İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/372 E. 2026/203 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/372
- Karar No
- 2026/203
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ... KARAR NO : ...
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : .... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : .... DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : ... KARAR TARİHİ : ... KARAR YAZIM TARİHİ :...
Mahkememize açılan İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkilinin davalı tarafa temizlik ve bir takım kimyasal malzemelerin satışını yaptığını, faturaları kesip davalıya e-arşiv sistemi üzerinden bu faturaları tebliğ etmesine rağmen davalı tarafından fatura bedelinin ödenmediğini, borcun ödenmemesi üzerine Kayseri Genel İcra Dairesinin...esas sayılı dosyası ile takip başlattıklarını, davalı tarafın itirazında beyan etmiş olduğu senedin ise davalı ile müvekkili arasındaki faturalara konu ticari alışveriş neticesinde borcun bir kısmının ödenmesi amacıyla verilmiş olduğunu, bu senedin müvekkilinin cirosundan sonra zayi olduğu için Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyası kapsamında zayiliğine hükmedildiğini, müvekkilinin işbu senet bedelini tahsil edemediğini, davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız ve kötü niyetli olduğunu, neticeten davanın kabulü ile Kayseri Genel İcra Dairesinin...esas sayılı takip dosyasına davalının vaki itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı hükmedilmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP :Davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır. DELİLLER : Kayseri Genel İcra Dairesinin...esas sayılı takip dosyasının uyap kayıtları, vergi dairesi kayıtları, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının uyap kayıtları, davacı tarafın ticari defter kayıtları ve tüm deliller toplanmış, mali müşavir bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Kayseri Genel İcra Dairesinin...esas sayılı takip dosyasında: alacaklının ..., borçlunun ... olduğu, 77.500,00-TL asıl alacak, 30.677,26-TL temerrüt faizi olmak üzere toplam 108.177,26-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun süresinde yaptığı itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür. Dosyaya mübrez 29/01/2026 tarihli bilirkişi raporunda: davalı tarafa ait ticari defterlerin dosya kapsamında ibraz edilmemiş olması nedeniyle, davalı tarafın ticari defter kayıtları üzerinde inceleme ve karşılaştırma yapılamadığı, davacıya ait ticari defterlerin usulünü uygun şekilde tutulduğu, açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun şekilde yapıldığı, bu haliyle söz konusu defterlerin davacı lehine veya aleyhine delil olma niteliğini taşıdığı, takip konusu ..., ... ve ... seri numaralı faturaların davacı taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, anılan faturalara ilişkin vergi dairesi bildirimlerinin taraflarca yapılmış olması karşısında, söz konusu faturalara süresinde itiraz edilmediğinin anlaşıldığı, davacı taraf ticari defterlerinde takip konusu faturalara ilişkin herhangi bir iade faturası kaydına rastlanmadığı, davacı tarafça 07.07.2023 - 14.08.2024 tarihleri arasında, aralarında takip konusu faturaların da bulunduğu toplam 573.082,08-TL bedelli 19 adet satış faturası düzenlendiği, defter kayıtlarında toplam 120.000,00-TL tutarında iki adet 60.000,00-TL bedelli senet tahsilatının bulunduğu, senetlere ilişkin herhangi bir ters kayıt ya da iade kaydına rastlanmadığı, senet bedellerinin davalının borcundan mahsup edildiği, takip tarihinden sonra fakat dava tarihinden önce davacı taraf defterlerinde herhangi bir ödeme kaydının bulunmadığı, Kayseri Genel İcra Dairesi'nin...esas sayılı icra takibine dayanak olarak sunulan faturalar dikkate alındığında, icra takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan alacaklı olduğu, takip tarihi itibarıyla düzenlenen faturalara ilişkin olarak yapılan tahsilatların mahsup edilmesi sonucunda (573.082,08-TL - 120.000,00-TL = 453.082,08-TL) asıl alacak tutarının 453.082,08-TL olacağı, takip tarihi itibariyle davacının defter kayıtlarına göre daha eski tarihli faturalardan kaynaklanan alacaklarının da bulunduğu, asıl alacak tutarı daha yüksek olmasına rağmen, icra takibinin yalnızca üç fatura yönünden başlatıldığı görüş ve kanaatinde olduğunu bildirmiştir. YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, faturadan kaynaklı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre; i) İlamsız takip yapılmış olması, ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi, iii)İtirazın alacaklıya tebliğinden itibaren alacaklının 1 yıl içinde dava açmış olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.09.2019 tarihli ve 2017/19-824 E., 2019/885 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukukî sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını HMK’da belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. Bu açıklamalar göstermektedir ki, itirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 100 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun’un 101. maddesine göre birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır. TBK 102. maddeye göre de kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesi ise; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır”hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır. 6102 sayılı TTK m. 21 maddesine göre; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağın mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. 