İlk Derece Mahkemesi · Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/833 E. 2024/884 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/833
- Karar No
- 2024/884
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : *** KARAR NO : *** BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ...-... VEKİLİ : Av. ... - DAVALI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... - DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : *** KARAR TARİHİ : *** GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : *** Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit (kambiyo senetlerinden kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ve davalı arasında 17/12/2022 tarihinde sözleşme tanzim edildiğini, işbu sözleşmeye istinaden müvekkili tarafından davalıya boş senet verildiğini, müvekkili tarafından verilen boş senede davalı tarafça kötü niyetli olarak borç miktarının çok üzerinde bir bedel olan 1.350.000,00-TL yazıldığını, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ilgili sözleşme içeriğine bakıldığında sözleşmede bahsi geçen senet ile icraya konulan senedin aynı olduğunu ve senedin sözleşmeye istinaden verildiğinin apaçık görüleceğini, sözleşmede yer alan "17/12/2022 tarihli senet verilmiştir." ifadesinin de bu hususu ortaya koyduğunu, taraflar arasındaki temel ilişkinin altın borcuna dayalı olduğunu, mezkur senedin 17/12/2022 tarihinde 44 adet çevrek altın ve 22 ayar 80 gram altın karşılığında verildiğini, bu hususun şikayet olunanın kendi el yazısını da içeren sözleşme ile sabit olduğunu, sözleşmedeki imzalardan birisinin davalının oğluna ait iken diğerinin de müvekkiline ait olduğunu, el yazısının ise davalının bizatihi kendisine ait olduğunu, davalı tarafça borç miktarı ve borcun ödendiğini bilindiği halde kötüniyetli olarak mezkur senedin kullanıldığını ve alacağın onbeş katından fazla miktar yazılarak icraya konulduğunu, esasında davalının, oğlu M. ... ile müvekkili arasındaki hukuki ihtilaflardan kaynaklı olarak haksız yere işbu icra takibini açtığını, müvekkilinin davalıya böyle bir borcu bulunmadığını, öyle ki davalının emekli maaşından başkaca bir geliri olmadığının sabit olmasına rağmen bu tutarda bir senet alacaklısı olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının yalnızca haksız kazanç elde etme ve müvekkilini ekonomik olarak zor durumda bırakma gayesi içerisinde olduğunu, bu hususa ilişkin açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suçlaması ile Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı hakkındaki soruşturmanın devam ettiğini belirterek, öncelikle tedbir talebinin kabulü ile müvekkilinin ekonomik varlığında telafisi güç ve imkansız zararlar doğmasının önüne geçebilmek amacıyla Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takibin tedbiren durdurulmasına, mahkeme aksi bir kanaatte ise de paranın alacaklıya ödenmesinin durdurulmasına, davanın kabulüne karar verilerek müvekkili aleyhine başlatılan takipte kesinleşen 1.363.711,15-TL'lik miktar yönünden müvekkili ...'in borçlu olmadığının tespiti ile Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra takibinin iptaline, kötüniyetli ve ağır kusurlu olunması sebebiyle de davalı tarafın takip konusu alacağın %40'ından aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın tamamen haksız, asılsız ve hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde ve müvekkilinin alacağına ulaşmasını sürüncemede bırakmak adına işbu davayı açtığını, müvekkili ...'in, oğlunun uzun yıllardır arkadaşı olması ve davacının işyeri açma sürecinde ve akabinde dönem dönem paraya ihtiyacı olması sebebiyle davacı ...'e uyuşmazlık konusu senet meblağı olan 1.350.000,00-TL'yi borç olarak verdiğini, söz konusu meblağın borç olarak verilmesinin akabinde ve davacının işlerinin belirli bir düzene oturmasının akabinde taraflar toplanarak toplam verilen borç miktarının hesaplamasını yaptığını, bu uğurda takip dayanağı senedin davacı ... tarafından müvekkili ...'e teslim edildiğini, müvekkilinin vade tarihinde mevcut senet borcunu ödemeyen ve ödeme noktasında da erteleyici beyanlarda bulunan ...'e şifahen borcunu ödemesi gerektiğini belirtmişse de olumlu bir geri dönüş alamadığını, akabinde kendilerince hukuki yollara başvurulduğunu, ihtiyati haciz kararının devamında Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyasının açıldığını, davacı tarafın ödeme emrine itiraz etmediği gibi bütün hukuki aşamalarda söz konusu alacaklarını sürüncemede bırakmak ve süreci uzatarak alacak miktarının enflasyon karşısında erimesini hedeflediğini, ödeme emrine itiraz etme ve takibi durdurabilme imkanı olmasına rağmen davacı tarafça bu yola başvurulmayarak menfi tespit davası açma yoluna gidilmesinin alacaklıyı zarara uğratma kastının ispatı niteliğinde olduğunu, işbu dava bakımından davacının korunmaya değer hukuki bir menfaati bulunmadığını belirterek davacının haksız, mesnetsiz ve dayanaksız iddialar çerçevesinde açmış olduğu davanın bütün fer'i unsurları ile birlikte reddine, davacının alacak miktarının yüzde yirmisinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Davacı tarafça; davacı ile davalı arasında imza altına alındığını ileri sürdüğü sözleşme nüshasına, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasına, Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma numaralı dosyasına, davacıya ve davalıya ait banka hesap dökümlerine, davacı, davalı ve davalının oğlu arasında geçen whsatsapp yazışmalarına ilişkin ekran görüntülerine, bilirkişi incelemesine, keşif, uzman görüşü, tanık, isticvap ve yemin beyanlarına delil olarak dayanılmıştır. Davalı tarafça; Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas Sayılı Dosyası, Kayseri 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasına, banka hesap defterine, tanık beyanlarına, bilirkişi incelemesine, keşif ve yemine delil olarak dayanılmıştır. Kayseri Genel İcra Dairesi'ne müzekkere yazılarak ... Esas sayılı dava dosyasının akıbeti sorulmuş, takip dosyasının Uyap kayıtları dosyamız arasına alınmıştır. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'na müzekkere yazılarak ... soruşturma sayılı dosya akıbetinin akıbeti sorularak, KYOK kararı verilmiş ise bu kararın kesinleşip kesinleşmediğinin bildirilerek soruşturma dosya aslının gönderilmesi; dava açılmış ise mahkeme adı ve esas numarasının bildirilmesi, soruşturma derdest ise şikayet dilekçesi, alınmış tüm ifadeler ve varsa bilirkişi raporundan ve diğer tüm soruşturma dosyasının Uyap kayıt örneklerinin gönderilmesinin istenilmiştir. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nca 14/09/2023 tarihli ve 27/02/2024 tarihli yazılarla müzekkeremize cevap verilmiştir. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 14/09/2023 tarihli cevabi yazısında soruşturmanın halen devam ettiği bildirilmiştir. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 27/02/2024 tarihli cevabi yazıda ise ... sayılı soruşturma dosyasında takipsizlik kararı verildiği, bu karara itiraz üzerine Kayseri 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin 20/01/2024 tarihli ve ... D. İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği ve takipsizlik kararının bu şekilde kesinleştiği bildirilmiştir. Soruşturma dosyasının örneği Uyap sisteminden dosyamız arasına eklenmiştir. Uyap sisteminden davalıyı ve davalının eşi olan ...'i birlikte gösterir aile nüfus kayıt tablosu çıkarılarak dosyamız arasına alınmıştır. Halkbank Boğazlıyan Yozgat Şube Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak davalının eşi olan ...'e ait, bu banka şubesinde bulunan TR *** iban numaralı hesabının 04/10/2022 tarihinden itibaren tüm hesap hareketlerini gösterir hesap dökümlerinin gönderilmesi istenilmiştir. 28/02/2024 tarihli yazı ile müzekkeremize cevap verilmiştir. Davacı vekiline delil olarak dayandığı whatsapp yazışmalarının kimlere ait hangi telefon numaralı ile yapıldığını açıklamak üzere süre verilmiştir. Davacı vekili 11/03/2023 tarihli beyan dilekçesinde "...Whatsapp yazışmaları davalının oğlu Mehmet ... (...) ile müvekkilin personeli ... (...) arasında gerçekleşmiştir. Bu noktada telefon teslimi yapabileceğimizi de bilahare bildirmekteyiz. Dava konusu edilen senetin kötü niyetli olarak doldurularak icraya verilmesinin yegane sebebi, müvekkil ile davalının oğlu ... arasındaki ihtilaftır. Whatsapp konuşmasının baba ile değil oğlu ile yapılmasının nedeni budur. Uyuşmazlık konusu senedin imza sebebi dava dilekçemiz ekinde sunulan sözleşmeye istinaden davalının, müvekkil ve kendi oğlu ...'e verdiği altın borcudur. ..." şeklinde açıklama yapmıştır. Davalıya, davacının delil olarak dayandığı whatsapp yazışma görüntüleri ile dava dilekçesi ekinde örneği sunulan "... ve M. ...'e 17/12/2022 tarihinde altın verilmesi" konusunda düzenlenen yazıyı inceleyip bunlar hakkında ve bu yazıda geçen "altın için senet verilmiştir." ifadesi hakkında beyanda bulunmak için süre verilmiştir. Davalı vekili 11/03/2023 tarihli beyan dilekçesinde "... Mahkemenizde dosyası, davacı tarafça tamamen soyut ve haksız iddialarla müvekkilimi zarara uğratmak adına açılmıştır. Bunun gibi davacı tarafın, dava dilekçesinin ekinde sadece fotoğrafını sunmuş olduğu, kim tarafından yazıldığının da belli olmadığı, ''altın için senet verilmiştir'' yazılı kağıttan müvekkilimin haberi yoktur. Cevap dilekçemizde de belirtmiş olduğumuz üzere, kambiyo senetleri illetten mücerretlik özelliğine haizlerdir. Bununla birlikte davacı taraf, aynı yazıya istinaden müvekkilim hakkında suç duyurunda bulunmuşsa da mahkemeniz müzekkeresine gelen cevaptan da anlaşılacağı üzere Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KYOK kararı verilmiştir. ..." şeklinde açıklama yapmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, kambiyo yolu ile başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığına yönelik menfi tespit istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanağını İİK'nun 72. maddesi oluşturmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4/1-a maddesine göre davaya bakmaya Mahkememiz görevlidir. Dava değeri dikkate alınarak 6545 sayılı yasanın 45/3. maddesi uyarınca yargılama mahkememiz heyeti tarafından yazılı yargılama usulüne göre yürütülmüştür. Davacı vekilinin dava açarken ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu, talebe ilişkin ihtiyati tedbir harcı olan 444,60-TL'nı yatırmadığı anlaşıldığından bu bedeli mahkememiz veznesine yatırması için süre verilmiş, harç yatırıldıktan sonra mahkememizce 15/09/2023 tarihli ara karar ile "İİK'nun 72/3. maddesi hükmüne göre takipten sonra açılan menfi tespit davalarında icra takibinin durdurulmasının mümkün olmadığından davacı vekilince icra takibinin durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin reddine, davacı vekili icra veznesine giren paranın yargılama sonuna kadar davalı alacaklıya ödenmemesine talebinin kabulü ile, dava değeri olan 1.363.711,15-TL'nın takdiren %20'si oranında nakdi teminat veya süresiz banka teminat mektubu karşılığında İİK'nun 72/3. (2. cümle) maddesi gereği icra veznesine giren paranın yargılama sonuna kadar davalı alacaklıya ödenmemesine, dava değeri olan 1.363.711,15-TL'nın takdiren %20'si teminat karşılığı olan 272.742,23-TL nakit veya süresiz kesin banka teminatı yatırıldığında ihtiyati tedbir kararının infazı için ilgili icra dairesine gönderilmesine, teminatın yatırılması ve İİK'nun 261. maddesi gereğince kararın uygulanma süresinin başlangıcının, işbu kararın Uyap ortamında elektronik imza ile onay tarihinden itibaren başlatılmasına" karar verilmiştir. Dosya kapsamına göre, uyuşmazlık konusu 17/12/2022 düzenleme tarihli bonoda davacıya atfen atılı imzanın davacının el ürünü olduğu hususu olduğu taraflar arasında çekişmesizdir. Tarafların uyuşmazlık noktaları ana başlıklarıyla; uyuşmazlık konusu bononun davalının davacıya borç olarak altın vermesi karşılığında mı yoksa davalının davacıya borç para vermesi karşılığında düzenlendiği, davacı tarafından davalıya bu senedin boş olarak mı verildiği, bu senet dolayısıyla davacının davalıya borçlu olup olmadığı, tarafların talep ettiği kötüniyet tazminatının koşularının bulunup bulunmadığı konularında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, alacağın dayanağını teşkil eden kambiyo senedinin hukuksal niteliğini irdelemekte yarar vardır. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye, bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan bu ilişki "kambiyo ilişkisi" olarak anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu "kambiyo taahhüdü"nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra, hemen belirtmelidir ki bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 779/1). Bu aşamada, menfi tespit konulu eldeki davada, ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72. maddesi gereğince, borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında, borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 s.TMK m.6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf, o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu, borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Davacı tarafından Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma numaralı dosyasına, davacı ile davalı arasında imza altına alındığını ileri sürdüğü sözleşme nüshasına ve whsatsapp yazışmalarına ilişkin ekran görüntülerine delil olarak dayanılmıştır. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyasının Uyap kayıt örnekleri dosyamız arasına celp olunmuştur. İncelenmesinde; "... müşteki (davacı) vekilinin Cumhuriyet Başsavcılığımız'a müracaat ederek şüphelinin 1.350.000,00-TL bedel yazılmış olan senedi 16/06/2023 tarihinde icraya verdiğini, bu senedin ekte sunulu sözleşmeye istinaden verildiğini, sözleşmede "17/12/2022 tarihli senet verilmiştir." şeklinde açıkça beyanda bulunulduğunu, müştekinin 17/12/2022 tarihinde şüpheliden 44 adet çeyrek altın ve 22 ayar 80 gram altın aldığını, bu altına karşılık olarak bu senedi verdiğini, şüphelinin (davalı) kötüniyetli olarak alacağından çok fazla bir miktar yazmak suretiyle icraya koyduğunu beyan ederek şikayetçi olması üzerine soruşturma işlemlerine başlanılmış ise de; müştekinin alınan beyanında özetle, şüpheli ...'den almış olduğu altına karşılık olarak soruşturmaya konu senedi imzalayıp verdiğini, şüphelinin oğlu olan Mehmet ...'in de bu senede kefil olduğunu, ...'e altın borcunun 4/3'ünü ödediğini, ancak ...'in 1.350.000,00-TL bedelin senede sonradan ekleyerek icraya koyduğunu beyan ettiği, şüphelinin alınan beyanında özetle, müştekinin oğlu ile arkadaş olduklarını, birlikte iş yaptıklarını, müşteki sıkıştıkça kendisinden para aldığını, toplamda 1.350.000,00-TL tutarında borç para verdiğini, senedin bu paralara ilişkin olduğunu, 17/12/2022 tarihli sözleşmeye ilişkin altınları bu senet üzerindeki bedelden hariç bir bedel olduğunu, altın borcunu ödese de senette yazılı bedeli ödemediği için icraya verdiğini beyan ettiği, 18/10/2023 tarihli kriminal inceleme raporunda, borçlu imzalarının müştekinin elinden çıktığının, senet üzerindeki yazıların şüpheli ya da müştekinin elinden çıktığını gösterir nitelikte bulgu tespit edilemediğinin belirtildiği, yapılan soruşturma neticesinde soruşturmaya konu senedin kefili olan Mehmet ...'in tanık olarak beyanının alındığı, babası olan şüphelinin müştekiye 1.350.000,00-TL para verdiğini, altın olayının bu olaylardaki senetten farklı olduğunu beyan ettiği, kriminal incelemede imzanın müştekiye ait olduğunun tespit edildiği, ceza muhakemesinde hakimin delilleri serbestçe takdir etme yetkisinin bulunduğu, ancak soruşturmaya konu olayın aynı zamanda hukuki bir işlemin sonucu olduğu, bu sebeple Hukuk Mahkemelerinde aranan ispat şartının bu suç yönünden de aranması gerektiği, bedelsiz senedi kullanma suçunda bedelin ödendiği hususunun yazılı delille ispat edilmesi gerektiği, somut olayda müştekinin şüpheliden almış olduğu iddia edilen 1.350.000,00-TL nakit parayı ödediğine ilişkin dosya kapsamında bir belgenin sunulmadığı, ödenen bedellerin altın borcuna ilişkin olduğu kanaatine varıldığı, şüphelinin üzerine atılı suçları işlediğine ilişkin kamu davası açmaya yeter nitelikte somut delil elde edilemediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, bu gerekçeyle; şüpheli hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, ..." karar verildiği, bu karara itiraz üzerine Kayseri 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin 20/01/2024 tarihli ve ... D. İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği ve takipsizlik kararının bu şekilde kesinleştiği görülmüştür. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma sayılı dosyasında davacının iddialarını doğrular bir delilin olmadığı değerlendirilmiştir. Taraflarca tanık deliline de dayanılmıştır. Bu aşamada ispat ve delil başlangıcına ilişkin şu açıklama ve saptamaların yapılmasında yarar bulunmaktadır: İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyeti olup 6100 sayılı Kanunun 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Karşı tarafın, iddianın gerçek olmadığı konusunda delil sunması ispat yükünü üzerine aldığı sonucunu doğurmaz (HMK md. 191). İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu 6100 sayılı Kanunun 200 üncü maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerinin senetle ispatını zorunlu kılmış olup bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri bir delille ispatı mümkün olmayacaktır. Bununla birlikte senetle, daha doğru bir anlatımla kesin delille ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında bir delil başlangıcı varsa, bu hâlde 6100 sayılı Kanunun 202 nci maddesinin "Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir" şeklindeki birinci fıkrası gereği tanıkla ispat imkânı doğacaktır. Kanun koyucu anılan maddenin ikinci fıkrasında delil başlangıcı kavramının tanımını "..iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge" şeklinde yapmıştır. Türk Hukuk Lûgatı’nda belge “Bir gerçeği doğrulayan yazı, fotoğraf, resim, film vb. (kanıt)” olarak tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı Türkçe-Türkçe Cilt I, Ankara 2021, s. 147). Öncelikle belirtmek gerekir ki, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) yer almayan “belge” kavramı ilk kez 6100 sayılı Kanunun “İspat ve Deliller” başlıklı dördüncü kısmının “Belge ve Senet” başlıklı ikinci bölümünde düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanunun “Belge” başlıklı 199 uncu maddesi “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” şeklindedir. Delil başlangıcının bulunması durumunda artık senetle ispat zorunluluğunun istisnası olarak o hukuki işlem hakkında tanık dinlenebilir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 292 nci maddesinden farklı olarak “yazılı delil başlangıcı” ibaresindeki, “yazılı” kelimesini benimsememiş ve “delil başlangıcı” ibaresi kullanılmış olmakla HMK düzenlemesine göre artık bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için yazılı olması şartı aranmayacaktır. Bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için, kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olması gerekir. Üçüncü kişi tarafından yazılmış ve fakat aleyhine delil olarak kullanılacak olan kişinin herhangi bir şekilde yazısının bulunmadığı belgeler delil başlangıcı sayılmaz. Buna karşılık, aleyhine delil olarak kullanılmak istenen tarafın, imzasız el yazısı ile mektupları , herhangi bir şekilde bir kağıda yazılmış el yazısı ile notları delil başlangıcı sayılabilirler. Yine imza yerine paraf taşıyan belgeler de delil başlangıcı sayılır. Delil başlangıcı, iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat etmemekle beraber, o işlemi muhtemel göstermelidir. Bir hukuki işlem hakkında, m.202/2’deki şartlara uygun bir delil başlangıcı varsa, o hukuki işlem hakkında tanık dinlenebilir. Buna göre, mesela borçlu tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup ya da alelade defter kayıtları, makine ile yazılmış olmakla beraber borçlunun parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler, zamanaşımına uğramış olan bonolar ve çekler, vergi beyannamesindeki veya mal bildirimindeki gelirleri, borçları gösteren yazılar, bir hukuki işlemin varlığına delalet eden fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları delil başlangıcı sayılır. (4. H.D. 04/10/1996, 7856/8643, 19. H.D. 26/04/1999, 403/2776 ) Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkememizce davacı vekiline delil olarak dayandığı whatsapp yazışmalarının kimlere ait hangi telefon numaralı ile yapıldığını açıklamak üzere süre verilmiştir. Davacı vekili 11/03/2023 tarihli beyan dilekçesinde "...Whatsapp yazışmaları davalının oğlu Mehmet ... (...) ile