İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/457 E. 2023/896 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/457
- Karar No
- 2023/896
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2023/457 Esas KARAR NO:2023/896 DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) DAVA TARİHİ:16/09/2014 KARAR TARİHİ:20/12/2023 Mahkememizde görülmekte olan Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin ...'na devir edilmeden önceki dönemde, banka personelinin teşvik ve yönlendirmesi ile ... A.Ş kontrolünde, ... A.Ş. ... Şubesi vasıtasıyla ... ... nezdindeki ... hesaba 13.12.1999 tarihinde vadeli olarak %80 faiz oranı üzerinden 14.250-TL yatırdığını, ancak vade tarihinde bankaya el konulmuş olması nedeniyle mevduatını geri çekmediğini, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 22.12.1999 tarihinde ... A.Ş. ye el konulduğunu ve yönetimini ...'ye devrettiğini, mezkur bankanın bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılarak ilkin ... A.Ş. sonrasında ise ... AŞ. ile birleşmesinin sağlandığını, bilahare ... A.Ş. nin tüm aktif ve pasifleri ile birlikte kül halinde ... A.Ş. ye satıldığını, müvekkilinin bankaya yatırdığı parayı geri almak için büyük çaba gösterdiğini, banka hakkında hukuki takibatların yapıldığını, ancak söz konusu bankanın menkul ve gayrimenkullerine ulaşılamadığını, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla ... hesapları üzerinden paravan bankacılık faaliyetinin söz konusu olduğu ve nitelikli dolandırıcılık eyleminin gerçekleştirildiğinin tespit olunduğunu, Yargıtay kararları ile keyfiyetin sabit hale geldiğini, ... A.Ş. nin ... ... LTD. adlı paravan kıyı bankasını kurarak ve iki bankanın tek elden yönetimi sağlanarak suç işleme amacına yönelik olarak planlı ve kasıtlı olarak mevduat sahiplerini ve müvekkilini dolandırarak zarara uğratıldığını, ... A.Ş. yönetimi sebep olduğundan ... A.Ş nin devir sonucu birleşmiş olduğu ... ... A.Ş. nin oluşan zarardan sorumlu bulunduğunu, sonuç olarak; Fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydı ile; Müvekkili tarafından davalı bankaya yatırılan toplam 14.250-TL mevduat alacağının davalı bankadan hükmen tahsiline, yatırılmış olan mevduat alacağının vade sonuna kadar %80 akdi faiz, vade sonundan itibaren ise akdi faizden az olmamak üzere temerrüt faizi ile birlikte hükmen tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Bank A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Husumet itirazları olduğunu, davacının hasım ve muhatap olarak ... ... Ltd Şti'yi göstermesi ve bu tüzel kişiden alacağını talep etmesi gerektiğini, müvekkili banka ayrı bir tüzel kişi olduğundan ve davacının müvekkili banka nezdinde hesabı bulunmadığından herhangi bir sorumluluğu ve ödeme yükümlülüğü olmadığını, somut olayda müvekkili bankanın kendisine verilen talimatı kapsamında söz konusu meblağı ... ... Ltd. Şti. hesabına havale gönderildiğini, müvekkili bankanın sorumluluğunun sona ermiş bulunduğunu, müvekkili banka ile ... ... Ltd. Şti. nin farkfı tüzel kişiliklere sahip kuruluşlar olduğunu, davacı serbest iradesiyle daha fazla getirişi sağlayan bir yatırım alternatifi olarak kıyı bankacılığını tercih ettiğini, müvekkili banka tarafından davacının iradesinin yanı Kılmasının söz konusu olmadığını, kurucusu veya hissedarı olmadığı ... ... Ltd Şti'nin faaliyetlerinden dolayı ayrı bir tüzel kişiliğe sahip ... A.Ş. nin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, davacının ... A.Ş. tarafından dolandırılmasının söz konusu olmadığını, davacının daha yüksek faiz getirisi alabilmek düşüncesiyle parasını bu yolla değerlendirmeyi seçtiğini, davacı parasını yatıracağı finans kuruluşu hakkında gerekli araştrrmayı yapmak suretiyle tedbirli bir tutum içerisine girmesi gerekirken kendisinden beklenen bu özeni göstermediğini, müvekkili bankanın ... ... Ltd. Şti. nezdindeki mevduatlar için herhangi bir garantisi bulunmadığını müvekkili bankanın davacı talebi doğrultusunda havale işlemini yerine getirdiğini, dava konusu işlemler tarihinde ... bankalarının Bankalar Kanununa tabi olmadıklarını ve bu bankalara yatırılan mevduatların tasarruf sigorta kapsamında olmadığını mudilere bildirmek gibi bir yükümlülükleri bulunduğu şeklinde bir kabul mevcut olmadığını, Ceza Mahkemesi kararının bu davada kanıt olarak kullanılmaya müsait olmadığını, söz konusu ceza davsında müvekkili bankanın sanık değil suçtan zarar gören müdahil konumunda olduğunu , faiz talebi ile ilgili beyanları olarak da; dava konusu miktarın ... ... Ltd. Şti. ye havale edilmeden önce müvekkili banka nezdinde vadesiz bir hesapta olduğundan, faiz oranı vadesiz hesaplara uygulanan faiz oranı olması gerektiğini, davacının fazlaya ilişkin faiz talebinin fahiş ve haksız olduğunu beyanla; Hisse devir tarihinden önceki işlemlerden kaynaklanabilecek her türlü borcun ... tarafından üstlenmesi sebebi ile ve 5411 sayılı kanun 107/5b-5 m, m107/6 m.140 mucibince ve ...'nin taraf olduğu sözleşmeler uyarınca Bankalarının sorumlu olmadığını davada müvekkili bankanın değil hisse devir sözleşmesinden önceki İşlemlerden kayanaklanabilecek borçları ... üzerlenmiş ve hisse devir sözleşmesinden önceki işlemlere ilişkin borçların yasa gereği ... üzerine nakil edilmiş olduğundan sadece ... nin davalı sıfatı olması gerektiğinden bu sebeple öncelikle HUSUMET itirazlarının kabulüne karar verilmesini, Hisse devir sözleşmesinin 6.13 nçü maddesi ve yürüdükte olan 5411 sayılı Bankacılık Kan un'un 107. maddesinin 6.fıkrası ve eski 4389 sayılı Bankalar Kanunun 14. maddesinin 6.fıkrasının c bendi uyarınca alacaklı (davacı) rızası aranmayacağından HMK124/2 kapsamında mahkemenin resen taraf değişikliğine hükmetmesine, bankaları açısından davanın husumetten reddine karar verilmesini, Bu itirazlarının reddi halinde davanın süresi içinde açılmadığından zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesini, aksi halde davanın esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talebinde bulunduğu görülmüştür. Dava, Bankacılık işleminden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. 18/04/2014 tarihinde açılan dava, ....Asliye Ticaret Mahkemesinin ...esas sırasına kaydedilmiş, ....Asliye Ticaret Mahkemesinin kapatılması üzerine dosya Mahkememize tevzi edilerek Mahkememizin ... esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde 11/02/2015 tarihli 2015/78 karar sayılı kararı ile; davacının ...'na devir edilmeden önceki dönemde, ... A.Ş kontrolünde, ... A.Ş. ... Şubesi vasıtasıyla ... ... nezdindeki ... hesaba 13.12.1999 tarihinde vadeli olarak %80 faiz oranı üzerinden 14.250-TL yatırdığı, ancak vade tarihi dolmadan bankaya el konulmuş olması nedeniyle mevduatını geri çekmediği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 22.12.1999 tarihinde ... A.Ş. ye el konulduğu ve yönetimini ...'ye devredildiği, mezkur bankanın bankacılık yapma ve mevduat kabul etme izninin kaldırılarak ilkin ... A.Ş. sonrasında ise ... AŞ. ile birleşmesinin sağlandığı, bilahare ... A.Ş. nin tüm aktif ve pasifleri ile birlikte kül halinde davalı ... A.Ş. ye satıldığı, davacının bankaya yatırdığı parayı geri alamadığı, ....Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla ... hesapları üzerinden paravan bankacılık faaliyetinin söz konusu olduğu ve nitelikli dolandırıcılık eyleminin gerçekleştirildiğinin tespit olunduğu, Yargıtay kararları ile bu hususun sabit hale geldiği, ... A.Ş. nin ... ... LTD. adlı paravan kıyı bankasını kurarak ve iki bankanın tek elden yönetimi sağlanarak suç işleme amacına yönelik olarak planlı ve kasıtlı olarak mevduat sahiplerin davalının dolandırarak zarara uğratıldığı, ... A.Ş. yönetimi sebep olduğundan ... A.Ş nin devir sonucu birleşmiş olduğu ... ... A.Ş. nin oluşan zarardan sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Dava konusu olan 14.250-TL nin hesabın açıldığı tarihten vade sonuna kadar olan ödeme tarihi için TCMB nin o tarihte yürürlükte olan %80 faizi ile davaya konu temettünün vade tarihinden sonraki dönemlere ilişkin müteakiben ilan edilen avans faiz oranlarında hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. Mahkememizin ... esas 2015/... karar sayılı 11/02/2015 tarihli kararının davalı vekili, feri müdahil vekili ve ihbar olunan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay ilgili Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 11.HD 14/03/2016 tarih 2015/... esas 2016/... karar sayılı ilamında; "...Fer'i müdahil ... vekili, davacı tarafından ... hesabına gönderilen tutarın 14.250 TL değil, 13.000 TL olduğunu, bundan sonra hesabın dönüşüne ya da faize ilişkin bir kayda rastlanmadığını savunmuş ve buna ilişkin hesap ekstreleri sunulmuştur. Davacı tarafından sunulan sunulan belgede hesabın 13.12.1999 tarihinde 14.250 TL'ye baliğ olduğu görülmekte ise de bu tutara hesaba para yatırılmak suretiyle mi yoksa ... faizi işletilmek suretiyle mi ulaşıldığı anlaşılamamaktadır. Dairemiz yerleşik içtihatlarına göre, ... hesabına yatırılan anaparaya bu miktarın yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi uygulanması gerekmekte olup akdi faize hükmedilemez. Bu itibarla mahkemece, davacı tarafından yatırılan anapara tespit edilerek bu miktara yatırıldığı tarihlerden itibaren davacının da talebi de aşılmamak kaydıyla faize hükmetmek gerekirken, fer'i müdahil ... vekilinin yukarıda açıklanan savunmaları değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 4-Davacı alacağının somut olayda esasen fona devredilen ... A.Ş.'nin işleminden kaynaklanması karşısında, 5411 sayılı Bankalar Kanunu’nun 140'ıncı maddesi uyarınca davalı Banka harçtan muaftır. Mahkemece, davalı bankanın harçtan muaf olduğu nazara alınmadan yazılı şekilde harçtan sorumlu tutulması da doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir. 5-Kabule göre de, yukarıda (3) nolu bentte açıklandığı gibi ... hesabına yatırılan anaparaya bu miktarın yatırıldığı tarihten itibaren avans faizi uygulanması gerekmekte iken mahkemece infazda tereddüte sebebiyet verecek şekilde "Dava konusu olan 14.250 TL'nin hesabın açıldığı tarihten vade sonuna kadar olan ödeme tarihi için TCMB nin o tarihte yürürlükte olan %80 faizi ile davaya konu temettünün vade tarihinden sonraki dönemlere ilişkin müteakiben ilan edilen avans faiz oranlarında hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine" dair hüküm tesisi de doğru görülmemiş..." gerekçesiyle Mahkememizin ... esas 2015/... karar sayılı 11/02/2015 tarihli kararının bozulmasına karar vermiş, bozma ilamına karşı davalı vekili ve feri müdahil vekilince karar düzeltme isteğinde bulunulmuş ve Yargıtay 11.HD 20/03/2018 tarih 2016/... esas 2018/... karar sayılı ilamında HUMK 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiş, bunun üzerine dosya Mahkememizin 2018/... esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin 2018/... esas sayılı dosyasında bozmaya uyulmasına karar verilerek 09/07/2018 tarih 2018/661 karar sayılı kararında "...Mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir. Emsal Yargıtay İlamları ve somut olaya bakıldığında ; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/ k maddesinde ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ve tüzel kişilerin tüketici olarak tanımlandığı, davacının ticari veya mesleki amaç ile hareket ettiğine dair herhangi bir iddia ileri sürülmüş olmayıp, davacının tüketici olduğu, aynı Yasa'nın 1. bendinde bankacılık işleminin dahi tüketici ile yapılmış olması halinde tüketici işlemi olduğunun ve 73/1. maddesi uyarınca da tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğunun belirtildiği, her ne kadar 6102 sayılı TTK.nun 4. Maddesinde bankacılık işlemlerden doğan davaların ticari dava olduğu belirtilmiş ise de, 6502 sayılı yasanın 83/2 maddesindeki "...(2) Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez." hükmü uyarınca davanın ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği açıktır. Davanın 6502 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılmış bulunması nedeniyle Tüketici Mahkemesi'nin görevli olduğu..." gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, dosyanın görevli tüketici mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, verilen görevsizlik kararının istinaf edilmeden kesinleşmesi üzerine dosya .... Tüketici Mahkemesine tevzi edilerek .... Tüketici Mahkemesinin 2018/... esas sırasına kaydedilmiştir. .... Tüketici Mahkemesi ... esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde 22/10/2019 tarih 2019/... karar sayılı kararında davanın kabulüne, 14.250-TL nin 13/12/1999 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa'nın 2/2.maddesi uyarınca işletilecek avans faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, .... Tüketici Mahkemesi ... esas 2019/... karar sayılı kararının davalı vekili, feri müdahil vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay ilgili Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay 11.HD 20/10/2020 tarih 2020/... esas 2020/... karar sayılı ilamında; "...Somut olayda, 18.04.2014 tarihinde Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan davada, 09.07.2018 tarihinde tüketici mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ve karar temyiz edilmeksizin 07.09.2018 tarihinde kesinleşmiş, davaya tüketici mahkmesinde devam olunarak davanın esası hakkında hüküm tesis edilmiştir. Ancak, davanın açıldığı tarih ve 6502 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesi dikkate alındığında, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda HMK'nın 1. maddesi uyarınca görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği gibi, temyiz edilmeksizin kesinleşen asliye ticaret mahkemesi kararının tüketici mahkmesini bağlamayacağı hususu da gözden kaçırılarak işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamış hükmün re’sen bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle .... Tüketici Mahkemesi 2018/497 esas 2019/874 karar sayılı kararının bozulmasına karar vermiş, bozma ilamı üzerine dosya .... Tüketici Mahkemesi ... esas sırasına kaydedilmiştir. .... Tüketici Mahkemesi ... esas sayılı dosyasında bozmaya uyulmasına karar verilerek 09/12/2020 tarih 2020/567 karar sayılı kararında Yargıtay 11.HD 20/10/2020 tarih ... esas ... karar sayılı bozma ilamına uyulmasına, davanın görev nedeniyle usulden reddine, Mahkemenin görevsizliğine ve görevli mahkemenin İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunun belirlenmesine karar verilmiş, verilen görevsizlik kararının temyiz edilmeden kesinleşmesi üzerine dosya Mahkememize tevzi edilerek Mahkememizin ... esas sırasına kaydedilmiştir. Mahkememizin ... esas sayılı dosyasında, Yargıtay 11.HD 14/03/2016 tarih 2015/... esas 2016/... karar sayılı ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonunda mahkememizin 22/09/2021 tarih ... esas 2021/... karar sayılı ilamı ile "Davanın kabulüne, 14.250,00-TL'nin, 13/12/1999 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak miras payları oranında davacılara verilmesine" karar verilmiştir. Verilen kararı davalı vekili ile fer'i müdahiller vekillerinin temyiz etmesi üzerine dosya temyiz incelemesi için Yargıtay'a gönderilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 09/01/2023 tarih ... sayılı ilamı ile "1. Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin görev alanı itibarıyla bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda yurt dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı definin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/.. E., ve 2022/.. K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir. 2. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil 818 sayılı Kanun'un 41 inci maddesinde, “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek 818 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gerekse 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar Kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 inci maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1-Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2-Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar. 3. Mülga 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un konuya ilişkin 49 uncu ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar; zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı, fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus YİBHGK'nın 07.12.1955 tarihli ve 1955/... E., 1955/... K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Buna göre anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (HGK), 09.10.2013 tarihli ve 2013/...-... E., 2013/... K. sayılı kararı). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) olaya uygulanacaktır. Ceza kanunundaki zamanaşımı süresi 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine (mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesine) göre belirlenecektir. 4. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (YİBHGK'nın 04.02.1959 tarihli 1957/... E., 1959/... K. sayılı kararı). Ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir. 5. Yine yargılamada davalının yanında ferî müdahil sıfatıyla yer alan ... ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 68 inci maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 57 nci maddesi) ferî müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 68 inci maddesinde de belirtildiği üzere ferî müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (HGK'nın 26.11.2014 tarihli ve ... E., ve ... K. sayılı kararı). Ferî müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde ferî müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler ferî müdahil tarafından yapılamaz (6100 sayılı Kanun'un 68 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi). (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Ferî müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarihli ve ... E. ve ... K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. 6. Özetle YİBHGK'nın, 22.04.2022 tarihli ve .... sayılı kararı gereğince, mûdilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi ferî müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir. 7. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın ... hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı anlaşıldığından mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir" gerekçesi ile bozularak dosya mahkememizin 2023/457 esas sırasına kaydedilmiş ve mahkememizce bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 09/01/2023 tarih ... sayılı bozma ilamında da belirlendiği üzere somut uyuşmazlıkta, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın ... hesabına aktarıldığı belirlenmiş, zamanaşımı süresinin paranın ... hesabına aktarıldığı tarihten itibaren 10 yıl olduğu hususu göz önünde bulundurulduğunda, davanın 16/09/2014 tarihinde açıldığı ve dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, 2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 269,85-TL harçtan peşin alınan 243,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 26,45-TL harcın davacılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 14.250,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine, 5-Yatırılan avanstan artan kısmın yatırana/ vekiline iadesine, Dair, davacı vekilinin, davalı ... vekilinin ve Feri Müdahil ... Vekili yüzüne karşı, miktar itibariyle KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/12/2023 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır