İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi

Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/1214 E. 2025/1430 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/1214
Karar No
2025/1430
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/1214 Esas KARAR NO : 2025/1430

DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 18/12/2025 KARAR TARİHİ : 29/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/12/2025

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalılardan ...... 'ye ait ..... plakalı araç davalılardan ...... sevk ve idaresindeyken %100 oranında kusurlu olarak, davacı şirket nezdinde sigortası bulunan ...... plakalı araçta 04/09/2023 tarihinde 36.613,10TL hasar meydana getirdiğini, bu sebeple davacı şirket tarafından dava dışı sigortalıya ilgili tutar tazminat olarak ödendiğini, davalının kusuru nedeniyle TTK 1472 maddesi gereği rücuen tazmini için işlemiş faizi ile birlikte davalıya bu konuyla ilgili Büyükçekmece İcra Müdürlüğü ..... sayılı dosya ile icra takibi yapıldığını ; davalı yanca takibe itiraz edildiğinden takibin durduğunu bu nedenlerle itirazın iptali ile davanın kabulünü talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava; sigortacının sigortalısına ödediği tazminata istinaden 6102 sayılı Kanun'un 1472. Maddesi gereğince halefiyet ilkesine dayalı olarak haksız fiilin diğer tarafı olan araç maliki ve sürücüsüne karşı açılan rücu talebine istinaden başlatılan icra takibine itirazın iptali talebi hakkındadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Taraflar arasındaki itirazın iptali talebine konu icra takip dosyası incelendiğinde; davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminata yönelik olarak halefiyet hükümleri gereğince ödenen tazminatın davalı araç maliki ve sürücüsünden tahsili için icra takibinin başlatıldığı ve itiraz üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.03.1944 tarihli ..... Esas ve ..... Karar sayılı ilamında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak, sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" şeklinde vurgulanmaktadır. Öte yandan, TTK'nun "Halefiyet" başlığı altındaki 1472. maddesinde; "sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder" hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda hangi mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi için öncelikle taraflar arasındaki ilişkiyi saptamak gereklidir. Davacı sigorta şirketi meydana gelen haksız fiil nedeniyle sigortalısına yaptığı ödemeye istinaden davalı karşı taraf araç maliki ve sürücüsünden ödemiş olduğu tazminatın halefiyet ilkelerine göre tahsilini talep etmekte olup davanın haksız fiilden kaynaklı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali niteliğinde olduğu ve mutlak ticari davalardan olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple Mahkememizce davanın nispi ticari dava niteliği gözetilmiş ve tacir araştırması yapılmıştır. Davacının sigortalısının şirket olduğu ve tacir olduğu anlaşılmakla birlikte davalı karşı taraf araç maliki ..... yönünden Mahkememizce araştırma yapılmıştır. Mahkememizce İTO'ya müzekkere yazılarak davalı araç maliki ...... 'nin gerçek kişi tacir olarak ticaret sicilde kayıtlı olduğu olmadığı hususu sorulmuş olup, İTO tarafından verilen müzekkere cevabında davalı araç maliki ..... 'nin tacir olarak ticaret sicilde kayıtlı olmadığı belirtilmiştir. Mahkememizce davalı araç maliki .......'nin bağlı olduğu vergi dairesine müzekkere yazılarak; davalı .......'nin vergi mükellefi işletmesinin bulunup bulunmadığı, işletmesi varsa VUK 176 - 177 maddesinde belirtilen sınırlara göre davalı araç malikinin işletmesinin esnaf işletmesi mi ticari işletme mi olduğu hususu, davalının işletmesinin esnaf işletmesi ve ticari işletmenin belirlenmesine ilişkin parasal sınırları aşıp aşmadığının bildirilmesi talep edilmiş olup, vergi dairesi verdiği müzekkere cevabında davalı araç maliki .......'nin herhangi bir işletmesinin olmadığını vergi mükellefiyetinin olmadığını bildirmiştir. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir: "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesinin 1. Fıkrasına göre bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için bir ticari işletmenin mevcudiyeti ve varlığı gerekli ve zorunludur. Bu bağlamda davalı araç maliki .......'nin vergi mükellefiyetinin olmadığı, herhangi bir esnaf ya da ticari işletmesinin olmadığı dolayısıyla tacir olmadığı, bu suretle eldeki davanın her iki tarafı da tacir olan nispi ticari dava olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Nitekim davalı araç maliki .......'nin UYAP sistemi üzerinden davaya konu kazaya karışan aracın sorgulandığında araç ruhsat durumunun gayri ticari olarak göründüğü de anlaşılmaktadır. Ticari olmayan haksız fiilden kaynaklanan davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddasi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin görevsizlik kararı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmelerinin gerektiğin, aksi taktirde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARATINA, 3-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli Nöbetçi Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi'ne tevzi edilmek üzere Bakırköy Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, 4-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA, 5-Harç ve masraflar ve ihtiyati haciz talebinin görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre, Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde karar verildi. 29/12/2025

Katip ..... Hakim .....

Atıf: Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/1214, K. 2025/1430, T. 29.12.2025, www.arakarar.com/karar/bakirkoy-1-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-1214-e-2025-1430-k-b54861391682