İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/752 E. 2025/902 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/752
Karar No
2025/902
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/752 Esas KARAR NO : 2025/902

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/08/2025 KARAR TARİHİ : 20/08/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/08/2025

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, otomotiv sektöründe faliyet gösterdiğini, davalıya, aralarındaki anlaşmaya ve davalının siparişine uygun olarak ürün satışı ve teslimi yapıldığını bu ürünler nedeniyle bakiye toplam 160.472,40 TL alacağı bulunduğunu, davalının alacağını ödemekten imtina ettiği için davacı tarafından alacağın tahsili talebiyle Bakırköy ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını ve borçlu tarafından icra takibine/ödeme emrine itiraz edilmiş ve takibin durduğunu bu nedenlerle itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; taraflar arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklı alacak talebine yönelik başlatılan icra takibine davalının itirazın İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamı istemine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve araştırılması gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir: "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir. Davaya konu somut olayda; itirazın iptali talebine konu alacak 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan meydana gelip gelmediği bu suretle davanın ticari dava olup olmadığının bu kapsamda değerlendirilmesi gereklidir. Mahkememizce tarafların şahıs olduğu görülmüş ticari işletme olup olmadığını bu suretle tacir sıfatına haiz olup olmadığına yönelik araştırma yapılmış, deliller toplanmıştır. Davalı Yönünden: İTO tarafından verilen müzekkere cevabına göre davalının ticaret sicilde tacir olarak kaydının bulunmadığı Mahkememize verilen müzekkere cevabında belirtilmiştir. Mahkememizce vergi dairesine davalının VUK 176 - 177. Maddeleri kapsamında tacir olup olmadığı hususunda müzekkere yazılmış olup, vergi dairesi verdiği müzekkere cevabında davalının basit usulde vergilendirildiğini belirtmiştir. Vergi Dairesi'nin müzekkere cevabına göre davalının ekonomik faaliyetinden elde ettiği gelirin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirtilen tacir işletmesi sınırının altında kaldığı, basit usulde vergilendirildiği bu suretle davalının işletmesinin esnaf işletmesi parasal sınırları içerisinde olduğu ve bu nedenle tacir olarak kabul edilemeyeceği vergi dairesinin müzekkere cevabından anlaşılmaktadır. Eldeki davanın alım satım sözleşmesinden kaynaklı olarak alacak talebine ilişkin olduğu gözetildiğinde mutlak ticari dava olarak kabul edilmeyeceği, nispi ticari dava yönünden ise eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. (Yargıtay 3. H.D.sinin 04.12.2017 gün ve 2016/9128 E- 2017/17010 K. sayılı kararı) Yukarıda detaylıca açıklandığı üzere esnaf işletmesi ve ticari işletme sınırları bakımından 6102 sayılı Kanun'un 11. Ve 15. maddesinde kanun koyucu tarafından esas alınana kriter gelir düzeyi olup, davalının elde ettiği gelir düzeyinin Vergi Usul Kanunu'nun 176 - 177. Maddelerinde belirlenen sınırın altında kaldığı ve davacının söz konusu işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. ve 15. maddesinde belirtilen koşullar gereğince esnaf işletmesi olduğunun kabulü zorunludur. Zira Vergi Dairesi'nden gelen yazı cevabına göre davacının işletmesinin 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesi gereğince ticari işletme koşullarını sağlamadığı, esnaf işletmesi düzeyini aşan gelirin elde edilmediği bu suretle ticari işletme ve esnaf işletmesinin sınırlarını belirleyen emredici kanun hükmü gereğince ticari işletme sayılamayacağı zira esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmediği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak davaya konu somut olaydaki gibi alım satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine yönelik itirazın iptalinden kaynaklanan bir davanın nispi ticari dava olarak kabul edilebilmesi ve davada ticaret mahkemelerinin görevli olması için 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrası gereğince alım satım sözleşmesinin her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması gerektiği ve her iki tarafın tacir olması gerektiği, yalnızca bir tarafın tacir olmasının ise davayı nispi ticari dava haline getirmeyeceği, gelen vergi dairesi cevaplarına göre davalının tacir olmadığı, işletmesinin basit usulde vergilendirilen esnaf işletmesi gelir düzeyinde olduğu, bu nedenle eldeki davanın her iki tarafı tacir olan nispi ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Ticari olmayan alım satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak taleplerine yönelik davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA, 3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Nöbetçi Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA, 5-Harç ve masraflar ve ihtiyati haciz talebinin görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre, Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde karar verildi. 20/08/2025

Katip ... ¸e-imza

Hakim ... ¸e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/752, K. 2025/902, T. 20.08.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-752-e-2025-902-k-154d771e9204