İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/521 E. 2024/775 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/521
Karar No
2024/775
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/521 KARAR NO : 2024/775 DAVA : İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) DAVA TARİHİ : 19/07/2022 KARAR TARİHİ : 14/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan iflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; 13.11.2019 tarihli cari hesap mutabakatına konu bakiyenin müvekkili şirket tarafından davalı yandan talep edilmiş olmasına rağmen ödenmemiş olduğunu, müvekkili şirketin alacağını kısmi dahi olsa tahsil etmek amacı ile .... 32.İcra Müdürlüğünün ..Esas sayılı dosyası 569.884,93 USD üzerinden ile iflas yolu ile ilamsız takip başlatılmış olduğunu, müvekkili şirket ile davalı borçlu arasında ticari ilişkinin varlığının, borçlu vekili tarafından icra takip dosyasına ibraz edilen itiraz dilekçesi içeriği ile zaten ikrar edilmiş durumda olduğunu, taraflar arasında tutulan ticari defterlerin incelenmesi halinde müvekkil şirketin davalı borçludan alacaklı olduğunun kolayca tespit edilebileceğini, bu hususta davalı şirket ile müvekkili şirket arasında tutulan cari hesap ekstresini sunduklarını, davalı borçlunun borca, faize ve imzaya itirazlarının kaldırılmasına ve verilecek depo kararına rağmen ödeme yapılamaması halinde ise davalı şirketin iflasına karar verilmesini talep etmek zaruretinin doğmuş olduğunu, davalı şirketin ... 32. İcra Müdürlüğü'nün ...E.sayılı iflas yolu ile ilamsız (adi) takip nitelikli takiplerine ilişkin 30.05.2022 tarihli tüm itirazlarının kaldırılmasına, iflas yolu ile başlatılan takiplerine itirazlarının kaldırılması ve verilecek depo kararına rağmen ödenme yapılmaması halinde davalı ...A.Ş. (VKN: ...)'nin İ.İ.K. 156/3 maddesi uyarınca iflasına karar karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; müvekkili şirketi bağlamayan geçersiz sözde mutabakatnameyi İİK 68/a maddesinde yazılı belge vasfına sokarak haksız kazanç sağlama amacıyla ... A.Ş.'nin icra takiplerine yapılan itirazların kaldırılması için ... 24. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ...E.sayılı dosyası ile itirazın kaldırılması davası açılmış olduğunu, huzurdaki davanın arabuluculuğa tâbi olduğunu, takip dayanağı olarak sunulan geçersiz, sözde mutabakatname ve ihtarnamenin Tebligat Kanunu’na uygun olarak müvekkili şirkete tebliğ edilmemiş olduğunu, mutabakatname içeriği ile müvekkili şirketinin mutabık olmadığını, borçlu ... A.Ş. kaşesi üzerinde imzası bulunduğu iddia edilen yönetici ...'nin, dayanak fotokopide yer alan imzanın kendi imzasına benzetememekte olduğunu, şirket yöneticisi ...'nin imza tarihi itibariyle kesin olarak hatırlayamamakla birlikte şehir dışında olduğunu anımsadığını ifade edilmekte olduğunu, imzaya itiraz ettiklerini, davaya konu mutabakatname üzerindeki taraflar arasındaki ticari defterler incelendiğinde müvekkili şirketin davacı şirkete USD cinsinden bir borcu olmadığı tespit edileceğini, müvekkil şirketin, alacaklıya ticari kayıtlarına göre herhangi bir döviz borcu bulunmadığı gibi yabancı parayla iş bu takibin başlatılmasının hukuken mümkün olmadığını, dava şartı yokluğundan davanın reddine, kötü niyetli olarak açılmış bulunan davanın öncelikle usulden iş bu talepleri kabul edilmemesi halinde esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 13/11/2019 tarihli mutabakat belge içeriği ve tarafların 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 yılları ticari defter ve kayıtları dikkate alındığında davacının davalıdan iflas takibinin yapılmış olduğu tarih itibariyle muhasebesel yönden alacaklı olup olmadığı, davacı vekilinin 28/10/2022 tarihli delil listesi ve ekleri ve dayandığı cari hesap dökümleri ile ilgili taraf şirketlerinin ilgili yıllara ait ticari defter ve kayıtlarında aleyhe veya lehe muhasebesel veri olup olmadığı, ticari defter ve kayıtların dayanılan cari hesap mutabakatı ile uyumlu olup olmadığı, mutabakat belgesindeki imzanın davalı şirketi temsilen atılıp atılmadığı, ne şekilde uyumlu olduğu, ayrıca takip tarihi itibariyle temerrüt faizi işlemesine esas olarak sunulmuş herhangi bir kayıt var ise buna göre işlemiş faiz miktarının ne olduğu, sonuç itibariyle takip tarihi itibariyle davacının davalıdan muhasebesel açıdan hangi tutarda alacaklı gözüktüğü ve iflas kararının verilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Davacı şirket tarafından davalı aleyhine iflaslı takibe başlatıldığı, süresi içinde takibe itiraz olunduğu, takibin durduğu, süresi içinde iflas davasının ise açıldığı tartışmasızdır. Dava tarihi itibariyle mahkememiz görevli ve yetkili olup özel ve genel dava şartları açısından davanın görülmesine engel bir hal bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki dava, İİK m.154 ve devamı hükümlerinden kaynaklanan iflas yoluyla yapılmış takibe itiraz nedeniyle itirazın kaldırılması ve iflas davasıdır. 