İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/171 E. 2025/827 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/171
- Karar No
- 2025/827
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/171 Esas KARAR NO : 2025/827
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/03/2025 KARAR TARİHİ : 18/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA/ Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; Mikromobilite alanında faaliyet gösteren “... Tic. A.Ş.” müvekkili şirket tarafından birleşme sonucunda infisah edildiğini ve... tarihli ... ile ilan edildiğini, Müvekkil şirket ile davalı şirket arasında ... satışı için tarihsiz konusu ... ürünlerinin satışı olan çerçeve satış sözleşmesi imzalandığını, 100 adet..., 20 batarya, 20 şarj aleti üretim ve teslimi için 11.12.2023 tarihli satın alma siparişi düzenlendiğini, müvekkili tarafından üretimi yapılan ürünlerin davalıya teslim edildiğini, sözleşme dışında hizmet ve yedek parça desteği verildiğini ve faturalar tanzim edildiğini, ... nodu faturanın ödeme planında; 01.06.2024 tarihinde 60.000 USD* KDV ve 01.12.2024 tarihinde 50.000.- USD+KDV şeklinde belirlendiğini, 01.06.2024 tarihinde ödenmesi gereken 60.000.-USD+KDV ile diğer toplam 6.610,20 USD+KDV tutarına ilişkin ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili için davalı aleyhine ... 11. İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalı itirazı üzerine takibin durduğunu, ... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi” nin ... E. Sayılı dosyası ile itirazın iptali davası açıldığını, 01.12.2024 tarihinde ödenmesi gereken 50.000-USD+KDV tutarına ilişkin ödeme yapılmadığını, işbu davaya konu ... 1. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, açıklanan nedenlerle; davalı itirazının iptali ile takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatına, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA/ Davalı yana çıkartılan tebligatın usulüne uygun tebliğ edildiği ancak herhangi bir cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, İİK m.67 kapsamında itirazın iptali davasıdır. Dava konusu uyuşmazlığın, Taraflar arasındaki 11/12/2023 tarihli satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak iddiasına konu davacı tarafça düzenlenen faturalar nedeniyle ... 1. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasından başlatılan takibe davalı takip borçlusu tarafından yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin hususlarından kaynaklandığı görülmüştür. Davalı cevap cevap dilekçesi sunmamıştır. Celp edilen takip dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine ... 1. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında faturaya dayanan ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlu tarafından takibe yasal süresi içinde itiraz edildiği ve itiraz üzerine ilgili icra dairesince takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı taraf, takibe dayanak olarak davalı adına tanzim edilen faturaya dayanmıştır. Davacı vekiline 24/06/2025 tarihli duruşmada davacı şirkete ait ticari defter ve kayıtların sunulması için kesin süre verilmiş, davacının ticari defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişisi marifetiyle inceleme yapılmıştır.,, Mahkememizin 24/06/2025 tarihli duruşmasının 4 nolu ara kararı ile dosyanın mahkememizce resen seçilecek 1 mali müşavir bilirkişiye tevdi ile dava konusu fatura nedeni ile ticari defter kayıtları ile vergi dairesi kayıtlarının da incelenerek davacının takip talebinde haklı olup olmadığı, var ise alacak miktarının tespiti konusunda rapor alınmasına karar verilmiş, mahkememiz dosyası bilirkişi ...'na tevdi edilmiş ve bilirkişi tarafından düzenlenen 22/07/2025 tarihli raporunda özetle. "Davacı şirket (Eski Unvan: ... Tic. A.Ş.) ile davalı şirket arasında Çerçeve Satış Sözleşmesi imzalanmış olduğu, Davacı şirket (Eski Unvan: ...Tic. A.Ş.) ile davalı şirket arasında 01.12.2023 tarihinde Ek-3 Satış Sözleşmesi imzalanmış olduğu ve bu sözleşme ile; satışı yapılacak ürünlerin teslimat tarihi ve ödeme takviminin belirlenmiş olduğu, Sözleşmenin davalı şirket adına ... tarafından imzalanmış olduğu, Alıcı tarafından taahhüt edilen ürünlerin; 100 adet ... 132.000.-USD, 20 adet ... 9.200.-USD, 20 adet ... 1.800.-USD olmak üzere Toplam 143.000.-USD+ KDV tutarında olduğu, 01.01.2024 tarihinde teslim edilecek ürünlerin; "30 B..., 10 ..., 10 ...” olduğu, 01.03.2024 tarihinde teslim edilecek ürünlerin; “..., 5 ..., 5 ...” olduğu, 01.06.2024 tarihinde teslim edilecek “30..., 5 ..., 5 ...” ürünleri için 01.06.2024 tarihinde 60.000.2USD tutarının ödeneceğinin ve 01.12.2024 tarihinde 50.000.-USD tutarının ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu, Dava konusu icra takibine dayanak olan, davacı şirket tarafından tanzim edilen 29.12.2023 tarihli ... nolu 143.000.USD+KDV=171.600USD tutarlı “100 adet..., 20 adet ..., 20 adet Şarj Ünitesi” açıklamalı e-Fatura borçlusunun davalı şirket olduğu, e-Faturanın davalı şirketin ... adresine elektronik ortamda iletilmiş olduğu, Söz konusu faturaya karşı yasal süre içerisinde davalı tarafından yapılan herhangi bir itiraza dosya kapsamında rastlanılmadığı, Davacı şirketin ticari defter kayıtlarında; Takip tarihi olan 25.12.2024 tarihi itibarıyla davalı şirketin davacıya toplam 158.125,34 USD borcu bulunduğu, söz konusu borç bakiyesinin; icra takibine dayanak olan faturadan kaynaklandığı, dava konusu icra takibinde 60.000.-USD alacak talep edilmiş olduğu, rapor içerisinde açıklandığı üzere, ... 1. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında 25.12.2024 takip tarihi itibarıyla; 60.000,00 USD Satış Faturası Bakiye Alacak (Aylık %2,5) 1.183,56 USD 01.12.2024 tarihinden itibaren işlemiş faiz 61.183,56 USD Toplam Alacak talep edilebileceği sonuç ve kanaatine varılmıştır." yönünde rapor düzenlendiği görülmüştür. 6100 sayılı HMK'nın 222. maddesinde, "mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir" hükmü bulunmaktadır. Ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delil niteliğindedir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır. Ticari defterler kesin delillerden ise de, ancak HMK 222. maddedeki koşullar çerçevesinde ispat aracı olabilir. Ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması gerekir. Bu durumda her iki tarafın ticari defterlerinin de incelenmesi zorunludur. Ancak karşı taraf ticari defterlerini sunmadığı takdirde bu davranışı ile kendi ticari defterlerinin davacı defteri ile uyumlu olup olmadığının incelenmesine engel olduğundan, engel olduğu sonucun varlığını kabul etmiş sayılmalıdır. Tacir olup ticari defter tutmak zorunda olan taraf ticari defterleri bulunmadığını ileri süremeyeceğinden, verilen kesin süreye rağmen defterlerini ibraz etmediği takdirde mahkeme karşı taraf defterindeki kayıtların doğru olduğunu kabul edebilir. Bu açıklamalar ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece taraflara ticari defterlerini sunmaları için süre verilmiş olup davacı defterleri üzerinden yapılan inceleme sonucu alınan bilirkişi raporu ile talep edilen alacağın varlığı kanıtlanmıştır. Davalı, defterlerini sunmayarak, davacının ticari defter kayıtlarının HMK 222. maddeye göre lehine delil oluşturup oluşturmadığını tam olarak incelenebilmesine engel olduğundan, sunulmayan ticari defterlerinde davacının alacaklı olduğuna dair kayıtları mevcut olduğu halde sunulmadığını ve bunun sonucunda davacının incelenen defter kayıtlarının davacı lehine değil oluşturduğunun kabulü gerekir.( Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ...Esas ... Karar) Davalı vekili tarafından ön inceleme duruşmasında sonra Mali Müşavir tarafından hazırlanan 22/07/2025 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunulduğu, davacı vekili tarafından ise cevap dilekçesi sunmayan davalının yeni vakıalar sürerek delil gösterilmesine muvafakatlarının olmadığına dair itirazlarını sunmuş olduğu görülmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun...Esas ... Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; "Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkra hükmü uyarınca, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacak olması nedeniyle ilk olarak belirtilmesi gerekir ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi de yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yasal sistemlerini mahkemelerin 6. maddede yer alan şartlara, makul bir sürede yargılama dahil olmak üzere uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner –İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. paragraf). Bir davaya taraf olan herkesin karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Anayasanın 141. maddesinde de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir. Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkanı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Bu aşamada HMK’nın delillerin ibrazıyla ilgili hükümlerini değerlendirmek gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın “Dava Dilekçesinin İçeriği” başlıklı 119/1-e-f maddesine göre; davacı, dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır.” Maddenin gerekçesinde bu gerekliliğin, 6100 sayılı HMK’da bir yenilik olarak düzenlendiği ifade edilmiştir. Davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli sayılmayıp hangi delillere dayandığı dilekçeden anlaşılmalıdır. Delillerin bildirilmesine ilişkin bu düzenleme, somutlaştırma yükünün de bir gereğidir. (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 3. Bası, Ankara 2015, s. 277). 6100 sayılı HMK’nın “Belgelerin Birlikte Verilmesi” başlıklı 121/1. maddesine göre; dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ayrıca, aynı Kanunun “Cevap Dilekçesinin İçeriği” başlıklı 129/1-d-e. maddelerine göre, cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin bildirilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükünün gereğidir. Davalı da davacı gibi yazılı delillerini cevap dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermeli ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamalarda bulunmalıdır. (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M., s. 306). Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtarının gerektiği HMK’nın 122. maddesinde düzenlendikten sonra aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Önemle vurgulanmalıdır ki; HMK’nın 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre hâline getirilmiştir. HMK’nın “Süresinde Cevap Dilekçesi Verilmemesinin Sonucu” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 128/1. maddesine göre; “süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.” Davayı inkar etmiş sayılan davalı, daha sonra ikici cevap dilekçesi veremez. Zira ikinci cevap dilekçesi cevaba cevap dilekçesine karşı verilir. Cevap dilekçesi vermemiş olan davalının sadece inkar ile yetinmiş olduğu varsayılır ve ön inceleme ile tahkikat aşamasında sadece inkar çerçevesinde savunma yapabilir ve bu yönde ispat faaliyetinde bulunarak delil gösterebilir (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M.s. 294-295). Süresinde cevap vermediği için davayı inkar etmiş sayılan davalı, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkarı) ispat için karşı delil gösterebilir. Davalı, davayı inkarının karşı delilini göstermek bahanesi ile, yeni vakıalar (mesela zamanaşımı veya borcu ödediğini ileri sürerse, bununla savunmasını genişletmiş olur; bu ise kural olarak yasaktır. Bu halde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir. (Kuru B.\ Arslan R.\Yılmaz E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2014, 25. Bası, s.317). 6100 sayılı HMK’nın “Ön İncelemenin Kapsamı” başlıklı 137/1. maddesine göre; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. 6100 sayılı HMK’nın “Ön İnceleme Duruşması” başlıklı 140/5. maddesine göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Aynı Kanunun 119 ve 121. maddelerinde delillerin gösterilmesinden bahsedilmesine rağmen, 137 ve 140. maddelerinde delillerin sunulmasından ve toplanmasından bahsedilmektedir. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. 6100 sayılı HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. Özetle; 6100 sayılı HMK’nın 119/1-f maddesine göre dava dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, 129/1-e maddesine göre de cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 137 ve 140.maddelerinde ise; 119 ve 129.maddelerdeki düzenlemenin aksine, delillerin belirtilmesinden değil, tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapmasından bahsedilmiştir. Buna göre; delillerin dava ve cevap dilekçelerinde belirtilmesi, dilekçelerinde belirtikleri delillerin en geç ön inceleme duruşmasında mahkemeye sunulması, başka bir yerden getirtilecek olması halinde delillerin toplanması için gerekli işlemlerin yapılması gerekir. Yani dava ve cevap dilekçelerinin verilmesinden sonra tarafların iddia ve savunmalarını kanıtlayıcı delil bildirmeleri mümkün değildir. Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, “delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan Delil Gösterilmesi” başlıklı 145/1. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. 6100 sayılı HMK’nın 145. maddesinin birinci cümlesinde de tarafların, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecekleri açıkça belirtilmiştir. 145. maddenin ikinci cümlesinde; birinci cümledeki tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145.maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması halinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi halde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145 inci maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması halinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145 inci madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M., s. 332-333). Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın etkin ve makul bir süre içinde bitirilmesi için delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Buna göre, dilekçelerin teatisi aşamasında herhangi bir delil bildirmeyen davacı veya davalıya ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesine imkân bulunmamaktadır." Her ne kadar davalı vekili tarafından 22/08/2025 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ile davalı yana ait ticari defter ve kayıtların incelenmesi, takas ve mahsup def'i ile birlikte davacı tarafından teslime konu malların ayıplı olduğu, teslimin eksik olduğu savunmasında bulunulmuş, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde bu kez dayanılan delilleri bildirmiş ise de, HMK madde 141 uyarınca cevap dilekçesi sunmayan davalının yeni vakıalar ileri sürerek delil göstermesinin ancak davacının muvafakatine bağlı olduğuna ilişkin yasal düzenleme karşısında davacı vekili tarafından sunulan 08/09/2025 tarihli dilekçe ile yeni vakıa sunulmasına ve delil gösterilmesine muvafakatinin olmadığına dair beyanları dikkate alındığında 22/08/2025 tarihli dilekçede bildirilen davalı delilleri toplanmamıştır. Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirket (Eski Unvan: ...Tic.) ile davalı şirket arasında Çerçeve Satış Sözleşmesi imzalanmış olduğu, bu sözleşme ile satışı yapılacak ürünlerin teslimat tarihi ve ödeme takviminin belirlenmiş olduğu, sözleşmenin davalı şirket adına ... tarafından imzalanmış olduğu, alıcı tarafından taahhüt edilen ürünlerin; 100 adet ... 132.000.- USD, 20 adet ... 9.200.-USD, 20 adet ... 1.800.-USD olmak üzere toplam 143.000-USD +KDV tutarında olduğu ,01.01.2024 tarihinde teslim edilecek ürünlerin; “30 ..., 10 ..., 10 ...” olduğu, 01.03.2024 tarihinde teslim edilecek ürünlerin; “40 ..., 5 ..., 5 ...” olduğu, 01.06.2024 tarihinde teslim edilecek “30 ..., 5 ..., 5 ...” ürünleri için 01.06.2024 tarihinde 60.000 USD tutarın ödeneceğinin ve 01.12.2024 tarihinde 50.000 USD tutarının ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu, dava konusu icra takibine dayanak olan, davacı şirket tarafından tanzim edilen 29.12.2023 tarihli 143.000.USD +KDV : 171.600 USD tutarlı “100 adet ... , 20 adet ..., 20 adet Şarj Ünitesi” açıklamalı e-Fatura borçlusunun davalı şirket olduğu, e-Faturanın davalı şirketin ... adresine elektronik ortamda iletilmiş olduğu, söz konusu faturaya karşı yasal süre içerisinde davalı tarafından yapılan herhangi bir itiraza dosya kapsamında rastlanılmadığı, davacı şirketin ticari defter kayıtlarında; takip tarihi olan 25.12.2024 tarihi itibarıyla davalı şirketin davacıya toplam 158.125,34 USD borcu bulunduğu, söz konusu borç bakiyesinin; icra takibine dayanak olan faturadan kaynaklandığı, dava konusu icra takibinde 60.000.-USD alacak talep edilmiş olduğu, davacının ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin tam olduğu, bu haliyle sahibi lehine delil niteliğine haiz olduğu, davalı tarafından teslim edilen malların ayıplı olduğu ileri sürülmüş ise de, bilindiği üzere ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Davalı taraf davacı tarafından tanzim edilen faturalara yasal süresi içinde itiraz etmediği gibi faturalarda yazılı hizmetleri teslim almadığı yönünden herhangi bir itirazı da olmamıştır. Diğer taraftan Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılmaktadır. Yine malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Dava dosyasında bu yönde herhangi bir bilgi ve belgenin ibraz edilmediği görülmekle davalının işbu savunmalarına itibar edilmemiştir. Davalı tarafından sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde davacıya verildiği iddia olunan yazılım hizmetinden kaynaklanan 30.000 USD + KDV alacağının mevcut olduğunu bu nedenle takas mahsup def'inde bulunduklarını ileri sürmüş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 139. maddesinde ise; “İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir” şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan Türk Hukuk Lûgatında takas için “İki kişi karşılıklı olarak bir miktar ya da özdeş (aynı cinsten) diğer edimleri birbirlerine borçlu iseler her iki taraf muaccel (istenebilir) olan borçlarından ya da alacaklarından vazgeçerek sözleşmeyi sona erdirebilirler” ( Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1052) denilerek Kanun maddesi ile aynı doğrultuda tanımlama yapılmıştır. Yapılan bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere takasın söz konusu olabilmesi için iki tarafın karşılıklı olarak birbirinden alacaklı (birbirinden borçlu olması) gerekir. Alacak ve borç karşılıklı değilse veya iki kişi arasındaki borç ilişkisinin, dışında kalan kişilerden olan alacaklar ya da borçlar takasa konu olamaz. Takas bildiriminde bulunan kimse karşı tarafa borçlu bulunmalı, aynı zamanda karşı taraftan alacaklı olmalıdır. Ayrıca takas için, yalnız borçlularda değil, borçlarda da karşılıklılık bulunmalıdır. Ancak aynı nitelikteki cins (nevi) veya özdeş edimlerin takası mümkündür. Özdeşliğin, TBK’nın 143. maddesindeki “Borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirdiği anda” mevcut olması gerekir. Karşılıklı alacaklardaki özdeşlik, cins ve nitelik bakımından aranır. Yoksa miktar bakımından bir özdeşlik söz konusu değildir. Çünkü, TBK’nın 143. maddesinin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi, takasla, her iki borç, takas edilebilecekleri anda, daha az olan borç tutarınca sona erer. Aynen ifa borcu, sonradan tazminat borcuna dönüşmüşse, diğer tarafın borcu da para borcu ise, özdeşlik gerçekleşmiş olduğundan takas yapılabilir. Özdeşlik koşulu, alacakların kaynağının da aynı olmasını gerektirmez. Bu bakımdan sözleşmeden doğan bir alacağın, karşı tarafın haksız fiilden doğan tazminat alacağı ile takası mümkündür (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1,3. Baskı, Temmuz 2013, s. 920-925). Başka bir ifadeyle alacakların aynı cinsten olması, borçlanılan edimlerin ifada birbirlerinin yerine geçebilecek nitelikte olması anlamına gelmektedir. Takas için aranan üçüncü koşul kural olarak her iki borcun muaccel (ifasının istenebilir) olmasıdır. Dördüncü koşul ise, tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olması gerekmektedir. Taraflardan birinin alacağı muaccel olduğu hâlde, karşı tarafa olan borcu için bir vadeden yararlanıyorsa, bu alacak talep edildiğinde diğer taraf henüz muaccel olmayan kendi alacağını takas olarak ileri süremez (Uygur, s. 925). Yenilik doğuran bir hak olan takasın, davadan önce ve dava sırasında alacak sahiplerinden her biri tarafından ileri sürüleceği gibi, bu yola gitmeksizin taraflar alacaklarını ayrıca dava konusu edebilirler. Diğer bir anlatımla takas talebinin mutlaka karşı dava şeklinde ileri sürülmesi zorunlu olmayıp, savunma olarak da ileri sürülmesi olanaklıdır. İlke olarak, takas def'î de diğer def'îler gibi süresinde verilen cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Aksi hâlde takastan kurtulmak isteyen borçlu hemen bir ihtilaf çıkartarak amacına ulaşabilir. Öte yandan ihtilaflı alacağın takas edilebilir olduğunu söylemekle de takasın ortaya konulması ile ihtilafın alacaklı lehine hâlledilmiş olduğu anlamı çıkmamalıdır. Sonuçta hâkim anlaşmazlığı çözerek sonucuna göre takas def’î talebini red veya kabul edecektir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli, ... E., ...K. sayılı kararı). Somut olaya dönüldüğünde öncelikle cevap dilekçesi sunulmadığı için takas def'i ileri sürülemeyecek ise de aynı zamanda davalı tarafça iddia edilen alacağın muaccel olup olmadığı, tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olup olmadığı dosya kapsamında sunulan delillerden anlaşılmadığı, davalı tarafın bu yönde defter ve kayıtlarının incelenmesi gerekeceği az yukarıda bahsedildiği şekilde HMK madde 141 uyarınca cevap dilekçesi sunmayan davalının yeni vakıalar ileri sürerek delil göstermesinin ancak davacının muvafakatine bağlı olduğuna ilişkin yasal düzenleme karşısında davacı vekili tarafından sunulan 08/09/2025 tarihli dilekçe ile yeni vakıa sunulmasına ve delil gösterilmesine muvafakatinin olmadığına dair beyanları dikkate alındığında bu itirazlarda yerinde görülmemiş, Mahkememizce tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davanın kabulü ile davalı tarafından ... 1. İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyasından başlatılan takibe yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-)Davanın KABULÜ ile davalı tarafından ... 1. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından başlatılan takibe yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, 2-)Alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine, 3-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 152.279,48-TL karar harcından peşin yatırılan 26.123,40-TL harcın mahsubu ile noksan 126.156,08-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-)Davacı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 330.093,79-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 5-)Davacı tarafından yatırılan 2.280,00-TL yargılama gideri ile 603,55-TL peşin harç, 27,20-TL başvurma harcı toplamı 2.910,75-TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 6-)6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 4.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, 7-)Taraflarca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde kendilerine iadesine, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı, mahkememiz gerekçeli kararının HMK 345 maddesi gereğince taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine dilekçe verilmek ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenebilmesi için tarafların istinaf yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 18/11/2025
Katip ... ¸e-imzalıdır
Hakim ... ¸e-imzalıdır