İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/225 E. 2025/1010 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/225
Karar No
2025/1010
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/225 Esas KARAR NO : 2025/1010 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 12/03/2025 KARAR TARİHİ: 12/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin, davalı şirkete ürün satışları gerçekleştirmiş olup, satılan ürünlerin karşılığı olarak faturalar düzenlediğini, davalının bu faturalar karşılığında ödeme yapmadığını, bu nedenle müvekkili tarafından İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasıyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalı tarafa işbu takibe ilişkin ödeme emri 30/01/2025 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı tarafından 04/02/2025 tarihinde verilen dilekçe ile borcun tamamına itiraz edildiğini, İzmir ... İcra Dairesi 05/02/2025 tarihli kararı ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, yasal süresi içerisinde alacak yönünden itirazın iptali davası açılma zarureti doğduğunu, davacı müvekkil tarafından davalıya düzenlenen faturaların, satılan malları açıkça göstermekte olduğunu, faturalara ve icra ödeme içeriğine ilişkin detayların şu şekilde olduğu;... no'lu faturadan 18.11.2024 tarihli borçlu ödemesi mahsubu ile kalan fatura alacak bedeli, ... no'lu fatura alacak bedeli, ... no'lu fatura alacak bedeli, ... no'lu fatura alacak bedeli,... no'lu fatura alacak bedeli, ... no'lu fatura alacak bedeli, 25.07.2024 tarihli cari alacak bedeli, icra takibine yapılan haksız itiraz nedeniyle müvekkilin alacağını tahsil edememesi mağduriyetine sebep olduğunu, bu nedenle davanın kabulüne, davalı tarafın icra takibine yaptığı itirazının iptaline, itiraz üzerine duran takibin devamına, borçlunun takip konusu borç aslını, takip dosyasında belirtilen işlemiş faiziyle ödemesine ve takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. CEVAP: Davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmamış, süresinden sonra sunulan cevap dilekçesi davacı tarafça kabul edilmemiş olup, davalı vekilinin süresinden sonra sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça icra takibine esas alınan faturalar kabul edilemez olup gerçek rakamları yansıtmamakta olduğunu, bilirkişi incelemesi ile gerçek rakamların ortaya çıkacağını, davacının icra takibine esas aldığı faturalar davalı müvekkil şirkete tebliğ edilmemiş olup müvekkil icra takibi ile faturadan haberdar olmuş ve borca itiraz ederek faturalara da itiraz ettiğini, bu sebeple faturaların kesinlik teşkil etmemekte olup yargısal incelemeye muhtaç olduğunu, dava konusu icra takibine dayanak faturaların tarafların ticari defter/işletme defterine işli olup olmadığı incelenmesinin gerektiğini, dava konusu icra takibine dayanak faturaların içeriğinde yer alan ürünlerin davacı tarafından davalı müvekkile teslim edildiğine ilişkin teslim tesellüm belgesi, irsaliye belgesi, ambar teslim fişi vb. belgeler dava dilekçesinde ve icra takibinde yer almamakta olup konu ürünlerin tesliminin ayıpsız bir şekilde gerçekleştiği konusunda davacının ispat yükümlüğünün bulunmakta olduğunu, davacı tarafından, faturaların içeriğinde bahsi geçen ürünlerin davalı müvekkile teslim edildiğine ilişkin hiçbir belge yer almadığını, bu konuda teslim tesellüm belgesi, irsaliye belgesi, ambar teslim fişi vb. Hiçbir belge bulunmamakta olduğunu, davacı faturaya konu ürünleri davalı müvekkile teslim ettiğine dair ispat yükümlülüğünü yerine getiremediğini, davalı müvekkil şirketin borcu olup olmadığının tespiti yargılamayı gerektirdiğinden borca haklı şekilde itiraz edildiğini, bu borcun davalı müvekkil için belirli ve likit olmadığından dolayı alehlerine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin gerektiğini, açıklanan nedenlerle davanın reddine, davacının kötüniyeti sabit olduğundan takip miktarının %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür. DELİLLER: Gaziemir Vergi Dairesine yazılan yazı cevabı, 03/10/2025 tarihli bilirkişi raporu dosyamız arasındadır. İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelemesinde; mahkememiz davacısı tarafından davalı aleyhine 148.217,17 TL toplam asıl alacağın tahsili bakımından ilamsız takip başlatıldığı, takip dayanağının faturalar ve cari hesap olarak belirtildiği, ödeme emrinin borçluya 30/01/2025 tarihinde tebliğ edildiği, borçlunun 03/02/2025 tarihinde sunduğu borca itiraz dilekçesi üzerine takibin durduğu anlaşılmıştır. Mahkememizce kurulan 14/07/2025 tarihli ara karar ile dosyanın resen seçilen bilirkişiye tevdii ile hem davacı hem de davalı yan kayıtlarının mahkememizce yapılan uyuşmazlık tespiti doğrultusunda taraf defterleri üzerinde yapılacak inceleme neticesinde hazırlanacak raporun sunulmasının istenilmesi üzerine hazırlanan 03/10/2025 tarihli raporda özetle; taraflar arasında davacı yanın alacak iddiası kapsamında cari hesap ve takibe dayanak faturalar sebebiyle alım satım ilişkisi kapsamında ticari bir münasebet kurulduğu, davacının defterlerinin onaylandığına ilişkin e-defter beratlarının ibraz edildiğini, davalınınkilerin sunulmadığı, davacının ticari defterlerine göre hırdavat satışları nedeniyle 2025 yılı itibariyle 124.770,17 TL alacağının bulunduğu, davalının 2024 yılı kayıtlarına göre 2024 yılı sonu itibariyle davacıya 585.673,12 TL. borcunun bulunduğu, 2024 yılında davalı tarafından bazı davacı faturaları ile davalının yaptığı ödemelerin kayıtlara alınmadığı, 2025 yılına 585.673,12 TL. tutarında borç devrettiği ve 2025 yılında davacı tarafından kendisine iki adet e-Fatura düzenlenip, kendisi tarafından da 20.924,00 TL ödeme yapıldığı halde 2025 yılı mizanında davacıya ait bir borç bakiyesinin görünmediği, davacının kayıtlarındaki faturaların takip dayanağı faturalar ile mükerrerlik oluşturacak nitelikte olmadığı, faturaların içerdiği ürünlerin davalıya teslimi yönünde bir belgeye ulaşılmadığı, ancak faturanın e- fatura olması dolayısıyla davalıya ulaşmasının gerektiği, fatura içeriği ürünlerin fatura tarihi itibariyle gerçek bedeli yansıtıp yansıtmadığının kendilerinin uzmanlık alanına girmediğini, icra dosyasına yapılan itirazının haklılık teşkil edip etmediği hususunda yaptıkları incelemede, davalının davacının icra takibine esas aldığı faturalar davalı müvekkil şirkete tebliğ edilmemiş şeklindeki itirazının yerinde olmadığı, sistem gereğince tarafça düzenlenen e-faturaların mutlaka karşı tarafa ulaştığı, ancak davacının hırdavat malzemelerini davalıya ait teslim ettiğine ilişkin olarak yaptıkları yerinde inceleme sonucunda bir belgeye erişilemediği şeklinde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; Dava, ticari satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemi ile başlatılan icra takibinde vaki itirazın iptali ile takibin devamına ilişkindir. Taraflar arası uyuşmazlık konusu hususlar; davalı yanca iş bu dava inkar çerçevesinde savunulmakla birlikte itiraz içeriği ve inkar kapsamında sunulan beyan dilekçesi göz önüne alındığında taraflar arasında davacı yan alacak iddiası kapsamında cari hesap ve takibe dayanak faturalar sebebiyle alım satım ilişkisi kapsamında ticari bir münasebet kurulup kurulmadığı, kurulduğunun anlaşılması halinde davacının cari hesap alacağının neyden kaynaklandığı, faturadan kaynaklanması halinde söz konusu faturanın yada faturaların takip dayanağı faturalar ile mükerrerlik oluşturacak nitelikte olup olmadığı, olmadığının anlaşılması halinde faturalar yönünden içeriği ürünlerin ve faturanın davalı yana teslim yada tebliğinin sübuta erip ermediği, erdiğinin anlaşılması halinde atura içeriği ürünlerin fatura tarihi itibariyle gerçek bedeli yansıtıp yansıtmadığı ayrıca tespiti suretiyle davalı yanca icra dosyasına yapılan itirazının haklılık teşkil edip etmediği hususlarının değerlendirilmesine yönelik istemin yanı sıra talep konusu edilen icra inkar tazminat koşullarının somut olayda bulunup bulunmadığına dair ayrıca inceleme neticesi varılacak kanaate esas itirazın iptali davası olduğu anlaşılmıştır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve ... E., ... K.; 25.11.2020 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. Dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Eldeki davada, uyuşmazlığın her iki tarafı tacir olup, uyuşmazlık konusu iş her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgilidir. Bu nedenle fatura, faturaların delil olma niteliği üzerinde de durmakta yarar vardır. Fatura 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) tanımlanmamıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 Sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve ...K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdî bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdî ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi akdî ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdî ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticarî defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17....'nin 09.10.2025 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır. Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK’nun cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz (Ankara BAM 22. ... 08/05/2018 tarih, ... Esas,... Karar). “Şirketler arası cari hesap mutabakatlarında genellikle cari hesap ekstresi kullanılmaktadır. Normal koşullarda işleyiş böyle olmakla birlikte şirketler arasındaki borç ve alacak sorunlarının çözümünde, defterlerin de sahibi lehine delil olma özelliklerini taşımaları kaydıyla yasal defterlerin dikkate alınması gerektiğinden, bu tür durumlarda sorunun çözümünde yardımcı olarak cari hesap ekstresinden ziyade muavin defterin kullanılması yerinde olacaktır. Çünkü ikisi de ticari ilişkiyi göstermeleri ve ticari hareketleri listelemelerine rağmen dayanaklar farklıdır. Zira cari hesap ekstresinin yasal defterlerle birebir bağlantısı olmadığı halde, daha doğrusu ön muhasebe kaydı olmasına rağmen, muavin defter tutulması yasal olarak zorunlu olmamakla birlikte yasal defterlerdeki kayıtları yansıtmakta ve yevmiye defteri ve defter-i kebirle paralellik göstermektedir.” (Ticari İlişkilerde Cari Hesap Ekstresi ve Muavin Defter Ayrımı -... (...) Davanın açıldığı tarihte ve yargılama sırasında yürürlükte bulunan HMK’nın “Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması” başlıklı 222. maddesi; “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindedir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi” ibaresi “diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya birinci cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir; “Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı). Bu genel açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; çıkarılan usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davalının, ticari defter ve belgelerinin bir kısmını ibraz ettiği ancak uyuşmazlığa konu vergi dönemine ilişkin ticari defterlerin tamamını ve bu defterlerin tasdikine ilişkin bilgi ve belgeleri ibraz etmediği ve ibraz etmemesine ilişkin geçerli bir mazeret sunmaması nedeniyle ticari defter ve belgeleri ibrazdan kaçınmış ve usulüne uygun olarak tutulmuş diğer tarafın ticari defterlerinin içeriğini kabul etmiş sayıldığı, bunun aksine davacının ticari defter ve belgelerini mahkemeye ibraz ettiği, davacının, dava ve takip konusu alacağı usulüne uygun olarak tutulmuş ticari defter ve belgelerine eksiksiz olarak kaydettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı davacının düzenlemiş olduğu faturaların davalıya yana tebliğ edildiği, faturalara yönelik olarak davalının yasal süre içerisinde fatura içeriğine itiraz etmediği, davalının ayrıca ilgili fatura dönemine ilişkin sunmuş olduğu muavin defter dökümüne göre yıl sonu kapanışı itibariyle davacıya 585.673,12 TL borcunun bulunduğunun bilirkişi tarafından tespit edildiği, taraflar arasında cari hesaba dayalı bir ilişkinin mevcut olduğu, takip konusu alacağın kısmen yahut tamamen ödenmediği, davacının ticari defter ve belgelerinde ödemeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı, taraflar arasında fatura düzenlenmesi ve tebliği suretiyle akdi ilişkinin mevcut olduğu, davacının faturaya ve cari hesaba dayalı bakiye borç tutarının tahsili istemiyle başlatmış olduğu icra takibinin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. TTK’nın 1530. madde gerekçesinde belirtildiği gibi, bu maddenin konuluş amacı, üreticiler ile küçük ve orta boy işletmelerin (TTK.m.1522,1523, Yönt.m.4/b), mal ve hizmet tedarik ettikleri güçlü ticari işletmeler (özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri), karşısında korunmasıdır. Bir başka deyişle büyük ve güçlü ticari işletmeler geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullandıkları için mal ve hizmet tedarik edenleri çok güç durumda bıraktığı, finansal durumlarını sarstığı, hatta iflasa dahi sürüklediği için bu kötü ve haksız uygulamanın önüne geçilmek istenmiştir (Yargıtay 6. HD'nin 26.06.2025 tarihli ve ... E., ... K. sayılı kararı). Her ne kadar davacı takip talebinde asıl alacağa takip tarihinden itibaren 6102 sayılı TTK’nın m.1530/7 uyarınca gecikme faizi işletilmesini talep etmiş ise de; TTK’nın anılan maddesinde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ile mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiştir. TTK’nın 1530. maddesi, tedarik sözleşmelerine ilişkin olup taraflar arasında tedarik sözleşmesi ilişkisi bulunmadığından, bu hükmün somut olayda uygulama yeri yoktur (İstanbul BAM 14. ...'nin 19.06.2025 tarihli ve ... E., ... K. Sayılı kararı). Davacının takipte isteyebileceği faiz türünün tacir olan davalı yönünden 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesine göre ticari işlere uygulanan avans faizi olduğu göz önüne alınarak asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmesi suretiyle takibin devamına karar verilmiştir. Açıklanan nedenlerle; davalının haksız olarak borca itiraz ettiği ve hakkında başlatılan icra takibinin durduğu anlaşılmakla, davanın kabulü ile itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmesi suretiyle takibin devamına karar verilmiştir. Davacı ayrıca %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı talebinde bulunmuştur. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre; itirazın iptali davalarında İİK’nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Diğer bir anlatımla, icra inkâr tazminatı, alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi durumunda alacaklı yararına hükmolunan icra hukukuna özgü bir tazminattır. Borçlunun ne kadar borçlu olduğunun saptanması ve itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesi ön koşuldur. Borçlunun ödeme emrine karşı itirazın yapıldığı andaki durumu itibariyle haksızlığı saptanacak ancak haklı çıkma durumuna uygun alacak miktarı esas alınarak alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 14.07.2010 tarihli ve ... E., ... K.; 23.09.2020 tarihli ve ... E.,... K.; 26.02.2020 tarihli ve ...E., ... K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır (Yargıtay HGK 03.06.2021 tarih,...Esas, ... Karar). Davacı satıcının borcun konusunu oluşturan mal tedariki nedeniyle düzenlediği faturalara davalı alıcının itiraz etmediği, aksine faturayı benimseyerek muavin defterlerine işlediği, davacıya olan borcunun muavin defter dökümünde kayıtlı olduğu, muavin defter tutulması yasal olarak zorunlu olmamakla birlikte yasal defterlerdeki kayıtları yansıtmakta olup davalının borcunu kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda takip ve dava konusu alacak miktarı davalı borçlu tarafından bilindiğinden, “likit” yani muayyen ve belirlenebilir nitelikte olduğu gibi, davalının icra takibine itirazının da haksız olduğu gözetildiğinde, icra inkâr tazminatının yasal koşullarının oluştuğu (Benzer yönde Yargıtay HGK'nun 03.06.2021 tarih, ...Esas, ...Karar sayılı kararı) anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. Davacının başlatmış olduğu icra takibinde haklı olduğu gözetilerek yasal koşulları oluşmayan davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davanın KABULÜ ile, Davacının davalı hakkında başlatmış olduğu İzmir ... İcra Müdürlüğünün ...k Esas sayılı dosya kapsamında davalı borçlunun yapmış olduğu İTİRAZIN İPTALİNE, asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile takibin devamına, 2-Davacının icra inkar tazminatının kabulü ile, alacağın (148.217,17 TL) %20'si tutarında olmak üzere 29.643,43 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3- Davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, 4-Alınması gereken 10.124,71-TL karar ve ilam harcının davacıdan peşin olarak alınan 1.790,09-TL harçtan mahsubu ile bakiye 8.334,62-TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafça yapılan 2.492,99-TL ilk dava açma gideri, 360,00-TL davetiye ve posta gideri, 7,000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 9.852,99-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6- Davacı tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan miktarın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, 7-Davacı lehine AAÜT uyarınca takdir olunan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ve bulunulan yer Asliye Hukuk (Ticaret) mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İzmir BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 12/11/2025

Katip ... ¸

Hakim ... ¸

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/225, K. 2025/1010, T. 12.11.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-225-e-2025-1010-k-d6f3ffcc0fc3