2004 sayılı İİK m.156/f.3 hükmüne göre "Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir.", İİK'nın 156/4.fıkrasında ise "İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer." düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre davalıya ödeme emrinin tebliğ tarihi ile mahkememizde dava açıldığı tarih arasında bir senelik hak düşürücü süre içinde itirazın kaldırılması ve iflas davası açılmıştır. Bu şekilde tahkikata yönelik delillerin toplanması ve değerlendirilmesi gerekmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık hususlarının araştırılması açısından konusunda ehil bilirkişi aracılığıyla incelemeye başlanmıştır. Bilirkişinin hazırlamış olduğu 11/07/2023 tarihli raporunda "davacı şirket tarafından, dava konusu uyuşmazlık kapsamında incelemeye ibraz olunan; 2015-2016-2017-2018-2020-2021-2022 yılı ticari defterlerinin TTK ve HMK 222/2 hükümlerine uygun tutuldukları, 2019 yılı ticari defterlerinin TTK ve HMK 222/2 hükümlerine uygun tutulmadıkları, davalı şirket tarafından, dava konusu uyuşmazlık kapsamında incelemeye ibraz olunan, 2015-2016-2017-2018-2019-2020-2021- yılı ticari defterlerinin TTK ve HMK 222/2 hükümlerine uygun tutulmadıkları, 2022 yılı ticari defterlerinin ise TTK ve HMK 222/2 hükümlerine uygun tutuldukları, anlaşılmakla, anılan ticari defterlerin davalı şirket lehine delil kabiliyetlerinin Mahkemeniz takdirinde bulunduğu; taraflarının satıcı sıfatıyla davalı Şetat Madencilik ve alıcı sıfatıyla davacı ... olduğu anlaşılan ve 18.05.2016 tarihinden başlayarak son olarak 27.06.2019 tarihinde imza altına alınan 20 adet “Satış ve Satın Alma Kontratı”nın tetkik edildiği; anılan sözleşmelerde tüm ödemelerin (avans ve ton başına komisyonlarda dahil olmak üzere) USD üzerinden fiyatlandırıldığı, kur farkına ilişkin düzenlemenin yapıldığı 10.maddesinin; “Fatura tarihi ile ödemenin yapıldığı tarihteki USD kurları arasında bir fark doğması halinde, duruma göre ALICI veya SATICI kur farkı faturası düzenleyecektir. Taraflardan biri tarafından düzenlenecek bu kur farkı faturasına KDV tutarı ilave edilerek düzenlenecektir. İşbu kur farkı faturasından doğacak olan KDV; TCMB alış kurundan dolara dönülerek cari hesaba işlenecektir. "şeklinde kaleme alındığı ve neticeten taraflar arası ticaretin USD bazında yapılacağının kararlaştırıldığının anlaşıldığı, davalı şirket vekili tarafından gerek icra dosyasına sunulu itiraz dilekçesinde ve gerekse huzurdaki davaya cevap dilekçesinde, “ticari kayıtlardaki TL cinsinden borca herhangi bir itirazlarının olmamasına karşın müvekkili şirketin alacaklıya herhangi bir döviz borcunun bulunmadığını,” beyan ettiği; bu bağlamda davacı ve davalı şirketler tarafından sunulu ticari defterler ile tarafların birbiri ile ticari ilişkisini takip ettiği muavin defter hesap özetlerinin incelenmesi neticesinde, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisini döviz üzerinden takip ettiği, cari hesap kayıtlarına kur değerlemesi yapmak suretiyle Türk Lirasına çevirerek USD=TL karşılığı kayıtlarına aldığı anlaşılmakla, davalı şirketin ise sadece TL bazında cari hesap kaydı tuttuğunun görüldüğü; taraflar arası ihtilafın sebebinin tam da bu olduğu, davacı şirketin iddiaları çerçevesinde Mavi Klasör içerisinde sunmuş oldukları belgelerin tetkikinde öncelikle detayı arz edilen ve davalı şirket tarafından davacı şirket adına düzenlenen 2 adet kur farkı faturasının davalı ticari defterlerinde davacı şirket hesabına borç kaydedilmek suretiyle, davacı alacak tutarından mahsup edildiği; davacı ticari defterlerine ise kur farkı/kambiyo zararları açıklaması ile davalı şirket hesabına alacak kaydedilmek suretiyle, davalı alacak tutarından mahsup edildiği, yine davacı tarafından sunulu mavi klasör içerisinde yer alan ve detayı arz edilen ve bu defa davacı tarafından davalı adına düzenlenen 6 adet kur farkı faturasının taraf ticari defterlerindeki kayıt durumunun tetkikinde, tamamının davacı ticari defterlerinde davalı hesabına kayıtlandığının görüldüğü, davacı Motat Maden tarafından davalı Şetat Maden adına düzenlendiği görülen ve detayı yukarıda Tablo-3 ile arz edilen 6 adet kur farkı faturasının davalı ticari defterlerindeki kayıt durumuna bakıldığında ise; Tablo-3/3.sırasında yer alan 1.540,32 Tl tutarlı fatura haricinde 1. ve 2. sırada yer alan fatura tutarlarının tamamının, 4., 5. ve 6. sırada yer alan faturaların ise sadece KDV tutarlarının davalı Şetat Maden ticari defterlerinde davacı şirket hesabına alacak kaydedildiğinin anlaşıldığı, yukarıda 6., 7. ve 8. maddede yer alan tespitler çerçevesinde tarafların karşılıklı olarak birbirleri adına düzenledikleri kur farkı faturalarının ticari defterlerine karşılıklı borç/alacak kayıtlarının yapıldığının anlaşıldığı rapor içeriğinde taraf ticari defter kayıt görsellerine tek tek yer verildiği; davalı Şetat Maden tarafından sunulan ve davacı Motat Maden'in defter kayıtlarında görünen alacak tutarı 18.533.193,70 TL 'nin “TL” olarak verildiğine ve nelerden oluştuğuna ilişkin örnek fatura, ödeme dekontu ile taraflarına verdiği çek görselleri incelenmiş olup, davalı tarafından davacı adına “...Borcuna İstinaden Ödeme” açıklaması ile banka kanalıyla yapılan ödemelerin her iki şirket ticari defterlerinde B/A kayıtlarının bulunduğu, davalı şirket tarafından davacı şirket adına keşide edilen çeklerin Türk Lirası bazında düzenlendiği; ancak davacı ticari defterlerinde işbu çek giriş ve çıkış kayıtlarının USD karşılıkları gösterilmek suretiyle kayıtlarına alındığı, davalı şirket tarafından sunulu fatura miktarının çok fazla olması sebebiyle örnekleme yapılmak suretiyle 3 adedine ilişkin kayıtlara yer verildiği; bu bağlamda, davacı ... tarafından davalı ... adına düzenlenen faturaların davacı şirket ticari defterlerine USD karşılığı gösterilmek suretiyle kayıtlarına alındığının anlaşıldığı, 13/11/2019 tarihli mutabakat belge içeriği ve tarafların 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 yılları ticari defter ve kayıtları dikkate alındığında davacının davalıdan iflas takibinin yapılmış olduğu 24.05.2022 tarihi itibariyle muhasebesel yönden 55.100.733,10TL = 3.762.220,78 USD alacaklı olduğu, davacı şirketin, ticari defter ve kayıtlarının dayanılan cari hesap mutabakatı ile uyumlu olduğu; zira davacı tarafından davalı adına düzenlenen mutabakat metninde 31.10.2019 itibarıyla davalı borç tutarı 4.340.718,42 USD olarak belirtilmiş olmakla davacı şirket ticari defter kayıtlarında da anılan tarih itibarıyla davalı borç tutarının 4.4340.718,42 USD = 24.090.379,50 TL olarak yer aldığı, davalı şirket kayıtlarında ise davacı alacak tutarının 19.708.126,03 TL olduğu, mutabakat belgesindeki imzanın davalı şirketi temsilen atılıp atılmadığı, ne şekilde uyumlu olduğu hususunda ise, mutabakat metni altında herhangi bir şerh bulunmayıp, davalı şirket kaşesine havi imza olduğunun görüldüğü, söz konusu mutabakat imza tarihinde davalı şirket yetkilisi/yöneticisinin ...olduğu anlaşılmakla, davalı şirketin işbu imzaya itirazlarına yönelik hukuki yorum ve nihai takdirin mahkemeye ait bulunduğu, neticeten, arz edildiği üzere davacı şirket ticari defterlerine göre 24.05.2022 icra takip tarihi itibarıyla davalı borç tutarı 3.762.220,78 USD = 55.100.733,10 TL iken, davalı şirket ticari defterlerinde davacı alacak tutarının 18.533.193,70 TL olduğu, davacı şirket tarafından davalı şirket adına her ne kadar ... 17. Noterliği’nin .... tarih, .... yevmiye nolu, “Cari Hesap Mutabakatı” konulu ihtarnamesi keşide edilmiş ve davalı şirkete 25.11.2019 tarihinde tebliğ edilmiş ise de alacaklı tarafından gönderilen ihtarnamenin borçluyu temerrüde düşürücü etkisinin olduğunun kabul edilebilmesi için, ihtarnamenin belirli bir süre içerisinde bir borcun ödenmesi ihtarını içermesinin zorunlu olduğu, anılan ihtarnamenin, borcun ödenmesi için belirli bir süre/kesin bir vade tanımadığı, dolayısıyla temerrüt tarihinin icra takip tarihi olan 24.05.2022 olduğu, bu bağlamda takip tarihine kadar işlemiş faiz hesabı yapılamadığı; neticeten, 24.05.2022 takip tarihi itibariyle davacının davalıdan muhasebesel açıdan 3.762.220,78 USD = 55.100.733,10 TL tutarda alacaklı gözüktüğü; davacını davasının kabulü halinde taleple bağlılık ilkesi gereğince, davacı şirket tarafından davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibi ile tahsili talep edilen 500.000,00 USD tutarın tahsilini talep edebileceği, 500.000,00 USD tutarın taraflar arasında akdedilen “Satış ve Satın Alma Kontratı” kapsamında TCMB Alış Kurundan hesaplama yapılacağı hükmünün yer alması sebebiyle 24.05.2022 takip tarihi itibarıyla 1 USD = 15,8494 TL (TCMB Gösterge Niteliğindeki Döviz Alış Kuru) olmakla, 500.000,00 USD = 7.924.700,00 TL tutara isabet ettiği" şeklinde görüş bildirmiştir. Davalı vekilinin 14/08/2023 tarihli rapora itiraz dilekçesindeki muhasebesel itirazlar ve ayrıca sunulduğu anlaşılan uzman kişi görüşünün içeriği dikkate alındığında, bilirkişinin hazırlamış olduğu 14/07/2023 tarihli kök raporda revize olunması gereken bir muhasebesel hata olup olmadığı, Yargıtay uygulaması dikkate alındığında uzman kişi görüşünde yer alan muhasebesel tespitlere itibar olunmasına engel hal olup olmadığı, var ise nedenlerinin ne olduğu, sonuç olarak bilirkişinin hazırladığı 11/07/2023 tarihli raporda revize edilmesi gereken hal olup olmadığı noktalarında bilirkişi ...'dan ek rapor alınmasına dair ara karar kurulmuştur. Bilirkişi hazırlamış olduğu 17/01/2024 tarihli ek raporda "19.01.2023 tarihli celsesi ara kararı ile taraflar arası uyuşmazlık konuları tespit edilmiş olmakla anılan ara karar çerçevesinde tarafıma verilen bilirkişi görev tanımı doğrultusunda yapılan inceleme, tespit ve değerlendirmelerin, taraf ticari defter kayıt görsellerine de yer verilmek suretiyle şeffaf ve denetime elverişli olarak kök raporda tek tek yer verildiği, 11.07.2023 tarihli kök raporda arz edilen tüm hususların huzurdaki ek raporda da geçerliliğini aynen koruduğu; neticeten revize edilmesi gereken muhasebesel bir hata bulunmadığı" şeklinde görüş bildirmiştir. Hazırlanan kök ve ek rapor içerikleri dikkate alındığında, davalı şirketin envanter defterlerinin noter açılış tarihlerinin görülemediği, ancak diğer defterlerde herhangi bir eksiklik bulunmadığı, buna mukabil davacı şirketin ise envanter defterini sunmamakla birlikte diğer ticari defterlerin incelendiği, buna göre taraflar arasındaki ticari ilişkileri cari hesap yani açık hesap ilişkisi çerçevesinde muhasebesel anlamda devam ettiği, buna göre davalı şirketin davacı şirket ile olan ticari ilişkisinin 2019 ve 2020 yılı hesap özetleri görseline dahi yer verilerek incelendiği, davalı şirketin 2019 yılı sonu itibariyle tespit olunan bakiyesinin 2020 yılı açılış bilançosuna devir tutarını dahi tespit olunduğu, taraflarca sunulan ticari defter ve belgeler karşısında takip tarihi itibariyle her iki şirketin ticari defterlerinin birbiriyle uyumlu olduğu, nitekim davacı ticari defterlerine göre davacının davalı şirketten 3.762.220,78 USD karşılığı olan 55.100.733,10 TL alacaklı olup davalının ticari defterlerine göre dahi davacının 18.533.193,70 TL tutarında borçlu bulunduğu kayden tespit olunmuştur. Esasen tespit olunan rakamlara ve görsellerin varlığına yönelik bir itiraz olmadığı gibi mevcut kayıt içeriklerine itirazın kabulünü gerektirir bir hal dahi yoktur. Böylelikle taraflar arasındaki açık hesap yani cari hesap ilişkisi çerçevesinde davacının takip tarihi itibariyle 500.000,00 USD karşılığı olan 7.924.700,00 TL tutarında alacaklı olduğu noktasında taraf şirketlerin ticari defter ve kayıtları birbirleriyle tam uyumludur. Zaten bilirkişinin kök ve ek raporu irdelendiği üzere tarafların karşılıklı olarak ve birbirleri adına düzenlemiş oldukları kur farkı faturaları dahi ticari defterlere karşılıklı olarak kayıt olunmuştur. Böylelikle taraf şirketler karşılıklı olarak borç/alacak kayıtlarını muhasebesel olarak dahi gerçekleştirmişlerdir. Yine her iki taraf şirketin ticari defter ve kayıtlarında dahi söz konusu faturalarla ilgili B/A kayıtlarının mevcut olduğu dahi muhsaebesel olarak tespit edilmiştir. Bu halde takip konusu alacak ile ilgili davalı şirketin uyuşmazlık konusu alacak ile ilgili faturalara dair vergi dairesi müdürlüğüne dahi yapılmış olduğu bildirimlerin davalı aleyhine, davacı lehine sonuç doğurduğu öncelikle belirtilmelidir. Esasen bilirkişi raporunda da açıklanan kayıtlar karşısında bu kayıtlar davalı aleyhine delil niteliğindedir. VUK'un 381 seri nolu genel tebliği ve Ba formu içeriği ile vergi uygulaması gözetildiğinde aksini düşünmek mümkün değildir. Yine genel ispat kuralları çerçevesinde hiçbir kimsenin kendi aleyhine delil oluşturmayacağı düşünüldüğünde, davalı tarafın resmi bir kuruma dayanak belgeler nedeniyle davacıya borçlu olması sonucunu doğuracak beyanları kendisini bağlayacaktır. Davalı tarafın çelişkili davranış yasağı (...) ilkesine aykırı hareket etmesi halinde ilk beyana itibar olunması uygun görüldüğünden davalı tarafın aksi yöndeki beyanına itibar edilemez. Öte yandan taraflar tacir olmakla taraf şirketlerin defter ve kayıtlarında takip konusu alacağa esas faturaların yer alıp almadığı ve ne şekilde yer aldığı, tarafların lehine ve aleyhine delil teşkil edip etmeyeceği öncelikle dikkate alınmıştır. "HMK 219.maddesine (HUMK. 326) göre her iki taraf kendi ellerindeki vesikaları (belgeleri) mahkemeye ibraz etmek zorundadır. Bir davada ispat yükü kendisine ait olan tarafın, başka delillerle birlikte karşı tarafın ticari defterlerine de dayandığı, eş söyleyişle, delillerini karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği, dolayısıyla da uyuşmazlığa özel hükmün uygulanamayacağı durumlarda; karşı tarafın kendi defterlerini mahkemeye ibraz etmesi ya da bundan kaçınmasına bağlanması gereken hukuksal sonuçlar HMK. 219. ve ardından gelen maddelerindeki konuya ilişkin genel düzenlemelere tabidir. Somut uyuşmazlık yönünden bakıldığında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kararlarında da açıklandığı üzere "HMK. 220. maddesi, bir tarafın, mahkemece kendisine verilen süre içerisinde ilgili belgeyi ibraz etmemesi halinde, mahkemenin, o tarafın maksadını gözeterek, diğer tarafın o belgeye ilişkin açıklamasını kabul edebileceğini öngörmektedir. Önemle vurgulanmalıdır ki HMK. 220. (HUMK. 330, 331, 332 ) maddesindeki bu hüküm, taraflardan birinin delillerini salt karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği hallerde, ticari defterlerin mahkemeye sunulması bakımından da uygulanır. Eş söyleyişle, belirtilen bu durumda ticari defterlerde HMK. 219. ve sonraki maddeleri anlamında "belge" niteliğindedir. Ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen HMK 220-222 maddesi değerlendirildiğinde ve aynı kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla kesin delil olduğu öngörülmüştür. Dava, 01/10/2011 tarihinden sonra açılmış olup, HMK'nın "ticari defterlerin ibrazı ve delil olması" başlıklı 222. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 6103 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 6335 sayılı Kanun'un 47. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 4/2. maddesinde, ticari davalarda da deliller ile bunların sunulmasının 1086 sayılı HUMK hükümlerine tabi alacağına ilişkin hükümde yer alan atıf, HMK'nın 447/2. maddesi uyarınca HMK'na yapılmış sayılır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.03.2012 tarih ve 2011/11-862 Esas, 2012/51 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 6100 sayılı HMK'nın 219. (1086 sayılı HUMK’nın 326.) maddesine göre her iki taraf kendi ellerindeki vesikaları (belgeleri) mahkemeye ibraz etmek zorundadır. Bir davada ispat yükü kendisine ait olan tarafın, başka delillerle birlikte karşı tarafın ticari defterlerine de dayandığı, diğer anlatımla, delillerini karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği, dolayısıyla da, uyuşmazlığa 6100 sayılı HMK'nın 222/5. (6762 sayılı TTK’nın 83/2.) maddesindeki özel hükmün uygulanamayacağı durumlarda; karşı tarafın kendi defterlerini mahkemeye ibraz etmesi ya da bundan kaçınmasına bağlanması gereken hukuksal sonuçlar, HMK'nın m. 220 (HUMK'nın 330.) maddesindeki genel düzenlemelere tabidir. HMK'nın 220. (HUMK'nın 332.) maddesi, bir tarafın, mahkemece kendisine verilen süre içerisinde ilgili belgeyi ibraz etmemesi halinde, mahkemenin, o tarafın maksadını gözeterek, diğer tarafın o belgeye ilişkin açıklamasını kabul edebileceğini öngörmektedir. Önemle vurgulanmalıdır ki; HMK'nın 220. (HUMK'nın 332.) maddesindeki bu hüküm, taraflardan birinin delillerini salt karşı tarafın ticari defterlerine hasretmediği hallerde, ticari defterlerin mahkemeye sunulması bakımından da uygulanır. Diğer anlatımla, belirtilen bu durumda ticari defterler de, HMK m. 220. madde (HUMK'nın 330 ve sonraki maddeleri) anlamında “vesika” niteliğindedir. Öte yandan, ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 82.) maddesindeki hüküm, “I Kati delil” şeklindeki kenar başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ve aynı Kanun’un 1474. maddesi uyarınca kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde; ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin (maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla), kesin delil niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, taraf şirketlerinin ticari defter ve kayıtları somut olay açısından bu itibarla önem arz etmektedir. Öte yandan taraf şirketler ticari defter ve kayıtlarını karşılıklı olarak sunmuş olup bu kayıtlar karşılıklı olarak incelenmiştir. HMK m.222/f.4 hükmü gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. O halde somut olaydaki gibi davalı şirketin ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmamış olsa bile içermiş olduğu kayıtların davacı iddiasını doğrulaması halinde bu kayıtlar dahi sahibi aleyhine delil teşkil eder. (Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Bu durumda davalı tarafın, mutabakatnamedeki borçlu şirkete atfedilen kaşe üzerindeki imzanın yönetici imzasına benzemediği, yöneticinin imza tarihi itibariyle kesin olarak hatırlayamamakla birlikte şehir dışında olduğunu anımsadığı yönündeki beyanlar öncelikle imzaya ilişkin açık, kesin ve mutlak bir inkar niteliğinde görülmemiştir. Ancak somut olayda bu durumun uyuşmazlık konusuna etkisi de artık bulunmamaktadır. Zira uyuşmazlık konusu bakımından gerek davacı gerek davalı tarafların ticari defter ve kayıtlarına delil olarak dayanmışlardır. Ticari defterler incelenmiş olup bu noktada yukarıda yapılan yargısal yorumlar ve Yargıtay uygulaması gereği yapılacak imza incelemesinin davacı aleyhine sonuç doğurabilmesi de mümkün değildir. Davalı şirketin ticari defter ve kayıt içeriklerinin alacak miktarı ile ilgili takip tarihindeki miktar noktasında davalı aleyhine delil teşkil etmesi karşısında davalı şirketin hesap mutabakatında belirtilen miktarın en azından takip konusu miktarı kapsadığı bile kabul edilmiştir. Bu itibarla aslında davalı şirketin, hesap mutabakatını en azından takip konusu tutar kadar benimsemiş olduğu dahi mahkememizce kabul edilmiştir. Öte yandan davalı şirkete atfedilen ve ancak davalı tarafından açık olmasa dahi imza itirazına konu edilmek istenen 13/11/2019 tarihli mutabakat ile ilgili temsilci ...'a isticvap davetiyesi tebliğ olunmuş, ancak 26/10/2023 tarihli duruşmaya icabet edilmemiştir. Daha da önemlisi 13/11/2019 tarihli mutabakata ilişkin belge altındaki imzası olan temsilci ... mutabakata ilişkin belge altındaki imzayı dahi kendisinin attığını açıkça beyan etmiştir. Hal böyle olunca ve sonuç olarak taraf şirketlerin ticari defter ve kayıtları birbirleriyle uyumlu olduğu gibi sonuca doğrudan etkisi olmasa dahi mutabakat altındaki imza ile ilgili dinlenen temsilci...imzayı açıkça kendisinin attığını kabul etmiştir. Bu suretle davacı takip tarihi itibariyle alacaklı olduğunu ispatlamıştır. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Oysaki davalı bu noktada savunmasını ispatlayamamıştır. Davacının davalıdan 500.000-USD alacaklı olduğu açıklanmakla ve bu hususun ispatlandığı mahkememizce kabul olunmakla birlikte belirtilen miktar kadar davacıya borçlu olup olmadığı noktasında yemin hakkını kullanıp kullanmayacağını açıklaması için davalı vekiline hatırlatma dahi yapılmıştır. Ancak davalı vekili yemin teklifi hakkını kullanmayacağını açıkça belirtmiştir. Böylelikle, davacının takip konusu edilen 500.000,00 USD tutarında alacaklı olduğu mahkememizce kabul olunmuştur. Ne var ki davacının takip talebinde takip öncesi işlemiş faiz talebi dahi vardır. Borçlu temerrüdü TBK m.117 ‘de düzenlenmiştir. Buna göre “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.” Öncelikle belirtmek gerekir ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 117/1 nci maddesi gereğince "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer." Temerrütle ilgili ana kural bu şekilde olup istisnai haller ikinci fıkrada belirtilmiş ise de bu noktada istisnanın uygulanmasını gerektirir sözleşmede bir temerrüt hükmü mevcut değildir. Buna mukabil davacının dayanmış olduğu ve temerrüt faizine esas kılmaya çalıştığı 22/11/2019 tarihli ihtarname var ise de bu ihtarnamede miktarın ödenmesi için açık ve belirli bir süre verilmemiştir. Oysaki Yargıtay uygulamasında da kabul olunduğu üzere temerrüdün oluşabilmesi için açık ve belli bir miktarın ödenmesi hususunda borçluya bildirim yapılmalıdır. Bu şartlarda bu kalem yönünden temerrüdün en erken takip tarihi itibariyle oluşması mümkün olacaktır. (Yargıtay 6.HD ...E. ...K; Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararlarından hareket edilmiştir) O halde davacının işlemiş faiz alacağı bulunmamaktadır. Davacının ispat faaliyeti çerçevesinde üzerine düşen yükümlülüğü, Yargıtay HGK'nın emsal uygulamaları ve Yargıtay'ın özel daire kararlarındaki uygulamaları ile yerine getirdiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki bilirkişinin hazırlamış olduğu kök ve ek raporlar ara karar içeriklerine uygun gerekçeli, açık ve denetime elverişli, uyuşmazlık konularını muhasebesel açıdan tek tek ele alan niteliktedir. Mahkememizce yapılan yargısal yorumlar dikkate alındığında bilirkişi raporuna itibar etmeye engel ve somutlaştırılmış bir itiraz ise yoktur. Genel hükümlere göre davacının takip tarihi itibariyle takip konusu edilen 500.000,00 USD miktarı talep etmekte haklı olduğu anlaşılmakla bu miktara ilişkin itirazın kaldırılmasına, bu miktarla sınırlı olarak takip talebinde belirtilen rakamın kesinleşmiş olduğuna 18/04/2024 tarihi itibariyle ve ara karar ile karar verilmiştir. İflas müdürlükleri tarafından bildirilen miktar dikkate alınarak iflas avansı davacı tarafından mahkememizce takdir edilen kesin süre içinde depo edilmiş, bu yöne ilişkin eksiklik dahi giderilmiştir. Ayrıca takibin, mahkememiz ara kararı ile kesinleştiğinin açıklanmasına müteakiben ilan hususu takdir olunmuştur. Zira İİK m.158 hükmüne göre "Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir."Mahkememizce oluşturulan ara karar çerçevesinde iflas talebi ile duruşma gün ve saati ile ilgili gerekli ilanlar yapılmış, itiraz ve müdahale olmamıştır. Ayrıca bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine esas olan miktar, kanun hükmüne ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde TL olarak hesaplanmıştır. Hatta bu TL hesaplaması, mahkememizce oluşturulan ara karar uyarınca depo emrinin takdir olunduğu günde geçerli olan kur üzerinden ve TL olarak hesap edilmiştir. Bu yöne ilişkin rapor mahkememiz ara kararına ve Yargıtay uygulamasına uygundur. (Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Bilirkişi tarafından hesaplanan miktar, ilgili ilanda belirtilen süreler tamamlandıktan sonra usulüne uygun olarak ve ayrıntılı şekilde davalı vekiline tefhim edilmiştir. Ancak buna rağmen belirtilen yasal yedi gün içinde davalı ödeme yapmamış ve bu miktarı süresi içinde depo etmemiştir. Esasen davacı vekilinin beyanı da bu yönde olup davalı vekilinin ise aksi yönde beyanı bulunmamaktadır. Bu şartlarda davalı hakkında iflas kararı verilmesinin yasal şartları oluşmuştur. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 26/10/2020 tarihli ... E. ... K.sayılı ilâmına göre "...Dava, iflas istemine ilişkindir. İİK'nın 158. maddesine göre depo emrinin, verildiği güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılıp, buna göre bulunacak miktar üzerinden verilmesi ve bu miktarın yedi gün içinde depo edilmemesi halinde iflasa karar verileceği ihtarını içermesi gerekir. Depo kararı, verildiği gün için hesaplanan alacağı içermelidir..." Bu şekilde ve usulüne uygun olarak gerekli ihtaratlar yapılmış, şekle riayet edilmiştir. Davalının, yasal süresi içerisinde ve öngörülen şekilde depo emrine konu miktarı vezneye depo ettiği, bu suretle ve yasal açıdan takibe konu alacağın depo edilmesi nedeniyle iflas davası hakkında konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hüküm oluşturulmuştur. Esasen doktrinde de davalı borçlunun depo emrinde istenen miktarının tamamını süresi içinde mahkeme veznesine depo etmesi durumunda konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği benimsenmektedir. Zira bu şekilde, alacaklının alacağına kavuşması (tatmini) amacı sağlanmış olur. Bir başka deyişle artık iflas kararına gerek kalmamıştır. (Halihazırda Yargıtay 6.Hukuk Dairesi Başkanı Mahmut COŞKUN Tarafından Kaleme Alınan Konkordato ve İflas Kitabı, Ankara 2019, Sayfa 463; Ebru UZGÖREN BAYKAL, Sayfa 206-207) Nitekim halihazırda Yargıtay 6.HD'nin 31.05.2023 Tarih ve ...E....K.sayılı kararında depo emrine konu olan bedelin davalı tarafından yatırılmış olması gerekçesiyle "davanın konusunun kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına" dair hükmü, davalı vekilinin temyiz etmiş olmasına rağmen Yargıtay 6.HD HMK m.370/f.2 birinci cümle hükmü uyarınca kararı düzeltme dahi yapmaksızın onamıştır. Hatta yine mahkememizce depo emrine konu olan bedelin davalı tarafından yatırılmış olması gerekçesiyle "davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına" dair hüküm temyiz edilmiş olmasına rağmen yine Yargıtay 6.HD'nin güncel 16/04/2024 T. ve ...E. ...K.sayılı kararı ile HMK m.370/f.2 birinci cümle uyarınca yine herhangi bir düzeltme yapılmaksızın yine onanmıştır. Yargıtay 6.HD'nin bu noktadaki güncel onama kararları ise aslında benzer kararların devamı niteliğindedir. (Yargıtay Kapatılan 19.HD 01/07/2004 T. ...; 12/10/2000 T....; 25/03/1999 T. ... vb.; 10/10/1995 T....- 12.HD. ... T. 13237/7156; 19.HD 14/12/2006 T....; 28/09/2006T. ...; 22/05/2003 T. ...vb; 19.HD. 12/04/2001 T. ...; 19.HD. 02/05/2002 T....; 19.HD. 27/05/2003 T. ...; 24/09/1998 T....; 13/11/1997 T. 6404/9470 vb.; 19.HD 02/03/2006 T. ...; 09/03/2000 T. ...; 02/07/1998 T. ...; 19.HD. 30/12/2004 T. ...; 19.HD 01/07/2004 TL. ...; 12/10/2000 T. ...; 25/03/1999 T. ...vb; 19.HD. 10/04/1983 T. ...; 19.HD 13/02/2001 T. ...; 28/02/1995 T. ...; 02/07/1993 T. ...vb; 19.HD. 13/02/1996 T. ...; 14/10/1994 T. ...; 11.HD. 19/03/1990 T. ..., 19.HD 10/10/1995 T. ...; 12.HD. 20/06/1986 T. ...; Yargıtay Kapatılan 23HD. ...E. ...K.; Yargıtay Kapatılan 19.HD 13/03/2008 T....K; Yargıtay 23.HD 29/03/2012 T. ...K. Yargıtay 23.HD 03/05/2012 T. ...K.sayılı kararları, yukarıda açıklanan Yargıtay 6.HD'nin güncel 31.05.2023 tarih,...E....K.sayılı kararları ve bu kararları benimseyen bir kısım BAM kararları) Bu şartlarda takibe konu alacağın süresi içinde depo olunması nedeni ile konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Ne var ki HMK m.331 gereği, haklı olan davacı lehine yargılama giderine hükmedilmesi usulen gerekir. Depo emrine konu bedelin yasal süresi içinde Mahkememiz veznesine depo edilmiş olması karşısında, bu bedelin davalı tarafın talebi nedeniyle nemalandırılmasının gerekip gerekmediği hususu ise ayrıca Mahkememizce değerlendirilmiştir. Buna göre sorun, mülkiyet hakkı kapsamında bu bedelin nemalandırılmasına dair Mahkememizce karar verilip verilemeyeceği noktasındadır. Bilindiği üzere mülkiyet hakkı, Anayasanın 35.maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1.nolu ek protokolün 1.maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa m.35 hükmüne göre "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Esasen yukarıda açıklanan madde ile ek protokol içerik olarak benzer düzenleme taşımaktadır. Depo emrine konu olan bedelin bir mülkiyet hakkına konu olduğu, kanun gereği bu bedelin Mahkeme veznesine depo olunduğu, ne var ki bu ödemenin kanun yoluna gidilmesi halinde geç şekilde ödenme ihtimalinin olduğu, nemalandırma yapılmaması durumunda ve hükmün mevcut haliyle kesinleşmesi durumunda davacının, hükmün kanun yollarından geçerek kaldırılması veya Yargıtayca bozulması durumunda ise davalının enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarına katlanmak zorunda kalacağı açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında dahi, "ödemelerin gecikmesinin makul süreyi aşması halinde gecikme faizinin gecikme nedeniyle ortaya çıkan zararı karşılamaması halinde enflasyonun oluşan değer kayıplarını karşılayamaması mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir." (AİHM Akkuş/Türkiye Kararı. B. No:19263/92 sayılı kararı) O halde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de kabul olunduğu üzere "cebri icra sürecinin uzaması ve makul bir süre içerisinde sonuçlanmaması halinde, tarafların hak ve menfaatlerin korunması amacıyla her türlü tedbirin alınması, devletin hakimiyeti ve kontrolü altında bulunan borçlu veya alacaklıya ait hakların ekonomik değerini koruyan, idareye normal idari işleyişin dışında bir külfet yüklemeyecek tedbirlerin alınmaması mülkiyet hakkının ihlali" olarak kabul edilmektedir. Gerek yasal düzenlemeler gerek yargısal uygulamalar karşısında mülkiyet hakkının ihlâline yol açılmaması açısından depo edilen bedelin üçer aylık vadeli hesaba aktarılması gerektiği takdir olunmuştur. Öte yandan depo edilen bu bedelin hangi tarih itibariyle davacıya ödenmesi gerektiği hususu dahi değerlendirilmiştir. Doktrinde genel olarak kabul olunduğu üzere "Mahkemece, bilirkişi aracılığıyla yaptırılan hesaplama ile belirtilen borcun, mahkeme veznesine depo edilmesinin, bir ödeme niteliği taşımadığının kabulü gerekir. Bu nedenle hükme karşı başvurulacak kanun yolları ve bu sebeple yapılacak inceleme sonuçlanıncaya kadar, söz konusu meblağ (teminat olma niteliği ağır bastığından) İİK m.36 hükmü uyarınca, icranın terihine (geri bırakılmasına) dair verilmiş bir kararın varlığına lüzum duyulmadan alacaklıya ödenmemesi gerektiği" dahi kabul edilmektedir. (Y.Mete GÜNEL, İflas Davaları, Ankara, 2006, Sayfa 57) Esasen bu konuda kanunda açık bir düzenleme mevcut değildir. Nitekim bir kısım Yargıtay uygulamasında da depo emri kapsamında yatırılan miktarın davacı tarafa ödenmesi noktasında, hüküm tarihi ile kanun yoluna başvuru süresi ve yine tehiri icra talepli olarak kanun yoluna başvuru yapılıp yapılmama hali dikkate alınmak suretiyle depo emrine konu bedelin ödenme anının ne zaman olabileceği konusunda verilen Mahkeme kararları benimsenmektedir. (Yargıtay 23.HD ...E. ...K.sayılı kararı, yine aynı yönde mahkememizce verilen kararın onanmasına dair Yargıtay 6.HD'nin ...E. ...K.sayılı kararı) Yapılan açıklamalar karşısında takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, depo emri uyarınca mahkeme veznesine yatırılan 20.633.786,88-TL paranın davacı tarafa ödenmesine; ancak hükmün verildiği 14/11/2024 tarihi ile kanun yollarına başvuru süresinin bitimine kadar olan süreç içinde adı geçen bedelin davacıya ödenmemesine, depo emrine konu bedelin, tehir-i icra talepli olarak kanun yollarına başvuru olmadığı taktirde tüm feriler ile birlikte davacı alacaklıya ödenmesi için icra müdürlüğüne ve bankaya müzekkere yazılmasına, depo emrine konu bedelin, tehir-i icra talepli olarak kanun yollarına başvurulması durumunda ise depo emrine konu bu miktarın, hükmün kesinleşmesi sonrası ve tüm ferileri ile birlikte davacı tarafa ödenmesi için icra müdürlüğüne ve bankaya müzekkere yazılmasına, bu aşamada taraflar yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açılmaması açısından, davalı tarafından depo emri uyarınca mahkememiz veznesine depo edilen 20.633.786,88-TL bedelin, ... Bankası T.A.O... Şubesinde açılan vadeli hesaba aktarıldığının bildirilmesine, ayrıca davanın açıldığı tarih itibariyle davacının dava açmakta haklı olması ve iflas kararı verilmesinin yasal şartlarının oluşması karşısında HMK m.331 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmolunmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Depo emri uyarınca mahkeme veznesine yatırılan 20.633.786,88-TL paranın davacı tarafa ödenmesine; ancak hükmün verildiği 14/11/2024 tarihi ile kanun yollarına başvuru süresinin bitimine kadar olan süreç içinde adı geçen bedelin davacıya ödenmemesine, Depo emrine konu bedelin, tehir-i icra talepli olarak kanun yollarına başvuru olmadığı taktirde tüm feriler ile birlikte davacı alacaklıya ödenmesi için icra müdürlüğüne ve bankaya müzekkere yazılmasına, Depo emrine konu bedelin, tehir-i icra talepli olarak kanun yollarına başvurulması durumunda ise depo emrine konu bu miktarın, hükmün kesinleşmesi sonrası ve tüm ferileri ile birlikte davacı tarafa ödenmesi için icra müdürlüğüne ve bankaya müzekkere yazılmasına, Bu aşamada taraflar yönünden mülkiyet hakkının ihlaline yol açılmaması açısından, davalı tarafından depo emri uyarınca mahkememiz veznesine depo edilen 20.633.786,88-TL bedelin, ...Bankası T.A.O ...Şubesinde açılan vadeli hesaba aktarıldığının bildirilmesine, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,9‬0 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL peşin harç, 80,70 TL başvuru harcı gideri toplamı olan 161,40 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından harcanan 467,75 TL tebligat, posta gideri ile 4.284,00TL basın ilan kurumu ücreti, 259,60 TL ticaret sicil gazetesi ilan ücreti, 6.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 11.011,35‬ TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı tarafından harcanan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde bakiye tüm avansların depo edene iade edilmesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin ve müdahale talep edenin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/521, K. 2024/775, T. 14.11.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-521-e-2024-775-k-84f373c81429