İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/1195 E. 2026/44 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/1195
Karar No
2026/44
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/1195 Esas KARAR NO : 2026/44

DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 15/10/2025 KARAR TARİHİ : 19/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; Davalı tarafa ait ... tescil plakalı araç, karışmış olduğu kaza nedeniyle hasar gördüğünü, Hasarın onarımı, bakımı için, davalı tarafın aracını müvekkili şirketin iş yerine getirdiğini, Müvekkil şirkette, kazaya konu aracın her türlü onarım, bakım, parça gibi işlerini yapıp faturalandırdığını, Fatura bedelini davalı tarafın ödemediğinden bahisle fatura bedelinin tahsili amacıyla Büyükçekmece İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayısı ile icraya konulduğunu ve davalı davalı taraf borcunu inkar ederek icra takibine itiraz ettiğinden bahisle borçlunun icra takibine yaptığı haksız ve kötü niyetli itirazının iptaline, takibin işleyecek faizi ile birlikte devamına ve iş bu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; eser sözleşmesinden kaynaklı olarak davacının başlattığı icra takibine davalının itirazının İİK'nun 67.maddesi gereğince iptali ile takibin devamı istemine ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Davacının alacak talebinin davalının aracının bakım ve onarımına ilişkin olarak taraflar arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmakta olup, bu suretle taraflar arasındaki alacağa konu ilişkinin münhasıran 6102 sayılı TTK'da düzenlenen ticari işlerden olmadığı anlaşılmakla davalı yönünden tacir araştırması yapılmıştır. Davalının adresine göre ilgili Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmış, Ticaret Sicil Müdürlüğü verdiği müzekkere cevabında davalının gerçek kişi tacir olarak ticaret sicil kaydı olmadığını bildirmiştir. Mahkememizce davalının bağlı olduğu vergi dairesine müzekkere yazılmış, VUK 176-177. Maddesi gereğince davalının işletmesinin tacir işletmesi mi esnaf işletmesi mi sınırlarında kaldığı hususunun bildirilmesi istenilmiş, vergi dairesi tarafından verilen müzekkere cevabında; davalının basit usul vergi mükellefiyetinin olduğunu, 2023 - 2024 - 2025 yıllarında gelir vergisi beyannamesi vermediğini belirtmiştir. Bu noktada ticari dava niteliğinin tespiti için ticari işletme kavramının incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. 6102 sayılı Kanun gerçek kişi tacirler yönünden ticari işletme ve tacir kavramlarını ticari işletmeyi merkeze alarak tanımlamıştır. Zira gerçek kişi tacirlere ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 12. Maddesi şu şekildedir: "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir." İlgili hükümden görülebileceği üzere bir gerçek kişinin tacir olarak kabul edilebilmesi için ön şart bir ticari işletmenin işletilmesidir. Bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gereken şartlar ise 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir: "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir." İlgili hükümden görülebileceği üzere 6102 sayılı Kanun'un 11. Maddesine göre bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için; devamlılık, bağımsızlık ve esnaf işletmesini aşan düzeyde gelir elde edilmesi şartları bulunmaktadır. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) Ticaret siciline tescil ise işletmenin ticari işletme veya esnaf işletmesi sayılması bakımından bir şart olarak kabul edilmemiştir. Örneğin ticaret siciline tescil edilmemiş bir işletme ticari işletme olabileceği gibi, ticaret siciline tescil edilmiş bir işletme yukarıda belirtilen şartların sağlanmaması halinde esnaf işletmesi olarak kabul edilebilecektir. Kanun koyucu ticaret siciline tescil bakımından yalnızca aksi ispat edilebilecek bir karine öngörmüştür. (Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 156) 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde ise esnaf ve esnaf işletmesine ilişkin şu tanımlama yapılmıştır: "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." 