müvekkilin personeli ... (...) arasında gerçekleşmiştir. Bu noktada telefon teslimi yapabileceğimizi de bilahare bildirmekteyiz. Dava konusu edilen senetin kötü niyetli olarak doldurularak icraya verilmesinin yegane sebebi, müvekkil ile davalının oğlu ... arasındaki ihtilaftır. Whatsapp konuşmasının baba ile değil oğlu ile yapılmasının nedeni budur. Uyuşmazlık konusu senedin imza sebebi dava dilekçemiz ekinde sunulan sözleşmeye istinaden davalının, müvekkil ve kendi oğlu ...'e verdiği altın borcudur. ..." şeklinde açıklama yapmıştır. Davalıya, davacının delil olarak dayandığı whatsapp yazışma görüntüleri ile dava dilekçesi ekinde örneği sunulan "... ve M. ...'e 17/12/2022 tarihinde altın verilmesi" konusunda düzenlenen yazıyı inceleyip bunlar hakkında ve bu yazıda geçen "altın için senet verilmiştir." ifadesi hakkında beyanda bulunmak için süre verilmiştir. Davalı vekili 11/03/2023 tarihli beyan dilekçesinde "... Mahkemenizde dosyası, davacı tarafça tamamen soyut ve haksız iddialarla müvekkilimi zarara uğratmak adına açılmıştır. Bunun gibi davacı tarafın, dava dilekçesinin ekinde sadece fotoğrafını sunmuş olduğu, kim tarafından yazıldığının da belli olmadığı, ''altın için senet verilmiştir'' yazılı kağıttan müvekkilimin haberi yoktur. Cevap dilekçemizde de belirtmiş olduğumuz üzere, kambiyo senetleri illetten mücerretlik özelliğine haizlerdir. Bununla birlikte davacı taraf, aynı yazıya istinaden müvekkilim hakkında suç duyurunda bulunmuşsa da mahkemeniz müzekkeresine gelen cevaptan da anlaşılacağı üzere Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KYOK kararı verilmiştir. ..." şeklinde açıklama yapmıştır. Buradan görüleceği üzere whatsapp yazışmaları davalının oğlu Mehmet ... (...) ile müvekkilin personeli ... (...) arasında gerçekleştiği bizzat davacı tarafça beyan edildiğinden, davalıdan sadır olmadığından, bizzat davalı tarafından yazışma yapılmadığından whatsapp yazışmaları delil başlangıcı sayılamaz. Dolayısıyla eldeki davada taraflar tanık deliline dayanmışlarsa da HMK'nun 200. ve 201 maddesi hükmü dikkate alınarak tarafların tanık dinletme istemlerinin reddine karar verilmiştir. Somut olay ve dosya kapsamına göre, davacı taraf dava dilekçesi ekinde örneği sunulan "... ve M. ...'e 17/12/2022 tarihinde altın verilmesi" konusunda düzenlenen yazı fotoğrafına da delil olarak dayanarak bu sözleşmedeki imzaların birinin davacıya, diğerinin ise davalının oğluna ait olduğunu, el yazısının ise bizzat davalıya ait olduğunu ileri sürmüştür. Davalı ise bu yazıdan haberinin olmadığını, davacı tarafın aynı yazıya istinaden davalı hakkında suç duyurunda bulunduğunu, ancak Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından KYOK kararı verildiğini, ayrıca uyuşmazlık konusu senet meblağı olan 1.350.000,00-TL'nın 717.500,00-TL'lik kısmını eşi ...'e kalan miras mallarının satışından elde edilen paradan, kalan kısmını ise birikimlerinden temin ederek bu parayı davacıya borç olarak verdiğini, savunmuştur. Mahkememizce ilgili bankadan davalının eşinin banka hesap kayıtları celbedilmiş ve hesaba 717.500,00-TL'lik para girişinin olduğu görülmüştür. Davalının bizzat yazdığını iddia ettiği yukarıda anılan yazının altına davalının imza atmamasının ve bu yazının altının davacı ile davalının oğlunun imzalamasının, yine böyle bir belge düzenlendi ise davacının lehine içerikteki bu yazının davacıda değil de neden davalıda olduğunun makul ve kabul edilebilir bir açıklaması davacı tarafından yapılmamıştır. Davacının iddia ettiği üzere davalının "... ve M. ...'e 17/12/2022 tarihinde altın verilmesi" konusunda yazıyı yazmış olması halinde bu yazının altını da bizzat davalının imzalamış olması genel hayat tecrübelerine uygun iken davalının yazdığı iddia edilen bu yazının davalının oğlu ile davacı tarafından imzalanması hayatın olağan akışına uygun değildir. Davacı tarafından bu yazının sadece fotoğraf görüntüsü sunulup aslının davalıda olduğu ileri sürülmüşse de yine genel hayat tecrübelerine göre bu içerikte bir yazının düzenlenmiş olması halinde yazının davacının elinde olması beklenebilir. Aksi durumda davalı tarafından yazıldığı iddia edilen