İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/515 E. 2025/876 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/515
- Karar No
- 2025/876
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/515 Esas KARAR NO : 2025/876
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 17/07/2025 KARAR TARİHİ : 12/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalıdan alacaklı olduğunu, cari hesap ekstresine göre takibe konu 240.097,00 TL alacağın ödemediğini, ... İcra Dairesinin ... Sayılı icra dosyasıyla icra takibi başlattığını, davalının borca ve ferilerine itiraz ettiğini, davalının itirazlarının dayanaksız olduğunu, cari hesap ekstresi incelendiğinde borcun ödenmediğinin açıkça görüleceğini, davalının amacının alacağın tahsilini geciktirmek olduğunu, alacak likit bir alacak olup davalının kötü niyetli itirazı sonucu takibin durdurulduğunu bu nedenle alacağın %20’sinden az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek davalının ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak üzere inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalıya dava dilekçesi ve ekleri usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen davalının herhangi bir cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası, cari hesap ekstresi, davalının tacir araştırmasına yönelik ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası, ... Ticaret Sicil Müdürlüğü ve ... Vergi Dairesinin ilişkin yazı cevapları celp edilmiş ve incelenmiştir. Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi Hâkim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, taraflar arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik açılan işbu itirazın iptali davasının, TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, Mahkememizce, davalının tacir olup olmadığı incelenmiştir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca ... tarihinde kararlaştırılıp,...tarih ve ... sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. Nispi ticari dava bakımından, davacının ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davalının da tacir olması zorunludur. ... tarih ... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ... tarihli ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Davalı ...'un ... Vergi Dairesi Müdürlüğü yazı cevabı uyarınca 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davalının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan; davalı ...'un işletme hesabına göre defter tuttuğu, ancak cari hesaba dayanak faturalar ve takip tarihi olan 2024 yılı itibariyle celp edilen gelir beyannameleri ve eki performans tabloları incelendiğinde Bakanlar Kurulu kararı uyarınca esnaf - tacir ayırımına göre davalının faaliyetinin esnaf sınırını (limit hadlerini) yine aşmadığı görülmüştür. (Yıllık alış, satış ve gayri safi hasılat miktarları / limit hadleri ayrıca incelenmiş ve denetlenmiştir.). Hasılı, davalının tacir sıfatının bulunmadığı belirlenmiştir. Ayrıca vurgulamak gerekir ki, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazı cevabı uyarınca davalının sicilde tacir olarak kayıtlı bulunmadığı ve gerçek kişi ticari işletmesinin dahi olmadığı, faaliyetinin esnaf sınırını aşmadığı, esasen ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığının ... tarihli yazısı uyarınca, davalı ..'un...kaydının bulunduğu ve bu kaydının halen devam ettiği, davacının esnaf olduğu anlaşılmıştır. Davalının tacir sıfatı bulunmadığı ve her iki tarafın tacir olmadığı eldeki dava dosyası bakımından Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, davalı esnaf olması sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesince davaya bakılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; eldeki davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, davalının tacir olmaması sebebiyle nispi ticari dava da bulunmadığından uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmadığı, aksine davalının esnaf olması, faaliyetinin esnaf sınırını aşmaması ve halihazırda esnaf olarak faaliyetini sürdürmesi sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğu anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK 114/1-c. ve HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere); 1-6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, Görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.12/12/2025
Katip
Hakim