İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/258 E. 2024/873 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/258
Karar No
2024/873
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/258 Esas KARAR NO : 2024/873 DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/05/2016 KARAR TARİHİ : 19/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili, mahkememize vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı yan arasında davalının yanın talebi üzerine, davalı bankanın reklamı ve tanıtımı için sponsorluk pazarlama reklam ve tanıtım görüşmelerine başlandığını ve neticesinde 2015-2020 tarihleri arasındaki futbol sezonuna ilişkin 7.000.000 USD bedelli bir sözleşme yapılması konusunda mutabık kaldıklarını, sözleşmenin tüm maddelerinde anlaşıldığını ve sözleşme kurma iradesinin gerçekleştiğini, ancak Ağustos ayı başında başlayan ve Kasım sonu itibariyle tüm esaslı unsurlarında mutabık kalınan sözleşmenin defalarca talep dilmesine rağmen davalı tarafça imzalanarak müvekkiline gönderilmediğini, 3 Aralık tarihinde davalı şirket Kurumsal İletişim Müdürü tarafından, taraflar arasındaki sözleşme için aracılık hizmeti sunan ... A.Ş. Yetkilisine " bankanın 2016 bütçesi nihai onay görüşmeleri sonucunda, planladığımız tanıtım ve sponsorluk çalışmalarında ilerlememe yönünden karar alınmıştır" şeklinde e-posta gönderildiğini beyanla tarafların sözleşme kurarken MK 2'ye ve iyiniyet- dürüstlük kurallarına uygun hareket etmek zorunluluğu altında olduklarını, aksi halde sözleşme kurulmuş gibi sorumluluklarının söz konusu olduğunu, tarafların sözleşme görüşmeleri sırasında oluşturdukları güven ilişkisini kusurlu olarak ihlal etmeleri halinde doğan zarardan sorumlu olduklarını, müvekkili şirketin 2015-2016 ve 2016-2017 futbol sezonları için 1.500.000 USD zararının oluştuğunu beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava dilekçeleri kapsamında şimdilik belirsiz alacak davası olarak 10.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminat taleplerinin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle eksik yatan harcın davacı tarafından tamamlatılmasının gerektiğini, taraflar arasında sözleşme görüşmelerine başlamanın tarafları müzakere konusu sözleşmeyi imzalamak yükümlülüğü altına sokmayacağını, sözleşme müzakerelerinin müvekkilince ciddiyet içerisinde yürütüldüğünü ancak müvekkilinin davacı ile ilgili olarak gelişen ve değişen ekonomik, sosyal, politik ve ticari nedenlerle davacı ile sponsorluk ilişkisinin kurulamayacağının anlaşılması üzerine davacının sözleşmenin imzalanmayacağı konusunda derhal bilgilendirildiğini, sözleşme öncesi kusurdan kaynaklanan sorumluluğunun şartlarının oluşmadığını, şartlar oluşmuş olsa dahi talep edilebilecek tutarın menfi zarar ile sınırlı olacağını beyanla davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememiz tarafından deliller toplanılmış, ilgili belgeler celp edilerek dosya içerisine alınmıştır. Mahkememizde açılan işbu dava, taraflar arasında 2015-2020 dönemini kapsayan futbol sezonuna ilişkin sponsorluk pazarlama reklam ve tanıtım sözleşme görüşmeleri sırasında oluşturulan güvenin boşa çıkarıldığından bahisle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkememizin... Esas 2017/303 Karar sayılı 18/04/2017 tarihli kararı ile; "1-Davacı yanın maddi tazminata ilişkin davasının HMK 107. Maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının şartlarının bulunmaması nedeniyle HMK 114/h bendi gereğince hukuki yarara ilişkin dava şartı oluşmadığından REDDİNE, 2-Davacı yanın manevi tazminata ilişkin davasının esastan REDDİNE, " dair verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmiş olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2017/2583 Esas 2020/778 Karar sayılı ilamı ile; "....dava dilekçesinde maddi zararlar başlığı altında belirtilen 1. maddedeki, ''Taraflar arasında mutabık kalınan son sponsorluk sözleşmesiyle Pazarlama, Reklam Ve Tanıtım Sözleşmesi uyarınca, son görüşmede 2015/2016,2016/2017 futbol sezonları için anlaşılan toplam 1.500.000 USD+KDV tutarı" ile 5. maddedeki, "Sözleşmenin imzalanacağına duyulan güven nedeniyle yapılan harcamalar ve bu süreçte müvekkili şirket çalışanları tarafından harcanan mesailer." kalemlerine ilişkin zarar miktarının davacı tarafından belirlenebilir olduğu, istinaf dilekçesinde ayrıntısıyla belirtildiği sürede, sponsorluk anlaşmasında sponsor olunan şirkete verilen haklar gereğince ayrı hesap yöntemi gerektiğinden diğer kalemler yönünden davacı taleplerinin belirsiz alacak davası olarak istenebileceği anlaşılmıştır. Davacının bir diğer talebi ise, manevi tazminat istemidir. Kişilik hakkının zedelenmesinden kaynaklanan manevi tazminat, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK‘nun 58. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede, kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceği ifade edilmiştir. Kişiliğin korunması, TMK‘nun birinci kitabında, “Kişiler Hukuku“ üst başlığı ile devam eden 23. maddede, düzenlenmiş, ilk fıkrada, kimsenin, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmende olsa vazgeçemeyeceği, 24. maddede ise, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin, hakimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebileceği, kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızasının daha üstün nitelikteki özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça kişilik haklarına yapılan her saldırının hukuka aykırı olduğuna yer verilmiştir. Kişisel varlıkların bütününden meydana gelen kişilik, genel bir kişilik hakkının konusunu oluşturur. Kişinin yaşamı, sağlığı, bedensel veya ruhsal bütünlüğü, onur ve ünü, resmî, gizliliği, saygınlığı gibi varlıkların tümü üzerinde onun kişilik hakkı vardır. Bu kişinin tekelinde onun subjektif hakkıdır. Kişinin mesleki ve ticari onuru ve saygınlığı da, kişilik haklarının onuruna girer. Üçüncü bir kişinin mesleki saygınlığını sarsacak nitelikte yanlış iddialar ve bilgiler yayımlamak, bir tacirin İflas etmek üzere olduğunu yaymak, haklı bir çıkarın korunması amacı ile de olsa hukuka aykırıdır. Manevi tazminata karar verilebilmesi için öncelikle hukuka aykırı olarak kişisel varlıklara saldırıda bulunulması gerekir. Sözleşmenin ihlali sonucu olarak manevi giderim isteme hakkı, mülga 818 sayılı BK 98/2, 6098 sayılı TBK 114/2. maddede düzenlenmiştir. 114/2. fıkrada, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanacağı belirtilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 7/3/1967 gün, 1912 Esas, 2070 Karar sayılı emsal ilamında, kişisel faydaların halele uğraması veya tecavüz sözleşmeye aykırı davranış yolu ile gerçekleşmiş ise aynı esasın BK 98. maddesinin ikinci fıkrası yolu İle uygulanacağı ifade edilmiştir. Somut olayda ise taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme mevcut değildir. Bu anlamda, sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) ilkesine göre manevi tazminat şartlarının oluşmadığı ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/19-184 Esas, 2012/385 Karar ve 13.06.2012 tarihli emsal ilamında ifade edilmiştir. Açıklanan nedenlerle; dava dilekçesinde maddi tazminat kalemleri içerisinde gösterilen yukarıda ifade edilen 1 ve 5. maddeleri yönünden 6100 sayılı HMK'nun 107. maddesinde belirtilen belirsiz alacak davası açma koşulları ile manevi tazminat şartlarının oluşmadığı, mahkemece bu yönde karar tesisinin isabetli olduğu, ancak maddi tazminat kalemleri içerisinde gösterilen diğer kalemler yönünden dava açma koşullarının oluştuğu anlaşılmış, bu kısım itibariyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. " mahkememiz kararı kaldırılmış olmakla; Ayrıca Hakim... (...) tarafından karara muhalefet şerhi verilmiş olmakla; İŞBU MUHALEFET ŞERHİNDE; "Davacı, maddi tazminat talebini ,zararın tam olarak tespitinin ancak bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkacağını, TBK 114/2( BK m.98/2) uyarınca haksız fiile İlişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanacağını belirterek, davanın belirsiz alacak davası olduğunu, HMK 107. maddedeki şartları taşıdığı iddiasına dayandırmıştır. Dosya kapsamından, taraflar arasında, “Pazarlama, Reklam ve Tanıtım Sözleşmesi “, “Sponsorluk Sözleşmesi “ adları altında sözleşme görüşmeleri yapıldığı, taslak metinlerin hazırlandığı, davacı şirketin, Beyoğlu ... Noterliğinin ... yevmiye nolu, 12 Şubat 2016 tarihli işlemi ile davalı şirkete, sözleşme görüşmelerine uygun davranılması ihtarı olarak ihtarname kişide ettiği, ihtarnamede, yapılan müzakereler, görüşmeler ve toplantılar