bu yazının davalının aleyhine ve davacının lehine düzenlenmiş olduğu dikkate alındığında davalının elinde olmasının yazı içeriğine ve düzenleme mantığına aykırı olduğu, bunu iddia eden davacının bu konuda makul bir izahat yapmadığı, tüm diğer dosya kapsamı çerçevesinde yapılan incelemede anılan yazı fotoğrafının davacının iddialarını ispat edici delil niteliğinde olmadığı değerlendirilmiştir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, senedin teminat senedi olduğunu ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Aynı ilkeler, Yargıtay HGK'nun 17/12/2003 gün ve 2003/19-781 Esas ve 2003/768 Karar sayılı ilamında da benimsenmiştir. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu HMK’nun 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerinin senetle ispatını zorunlu kılmış olup bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri bir delille ispatı mümkün olmayacaktır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 201. maddesinde "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" hükmü düzenlenmiştir. Senede karşı ileri sürülen hukukî işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukukî işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, davacının senedin bedelsiz olduğunu ispatlaması gerekmektedir. Bu gibi durumlarda davacı taraf önce senedin düzenlenmesini gerektiren bir sebebin bulunduğunu, sonra da bu sebebin gerçekleşmediğini ya da ortadan kalktığını ispatla yükümlü olacaktır. 12/04/1933 tarihli ve 30/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda "Borç ikrarını mutazammın beyyine aleyhine delil ikamesi caiz olup, ancak ikrarda borcun sebebi musarrah ise; müddealeyh bu sebebin tahakkuk etmediğini ispat edebilir. Eğer borcun sebebi tayin olunmamış ise, müddealeyh evvela ikraren bir sebebi muayyeni bulunduğunu, saniyen bu sebebin tahakkuk etmediğini isbat hakkını haizdir. Şu hale göre senede müstenit iddiaya karşı yukarıda yazılı def'i dermeyan edip bu def'ini alelusül isbat edemeyen müddealeyhin hasmına bir yemin teklifine hakkı olduğu takarrur etmiştir." denilmektedir. Eldeki davada davacı iddiasını kesin delillerle ispat edememiştir. Dava dosyası içeriğine göre; davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı görülmekle iddiaları doğrultusunda Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... esas sayılı takip dosyasına dayanak yapılan 17/12/2022 düzenleme, 30/05/2023 vade tarihli 1.350.000,00-TL bononun davalı ...'in borç altın vermesi karşılığında düzenlediği, borç altın vermesi karşılığında senet düzenlendiği, borç altın verilmesi karşılığında senet alındığına ilişkin sözleşme düzenlendiği, anılan icra takibi ve takip dayanağı bono nedeniyle davacının davalıya borçlu bulunup bulunmadığı konularında davalıya yemin teklif edip etmeyeceklerinin bildirilmesi, yemin teklif edecek ise yemin metnini sunması için süre verilmiştir. Davacı tarafça yemin süresinde yemin metni sunulmuş, ihtaratlı yemin metni davalı asile tebliğ edilmiştir. davalı duruşmada "Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum, dava konusu Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına dayanak yapılan 17/12/2022 düzenleme, 30/05/2023 vade tarihli 1.350.000,00-TL bedelli dava konusu senet davacı ...'e ve oğlum Mehmet ...'e borç altın vermem karşılığında düzenlenmedi. Bu senedin borç altın verilmesi ile herhangi bir ilgisi yoktur. Bu senet karşılığında davacı ...'e 1.350.000,00-TL nakit borç verdim. Borç verdiğim paranın bir kısmını birikmiş paramızdan karşılayıp verdim bir kısmını da eşim ...'e kalan miras mallarının satışından gelen paralardan karşılayarak davacıya borç olarak verdim. Banka dekontlarını da daha önce sunmuştuk. Dava konusu senedin icra takibine konulması ile davacı ... ve oğlum Mehmet Ali Şahin'in arasındaki sorunlarla bir ilgili yoktur. Davacı ...'den bu senedi alırken not kağıdı üzerine "altın borcuna istinaden verilmiştir." şeklinde bir evrak düzenlenmedi varsa ispat etsin. Bu senet nedeni ile davacı ...'den 1.350.000,00-TL alacağım vardır." şeklinde yemin eda etmiş ve beyanda bulunmuştur. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına dayanak yapılan 17/12/2022 düzenleme, 30/05/2023 vade tarihli 1.350.000,00-TL bedelli dava konusu senet davacı ...'e ve davalının oğlu Mehmet ...'e davacının borç altın vermesi karşılığında teminat amaçlı ve boş olarak davalıya verildiği, davalının boş senedi aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurarak icra takibine dayanak yaptığı iddia edilmektedir. Davacı senet altındaki imzayı inkar etmemektedir. Senedin davalıdan borç altın alması sırasında teminat amaçlı olarak ve açık senet olarak düzenlendiğini ileri sürmektedir. Davaya ve takibe konu bono üzerinde "nakden" ibaresinin bulunduğu, bonodaki keşideci imzasının davacıya ait olduğunun davacının kabulünde olduğu, davacının boş olarak verildiğini iddia ettiği senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu yazılı delil ile ispat etmesinin gerektiği, yine davacının senedin teminat olarak verildiğini ileri sürmekle senet metninde nakden yazan ihdas nedenin talil etmiş olduğu ve ispat yükünün yine davacıda olduğu, senedin tedavüle çıkarılırken anlaşmaya aykırı doldurulduğunu iddia eden davacının bu yöndeki iddiasının yazılı delille ispatlayamadığı, whatsapp yazışmalarının ve "... ve M. ...'e 17/12/2022 tarihinde altın verilmesi" konusunda düzenlenen yazı fotoğrafının, bu senedin teminat senedi olduğunu ve anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ispata yeterli olmadığı, yargılama sonunda toplanan ve tüm deliller ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanan Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyasının içeriği ve diğer tüm deliller dikkate alındığında ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaatine varılmıştır. İİK'nun 72/3-4. maddesinde icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında borçlunun gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği tazminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği, dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararının kalkacağı, buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış olmaktan dolayı doğan zararını gösterilen teminattan alacağı, alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı, bu zararın herhalde yüzde %40'tan aşağı tayin edilemeyeceği hüküm altına alınmış, 6352 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle 05/07/2012 tarihinden itibaren %40 oranı %20 olarak değiştirilmiştir. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekir. Somut olayda, mahkememizce 15/09/2023 tarihli ara kararı ile ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Bu nedenle ihtiyati tedbir dolayısıyla davalının alacağını geç almış olmaktan dolayı doğan zararı bulunduğundan İİK'nun 72/4. maddesinin yasal koşulları gerçekleştiğinden, yine cevap dilekçesinde talep edildiğinden İİK'nun 72/4. maddesi uyarınca harçlandırılan takip konusu alacak olan 1.363.711,15-TL'nin taktiren %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmelidir. İzah edilen tüm nedenlerle aşağıdaki şekilde karar tesis edilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-İİK'nun 72/4. maddesi uyarınca dava değeri olan ve harçlandırılan takip konusu alacak olan 1.363.711,15-TL'nin taktiren %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gereken 427,60-TL karar harcının peşin alınan 23.288,78-TL harçtan mahsubu ile fazla yatan 22.861,18-TL'nın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına, 6-6100 sayılı HMK'nun 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde yatıran tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 7-Kararın mahiyeti gereği davacı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 8-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince davanın reddi nedeniyle hesap ve taktir olunan 180.008,22-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dava dosyasının tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra istinaf incelemesine gönderilmesine veya mahkememiz arşivine kaldırılmasına, Dair, davacı ile davacı vekili ve davalı ile davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 30/09/2024 Başkan ... E-imzalıdır Üye ... E-imzalıdır Üye ... E-imzalıdır Katip ... E-imzalıdır