İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/76 E. 2025/1004 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/76
- Karar No
- 2025/1004
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/76 Esas KARAR NO : 2025/1004 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 24/01/2025 KARAR TARİHİ: 12/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, Menderes İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine yürüttükleri ilamsız icra takibinde borca itiraz ederek takibin durdurduğunu, davalının itirazlarının haksız olduğunu, davalının itirazında kötü niyetli olduğunu, davalı itirazında, e - faturalara ve içeriklerine yönelik itirazda bulunmadığını ancak icra dosyasına yönelik olarak alacaklı tarafa bir borcu olmadığını, asıl alacak, faiz, faiz oranına ve fer'ilerine itiraz ettiğini, davalı tarafından icra takibine konu faturaların ödenmediğini, Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince tacir olan davalı-borçlu müvekkiline belirtilen faturalardan dolayı borçlu olduğunu, davalı şirket ile müvekkil şirket arasındaki ticari iş niteliğinde olan ambalaj malları satışına ilişkin olarak e-faturalar düzenlendiği, davalı şirketin malları teslim aldığını, davalı şirketin e-Faturaları sistem kaydından alarak ticari defterlerine işlediğini, davalının e-Faturalara karşı herhangi bir itirazda bulunmadığını, müvekkili birçok kez alacağını talep etmesine rağmen davalı tarafından hiçbir ödeme yapılmadığını, müvekkil şirketin fatura alacaklarının likit olduğunu, açıklanan nedenlere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, Menderes İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra takibine davalı tarafından haksız ve kötüniyetli olarak yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalının % 20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinden özetle; Davacı alacaklı tarafından müvekkili aleyhine Menderes İcra Müdürlüğü'nün 2024/2012 Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, takibe karşı itiraz ettiklerini, bunun üzerine takibin durduğunu, itiraz sonrasında davacı tarafça arabulucuya başvurulduğunu ve taraflar arasında yapılan görüşmelerde bir anlaşma sağlanmadığını, davacıya müvekkilinin belirtilen tutarda borcunun bulunmadığını, yapmış oldukları itirazın haklı ve geçerli olduğunu, bildirmekteyiz. davalı tarafın itirazın iptali talepli davasının reddine, faiz oranına yaptıkları itiraz nedeniyle fazla talep edilen faiz alacağı talebinin reddine, alacak talebi ihtilaflı olup yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar talebinin reddine, yargılama igderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. DELİLLER: Menderes Vergi Dairesine yazılan yazılan yazı cevabı, 16/06/2025 tarihli bilirkişi raporu dosyamız arasındadır. Menderes İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyasının incelemesinde; mahkememiz davacısı tarafından davalı aleyhine 79.683,00 TL toplam alacağın tahsili bakımından ilamsız takip başlatıldığı, takip dayanağının 3 adet toplan 79.683,00 TL bedelli faturalar olduğu, borca itiraz üzerine takibin durdurulduğu görülmüştür. Mahkememizin 30/04/2025 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararı uyarınca dosyanın resen seçilen SMMM bilirkişisine tevdi ile uyuşmazlık tespiti kapsamında rapor tanzim edilmesinin istenilmesi üzerine hazırlanan 16/06/2025 tarihli raporda özetle; tarafların defter ve belgelerinin incelenmesi neticesinde, davalı ve davacının sırasıyla Form Ba/ Form Bs beyanlarının; Menderes Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 28/01/2025 raporlama tarihleri itibiariyle uyumlu olduğu, davalı ile davacının defter kayıtları arasında davaya/ takibe konu edilen faturalar çeçrevesinde herhangi bir uyumsuzluğun bulunmadığı, davaya ve takibe konu edilen faturaların davalıya iletildiği ve faturalara itiraz edilmediği, davaya ve takibe konu edilen faturaların, davacı şirketin defter kayıtlarında yer aldığı ve yıl sonu itibariyle defterinde alacak olarak takip ettiği, davalıyı temsilen icra takibine yapılan itirazın, davalının defter kayıtlarıyla bağdaşmadığı, itiraza ilişkin herhangi bir ödeme belgesi sunulmadığı, 01/11/2024 tarihi itibariyle davacı şirkete 109.740,45 TL borcun olduğu ve 31/12/2024 tarihinde yapılan kaydın herhangi bir nesnel ödeme belgesine dayanmadığı tespit edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibinde vaki itirazın iptali ile takibin devamına ilişkindir. Taraflar arası uyuşmazlık konusu hususların; ilişkinin kayıtlara yansıma şeklinin tespiti ile davacı yanın icra takibine konu faturaların muhteviyatından kaynaklı davalıdan alacaklı olup olmadığı bu anlamda faturalar ve içeriği ürünlerin davalıya teslim ya da tebliğinin sübuta erip ermediği, davalı yanca sunulan itiraz içeriğine göre borçlu olunmama olgusunun neyden kaynaklandığı, faturalara yönelik ödeme olup olmadığı, davalı itirazının haklılık teşkil edip etmediği hususlarının tespiti ile değerlendirilmesine yönelik açılan itirazın iptali isteminin yanı sıra davacı yanca talep konusu edilen icra inkar tazminatının koşullarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik olduğu anlaşılmıştır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve ... E., ... K.; 25.11.2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Fatura 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17....'nin 09.10.2025 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı). Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı). Bu genel açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; tarafların ticari defter ve belgelerini mahkemeye ibraz ettikleri, davacının, dava ve takip konusu alacağı usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defter ve belgelerine eksiksiz olarak kaydettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacının düzenlemiş olduğu faturaların davalıya yana tebliğ edildiği, faturalara yönelik olarak davalının yasal süre içerisinde fatura içeriğine itiraz etmediği, ticari defterlerine işlediği, dolayısıyla davacının tutmuş olduğu ticari defterlerin sahibi lehine delil olma vasfı taşıdığı, davalının ayrıca ilgili fatura dönemine ilişkin takip konusu 3 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği, alacağın kısmen yahut tamamen ödenmediği, davacının ticari defter ve belgelerinde ödemeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, taraflar arasında fatura düzenlenmesi ve tebliği suretiyle akdi ilişkinin mevcut olduğu, davacının faturaya dayalı borç tutarının tahsili istemiyle başlatmış olduğu icra takibinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle; davalının haksız olarak borca itiraz ettiği ve hakkında başlatılan icra takibinin durduğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiştir. Davacı ayrıca %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı talebinde bulunmuştur. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 tarihli ve... E., ... K.; 23.09.2020 tarihli ve... E., ...K.; 26.02.2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır (Yargıtay HGK 03.06.2021 tarih,... Esas, ... Karar). Davacı satıcının borcun konusunu oluşturan mal tedariki nedeniyle düzenlediği faturaya davalı alıcının itiraz etmediği, aksine faturaları benimseyerek ticari defterlerine işlediği ve ilgili fatura dönemine ilişkin takip konusu 3 adet faturayı Form-BA ile bağlı olduğu vergi dairesine bildirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda takip ve dava konusu alacak miktarı davalı borçlu tarafından bilindiğinden, “likit” yani muayyen ve belirlenebilir nitelikte olduğu gibi, davalının icra takibine itirazının da haksız olduğu gözetildiğinde, icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluştuğu (Benzer yönde Yargıtay HGK'nun 03.06.2021 tarih, ...Esas,...Karar sayılı kararı) anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile, Davacının davalı hakkında başlatmış olduğu Menderes İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya kapsamında davalı borçlunun yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, takibin devamına, 2-Davacının icra inkar tazminatının kabulü ile, alacağın (79.683,00 TL) %20'si tutarında olmak üzere 15.936,60 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gereken harç 5.443,14-TL olup, davacıdan peşin olarak alınan 962,37-TL'nin mahsubu ile 4.480,77-TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına. 4-Davacı tarafça yapılan 1.665,27-TL ilk dava açma gideri, 95,00-TL davetiye ve posta müzekkere gideri, 8.000,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 9.760,27-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 6-Davacı lehine AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 8- Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin( e-duruşma) yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ve bulunulan yer Asliye Hukuk (Ticaret) mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İzmir BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 12/11/2025
Katip... ¸
Hakim ...¸