neticesinde, 2015/2016-2016/2017 -2017/2018-2018/2019 ve 2019/ 2020 Türkiye Futbol Sezonları için 7.000.000 USD bedelli sözleşme yapılması konusunda mutabık kalındığını, sözleşmenin tüm hükümleri ile ifasının sağlanması gerektiğini, aksi takdirde taraflarca müzakere edilerek kabul edilen sözleşmenin yapılamamış olmasından uğranılan doğrudan ve dolaylı her türlü zararın tazimini için yasal yollara müracaat edileceğinin belirtildiği, davalı şirketin ise, Beyoğlu... Noterliğinin ... yevmiye nolu 22 Şubat 2016 tarihli cevabı ihtarnamede, taslak konusu sponsorluk İle ilgili bankanın ilettiği herhangi bir bağlayıcı önerisi ( icap ) bulunmadığı, TBK 29. maddede düzenlenen sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin bir sözleşme bulunmadığını, taslak konusu muhtemel sözleşmenin imzalanması konusunda ticari ve hukuki mutabakata varılamadığı için sözlü ve 3 Aralık 2016 tarihli elektronik posta ile bildirildiğini, ayrıca taslak üzerinde görüşmelerin yürütüldüğü esnada değişin ekonomik, sosyal, politik ve ticari nedenlerle tarafların sözleşmeyi imzalayabileceklerinin ticari hayatın akışına ve doğasına ters düşmeyen bir gerçek olduğu, ayrıca bankanın, Sponsorluk Sözleşmesinin yapılacağı yönünde herhangi bir talebi olmadığı gibi bu yönde çalışması da olmadığını, müvekkilinin tacir niteliğinde olduğunu, TTK 18. maddesi gereğince basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorunda olduğunu, iddia edilen zarar veya ziyandan bankanın sorumlu olmayacağını belirttiği ve davacının iş bu davayı açtığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlık, sözleşme öncesi sorumluluk ile ilgili tazminat davası talebinin, belirsiz alacak davası şeklinde açılmasının yerinde olup olmadığı ile manevi tazminat şartlarının oluşup oluşmadığıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107. maddesinde, belirsiz alacak ve tespit davası düzenlenmiş 107/1. bentte " Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir." düzenlemesine yer verilmiş, aynı yasanın 109. maddede ise, talep konusunun niteliği itibarı ile bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yolu ile ileri sürülebileceği belirtilmiştir. HMK 107. maddenin gerekçesinde, hak arama durumunda bulunan kişinin talepte bulunabileceği hukuki ilişkiyi, muhatabın ve bu ilişkiden dolayı talep edebileceği miktarı asgari olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağın tamamını tam olarak tespit edemeyebileceği, özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabileceğinin söz konusu olabileceği, böyle bir durumda gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı halde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engelin söz konusu olduğu, oysa hak arama özgürlüğünün böyle bir kısıtlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlal edilen veya ihlal tehlikesi altında olan kişiyi mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçladığı, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde bir takım sınırlamalar getirmenin dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak usul ekonomisine aykırı bir durumda meydana getireceği gibi hususlara yer verilmiştir. Belirsiz alacak davasının koşulları ; 1-Talep sonucunun miktarının belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması; 2-Dava dilekçesinde geçici talep sonucunun belirtilmesi, 3-Talep sonucunun kesin olarak belirlenmesidir. Talep sonucunun belirlenmesinin imkansız olması, davacının talep sonucunu hiçbir şekilde belirleyemediği hallerde söz konusu olabilecektir. (Pekcanıtez /Atalay / Özekes,11. Bası s.307). Talep sonucunun belirlenememesi bazı hallerde biyolojik nedenlerle imkansız olabilir. Örneğin, zarar gören kişinin zarar sonuçlarını dava açıldığı sırada tam olarak belirlemesi mümkün değildir. Ağır yaralanan kişinin dava açıldığı sırada tedavisi devam etmektedir ve tedavinin sonuçlarını tam olarak belirlemek mümkün değildir. İmkansızlık ikinci olarak hukuki anlamda olabilir. Bu durumda davacının talep sonucunu belirleyebilmesi için gereken bilgiler üçüncü kişi ya da davalının bünyesindedir. Talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması halinde, davacının talep sonucunu belirlemesi halinde zarar görme ihtimalinin bulunmaması gerekir. Davacı kendisinde eksik olan uzmanlık nedeniyle talep sonucunu tam olarak belirleyemeyebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2015/22-1052 Esas, 2015/1612 Karar ve 17.06.2015 tarihli ilamında, belirsiz alacak davası, davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da “ Gerçekten “ mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulması ile mümkün hale geleceği durumlarda alacağın belirsiz kabul edileceği, davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin belirsiz alacak davası açılması için yeterli olmadığı / davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacının dava açarken alacak davasını belirleyebiliyorsa belirsiz alacak davası açılamayacağı, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmesi gerektiği, kısmi dava olarak kabul edilip karar verilemeyeceği belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2016/22-1166 Esas, 2019/576 Karar sayılı ilamında da, benzer ve ayrıntılı gerekçelere yer verilerek, belirsiz alacak davası açılması için gereken hukuki yarar dava şartının dava açıldığı tarihte mevcut olması gerektiği, bu dava şartının sonradan tamamlanmasının mümkün olmadığı, yerleşik içtihatlarda eda davası açılması gerekirken tespit davası açılması durumunda davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğinin kabul edildiği, aynı halin buradada geçerli olduğu dava açılırken mevcut olmayan hukuki yararın hakim tarafından süre verilerek davanın türü değiştirilmek sureti ile giderilebilemeyeceği, bu nedenlerle belirli alacakların belirsiz alacak davasına konu edildiği eldeki davanın hukuki yarar yokluğundan usülden reddi gerektiği ifade edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 107. maddesi düzenlemesi kapsamında ve emsal Yargıtay kararları doğrultusunda davanın belirsiz alacak davasının şartlarını taşıdığı kabul edilemeyeceğinden ve bu anlamda aynı yasanın 114/1-h bendi gereğince davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararının bulunduğu kabul edilemeyeceğinden davacının buna dair istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacının bir diğer talebi ise, manevi tazminat istemidir. Kişilik hakkının zedelenmesinden kaynaklanan manevi tazminat, dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK ‘nın 58. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede, kişilik hakkının zedelenmesinden zarar görenin uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceği ifade edilmiştir. Kişiliğin korunması, TMK ‘nın birinci kitabında, “ Kişiler Hukuku “ üst başlığı ile devam eden 23. maddede, düzenlenmiş, ilk fıkrada, kimsenin, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmende olsa vazgeçemeyeceği, 24. maddede ise, hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimsenin, hakimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebileceği, kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızasının daha üstün nitelikteki özel veya kamusal yarar yada kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça kişilik haklarına yapılan her saldırının hukuka aykırı olduğuna yer verilmiştir. Kişisel varlıkların bütününden meydana gelen kişilik, genel bir kişilik hakkının konusunu oluşturur. Kişinin yaşamı, sağlığı, bedensel veya ruhsal bütünlüğü, onur ve ünü, resmî, gizliliği, saygınlığı gibi varlıkların tümü üzerinde onun kişilik hakkı vardır. Bu kişinin tekelinde onun subjektif hakkıdır. Kişinin mesleki ve ticari onuru ve saygınlığı da, kişilik haklarının onuruna girer. Üçüncü bir kişinin mesleki saygınlığını sarsacak nitelikte yanlış iddialar ve bilgiler yayımlamak, bir tacirin İflas etmek üzere olduğunu yaymak, haklı bir çıkarın korunması amacı ile de olsa hukuka aykırıdır. Manevi tazminata karar verilebilmesi için öncelikle hukuka aykırı olarak kişisel varlıklara saldırıda bulunulması gerekir. Sözleşmenin ihlali sonucu olarak manevi giderim isteme hakkı, mülga 818 sayılı BK 98/2, 6098 sayılı TBK 114/2. maddede düzenlenmiştir. 114/2. fıkrada, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanacağı belirtilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 7/3/1967 gün, 1912 Esas, 2070 Karar sayılı emsal ilamında, kişisel faydaların halele uğraması veya tecavüz sözleşmeye aykırı davranış yolu ile gerçekleşmiş ise aynı esasın BK 98 . maddesinin ikinci fıkrası yolu İle uygulanacağı ifade edilmiştir. Somut olayda ise taraflar arasında kurulmuş bir sözleşme mevcut değildir. Bu anlamda, sözleşme öncesi sorumluluk ( ...) ilkesine göre manevi tazminat şartlarının oluşmadığı ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2012/19-184 Esas, 2012/385 Karar ve 13.06.2012 tarihli emsal ilamında ifade edilmiştir. Açıklanan nedenlerle ve özellikle HMK'nun 107. madde düzenlemesi, belirsiz alacağa dair emsal Yargıtay kararları ile sözleşme öncesi sorumluluk ile ilgili kabul şekilleri ve emsal ilamlar ile dosya kapsamından ilk derece mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerekeceğinden ve çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılmadığıma dair muhalif görüşümü açıklarım. " BAM kararına muhalefet ettiğini bildirir görüş sunduğu görülmüştür. BAM kaldırma kararı sonrası dosya mahkememize gönderilmiş olmakla, yukarıdaki esasa kaydı yapılmış ve yargılamaya ... Esas üzerinden devam edilmiş, dosyada bilirkişi incelemeleri yaptırılmış olup; A-Bilirkişiler Prof. Dr. ... ve Mali Müşavir ...tarafından hazırlanan 28/03/2022 tarihli raporda özetle; "... davalının, davacıda haklı /özel bir güven uyandırmaya uygun nitelikte davranışlarda bulunduğuna ve davalının bu haklı güveni ihlal ettiğine, kusurlu davranışlarıyla davacıya zarar verdiğine kanaat getirmesi halinde davalının sözleşme görüşmelerinde kusurlu davranmasından dolayı sorumluluğunun bulunduğu; Davacı tarafın maddi zarar talepleri ile ilgili olarak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Asliye Hukuk Dairesi'nin 19.03.2020 tarihli 2017/2583 Esas No, 2020/778 Karar No'lu İstinaf Kararı'nın “Hüküm” bölümünde belirtildiği şekilde hesaplama yapılabilmesi için heyetimize dava konusu sponsorluk ve ilgili led ekranlar, panolar vb reklam alanlarının 3. kişilere kullandırılması/tahsis edilmesi konusunda uzman sektör bilirkişisinin ilave edilmesi ve davacının ticari defter kayıtları üzerinde inceleme yapılması gerektiği hususlarını, " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. B-Bilirkişiler Reklamcı..., Prof. Dr. ... ve Mali Müşavir... tarafından hazırlanan 13/01/2023 tarihli raporda özetle; "... davalının davacıda haklı /özel bir güven uyandırmaya uygun nitelikte davranışlarda bulunduğuna ve davalının bu haklı güveni ihlal ettiğine, kusurlu davranışlarıyla davacıya zarar verdiğine kanaat getirmesi halinde davalının sözleşme görüşmelerinde kusurlu davranmasından dolayı sorumluluğunun bulunduğu kabul edilebilecektir. Ancak sektör bilirkişi üyemiz dosya kapsamında yaptığı değerlendirmelere de itibar edildiği takdirde davalının culpa in contrahendo sorumluluğunun şartlarının somut olayda bulunmadığı kabul edilebilecektir." şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. C-Bilirkişiler Mali Müşavir ..., Öğretim Üyesi..., Reklam Sektör Uzmanı ... tarafından hazırlanan 12/01/2024 tarihli raporda özetle; "-İncelenen kanuni defterlerin tasdik sorumluluklarının süresi içinde yerine getirilmiş olması nedeniyle sahibi lehine delil kudretine haiz olarak değerlendirilebileceği, -Huzurdaki davada bozma nedeni olarak gösterilen parasal kayıplar hakkında doğrudan bir kayıt sunulmadığı, -Diğer firma taleplerinin karşılanmaması nedeniyle kaçırılan fırsatlara ilişkin maddi zarar olarak emsal olmak üzere davaya konu futbol sezonundan iki önceki sezon gelirleri ile bir sonraki futbol sezonu gelirleri emsal olarak gösterildiği, -Davaya konu 2015-2016 futbol sezonundan iki önceki 2013-2014 futbol sezonunun forma kolu sponsorluk gelirinin 2.000.000 USD ve davaya konu 2015-2016 futbol sezonundan bir sonraki 2016-2017 futbol sezonunun forma kolu sponsorluk geliri 2.093.422,86 TL + 100.000 USD olarak kayıtlı olduğu, -Sözleşmede yer alan led ekranlar, panolar vb. Reklam alanlarının 3. Kişilere kullandırılamamasının oluşturulduğu maddi kayıp ile taraflar arasındaki sponsorluk anlaşmasının yazılı ve görsel basında yer almasının davalı firmaya reklam ve tanıtım ile sağladığı imkan için incelemede herhangi bir belge sunulmadığı ve bu başlıklarla hesaplama yapılabilecek gösterge olmadığı " şeklinde mütalaada bulunulduğu görülmüştür. Davacı vekili tarafından sunulan 09/07/2024 tarihli ıslah dilekçesi ile; 10.000 TL maddi tazminat talebini 6.990.000 TL artırarak 7.000.000,00 TL 'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizde açılan işbu dava, davacı ...Spor Klubünün, davalı Banka aralarında 2015-2016 ..... 2019-2020 sezonlarında...'ın sözleşme süresince ürün, hizmet, reklam ve tanıtım haklarının kullanımının ... bırakılması konusunda tarafların 04/08/2015'de bir araya geldikleri ve 4 yıl için toplamda 700.000-USD bedelli sözleşme yapılması konusunda mutabık kalındığı ancak sponsorluk ilişkisi yazılı ve görsel basında yer almasına rağmen, sözleşmenin kamuoyuna duyurması amacıyla davalının 25/11/2015'de aradığını, mutabık kalınan sözleşme detayları 20/01/2016'da...ile paylaşıldığı, ancak davalı... esaslı unsurlarında anlaşılan sözleşmenin hiçbir haklı sebep gösterilmeksizin 03/12/2015 tarihinde kurumsal iletişim müdürü aracılığıyla e-posta yolu ile sonlandırıldığını, davalı bankanın sözleşmenin kurulacağına yönelik haklı güven oluşturduğunu belirterek, sözleşmenin imzalanmasına istemine ilişkin sözleşmenin imzalanması aksi halde oluşan zararın tazmininin gerektiğine ilişkin Beyoğlu ... Noterliğinin 12/02/2016 tarihli ...yevmiye nolu ihtarnamesi keşide ettiği, davalı tarafından verilen Beyoğlu ... Noterliğinin 22/02/2016 gün ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamesi ile herhangi bir taahhütte bulunmadıklarını, bu nedenle sözleşmeyi imzalamayacakları ve tazminat ödemeyeceklerini bildirmesi üzerine, TMK m2 gereğince, sözleşme görüşmelerinden doğan tarafların ortaya çıkan güven ilişkisini ihlal sonucunu meydana getiren sorumluluk gereği, dürüstlük kuralı gereğince BK m.47 ve m.49 'a dayanarak, 2016-2017 sezonu için 1.500.000-USD + KDV , davacının sözleşmeyi imzalamamasından doğan yoksun kalınan reklam ve tanıtım sponsorluk gelirleri ile bu nedenle yapılan harcamaların karşılığında maddi tazminat ve davacının sözleşmenin yapılacağına ilişkin inancı ile sponsorluk sözleşmesinin duyurulmasına rağmen, sözleşmenin son anda ve haksız bir şekilde yapılmasından vazgeçildiği belirtilerek, TMK m.24'e göre hukuka aykırı olarak davacının kişilik hakları ihlal edildiği gerekçesiyle TMK m.24 ve TBK m.49 gereğince 100.000-TL manevi tazminat ve 10.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir. Mahkememizce bilirkişi raporu alındıktan sonra, maddi tazminat istemi 7.000.000,00-TL olarak ıslah edilmiş ve yargılamaya bu miktar üzerinden devam edilmiştir. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; davacı kulüp ile davalı banka arasında sponsorluk anlaşması yapılması yönünde detaylı görüşmelerin yapıldığı, mailleşmelerin gerçekleştiği ve sözleşmenin yapılacağına ilişkin, davacı kulüp yönünden haklı bir güven ve inancın oluştuğu ve bu nedenle davacı kulübün (...) sözleşmeye güvenmesi sebebiyle yapmadığı görüşme ve reklam ve sponsorluk gelirlerinden 2015-2016 sezonunda yoksun kaldığı, buna davalı davranışlarının ve sözleşmenin hazırlık faaliyetlerinin tamamlanmış olmasının sebebiyet verdiği mahkememizce benimsenmiştir. Mahkememizce dosya kendilerine tevdii edilen bilirkişi kurulu, davacı haklı ve özel bir güven uyandıran nitelikteki davranışlarda bulunan davalının kusurlu davranışları ile davacıya zarar verdiğinin benimsenmesi halinde tazminat sorumluluğunun doğacağını, tazminat miktarının konusunda uzman sektör bilirkişisince belirlenmesi gerektiğine ilişkin 28/03/2022 tarihli rapor doğrultusunda heyete eklenen sektör bilirkişisi ... tarafından tanzim edilen 05/05/2022 tarihli uzman görüşünü de değerlendirerek tanzim edilen 13/01/2023 tarihli raporda sektör bilirkişisi... haklı güvene dayalı tazminat talep koşullarının oluşmadığını, diğer bilirkişiler ise ilk rapordaki görüşlerinde değişiklik olmadığını belirtmişlerdir. Dosyaya sunulan ... tarafından tanzim edilen hukuki mütalaada, davacı ile davalı arasındaki görüşmelerin, davalı tarafından kesilmesi üzerine, davacının sözleşmenin kurulacağına duyduğu güven dolayısıyla uğradığı zararları, ... kurumu çerçevesinde tanzim ettirmesinin mümkün olmadığını belirtmişse de bu sorumlulukta haksız fiil hükümleri uygulanacaksa doğrudan, borca aykırılık hükümleri uygulanacaksa TBK m.114/2 yollamasıyla TBK m.52/1'e göre hakimin tazminat miktarını belirleyebileceği, indirebileceği veya tamamen kaldırabileceğinin altını çizdiği görülmüştür. Mahkememizce itirazlar üzerine alınan 12/01/2024 tarihli raporunda, davaya konu 2015-2016 sezonundan iki yıl önceki 2013-2014 sezonundaki sponsorluk gelirinin 2.000.000-USD , davaya konu dönem sonrasındaki 2016-2017 futbol sezonunda forma kolu sponsorluk gelirlerinin davacı defterlerinde 2.093.421,86-TL ve 100.000-USD olarak kayıtlı olduğu belirlenmiş, gerçek zararın tespiti için yapılacak incelemeye esas herhangi bir belge sunulmadığı belirtildikten sonra, tazminat talep koşulları oluşup oluşmadığı yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Mahkememizce yapılan değerlendirmede; dosyadaki davacı tarafından sunulan taslak sözleşme metni, e-mail yazışmaları ve davalı yanın dolaylı beyan ve ikrarları ile davacı ile davalı banka arasında sponsorluk sözleşmesinin ana unsurlarının tespit edildiği ve sözleşmenin yapılacağına ilişkin davacı yan da haklı bir güven uyandırdığı, sponsorluk anlaşmasının TV yayınlarına yansıdığı, yeni bir firmayla 2015-2016 yılı için reklam ve sponsorluk anlaşması yapılmasına yönelik sezon başında herhangi bir girişimde bulunulmadığı, ... gibi Türkiye'nin tanınan ve bilinen kulübünün reklam ve sponsorluk gelirlerinden bir futbol sezonunda tamamen yoksun kalınmasının düşünülemeyeceği, davacının inanç ve güveninin ancak yeni bir sözleşme girişiminde bulunmayı engellediğini, mahkememizce benimsenmesine yol açmıştır. Dava konusu tazminatın miktarı tam olarak bilirkişilerce belirlenemediği gibi, dava açılırken belirlenmesinin de beklenemeyeceği mahkememizce benimsenmiş ve HMK m.107 gereğince belirsiz alacak davası açılmasında maddi tazminat yönünden davacının hukuki yararının varlığı kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur. Mahkememiz tarafından bilirkişi kurulunca maddi zararın tespiti mümkün olmadığı belirtildiğinden, mahkememizce sözleşmenin kurulacağına ilişkin haklı güven esas alınarak, davacının yoksun kaldığı sponsorluk gelirleri yönünden, 12/01/2024 tarihli bilirkişi raporunda , davaya konu 2015-2016 sezonundan iki yıl önceki 2013-2014 sezonundaki sponsorluk gelirinin 2.000.000-USD olduğunun belirlendiği, anılan tutarın futbol sezonunun genel olarak açıldığı ağustos ayı nazara alınarak 01.08.2013 tarihli efektif satış kuru üzerinden 3.882.600 TL ye tekabül ettiği, davaya konu dönem sonrasındaki 2016-2017 futbol sezonunda forma kolu sponsorluk gelirlerinin davacı defterlerinde 2.093.421,86-TL + 100.000-USD olarak kayıtlı olduğunun belirlendiği yine bu tutarın da 01.08.2016 tarihli efektif satış kuru üzerinden 2.392.372,86 TL ye tekabül ettiği, sponsorluk gelirlerinde bir düşüş yaşandığının görüldüğü, anılan TL belirlemelerin ortalamasının ise ( 3.882.600+2.392.372,86= 6.274.972,86 TL / 2 ) 3.137.486,43 TL ye tekabül ettiği, iki önceki futbol dönemi olan 2013-2014 ve bir sonraki futbol dönemi olan 2016-2017 dönemi gelirleri esas alınarak, ortalama gelir miktarının 2015-2016 sezonu için 3.137.486,43 TL olabileceği, mahkememizce zararın varlığı halinde miktarının belirlenememesi durumunda TBK m.50 gereğince, olayın akışı ve zarar görenin aldığı önlemleri de göz önünde bulundurarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak takdir edeceğine ilişkin düzenleme gereği, tarafların tacir olması ve davacının başka şirketlerle de görüşmeler yaparak gerektiğinde alternatif sponsorluk sözleşmelerini hazır bulundurması gerekirken, buna ilişkin herhangi bir gayret sarf etmediği dikkate alınarak, spor müsabakalarının başlangıç tarihlerinin ağustos ayı olması ve genellikle bu tarihten yıl başına kadar en kısa sürede sözleşmelerin tamamlanması yönünde sponsorluk faaliyetlerinin yürütüldüğü de dikkate alınarak, davacının basiretli tacir gibi hareket etmediği, zararı azaltmaya yönelik önlemler almadığı ve zararın artmasına sebebiyet verdiği benimsenerek, müterafik kusuru da dikkate alınarak, sözleşmeye güvenden kaynaklanan elde edilemeyen kar nedeniyle oluşan zararın TBK m.50/2 gereğince takdiren 2.000.000,00-TL olduğu benimsenerek, işbu zararın hak ve nefaset ilkeleri gereğince davanın açıldığı ilk tarih olan 17/05/2016'dan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin, tazminat miktarının ispat edilememesi sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca davacı işbu davada manevi tazminat talep etmişse de, taraflar arasında somut olayda kurulmuş bir sözleşme bulunmadığı sabit olup, sözleşme öncesi sorumluluk ilkesine göre manevi tazminat talep koşullarını TMK m.24 ve 6098 sayılı TBK m.58 gereğince mümkün olmadığı, bu nedenle manevi tazminat talep koşullarının oluşmadığı mahkememizce benimsenerek, manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/19-184 Esas 2012/385 Karar sayılı ve 13/06/2012 günlü kararı bu doğrultudadır. Bu nedenle de maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine ve manevi tazminat talep koşulları oluşmadığından manevi tazminata ilişkin istemlerin reddine, ilişkin karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi hüküm tesis etmek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının, davalı şirket aleyhine asıl ve ıslahla açtığı maddi tazminat talepli dava yönünden; talep ettiği zararın sözleşme kurulacağına ilişkin haklı güvenin davalı tarafından oluşturulduğu, ancak davacının zararın artmasını önleyici tedbirleri almadığı ve müterafik kusurunun bulunduğu benimsenmekle, zararın miktarının da net olarak kusurunun bulunduğu benimsenmekle, zararın miktarının da net olarak belirlenemediği göz önüne alınarak; talebin kısmen kabulü ile TBK 50/2 maddesi gereği takdiren 2.000.000 TL tazminatın dava tarihi olan 17/05/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, Fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, 2-Şartları oluşmayan manevi tazminat talebinin REDDİNE, 3-Maddi tazminat yönünden; a- Kabul edilen dava değeri üzerinden hesaplanan 136.620,00 TL karar-ilam harcından, davacı tarafça peşin yatırılan (170,78 TL + 119.543,00 TL olmak üzere) 119.713,78 TL harcın mahsubu ile bakiye 16.906,22 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye gelir KAYDEDİLMESİNE, - mahkememizin...Esas ...Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- b-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 280.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya ÖDENMESİNE, - mahkememizin ... Esas 2017/303 Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- c-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, reddedilen talep üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi madde13/3 uyarınca hesap ve taktir olunan 280.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE, - mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- d- Davacı tarafça peşin yatırılan 170,78 TL peşin harç ve 119.543,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 119.713,78 TL 'nin davalıdan tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, - mahkememizin ... Esas ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 4-Manevi tazminat yönünden; a-Davacı tarafça yatırılan 1.707,76 TL harçtan , alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının düşümü sonucu kalan 1.280,16‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE, - mahkememizin... Esas ...Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- b-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, reddedilen talep üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE, - mahkememizin ... Esas ...Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- 5-Yargılama gideri yönünden her iki talep birlikte değerlendirildiğinde; a-Davacı tarafça yapılan 15.348,30 TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre (% 28,17) hesaplanan 4.323,46 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, - mahkememizin ... Esas ...arar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- b- Davalı tarafça yapılan 105,00 TL yargılama giderinden davanın red oranına göre (% 71,83) hesaplanan 75,42 TL yargılama giderinin davacıdan alınıp davalıya ödenmesine, kalan kısmın davalı üzerinde BIRAKILMASINA, - mahkememizin... Esas ... Karar sayılı kararında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla- Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı , davalıların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 19/12/2024 Başkan ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Üye ¸e-imzalıdır Katip ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/258, K. 2024/873, T. 19.12.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-16-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-258-e-2024-873-k-497e4311333b