İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/289 E. 2026/625 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/289
Karar No
2026/625
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/289 Esas KARAR NO : 2026/625

DAVA : 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak) DAVA TARİHİ : 03/04/2026 KARAR TARİHİ : 17/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILMA TARİHİ : 07/07/2026 Mahkememizde görülmekte olan 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde ÖZETLE; davacı banka tarafından dava dışı ....'ye krediler kullandırıldığını, bu kredilerin teminatı olarak ... Mühendislik şirketinin maliki olduğu ... ili, .... ilçesi, .... Mah., ... ada ... parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın kaydına davacı banka lehine ... tarih ve ... yevmiye numarası ile 9.000.000,00-TL limitli ipotek tesis edildiğini, kullandırılan kredilerin geri dönüşünün gerçekleşmemesi nedeniyle dava dışı borçluya ait kredi hesaplarının 02/06/2011 tarihi itibariyla kat edilmiş ve davacı banka alacağının muaccel hale geldiğini, hesabın kat edildiği ve borcun ödenmesi gerektiği hususları içerir şekilde borçlulara ihtarname gönderildiğini, ancak borcun ödenmediğini, bunun üzerine alacak teminat altına alındığından dava dışı kredi borçlusu müflis ... Mühendislik şirketi aleyhine bahse konu taşınmazın ipoteği sebebiyle İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, ipotek takibi kapsamında taşınmazın 30/03/2012 tarihinde davalı ....'ye 20.000,00-TL bedel ile ihale edildiğini, dava dışı müflis ... Mühendislik şirketi yetkilisi tarafından iflas masasından aldığı yetki kapsamında bahsi geçen ihalenin usulsüz olduğu gerekçesi ile davacı banka ve davalı ... aleyhine Silivri Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası ile Tapu İptal ve Tescil davası açtığını, yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiğini, yerel mahkeme tarafından hükmedilen yargılama gideri ve vekalet ücreti ile yargıtay onama harcının tamamının davacı banka tarafından ödendiğini, yerel mahkeme kararında harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiğini, Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasından 874.393,11-TL harcın tahsil edilmesi amacıyla 18.03.2016 tarihinde Silivri Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne Harç Tahsil Müzekkeresi yazıldığını, Harç Tahsil Müzekkeresi yazılması akabinde 21.11.2016 tarihinde davacı Banka tarafından -peşin ödeme indirimi ve müvekkil Bankanın Vergi Dairesi’nden alacağının mahsup edilmesi neticesinde- 797.700,17-TL olarak ödendiğini, Yargıtay .....H.D.’nin ..... ..... K. sayılı ve .... tarihli kararında; “437.281,74-TL Bakiye Onama Harcının davalılardan payları oranında alınmasına” karar verildiğini, Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ... E. sayılı dosyasından 437.281,74-TL Bakiye Onama harcının tahsil edilmesi amacıyla 23.07.2020 tarihinde Harç Tahsil Müzekkeresi yazıldığını, Harç Tahsil Müzekkeresi yazılması akabinde, davacı Banka tarafından Bakiye Onama harcı 13.12.2021 tarihinde 437.281,74-TL iken gecikme zammı ile birlikte 559.257,98-TL olarak ödendiğini, Kesinleşen Yerel Mahkeme kararındaki yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin alacaklar ile ilgili, davacı Banka ve davalı ... aleyhine Küçükçekmece .... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, yargılama gideri ve vekalet ücreti de, takibe kadar ve takipten sonra işlemiş faizleriyle birlikte 26.11.2020 tarihinde davacı Banka tarafından 322.852,61-TL olarak icra dosyasına ödendiğini, Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi ... E. sayılı dosyasına ilişkin karar ve ilam harcı, Yargıtay Bakiye Onama harcı, yargılama gider ve vekalet ücretinin davacı Banka ve davalı aleyhine müşterek ve müteselsilen hükmedilmiş ise de tamamının davacı Banka tarafından ödendiğini, davalı tarafça ödeme yapılmadığını, taraflar arasındaki arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını beyan ederek 874.393,11-TL Karar Ve İlam Harcının ½’si 437.196,55-TL’nin, 437.281,74-TL Bakiye Onama Harcının ½’si 218.640,87-TL’nin, yargılama gideri, mahkeme vekalet ücreti, icra vekalet ücreti olarak ödenen 322.852,61-TL’nin ½’si 161.426,31-TL’nin davalı tarafından dava tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde ÖZETLE;Davanın zamanaşımı nedeni ile reddinin gerektiğini ve aynı zamanda aktif husumet yokluğu yönünde itirazlarının bulunduğunu, davacı ..., dava dışı ... Mühendislik ve İnşaat San. Tic. Ltd. Şti.'nin ipotek alacaklısı konumunda olup, banka tarafından şirket aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası üzerinden İstanbul İli, .... İlçesi, ... Köyü, ... Ada, ... Parselde kayıtlı taşınmaza ilişkin olmak üzere ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, bu arada dava dışı borçlu ... Mühendislik ve İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. hakkında ( dava konusu taşınmazın ihale öncesi maliki ) Bakırköy ...... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..... E. Sayılı dosyası ile .... tarihinde iflasına karar verildiğini, takibin kesinleşmesi üzerine müvekkil şirket bu taşınmazı ihaleden 30/03/2012 tarihinde 3.620.000,00 TL. bedelle satın aldığını, söz konusu taşınmaz müvekkil şirket adına 19/06/2012 tarihinde tapuda tescil edildiğini, dava dışı ... tarafından ihalenin usulsüz yapıldığı gerekçesiyle Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .... 2015/256K. Sayılı ilamı ile tapu iptal tescil davası açılmış ve yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilerek; " Dava konusu İstanbul ili, ..... İlçesi, ... köyü, ... ada, .... parsel sayılı taşınmazın davalı ... Dış Tic. AŞ. Adına yapılan tescilin iptali ile, müflis ... Mühendislik ve İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi adına tapuya kayıt ve tesciline" karar verildiğini, Yargıtay ..... Hukuk Dairesi’nin.... Esas, .... Karar sayılı ilamı ile onanmış, Yargıtay ..... Hukuk Dairesi'nin ..... E. ....K. Sayılı ilamı ile tarafların karar düzeltme istemleri reddedilerek, ve kesinleşme kararı müvekkil şirkete 30.11.2020 tarihinde tebliğ edildiğini, söz konusu kesinleşen ilam uyarınca, müvekkil şirketin taşınmazı elinden gitmiş ve taşınmaz elinden gittiği gibi taşınmaz üzerine konan ihtiyati tedbir nedeniyle yaklaşık 6,5 yıl boyunca taşınmazı kullanamadığını, müvekkili şirketin bu karar nedeniyle zararı doğduğu gibi, ihale bedelini alan davacı .... tarafından kendisine herhangi bir şekilde bedelin iadesi söz konusu olmadığını, taraflarınca davacı Yapı Kredi Bankasının kötü niyetli olduğu sabit olması sebebiyle açılan dava İstanbul .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden devam ettiğini, gelinen aşamada davacı taraf müvekkil şirketin maruz kaldığı tüm bu haksızlığa rağmen huzurdaki dava ile Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .... ... K. Sayılı ilamında belirlenen yargılama giderlerinden müvekkil şirketinde sorumlu olduğunu iddia etmiş olup açılan davanın reddini talep ettiklerini, huzurdaki davanın hukuki dayanaktan yoksun olduklarını, taraflar arasındaki eşit sorumluluğunun kabulünün mümkün olmadığını, davacı tarafça talep edilen alacakların rücuya konu edilemeyeceğini belirterek davanın reddini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava, TBK 62 ve TBK 167. Maddeden kaynaklı ödenen bedelin rücusu istemine ilişkindir. Davacının dava dilekçesi ile davacı tarafından dava dışı şirkete krediler kullandırıldığını, borcun ödenmemesi nedeniyle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapıldığını, taşınmazın davalıya icra müdürlüğünce yapılan ihale ile satıldığını, dava dışı şirketin Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında tapu iptal davası açtığını, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiğini, bu kararın Yargıtay ..... Hukuk Dairesi'nin .... Esas, .... sayıı ilamıyla onandığını, karar düzeltme talebinin Yargıtay .... HD'nin .... Esas, .... sayılı kararıyla reddedildiğini, Silivri .... Asliye Hukuk mahkemesi dosyasında hükmedilen yargılama giderinin , vekalet ücretinin ve yargıtay onama harcının davacı tarafça kaşrılandığını belirterek ödenen bedellerin TBK 167 , 62 maddeleri uyarınca 1/2 'sinin iadesini talep ettiği, Davalının cevap dilekçesi ile dava dışı şirketin Bakırköy ..... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ..... esas sayılı dosyasında iflasına karar verildiğini, taşınmazın .....tarihinde ihale ile satın alındığını, davalı adına .... tairhinde tapuya tescil edildiğini, Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas, ... karar sayılı ilamıylatapu iptal tescil davasının kabulüne karar verildiğini, bu kararın onanarak .... tarihinde kesinleştiğini, davalının 6,5 yıl sonra açtığını, davacının ödeme tarihlerinin 21.11.2016, 26.11.2020 ve 13.12.2021 tarihleri olduğunu, zamanaşımı itirazında bulunduğu, davacının aktif husumetinin bulunmadığını, davacıya karşı ve Adalet Bakanlığı'na karşı dava açtığını, takas mahsup le birleştirme talebinde bulunduğunu, davacı bankanın kötüniyetli olduğunu, ağır kusurlu olduğunu, iflas kararını bildiğini, taraflar arasında eşit kusurun bulunmadığını, gecikme zammı ve icra masraflarından sorumlu olmadığını, davanın reddini talep ettiği, Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; ; Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasında yapılan yargılama gideri ve harç bedellerinin davacı tarafça ödenmesi sebebiyle, davacı tarafın TBK 62, 167 maddeleri uyarınca bu tutarların yarısını davalıdan talep edip edemeyeceği, davalı tarafın zamanaşımı itiraz sebeblerinin oluşup oluşmadığı, davalının takas mahsup talebi koşullarının oluşup oluşmadığı ile davalının birleştirme talep şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin rücuen tazminat davasıdır. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu'nun ESAS NO : ..... KARAR NO : .... ilamında da belirtildiği üzere; "Müteselsil borçluluk bir irade beyanı veya kanun hükmü dolayısıyla bir edimin birden ziyade borçlulardan her birinin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu, alacaklının ise tamamını ancak bir defa ifa etmek üzere edimi borçlulardan dilediği birinden talep etmeye yetkili olduğu ve borçlulardan birinin ifası veya ifa yerini tutan fiiliyle diğerlerinin bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtulacakları bir birlikte borçluluk hâlidir (....., T.: Müteselsil Borçluluk, Ankara ...., s. ....). Müteselsil borçluluğun kaynakları, diğer bir ifadeyle birden fazla borçlular arasında teselsül ilişkisinin hangi sebeplerden ileri geldiği, 818 sayılı BK'nın 141. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre; “Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır. Böyle bir beyanın fıkdanı halinde teselsül ancak kanunun tayin ettiği hallerde olur”. Benzer düzenleme 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 162. maddesinde de yer almıştır. İlgili madde, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” hükmünü içermektedir. Görüldüğü üzere hem 818 sayılı Kanunu’nun 141. maddesinde hem de 6098 sayılı Kanunu’nun 162. maddesinde müteselsil borçluluğu doğuran iki kaynak kabul edilmiştir. Bunlardan ilki birinci fıkra uyarınca irade beyanı ile meydana gelen, “iradeden” kaynaklanan müteselsil borçluluk, diğeri ise ikinci fıkrada belirtildiği üzere kanunun öngördüğü hâllerde ortaya çıkan “kanundan” kaynaklanan müteselsil borçluluktur. Kanundan kaynaklanan teselsül müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanundan kaynaklanması hâlidir. Diğer bir ifadeyle bizzat kanun koyucu tarafından öngörülen müteselsil borçluluk durumudur. Kanundan kaynaklanan müteselsil borçluluk hâllerinden biri de 818 sayılı Kanunu’nun 50 ve 51. maddeleri ile 6098 sayılı Kanunu’nun 61 ve 62. maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk hâlidir. Kanun koyucu birden fazla kimselerin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermeleri hâlinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu olmalarını öngörmüştür. Birden çok kişi aynı zarardan aynı sebepten veya çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabilir. Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğünün şartlarının gerçekleşmesi hâlinde söz konusu olur. Buna göre birden çok kişi aynı zarara birlikte sebep olabilecekleri gibi, çeşitli nedenlerle de sebep olabilirler. İkinci hâlde sorumlulardan yalnız biri söz konusu zarara sebebiyet verirken, diğeri sebebiyet vermediği böyle bir zararı başka bir nedenle tazmin zorunda kalabilir (...., F.: ......, 21. Baskı, .... ..., s. ....). Yukarıda söylenenlere uygun olarak müteselsil sorumluluk üç hâlde doğabilir. Birinci hâlde, zarar verenlerden her birinin ayrı ayrı sorumlu olduğu iki veya daha fazla sebep bir araya gelmekte ve bu suretle zararlı sonucu meydana getirmektedir. İkinci hâlde ise zarar, iki veya daha çok sebepten değil, hukuken önem taşıyan bir tek sebepten doğmaktadır. Ancak burada hukuk düzeni bu tek sebep için iki ayrı kişiyi sorumlu tutmaktadır. Üçüncü hâlde ise, zarar yine bir tek sebepten meydana gelmekle birlikte, sorumluluk hukukuna göre bu zarardan sadece bir kişi sorumlu olmaktadır. Ancak, zarar veren yanında üçüncü bir kişi de bir sözleşme gereğince söz konusu zararı gidermeyi (sorumluluğu) üzerine almaktadır (...., s. ...-...). Aynı zarardan dolayı birden çok kişinin zarar görene karşı sorumluluğu, hukuk politikası açısından üç ayrı şekilde düzenlenebilir. Bunlar sorumlulukların paylaştırılması, sorumlulukların toplanması ve sorumlulukların yarışmasıdır. Sorumlulukların paylaştırılmasında, aynı zarardan sorumlu olan birden çok kişinin kısmî sorumluluğu söz konusu olur. Burada zarar verenlerden her biri, zarara sebep olduğu oranda sorumludur. Sorumlulukların toplanmasında, birden çok kişiden her biri, diğerinden bağımsız olarak zararın tamamından sorumludur. Zarar gören, uğradığı zararı sorumluların her birinden ayrı ayrı talep eder. Birinin zararı tazmin etmesi, diğerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Burada zarar verenlerin sorumlulukları, toplanmaktadır. Son olarak taleplerin yarışmasında tazminat yükümlülerinden her biri zarar görene karşı, diğer yükümlü veya yükümlüler tarafından zararın tamamı tazmin edilinceye kadar sorumludur. Tazminat yükümlülerinden her biri, sanki zarara tek başına sebebiyet vermiş gibi, zararın tamamı tazmin edilinceye kadar bundan sorumlu olur. Taleplerin yarışmasında zarar bir defa tazmin edilir. Ancak zarar görenin zararı tazmin edilinceye kadar zarar verenlerin tamamı bundan sorumlu olur. Taleplerin yarışması sisteminde zarar görene ayrıcalık tanınmakta, ona sorumluların tamamına ve dilediğine dava açma hakkı tanınmaktadır. Tazminat yükümlülerinden biri zararı tazmin ettiği oranda diğerleri de sorumluluktan kurtulmaktadır. Zararın tamamı tazmin edilirse, sorumluluğun tamamı, bir kısmı tazmin edilirse, o kısmı sona erer. Bu bakımdan, taleplerin yarışması ilkesi borcu sona erdirici bir niteliğe sahiptir. Burada zarar gören uğramış olduğu zarardan daha fazla tazminat alamaz, zarar bir defa tazmin edilir. Bu niteliği itibariyle de taleplerin yarışması, zarar görenin sebepsiz zenginleşmesini önler. Zira burada zenginleşme yasağı geçerlidir. Sorumlulukların (taleplerin) yarışmasına müteselsil sorumluluk da denir (...., s. ....). Türk hukukunda hakim olan ilke, taleplerin yarışması ilkesidir. Müteselsil sorumluluk, hem maddi zararın hem de manevi zararın tazmininde söz konusu olur. Birden çok kişinin bir zarardan sorumlu olması için bu zararın tek ve aynı zarar olması gerekir. Bölünemeyen, zarar verenlerden her birine paylaştırılması mümkün olmayan zarara tek zarar denilir. Buna karşılık, zarar verenlerden her biri, bağımsız bir zarara neden olmuş veya zararın tespiti mümkün bir kısmına sebep olmuşsa, müteselsil sorumluluk değil, kısmi sorumluluk söz konusu olur. Bu taktirde zarar verenlerden her biri, sebep olduğu zararı veya kısmi zararı tazmin eder (...., s. ....). Az yukarıda da belirtildiği üzere, müteselsil sorumluluğu doğuran sebepler 818 sayılı Kanun’un 50. maddesinde ve 6098 sayılı Kanunu’nun 61. maddesinde ortaya konulmuştur. 818 sayılı Kanun’unun “Müteselsil mesuliyet” ana başlığı altında, “Haksız fiil halinde” alt başlığını taşıyan 50. maddesinin birinci cümlesi “Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar.” şeklinde düzenlenmiştir. Benzer açıklama 6098 sayılı Kanun’un “Müteselsil sorumluluk” ana başlığı altında, “Dış ilişkide” alt başlığını taşıyan 61. maddesinde de yer almaktadır. Madde; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” düzenlemesini içermektedir. Daha öncede ifade edildiği gibi, müteselsil sorumluluk aynı sebebe dayanabileceği gibi değişik sebeplere de dayanabilir. Müteselsil sorumluluğu doğuran sebeplerden ilki, birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarıdır. Buna göre doğan zarar aynı sebebe dayanmaktadır. Müteselsil sorumluluğu doğuran “aynı sebep” veya “birlikte sebep” kusur olabileceği gibi, sözleşme veya kanun da olabilir (....., s. ....). Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluk da kendi içinde üç başlık altında incelenebilir. Bunlardan ilki birden çok kişinin kusuruna, dolayısıyla kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür. Ancak bu tazminat yükümlülüğünde de kusur ikiye ayrılır. Birincisi “ortak kusur sorumluluğu, diğeri ise “bağımsız kusur sorumluluğu”dur. Ortak kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü; birden çok kişi aralarında önceden veya en geç olay sırasında anlaşarak, bilerek, isteyerek ya da en azından birbirlerinin davranışından haberdar olarak haksız bir fiille zarara sebep oldukları taktirde, ortak kusur sorumluluğu söz konusu olur. Ortak kusur şartının varlığı, birden çok zarar verende birlikte davranma iradesinin bulunmasına bağlıdır. Bu, kasta veya ihmale dayanabilir. Birden çok kişinin ortak kusur sorumluluğunun doğması için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar; zarara birlikte sebep olma, ortak kusur ve tek zarar şartlarıdır. Ortak illiyet, yarışan illiyet ve seçimlik illiyet hâllerinde birlikte sebep olma şartı gerçekleşmiş olur (...., s. ....). Bağımsız kusur sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğü; burada zarar verenlerin her birisinin kusurlu davranışı bulunmaktadır ve bu davranış nedeniyle zarara sebep olmaktadırlar. Ancak aralarında bir işbirliği bulunmamaktadır. Bağımsız kusurun bulunduğu bu durumun da 6098 sayılı Kanun’un 61. maddesine göre aynı sebepten doğan müteselsil sorumluluk sayılması gerekir. Zira burada da zarar verenlerin her biri, kusurlarıyla aynı zarara birlikte sebebiyet vermekte, dolayısıyla zararın sebebini birden çok kişinin kusuru oluşturmaktadır. Bağımsız da olsa her bir kusur, meydana gelen zararın kısmi sebebini teşkil etmekte, sonuçta kısmi kusurlar birlikte bir zarara sebebiyet vermektedir (...., s. ....). Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluğun ikinci başlığı, birden çok kişinin kusursuz sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür. Burada birden çok zarar veren vardır ve aynı ya da değişik türden kusursuz sorumluluk durumuna göre tazminat ödeme yükümlülüğü altına girerler. Aynı zarara birlikte sebep olunmasından doğan müteselsil sorumluluğun son başlığı ise, sözleşme sorumluluğuna dayanan tazminat yükümlülüğüdür. Bu hâllerde de birden çok kişi gerçekleşen zararı müteselsil sorumluluk esasına göre tazmin etmek zorundadır (...., s. ....). Burada taraflar kendi aralarında bir sözleşme imzalar ve bu sözleşmede müteselsil sorumluluk esasının uygulanacağını kararlaştırır iseler, sözleşmeye aykırılığın ortaya çıkması durumunda müteselsil sorumluluk doğar. Bu durum aynı zamanda kanundan kaynaklanan nedenler dolayısıyla yapılan sözleşmeler için de geçerlidir. Yani bu tür sözleşmelerde de sorumluluk sözleşmeden doğabilir. Aynı zararı doğuran çeşitli sebepler, kusur sorumluluğu (haksız fiil), sözleşme ve kusursuz sorumluluk (kanun) olabilir. Bu suretle, birden çok zarar verenden biri, aynı zararı haksız fiil, diğeri sözleşme, bir başkası da özen veya tehlike sorumluluğuna göre tazmin zorundadır (...., s. ....). Müteselsil sorumluluk iki ilkeyi beraberinde getirir. Bu ilkelerden birisi zarar verenle zarar gören arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla dış ilişki (BK’nın 50., TBK’nın 61. maddesi); ikincisi ise zarar verenler arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla iç ilişkidir (TBK’nın 62. maddesi). Zarar gören ile zarar veren arasındaki ilişkiyi düzenleyen dış ilişki müteselsil sorumluluğun ilk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Müteselsil sorumluluk, zarar görene diğer borç ilişkilerine oranla zarar verenler karşısında daha güçlü ve ayrıcalıklı bir durum sağlar. Buna göre, zarar gören tazminatın tamamını, dilediği taktirde zarar verenlerin tamamından talep edebileceği gibi, bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir (...., s. ....). Diğer bir ifadeyle alacaklı, borçluların hepsini birden takip veya dava edebileceği gibi, bunların içinden dilediği birini veya bir kaçını da takip veya dava edebilir. İşte alacaklının, borçlulardan dilediğini ya da dilediklerini ifa istemine muhatap tutabilmesi, onun bir seçim hakkına sahip bulunduğunu gösterir. Alacaklının bu hakkı borç tamamen ödeninceye kadar devam eder. Bu durumda kişilerin yarışmasından (Personenkonkurenz) bahsedilir (...., G.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt II, ..... ...., s. ....). Alacaklının, ifayı borçluların birinden istemesi ya da yalnız onu dava etmesi veya ifaya mahkûm ettirmesi, diğer borçluları borçtan kurtarmaya yetmez. Diğer borçluları ifa yükümünden kurtaran şey, ifa istemine muhatap olan borçlunun ifada bulunmasıdır; sadece mahkûm olması değil! Kısaca, alacaklı, borçlulardan birini takip veya dava ettikten, hatta onu mahkûm ettirdikten sonra bile -ifayı tamamen elde etmedikçe- diğer borçlulara başvurmak hakkını muhafaza eder. Tazminatın tamamının zarar verenlerden yalnız birisine karşı açılan davada talep edebilmesi, zarar görene ispat ve tahsil kolaylığı sağlar. Buna göre, zarar gören tazminat davasını en sağlam ispat araçlarına sahip olduğu zarar verene karşı açabileceği gibi, böyle bir davayı, tazminatı ödeme gücü en fazla olan zarar verene karşı da açabilir. Bu sayede zarar gören zarar verenlerden her birini ayrı ayrı dava edip, sayısız zahmetlere katlanacağı yerde, tamamı aleyhine açacağı bir tek dava ile de kolayca sonuca ulaşabilir. Keza, zarar görenin, tazminat alacağının bir kısmını, bir zarar verenden, diğer kısmını da diğer zarar verenden istemesi mümkündür. Ancak, burada “tek zarar, tek tazminat ilkesi” geçerli olduğundan, tazminat ödeme borcu, zarar verenlerden biri tarafından yerine getirildiği oranda sona erer. Zarar verenlerden biri, tazminatın tamamını ödediği taktirde, borç ortadan kalkar, dolayısıyla, zarar gören böyle bir hâlde artık diğer zarar verenlerden tazminat talep edemez (...., s. ....). 6098 sayılı Kanun’un “Borçluların sorumluluğu” başlıklı 163. maddesinin 1. fıkrasına göre (BK 142/1. maddesi); “…Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.” Bu maddede zarar görenin zarar karşılığı isteyeceği tazminatın nasıl ve ne miktarda talep edebileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 163. maddesinin 2. fıkrasına göre ise (BK 142/2. maddesi); “…Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.” şeklindeki düzenleme ile borcun ancak tamamen ödenmesi ile son bulacağına vurgu yapılmış; “Borcun sona ermesi” başlıklı 166. maddesindeki “Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır.” yönündeki hükmü ile de bu durum desteklenmiştir. Müteselsil sorumluluğun getirdiği ikinci ilke, zarar verenler arasındaki ilişki, diğer bir anlatımla iç ilişkidir. 6098 sayılı Kanun’un 62. maddesi iç ilişkiyi düzenlemiştir. Bu maddeye göre tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahiptir ve zarar görenin haklarına halef olur ve buradaki rücuda teselsül değil, pay esası geçerlidir. 6098 sayılı Kanun’un m. 62, sorumluluk hukuku yönünden bir rücu düzeni öngörmüştür. 6098 sayılı Kanun’un 167. maddesi ise, sözleşmeye dayalı müteselsil borçlarda rücu düzenini belirlemiştir. Aynı husus Karayolları Trafik Kanunu 88/2. maddesinde de araç işletenin sorumluluğu yönünden düzenlenmiştir. Müteselsil sorumlulukta sorumluların birbirlerine karşı rücu ilişkisinde göz önünde tutulacak ilkeler 6098 sayılı Kanun’un 62/I. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.” Kusur, hafif ihmalden başlayarak en ağır şekli olan kasta doğru bir yükselme gösterir. Rücu ilişkisinde kasten zarar veren ihmali ile zarar verene oranla daha yüksek bir paya sahip olur. Birlikte zarar verenlerin yarattıkları tehlikenin yoğunluğundan amaç, onların davranış, faaliyet veya işletmelerinin zararlı sonucun doğmasındaki etkinlik ve elverişlilik derecesidir (...., s. ...). Zarar görenin zararını tazmin eden müteselsil sorumlu, giderdiği tazminatı kendi üzerinde mi taşıyacaktır; taşımayacaksa yerine getirdiği tazminatı diğer müteselsil sorumlularla mı paylaşacaktır: paylaşacaksa hangi oranda soruları, müteselsil sorumluların iç ilişkisinin konusunu teşkil eder (...., s. ....). TBK bu sorulara ilişkin olarak, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı hükmünü getirmiştir (...., s. ....). İç ilişki, rücu ilişkisidir. Yani tazminat borcunun ortaya çıkmasına neden olan sorumluların birbirleri ile olan ilişkisidir. Rücu ilişkisinden doğan hak ise rücu hakkıdır. Rücu, kendisine veya başkasına ait bir borç ifa ederek alacaklıyı tatmin eden kişinin, alacaklıya yaptığı edanın tamamını veya bir kısmını başka kişiden talep etmesidir. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip olur (...., s. ....). 6098 sayılı Kanun’un 165. maddesine göre (BK 144. madde) müteselsil sorumlulardan birisi kendi davranışı ile diğer müteselsil sorumluların durumunu ağırlaştıramaz. Kanun koyucu bir borçlunun, diğerlerinin durumunu ağırlaştırmaması gerekliliğinin özel bir uygulaması olarak, durumu birlikte sorumlu olduğu diğer kişilere bildirme yükümlülüğü öngörmüştür. 6098 sayılı Kanun’un 73. maddesinde kendisinden tazminat istenen kişiye, bu durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirim yükü getirilmiştir. Kendisinden tazminat istenen kişi bu bildirim yükümlülüğünü yerine getirmezse zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihten itibaren başlayacaktır (...., s. ....). Bununla birlikte 6098 sayılı Kanun’un 167. maddesinin 3. fıkrası ile de borçlulardan birisinden tahsil edilemeyen bir tazminat miktarının bulunması durumunda bu miktarı diğer borçlular payları oranın da üstlenmekle yükümlü olurlar. İç ilişkide sorumluluk, müteselsil sorumluluk olarak kabul edilmez. Burada herkes kendi kusur oranı doğrultusunda sorumlu olur. Bu sorumluluk dağılırken kişilerin yarattığı tehlike ile kusurun ağırlığı önem taşır. Ödemeyi yapan sorumlu eğer kendisinin ödemesi gereken miktardan daha fazlasını ödemek zorunda kalır ise zarar görene o oranda halef olur." Dosyanın yapılan incelemesinde; Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas , ... karar sayılı dosyasında ... ile ... Dış Ticaret Şirketi'nin davalı sıfatıyla yer aldığı, icra dosyasında ihale yapılarak taşınmazın devir edildiği, ihaleden 22 gün önce dava dışı şirket hakkında iflasın açılmasına karar verildiği, şirketin malları üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlandığı, alacaklının (...'nın ), iflasın açılması kararını bilmesine rağmen işlemini devam ettirdiği, kötüniyetli olduğu, ihalenin 13.30'da değil , 13.00'da başladığı, bunun tek başına ihale fesih nedeni sayıldığı, ihale alıcısının (davalı Kale Şirketi)'nin takibin dışında 3. Kişi durumunda olduğu, iyiniyet ve kötüniyet hususunun tartışılmayacağı, ihale alıcısının iyi niyetine bakılamayacağını, dava dışı şirketin vekilinin davadan feragat yetkisi olmadan feragat ettiği, dava dışı şirketin vekilinin Silivri Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamasında görevi kötüye kullanma suçundan mahkum olduğu, yapılan ihaleye dayalı tescilin yolsuz olduğu belirtilerek tapu kaydının iptaline karar verildiği, bu kararın 21/.../2020 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafın 21.11.2016 tarihinde tahsil harcı olarak 797.700,17 TL, 13.12.2021 tarihinde Yargıtay bakiye onama harcı olarak 559.257,98 TL (437.281,74 TL'nin işlemiş faiziyle birlikte toplamı), 26.11.2022 tarihinde yargılama gideri ve vekalet ücreti olarak 322.852,61TL'nin ödendiği, Davacının TBK 62, 167 maddelerine dayandığı, bu maddelerin müteselsil sorumlulukta iç ilişkide rücuya yönelik olduğu, davalının zamanaşımı definde bulunduğu, öncelikle bunun incelemesinin gerektiği, zamanaşımına uygulanması gereken maddenin yukarıdaki içtihattada belirtildiği üzere 6098 sayılı TBK 'nın 73. Maddesi olduğu, bu maddeye göre zamanaşımı süresinin tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yıl olduğu, davacı tarafın Silivri .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nde birlikte yargılandığı davalı tarafı bildiği, ödemelerin en son 26.11.2022 yılında yapıldığı, 2 yıllık zamanaşımını kesen ya da durduran bir sebeb olmadığı, bu nedenle sürenin 27.11.2024 tarihi itibariyle dolacağı, arabuluculuk başvurusunun 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 2026 yılının mart ayında yapıldığı, davalının zamanaşımı itirazının yerinde olduğu, burada ... yıllık zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı değerlendirilmekle açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde karar verildi. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Açılan davanın zamanaşımı sebebiyle reddine 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.-TL red karar harcının, mahkememiz veznesine yatırılan 13.956,83.-TL peşin harcından mahsubu ile hazineye gelir kaydına, bakiye 13.224,83.-TL harcın karar kesinleşince ve talebi halinde davacı tarafa iadesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00.-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine, 5-Bakiye avansın karar kesinleşince yatırana iadesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 6.000,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad KAYDINA, Dair davacı vekilinin ve davalı taraf vekilinin yüzüne karşı verilen kararın, gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstanbul BAM’ ..., ... ,... HD’nde İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.17/06/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/289, K. 2026/625, T. 17.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-289-e-2026-625-k-45f9258ee571