6102 sayılı TTK m.21/2 uyarınca; “Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Görüldüğü üzere tek başına fatura düzenlenmesi, akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. Bu hususlarla birlikte 6100 sayılı HMK’nın "Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması" başlıklı 222. Maddesinin incelendiğinde: "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenleme olduğu görülmektedir. 7251 sayılı Kanunu’nun 23. maddesi ile yapılan değişiklik ile 6100 sayılı Kanun’un 222. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi" ibaresi "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" şeklinde değiştirilmiştir. Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK'nun 222. maddede yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK'nun 222/1). Ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanununa göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK'nun 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur (HMK'nun 222/4). Ticari defterler usulüne uygun tutulsun tutulmasın aleyhe olan kayıtlar delil olur (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin, 28/05/2009 gün ve 2008/10995 Esas, 2009/5037 Karar sayılı ilamı) Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ... tarafından davalı ... aleyhine Kayseri Genel İcra Dairesi'nin...Esas sayılı icra takip dosyası üzerinden 77.500,00-TL asıl alacak ve 30.677,26-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 108.177,26-TL alacağın tahsili talebi ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, alacaklının yasal 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde eldeki itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmaktadır. Taraflar gerçek kişi olduğundan tacir araştırması yapılmıştır. Mimarsinan Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 24/04/2025 tarihli ve Kayseri Defterdarlığı'nın 25/04/2025 tarihli yazı cevaplarına göre taraflar bilanço esasına göre defter tutan 1. Sınıf tacir olduğundan ve takip konusu faturalar ticari işletme ile ilgili olduğundan nispi ticari uyuşmazlık söz konusudur. Bu durumda TTK 4/1 maddesine göre mahkememiz uyuşmazlığa bakmakta görevlidir. Davalı usulüne uygun tebligata rağmen açılan davaya cevap dilekçesi sunmadığından ödeme emrine itiraz sebepleri ile sınırlı bir inceleme yapılması gerekmiştir. Kayseri Genel İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takibine dayanak olarak ..., ... ve ... seri numaralı faturalar gösterilmiştir. Yani takip sadece bu faturalara hasredilmiştir. Davalı ödeme emrine itirazında takip konusu borcun senet ile ödendiğini ileri sürmüştür. Mahkememizce taraflara uyuşmazlık konusu döneme ilişkin ticari defterlerini sunmaları için kesin süre verilmiş, davacı defterlerini sunmuş, davalı ise sunmamıştır. Davacının ticari defterleri üzerinde yaptırılan inceleme sonucu tanzim olunan 29/01/2026 tarihli mali müşavir bilirkişi raporuna göre ... seri numaralı, 14/12/2023 tarihli ve 63.528,00-TL tutarlı faturanın, ... seri numaralı, 28/12/2023 tarihli ve 8.040,00-TL tutarlı faturanın, ... seri numaralı, 31/12/2023 tarihli ve 18.060,00-TL tutarlı faturanın davacının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna karşılık 14/12/2023 tarihli faturadan sonra 21/12/2023 tarihli, toplam 120.000,00-TL bedelli 2 adet bono tahsilatı kayıtlı olduğu tespit edilmektedir. Davacı vekili dava dilekçesinde davalının vermiş olduğu senetlerden birisinin kaybolmasından dolayı zayi nedeniyle iptal edildiğini, senet bedelinin tahsil edilemediğini belirtmiştir. İlgili Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının UYAP kayıtları dosyamız arasına alınmıştır. Kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptali kararı ve bu kararın hükümleri TTK'nun 651. ve 652. maddelerinde düzenlenmiştir. TTK'nun 651/1. maddesine göre; “Kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir." Aynı Yasanın 652/1. maddesinde ise ; “İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini talep edebilir.” hükmüne yer verilmiştir. İptal kararının niteliğinden doğan iki önemli sonucu vardır. Bunlar, iptal kararının olumsuz ve olumlu sonuçları olarak belirtilmektedir. İptal kararının verilmesiyle kıymetli evrakın en önemli özelliklerinden biri olan senedin hak sahibini teşhis fonksiyonu ortadan kalkar. Bu, iptal kararının olumsuz sonucudur. İptal kararını alan davacı, borçludan, kendisine senedi ibraz etmeden ödemede bulunmak hakkını kazanmaktadır. Borçlu da hile ve ağır kusuru bulunmadıkça iptal kararını ibraz edene karşı ödemede bulunmakla borcundan kurtulmaktadır (TTK md.558/2). İptal kararının olumlu sonucu ise davacının hak sahipliğini borçluya karşı göstermesi yani hak sahibinin teşhisine imkan vermesi olarak karşımıza çıkar. Buna göre, iptal kararı davacının (iptal kararını elde eden kişinin) senette mündemiç bulunan ve iptal ile artık senetten ayrılan hakkın sahibi olduğuna ilişkin bir karine yaratır. İptal kararının her iki etkisi de hak sahipliğinin teşhisi (hak sahipliğinin tespiti) meselesine ilişkindir. Başka bir anlatımla, iptal kararı sadece senedi zayi eden hamilin senette mündemiç hakkı senetsiz olarak borçluya dermeyan edebilmesini ve borçlunun da iptal kararını alan kişiye ifada bulunmak suretiyle borcundan kurtulabilmesini sağlar. Kararın maddi hukuk yönünden bir etkisi yoktur. Maddi hukuk yönünden mevcut durum aynen kalır. Başka bir deyişle, iptal kararı hakkın mevcudiyetine, muhtevasına ve bu hak üzerinde tasarruf yetkisine tesir etmez. (Bknz Diyarbakır BAM 6. HD 2021/2216 Esas, 2024/896 Karar) Yapılan tüm bu açıklamalara göre davacının takibe dayanak yaptığı 14/12/2023 tarihli faturadan sonra davalının davacıya toplamda 120.000,00-TL bedelli 2 adet bono düzenleyerek verdiği, bonolardan birisinin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiş olmasının TTK 652/1 maddesi uyarınca bonodan doğan hakkın ileri sürülmesini engellemediği, davalının senet vermek suretiyle fatura miktarından daha fazla ödeme yaptığı, bu ödemenin TBK 102 maddesi uyarınca takip konusu bu bonodan mahsup edilmesi gerektiği, davacının senetlerin başka bir borca ilişkin verildiği hususunda yazılı delil sunmadığı gibi dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmadığı, dolayısıyla davacının bu faturadan kaynaklı olarak bir alacağının bulunmadığı, ... ve ... seri numaralı toplamda 26.100,00-TL tutarlı faturalardan sonra ise davalının bir ödemesi gözükmediği, davacının takipten kaynaklı alacağının bu faturalarla sınırlı olduğu, takibe konu edilmeyen faturaların bu davada hesaplamaya dahil edilmesinin itirazın iptali davasını icra takibine sıkı sıkıya bağlı olması kuralı uyarınca mümkün olmadığı, bu nedenlerle açılan davanın 26.100,00-TL yönünden kabulüne, fazlaya dair istemin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde icra inkar tazminatı talebinde bulunmuştur. İİK'nun 67/1. maddesine göre "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın "yüzde yirmisinden" aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." Buna göre davacı lehine icra inkar tazminatına hükmetmek için davalının haksız olması, itirazın iptaline karar verilen alacağın likit olması ve davacının talebi gerekir. Somut olayda kabul edilen alacak taraflar arasındaki alım satıma dayalı ticari ilişki nedeniyle düzenlenen faturaların içeriğinden, icra takibinden, tarafların ticari defter ve kayıtlardan tespiti ve hesabı mümkün olduğundan ve davacının davalıdan kısmen alacaklı olduğu da sabit olduğundan kabul edilen alacağın likit ve belirlenebilir olduğu görülmekle alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; DAVANIN KISMEN KABULÜ ile, 1-Kayseri Genel İcra Dairesi'nin...esas sayılı icra takip dosyasında 26.100,00-TL asıl alacak yönünden İTİRAZIN İPTALİ ile takibin bu miktar üzerinden kaldığı yerden devamına, asıl alacağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar ticari avans faizi uygulanmasına, fazlaya dair asıl alacak ve işlemiş faiz taleplerinin reddine, 2-İİK'nın 67. maddesi uyarınca kabul edilen alacağın %20'si tutarında (5.220,00-TL) icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gerekli 1.782,89-TL ilam harcından, tahsil edilen 782,62-TL peşin harcın mahsubuna, bakiye 1.000,27-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 4.600,00-TL arabuluculuk ücretinin kabul - ret oranına göre hesaplanan: 3.050,84-TL'lik kısmının davacıdan, 1.549,16-TL'lik kısmının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Davacı tarafın yaptığı 615,40-TL başvurma harcı, 782,62-TL peşin harç, 5.000,00-TL bilirkişi ücreti, 1.180,00-TL posta ücreti olmak üzere toplam 7.578,02-TL yargılama giderinin kabul - ret oranına göre hesaplanan: 2.552,08-TL'lik kısmının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2. maddesi uyarınca 26.100,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile kendisini vekille temsil eden davacıya ödenmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal iki haftalık süresi içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 04/03/2026
Katip ...
Hakim ...