İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1176 E. 2026/728 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1176
- Karar No
- 2026/728
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1176 Esas KARAR NO : 2026/728 Karar
DAVA : Tazminat (maddi zarar sebebiyle açılan tazminat) DAVA TARİHİ : 18/02/2026 KARAR TARİHİ : 01/10/2026
Mahkememizde görülmekte olan tazminat (maddi zarar sebebiyle açılan tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 15/08/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazasında zarar gördüğünü, sorumluluk sigortacısı olarak ... Sigorta şirketine, sigorta poliçesi kapsamında başvuru yapıldığını ve ödenmesi lazım gelen tazminat ödenmediğinden uyuşmazlık üzerine Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti’ne gidildiğini, İtiraz Hakem Heyeti’nin 29/02/2024 tarih ve 2024/İHK-... sayılı kararı ile müvekkili lehine hükmedilen tazminat kesinleştiğini, anılan karar gereğince ödenmesi gereken tazminat yönünden sigorta şirketine ödeme yükümlülüğü doğmuş olmasına rağmen, kararın uygulanmasını geciktirici nitelikte süreci kötüye kullanmak suretiyle Yargıtay’a başvurulduğunu, bu başvuru tazminatın müvekkile ulaşmasını uzun bir süre boyunca engellediğini, alacaklının alacağını geç tahsil etmesi halinde, enflasyon karşısında meydana gelen değer kaybının giderilmemesi, alacağına gerçek değeriyle ulaşmasını engellediğini, borçlunun ise borcunu gerçek değerinin altında ödemesine yol açtığını, bu durum, taraflar arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozmakta ve alacaklıya ölçüsüz bir külfet yüklediğini, bu nedenlerle; işbu davanın HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası olarak kabulüne, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL olarak talep ettiğimiz munzam zararın; tahkim karar tarihi ile fiili ödeme tarihi arasındaki dönem esas alınarak bilirkişi marifetiyle hesaplanmasına, bilirkişi incelemesi neticesinde belirlenecek munzam zararın hüküm tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilerek, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; munzam zarar davası niteliği itibariyle belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, munzam zarar talebi, zarara esas hakkında görülen davadan bağımsız olduğunu, bu davada talep yalnızca zararın geç karşılanması nedeniyle artan zarara ilişkin olup asıl borçtan bağımsız yeni bir talep olduğunu, hukuki süreç davacının kendi eylem ve tercihleri nedeniyle uzadığından munzam zarar iddiaları samimi ve kabul edilebilir olmadığını, munzam zarar talebine konu yargılama Yargıtay süresi dahil iki sene sürmüş olup somut dava bakımından fahiş bir süre söz konusu olmadığını, her durumda genel piyasa verileri munzam zarar ispatı için yeterli olmadığını, somut bir şekilde ispatlanmayan istemlerin reddi gerektiğini, davacının faize ilişkin taleplerinin haksız olduğunu, bu nedenlerle; munzam zarar iddiası yerleşik Yargıtay kararları uyarınca davacı tarafça somutlaştırılması gerektiğinden belirsiz alacak davası olarak açılamayacağının tespitine, davanın bu bakımdan usulden reddine, her durumda yargılama makul sürdüğünden munzam zarar bulunmadığı, gecikme olduğunun kabulü halinde de buna davacının sebebiyet verdiği gözetilerek davanın reddine, her durumda munzam zarar iddiaları soyut, farazi, TBK hükümleri gereği ispattan yoksun olduğu dikkate alınarak davanın reddine karar verilerek, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibariyle; Sigorta Tahkim Kurulu (STK) kararına dayalı geç ödeme sebebiyle aşkın zarar tazmini talebine dair HMK m.107 hükmü kapsamında belirsiz alacak istemine dayalı tazminat davasıdır. Dava basit yargılama usulüne tabi olup, yöntemine uygun olarak oluşturulan tensip zabtı uyarınca yargılamaya başlanmış, ön inceleme duruşmasında belirlenen uyuşmazlık noktaları kapsamında tahkikata geçilerek deliler toplanmak suretiyle tahkikat bitirilmiş ve yargılama sonuçlandırılmıştır. Taraflarca delil olarak bildirilen hasar dosya ve poliçe ile STK kararı celp edilip incelenmiştir. Hukukumuzda alacaklıya zararın varlığını, miktarını, borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK’nın 122.maddesinde "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hakim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder" şeklinde düzenleme mevcuttur. Para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması halinde söz konusu olan bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Munzam zarar talep edebilmek için (a) bir para borcunda borçlunun temerrüdünün var olması (b) borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının olması (c) borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması (d) borçlunun temerrüdü ile alacaklının munzam zararı arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 - 2022/401 esas ve karar sayılı kararında belirtildiği üzere munzam zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerinde olup, alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlanması gerekir. Salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca da, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları kabule şayen değildir. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenilmesi halinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Bu genel açıklamalardan sonra sonuç olarak; toplanan deliller, taraf iddia ve yanıtları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu talep olan aşkın zararın talep edilebilmesi için karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olmasına bağlı olduğu, başka bir ifadeyle munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı, davacının geç ödemeye dayalı munzam zarar iddiasının dayandığı alacak iddiasının, trafik kazası sonucu davacının aracında meydana gelen araç hasarına bağlı tazminata ilişkin olduğu, davalı sigortacıya yapılan başvuru ile başlayan ve Sigorta Tahkim Komisyonu kararı ile hüküm altına alınıp icra takibi neticesinde tahsil olunan alacağa ilişkin süreç yönünden, tahsil tarihine kadar geçen sürenin makul olduğu, davalının yargılama hukukuna ilişkin haklarını kullanmış olmasının geç ödeme yapılması şeklinde yorumlanamayacağı, davacının munzam zararının oluştuğu hususuna sadece enflasyon, ülke parasının değer kaybı ve emtea fiyatı artışı gibi sebeplere dayalı olarak değil bu sebeple uğradığı somut zararına dayalı talep edebileceği, bu hususta bir delil ve iddia sunulmadığı gibi dava dilekçesinde dayanılan dava sebebi vakıanın aşkın zarar talebine hak vermeyeceği kanaatine varılmakla davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştır. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın reddine, 2-Harç peşin alındığı anlaşılmakla, yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre 100,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesi halinde ödeyen tarafa iadesine, 6-Arabuluculuk ücreti olan 6.000,00TL nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 01/10/2026
Katip ... E-imzalıdır
Hakim ... E-imzalıdır