İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/108 E. 2026/494 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/108
- Karar No
- 2026/494
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/108 Esas - 2026/494 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2026/108 Esas KARAR NO : 2026/494 Karar
....
DAVA : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/02/2026 KARAR TARİHİ : 05/06/2026 YAZIM TARİHİ : 05/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkiline ait aracın noter satış sözleşmesiyle devredilmesine rağmen, devirden sonra karıştığı trafik kazası nedeniyle davalı sigorta şirketinin müvekkili hakkında haksız yere ilamsız icra takibi başlattığını, müvekkilinin araç üzerinde malik veya işleten sıfatına sahip olmadığını, dolayısıyla herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davalının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, icra takibinin müvekkilinin yurt dışında olması nedeniyle kesinleştiğini ve banka hesapları ile araçlarına haciz konulduğunu, daha sonra davalının icra dosyasında "vazgeçme/feragat" ibaresiyle dosyanın kapatılmasını ve hacizlerin fekkini talep ettiğini, ancak bu ifadenin hukuken feragat niteliğinde olmayıp sadece takipten vazgeçme olarak değerlendirilmesi gerektiğini, takipten vazgeçmenin alacağın varlığı veya yokluğu hakkında kesin hüküm doğurmadığını, bu nedenle müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti konusunda hukuki yararı bulunduğunu, davalının alacağın bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine giriştiği için kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin borçlu olmadığının tespit edilmesini, başlatılan icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğunun tespit edilerek takip konusu alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Davanın zamanaşımına uğradığını ve hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddi gerektiğini, müvekkili şirketin 28.05.2024-25.06.2024 tarihleri arasında geçerli Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi ile teminat altına alınan..... plakalı aracın 22.06.2024 tarihinde yaptığı kaza sonucu zarar verdiği iddiasıyla başlatılan icra takibinden feragat edildiğini, bu nedenle davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını ve davanın reddi gerektiğini, kaza sonrası açığa çıkan zararın müvekkili şirket tarafından karşılandığını ve müvekkili şirketin zarar gören aracın haklarına halef olup rücu işlemleri için yargı sürecine başvurduğunu, bu kapsamda ..... Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, yapılan arabuluculuk görüşmesinden sonra aracın kaza öncesinde satıldığı ve mülkiyet devrinin gerçekleştirildiği öğrenildiğini, bu nedenle takipten feragat edildiğini, müvekkili şirket aleyhine açılan menfi tespit davasının usul hukuku prensipleri ve dava şartları bakımından temelden yoksun olduğunu, dava konusu edilen icra takibinin, müvekkili şirket tarafından sunulan vazgeçme/feragat talebi ile halihazırda kapatıldığını, dosya üzerindeki tüm hacizlerin fekkedildiğini ve icra tehdidinin tamamen ortadan kaldırıldığını, davacı tarafın, bu vazgeçme beyanının "alacağın özünden feragat" anlamına gelmediğini, dolayısıyla hukuki yararının devam ettiğini ileri sürse de, bu iddianın menfi tespit davasının ikame edilme mantığı ile çeliştiğini, takibin müvekkili şirket tarafından iradi olarak sonlandırılmasının, davacının bu davayı açmaktaki asıl amacının (icra tehdidinden kurtulma) dava açılmadan veya yargılama sürerken zaten gerçekleştiğini gösterdiğini, HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasının bir dava şartı olduğunu, hukuki yararın; davanın açıldığı tarihte var olması, güncel olması ve korunmaya değer bir nitelik taşıması gerektiğini, eğer alacaklı, icra takibinden vazgeçmişse ve borçlu hakkında yeni bir takip veya dava ikame edilmemişse, borçlunun "ileride belki tekrar takip yapılır" şeklindeki soyut endişesinin, menfi tespit davası açmak için yeterli ve güncel bir hukuki yarar teşkil etmediğini, müvekkili şirketin, icra dosyasını kapatarak davacı üzerindeki somut tehlikeyi bertaraf ettiğini, bu nedenle dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla esasa ilişkin olarak, kazaya karışan .... plaka sayılı aracın müvekkili şirket nezdinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ile sigortalı olduğunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 94. maddesinin, sigortalı aracın işleteninin değişmesi durumunda, devreden kişinin bu değişikliği on beş gün içinde sigortacıya bildirme zorunluluğunu açıkça düzenlediğini, davacı tarafın, aracın kaza tarihinden önce noter kanalıyla satıldığını iddia etse de, bu satışın müvekkili sigorta şirketine bildirilip bildirilmediği veya trafik sicil kayıtlarındaki güncelliğin sigortacıya yansıyıp yansımadığı hususunun uyuşmazlığın merkezinde yer aldığını, sigortacının, kaza anında yürürlükte olan poliçenin tarafı olan ve resmi kayıtlarda işleten/malik olarak görünen kişiyi muhatap almak zorunda olduğunu, satışın gerçekleşmiş olmasının, bu durumun sigortacıya karşı ileri sürülebilir hale gelmesi için yeterli olmadığını, zira kanun koyucunun, sigorta sözleşmesinin devamlılığı ve rücu haklarının korunması amacıyla bildirim yükümlülüğünü devredene yüklediğini, müvekkili sigorta şirketinin, kaza tarihinde yürürlükte olan poliçedeki veriler ve trafik tescil sistemindeki mevcut kayıtlar doğrultusunda davacıya rücu ettiğini, davacının bildirim yükümlülüğünü ihmal etmesinin, müvekkili şirketin başlattığı icra takibini "haksız" veya "kötü niyetli" kılmadığını, aksine davacının kendi ihmalinden doğan bir hukuki sonucun müvekkil şirkete fatura edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, 2918 sayılı Kanun'un, üçüncü kişilerin ve sigortacıların korunması amacıyla trafik sicilinde malik olarak görünen kişinin aksi ispat edilene kadar "işleten" sayılacağı karinesini benimsediğini, davacının noter satış sözleşmesi ile mülkiyetin devredildiğini ve bu nedenle işleten sıfatının kalmadığını savunduğunu, oysa ki noter satışının, mülkiyetin taraflar arasındaki devrini sağlasa da, bu devrin trafik siciline işlenmesi ve kamuya karşı hüküm ifade etmesinin tescil ve bildirim süreçlerine bağlı olduğunu, sigortacının halefiyet hakkının, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesinden doğduğunu, müvekkili şirketinin bu yasal yetkiyi kullanırken resmi kayıtlara dayanmasının, kötü niyetin değil, aksine basiretli bir tacir olmanın gereği olduğunu, resmi kayıtlara güvenerek başlatılan bir icra takibinin, sonradan sunulan belgelerle haksız hale gelmeyeceğini, müvekkili şirketinin, davacının sunduğu belgeleri inceledikten sonra, basiretli tacir yükümlülüğü gereği takibinden vazgeçerek dürüstlük kuralına uygun davrandığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava; .... esas sayılı icra takibi kapsamında davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti talebi davasına ilişkin olduğu, icra dosyasının incelenmesinde, takip talebinin sigorta şirketine zmss poliçesi ile sigortalı olan.... plakalı aracın sürücüsünün 20/08/2024 günü karışmış olduğu kaza sonucu ehliyetsiz olması nedeni ile ödenmek zorunda kalınan tazminatın rücuen tahsili talebine ilişkin olduğu, davacının araç üzerinde malik veya işleten sıfatına sahip olmadığı, başlatılan icra takibinden feragat edildiği, dava tarihi itibariyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM :Gerekçesi açıklandığı üzere; 1-Davanın usulden REDDİNE; 2- 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL harçtan, dava açılışında alınan 6.614,89 TL peşin harcın düşülmesi ile fazla yatırıldığı anlaşılan 5.882,89 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, 3- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 6.000,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 4- Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5- icra takibinden feragat edildiği dikkate alınarak davalı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 6- Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatıranlara iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda HMK'nun 341 ve devamı maddeleri gereğince kararın tebliğinden itibaren Mahkememize Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine gönderilmek üzere verilecek dilekçe ile iki haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 05/06/2026
.....