6102 sayılı Kanun'un tacir ve ticari işletmeyi tanımlayan 11 ve 12. Maddesi ile esnaf ve esnaf işletmesini tanımlayan 15. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde tacir ve ticari işletme ile esnaf işletmesini ayıran en önemli farkın ve her ikisi arasındaki asıl kriterin elde edilen gelir düzeyi olduğu görülmekte olup 6102 sayılı Kanun sisteminde işletmeler gelir ölçeklerine göre sınıflandırılmıştır. Kanun koyucu 6102 sayılı Kanun'un 15. Maddesinde esnaflık ve esnaf işletmesi ve tacir ile ticari işletme arasındaki farkın kesin olarak ortaya koyulabilmesi ve ikisi arasındaki sınırın tereddütsüz çizilebilmesi için işletme sınırlarını belirleyen gelir düzeyleri yönünden Cumhurbaşkanlığı Kararı çıkartılmasını öngörmüş olmakla birlikte söz konusu karar çıkartılmamış söz konusu gelir sınırının 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararındaki kriterlere göre parasal sınırlar belirlenmektedir.(Ticari İşletme Hukuku Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan; Vedat Kitapçılık; İstanbul 2019; s. 158-159) İlgili bakanlar kurulu kararına göre Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu kararına göre kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların işletmelerinin esnaf işletmesi sayılmaları kabul edilmiştir. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı gerçek kişinin basit usul vergi mükellefiyetinin bulunduğu, 2023 - 2024 - 2025 yıllarında gelir vergisi beyannamesinin bulunmadığının Esenyurt vergi dairesi tarafından bildirildiği anlaşılmakla davalının VUK 176 - 177. Maddeleri uyarınca belirlenen gelir sınırını aşmadığı dolayısıyla tacir olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, davalının VUK 176 - 177. Maddelerinde belirtilen sınırı aşan bir işle iştigal etmediği ve ilgili sınırları aşan düzeyde vergi beyannamesinin bulunmadığı gözetildiğinde davalının ticari işletme işleten bir tacir olarak kabulünün mümkün olmadığı, davalının esnaf olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda davalının tacir olmadığı ve davaya konu alacak talebinin münhasıran 6102 sayılı Kanun'ndan kaynaklanan ticari işlerden olmadığı ve eser sözleşmesinden kaynaklı alacak talebinde bulunulduğu anlaşılmakta olup, taraflar arasındaki alacak iddiasına konu itirazın iptali davasının genel mahkeme niteliğinde olan Asliye Hukuk Mahkemesinde incelenerek sonuçlandırılması gerektiği, ticaret mahkemesinin eldeki davada davalının tacir olmaması ve işletmesinin ticari işletme parasal sınırlarını aşmaması sebebiyle esnaf işletmesi niteliğinde olması sebebiyle görevsiz olduğu anlaşılmıştır. Ticari olmayan itirazın iptalinden kaynaklanan davalarda 6100 sayılı Kanun gereğince görevli Mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda re'sen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, mahkememizin KARŞI GÖREVSİZLİĞİNE, 2-Görevli mahkemenin BÜYÜKÇEKMECE ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ OLDUĞUNA, 3-Mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde daha önce de BÜYÜKÇEKMECE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NİN görevsizlik kararı verildiğinden olumsuz görev uyuşmazlığının halli merci tayini için dosyanın HMK 22/2 maddesi uyarınca İSTANBUL BAM 37. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-HMK'nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal iki haftalık sürede talepte bulunulduğunda dosyanın görevli BÜYÜKÇEKMECE 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne tevzi edilmek üzere Büyükçekmece Hukuk Mahkemeleri Tevzi Müdürlüğü’ne GÖNDERİLMESİNE, 5-Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dava yetkili ve görevli mahkemede devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK' nun 331/2. maddesi gereğince bir karar verileceğinin İHTARATINA, 6-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair; 6100 sayılı HMK. gereğince miktar itibariyle KESİN olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi.19/01/2026

Katip ... E¸

Hakim ... E¸

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/1195, K. 2026/44, T. 19.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-1195-e-2026-44-k-0a0188d5d2f0