İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/1111 E. 2024/822 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/1111
- Karar No
- 2024/822
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/1111 Esas KARAR NO : 2024/822 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 28/12/2023 KARAR TARİHİ : 24/09/2024 Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesi ile; Davacı ... Hırdavat Zirai Alet Müteahhitlik İnşaat Malzeme Ekipmanları Ticareti İmalatı Pazarlama Sanayi Limited Şirketi tarafından , Ödemiş İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile davalı ... aleyhine 28.05.2022 düzenleme , 28.05.2022 ödeme tarihli ... nolu , 115.110 TL tutarlı faturanın bakiyesine istinaden 7 örnek icra takibi başlatıldığını, ancak davalı tarafından 10.01.2023 tarihli dilekçe ile takibe itiraz edildiğini, 10.01.2023 tarihli karar tensip tutanağı ile de takibin durdurulduğunu, arabuluculuk görüşmesi yapıldığını, tarafların anlaşamadıklarını, faturanın davalı tarafından kabul edilerek ticari defterlerine işlendiğini, üstelik davalı tarafça bu faturaya ilişkin fatura tarihinden sonra kısmi ödeme de yapıldığını, bakiye borç ödemesi ise aradan geçen zaman zarfında davacı şirket yetkililerinin iyi niyeti de suiistimal edilerek bugüne kadar ödenmediğini, davalı borçlunun takibe konu faturayı kabul ederek faturaya ilişkin kısmi de olsa ödeme yaparak borcu ve borcun muacceliyetini kabul ettiğini, temerrüte düştüğünü, bu nedenlerle müvekkilinin fazlaya ilişkin tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulüne davalı-borçlu ...'ın Ödemiş İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı dosyası üzerindeki itirazının iptaline ,takibin devamına, Davalı-borçlu ...'ın takibe köyü niyet ile itiraz ettiğinden % 20’tan az olmamak üzere icra inkâr tazmınatının itiraz tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı müvekkile verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde; davanın ticari dava olması için her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması, tarafların tacir olması gerektiğini, müvekkili ...'ın tacir olmadığını, bu sebeple, görev itirazında bulunduklarını, görevli mahkemenin Ödemiş Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, dava dilekçesinde ileri sülülen iddiaları kabul etmediklerini, müvekkilinin davacı şirkete hiçbir borcu bulunmadığını, davacı elektronik ortamda e-fatura ile müvekkili muhasebesine 28.05.2022 T. faturayı gönderdiğini, müvekkilinin böyle bir borcu olmadığı için aynı gün iade faturası ile davacı faturasını iade ettiğini, haksız açılan davanın reddine, lehimize %20 icra inkar tazminatı ile masraf ve yargılama gideri takdirine karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; 1-Dava, satış sözleşmesine dayalı olarak düzenlenen fatura bedelinin tahsili talepli başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. 2-Anayasanın 37. maddesine göre, "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 114/c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Dolayısıyla görev konusunun, mahkemelerce her aşamada resen gözetilmesi gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. TTK'nın 14.maddesinde "bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtaları ile halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır." denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un 11.maddesinde ticari işletme şu şekilde tanımlanmıştır. "(1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak kararname ile belirlenir." Yine aynı yasanın 12.maddesine göre tacir, bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişidir. 15.maddesinde ise; "İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler"dir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un gerek 11. gerekse 15.maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 207/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı:"Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı MADDE 1 – (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır."şeklindedir. Yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu kararında tacir ile esnaf arasındaki sınırın belirlenmesinde gözetilecek değerler yönünden Vergi Usul Kanun'un 177.maddesine atıfta bulunulmuş olmakla dava ve işlem tarihi itibariyle bahsi geçen yasa maddesindeki düzenleme; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:(1)1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (2022 yılı için 570.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı aşanlar..."şeklindedir. Somut olayda davacı tüzel kişi tacir ise de, mahkememizce yapılan araştırmalar kapsamında davalının vergi kayıtlarına göre fatura tarihi 28/05/2022 itibariyle davalının satın almalarının 133.071,09-TL olduğu ve aynı dönem hasılatının 151.071,19-TL olduğu, bu haliyle davalının tacirlik sınırının üzerinde bir iş hacminin bulunmadığı gibi, dava konusu uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı, davalının bu sebeple uyuşmazlığın görülmesi ve çözüm yeri Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna dair karar verilmiştir. Davacı vekili tarafından karar tarihinden sonra dosyaya sunulan 27/09/2024 tarihli talep dilekçesinde görevli mahkemenin Ödemiş Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu ve mahkememizce İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi'ne görevsizlik kararı verilmesi hatalı olarak nitelendirilmiş ise de, davalı vekilinin cevap dilekçesinde açıkça yetki itirazı ileri sürülmediği gibi, yetki ve görev itirazının aynı anda değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı, mahkememizce tek bir kararda ancak ve öncelikle görev yönünden değerlendirme yapılabileceği, mahkememiz yargı çevresinde birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunuyor olması nedeniyle bu türden karışıklıkların meydana gelebildiği fakat aynı anda hem görevsizlik hem de yetkisizlik kararı verilmesinin mümkün olmadığı, bu haliyle davalı vekilinin Ödemiş Mahkemeleri'nin yetkiliği olduğuna yönelik yetki itirazlarının dosyanın tevzi edileceği İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından değerlendirilebileceğinden mahkememizce talebe yönelik bir ek karar düzenlenmemiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, 2-HMK'nun 20.maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının yetkili ve görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kesinleşmeden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse davanın açılmamış sayılacağının İHTARINA, 3-Yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin e-duruşma yoluyla yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı taktirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.24/09/2024 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır