İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/525 E. 2026/838 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/525
- Karar No
- 2026/838
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/525 Esas KARAR NO : 2026/838 Karar
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/06/2026 KARAR TARİHİ : 02/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki kapsamında cari hesap ilişkisi bulunduğunu, taraflar arasında 31.12.2022 tarihi itibarıyla 675.893,56 TL bakiye borç bulunduğunun davalı şirketin kaşe ve imzasını taşıyan 03.08.2022 tarihli mutabakat mektubu ile teyit edildiğini, söz konusu mutabakatın borcun varlığına dair yazılı bir ikrar mahiyetinde olduğunu, bu alacağın tahsili amacıyla ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatıldığını, davalı tarafın 19.04.2023 tarihinde borcun tamamına, faiz ve masraflara haksız ve dayanaksız şekilde itiraz ederek takibi durdurduğunu, davalının itirazını destekleyen herhangi bir belge sunmadığını, mutabakat mektubunun HMK anlamında yazılı delil niteliğinde olduğunu ve davalının borcu kabul ettiğini gösterdiğini, ticari defter kayıtlarının ve mutabakatın aksi ispatlanmadıkça bağlayıcı olduğunu, davalının borcun ifa edildiğine veya sona erdiğine dair hiçbir yazılı delil ortaya koyamadığını, takip talebinde alacak kalemlerinin, faiz başlangıcının ve borcun sebebinin açıkça belirtildiğini, 01/04/2020 ile 23/09/2022 tarihleri arasındaki cari hesap ekstresine dayalı 331.920,34 TL işlemiş faiz ile takip tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizinin tahsilinin gerektiğini, alacağın likit ve belirlenebilir olması nedeniyle davalının haksız itirazı üzerine %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin zorunlu olduğunu belirterek ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasında davalı tarafından yapılan itirazın iptalini, takibin devamını, takip tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizinin uygulanmasını, %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin müvekkil şirket aleyhine 04.04.2023 tarihinde ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası tahtında ilamsız icra takibine giriştiğini, işbu takibe yasal süresi içerisinde itiraz edildiğini ve itiraz dilekçesinin davacı şirket vekiline 01.05.2023 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek, İcra İflas Kanunu'nun 67/1. maddesi uyarınca alacaklının itirazın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir sene içerisinde itirazın iptali davası ikame etmek zorunda bulunduğunu, işbu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu, icra dosyası içeriğinden de anlaşılacağı üzere müvekkil şirketin itiraz dilekçesinin davacı alacaklı vekiline 01.05.2023 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı alacaklının bu tarihten yaklaşık üç sene sonra 10.04.2026 tarihinde dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecine başvurarak akabinde Sayın Mahkemeniz tahtında işbu davayı ikame ettiğini ifade ettiğini, bu sebeple Sayın Mahkemenizce işin esasına girilmeksizin ve başkaca herhangi bir inceleme yapılmasına gerek bulunmaksızın davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin gerektiğini vurguladığını, esasa ilişkin olarak ise davacının iddia ettiği alacak miktarının kabul edilmediğini, davaya dayanak gösterilen mutabakat mektubunun davacının iddia ettiği şekilde borcun kesin ve tartışmasız olarak ikrar edildiğini gösteren bir belge niteliğinde olmadığını, ticari hayatta hesap mutabakatı amacıyla düzenlenen bu tür belgelerin tek başına borcun miktarını ve kapsamını kesin olarak ispatlayan belge olarak kabul edilemeyeceğini, mutabakat mektubunun ancak ilgili ticari defterler, cari hesap kayıtları, faturalar, ödeme belgeleri ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin bütünü birlikte değerlendirilmek suretiyle delil değeri kazanabileceğini, davacının mutabakat mektubu dışında iddia ettiği alacağın gerçek miktarını ve muacceliyetini ispatlayan yeterli ve kesin deliller sunamadığını, müvekkilin davacıya herhangi bir borcu bulunsa dahi bu borcun davacının talep ettiği miktarda olmayıp gerçek alacak miktarının ancak taraf ticari defterleri ile tüm ödeme ve mahsup kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenmesinin mümkün olduğunu, davacının işlemiş faiz talebi ile bu talebini Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. maddesine dayandırmasının da hukuki dayanaktan yoksun bulunduğunu, zira anılan madde hükmünün uygulanabilmesi için öngörülen koşulların somut olayda gerçekleştiğinin davacı tarafça usulüne uygun şekilde ispat edilmesi gerektiğini, davacının temerrüt şartlarının oluştuğunu ve talep ettiği işlemiş faizin hukuki dayanağını ortaya koyabilecek herhangi bir sözleşme, vade, ihtar veya sair delil ibraz etmediğini dile getirdiğini, davacının İcra İflas Kanunu'nun 67. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süreyi açıkça geçirdikten yaklaşık üç yıl sonra işbu davayı ikame etmesi nedeniyle müvekkilin gereksiz yere yargılamaya maruz bırakıldığını, Mahkemenizce davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi halinde davacının kötü niyetli dava açtığının kabulü ile İcra İflas Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca müvekkil lehine uygun görülecek oranda kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ettiğini, ayrıca Mahkemenizce aksi kanaate varılması halinde davacının iddialarını usulüne uygun ve yeterli delillerle ispat edememiş olması nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE; Dava itirazın iptali davasıdır. Alacaklı tarafından itirazın iptali davasının, borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması zorunludur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve ... E.,... K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. İİK’nın 67. maddesinde gösterilmiş olan süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre; hak sahibinin hakkın korunması için kanun veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde öngörülen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkın sona ermesi sonucunu doğuran süredir. Hak düşürücü sürenin sonunda hakkın sona ermesi için karşı tarafın borçlunun bir eylem veya işlem yapmasına gerek yoktur. Hak düşürücü süre geçmekle kendiliğinden son bulur. Hak düşürücü süreler itiraz niteliği taşırlar. Taraflar hak düşürücü süreyi davanın her aşamasında hatta kararın bozulmasından sonra da ileri sürülebilirler. Ayrıca hak düşürücü sürelerin incelenmesi tarafların iradelerine bırakılmamıştır. Hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması, araştırma ve inceleme konusu yapılması gerekmektedir. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı ... Şirketi tarafından, davalı ... A.Ş. aleyhine icra takibine başlanıldığı, davalı tarafından ödeme emrine 25/04/2023 tarihinde (süresinde) itiraz edildiği, ödeme emrine itiraz dilekçesinin takip alacaklısına 01/05/2023 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafından 24/06/2026 tarihinde itirazın iptali davası açıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, itirazın iptali davası, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gereken bir dava olup, açık kanunî düzenlemeye göre dava açma süresi itirazın tebliği ile başlar. Ödeme emrine itiraz, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak takip alacaklısına tebliğ edilmez ise kanunda öngörülen bir yıllık süre başlamayacaktır. İİK’nın 67/1. maddesindeki düzenleme dikkâte alındığında, davalı borçlunun icra takibine yaptığı itirazın davacıya 01/05/2023 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen davacının itirazın iptali davasını kanunda belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açtığı anlaşılmakla Hak düşürücü süre sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM :Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Hak düşürücü süre sebebiyle davanın usulden reddine 2-Harçlar yasası uyarınca belirlenen karar harcı olan 732,00 TL'den, peşin alınan 12.096,51TL harcın mahsubu ile fazla yatırılan 11.364,51TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Başvuru tarihi itibariyle hazine tarafından karşılanan 6.000,00TL arabuluculuk ücretinin tamamının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına. 6-Taraflarca yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine, Dair, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 02/10/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır