, imzanın inkar edilmesi halinde Adli Tıp Kurumundan bu hususta rapor alınması, 30.07.2008 tarihli “Protokoldür” başlıklı belgede iptal edildiği belirtilen 03.08.2005 tarihli protokolü sunmaları için taraflara imkan sağlanması, sunulan protokollerdeki taşınmazların tespit edilmesi, protokolün infaz edilip edilmediğinin saptanması suretiyle asıl olanın vekil edenin iradesi olduğu gözetilerek vekil edenin iradesine uygun hareket edilip edilmediğinin tespiti ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı ... vekilinin değinilen yön itibariyle yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davalı ...'e iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/5940, K. 2025/5060, T. 17.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-5940-e-2025-5060-k-c788a68eaee3