İlk Derece Mahkemesi · İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/1119 E. 2025/986 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/1119
Karar No
2025/986
Karar Tarihi

T.C.

İZMİR

6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/1119 Esas

KARAR NO : 2025/986

DAVA : Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)

DAVA TARİHİ : 28/05/2025

KARAR TARİHİ: 19/11/2025

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesiyle; Temlik eden ... bank A.Ş. ile imzalanan sözleşme hükümlerine uyulmaması üzerine borçlular ... Şti., ... ve diğer takip borçluları aleyhine İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, söz konusu kredi alacakları/icra takip dosyası müvekkile temlik edildiğini, borcun tahsili amacı ile yapılan icra takibi ve icra takip işlemleri kapsamındaki harici tespitlerimizde borçluların borcun doğum tarihinden bu yana organik bağ bulunan kişiler üzerinden nam'ı müstear ilişkisi kurmak suretiyle alacaklılardan mal kaçırdıklarını, ... işletme ve şahısları aracı kullanarak borcun ödenmesi yollarını engelledikleri tespit edildiğini belirterek öncelikle duruşma günü beklenmeksizin ve davalılara tebligat yapılmadan, güncel haciz tutanağı ile yapılan tespitler ve istihkaklı haciz hakkında yerel mahkemenin vermiş olduğu kesin nitelikli karar ile sabit olduğu üzere borçluların alacaklılardan mal kaçırma kastı içerisinde olduğu hususları bir arada göz önüne alınarak, davaya konu edilen alacaklarının tahsilini teminen teminatsız olarak, davalı ... ve davalı "...nın menkul, gayrimenkul malları ile 3. Kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini, mahkeme teminat hususunda aksi kanatte ise, teminat oranının ölçülülük ilkesine uygun olarak belirlenmesine, tazminat alacaklarının tamamına dair talepleri dikkate alınarak teminat mukabilinde ihtiyati haciz kararı verilmesini, haklı davalarının kabulüne, 1.300.000,00-TL alacaklarının davalı ... ve davalı "...dan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

İzmir .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas-... Karar sayılı kararı ile "... dava, ticari nitelikte genel kredi sözleşmesinde tahakkuk eden kredi borcuna dayalı borcu tutarı ticari kredi borcunun tahsili yönünde açılan alacak (eda) davası olduğu, bu bağlamda 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından re’sen de dikkate alınmalıdır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-(a) ve (f) bentleri uyarınca ticari dava olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda asliye ticaret mahkemesi görev alanı içinde bulunmakta olup mahkememizce görevsizlik kararı verilmesi gerektiği ,6100 sayılı HMK 114. maddede dava şartı olarak düzenlendiği ve dava şartlarının yargılamanın her aşamasında mahkemece resen değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından açılan davada mahkememizin görevsizliği nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine.." nedeniyle görevsizlik kararı verildiği, dosya İzmir .... Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edildiği ve mahkemece 13/11/2025 tarih ... esas-... karar sayılı kararı ile "...İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ihtisas alanına girdiği, inceleme ve değerlendirme yapmaya bu alanda ihtisas mahkemesi olarak görevlendirilen İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu, HSK 1. Dairesinin 1232 sayılı kararında belirtilen asliye ticaret mahkemeleri ile aynı yerde bulunan diğer asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olmayıp iş dağılımı ilişkisi olduğu, huzurdaki davanın yanlış tevzi edilmesi sonucunda mahkememize geldiği, bu nedenle gönderme kararı verilerek esasın bu şekilde kapatılması gerektiği.." nedeniyle görevsizlik kararı verildiği, dosya mahkememize tevzi edilmekle mahkememizin 2025/1119 esasına kaydı yapılmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT:

Dava, davalı ve dava dışı şirket arasındaki organik bağ nedeniyle tüzel kişilik perdesinin kaldırılması suretiyle ilamsız icra takibi yapıldığı halde ödenmeyen genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir.

Somut olayda; Davacı, borçlu şirketin, borçlulardan kurtulmak amacı ile salt başka bir isim ve tüzel kişilik altında hareket ederek, borçların tasfiyesini imkansız kılma gayretinde olduğunu, nam-ı müstear kendi isminin arkasında sakladığı davalı ..şirketin kurulmasını sağlayarak, sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yükümlülükler ile borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için tüzel kişiliğin ve ayrılık ilkesinin bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemesi" olarak ifade edilerek, eldeki davanın açılmış olup;

İzmir .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas-...3 Karar sayılı karar ile davanın dava, ticari nitelikte genel kredi sözleşmesinde tahakkuk eden kredi borcuna dayalı borcu tutarı ticari kredi borcunun tahsili yönünde açılan alacak (eda) davası TTK 4 ve TTK 5. Maddeleri uyarınca Ticaret Kanununda düzenlenen hususlardan kaynaklı davalara ticaret mahkemesince bakılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.

Elde ki dava; nam-ı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiası ile Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisine Dayalı açılmış olan TBK'nın 19.maddesi kapsamında iptal davasıdır.Kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin davaya bakma hususunda görevli olup olmadığının resen incelenmesi gerekmektedir. HMK'nın 1.maddesine göre göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. HMK'nın 114/1-c bendi ile mahkemenin görevli olması dava şartı olarak kabul edilmiş olup 115/1. maddesine göre de mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK' nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalar ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; bu kanun'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. 6335 sayılı kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. 6100 sayılı HMK’nın 2.maddesinin 1.fıkrasına göre malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yine aynı maddenin 2.fıkrasına göre HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.

Muvazaaya dayanan davalar ile İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları için gerek HMK, gerek TBK, gerekse İİK'da görevli mahkemeye ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmediğinden genel hükümlere göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekecektir.

Yargıtay HGK'nun 10.02.2016 gün, 2014/17-2389 Esas ve 2016/129 Karar sayılı kararında "...tasarrufun iptali davasında ya da somut olayda olduğu gibi TBK’nın 19. maddesi gereğince ve İİK’nın kıyasen uygulanması istemli olarak açılan davalarda alacaklı ile borçlu taraflar arasındaki ticari nitelikteki alım satım ya da banka alacağını oluşturan ticari ya da genel kredi sözleşmeleri görevin belirlenmesinde dikkate alınamayacaktır. Ne tasarrufun iptali davası, ne de TBK m. 19 gereğince İİK’nın 283. maddesinin kıyasen uygulanması istemli muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olduğundan 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kalmaktadır." şeklinde karar verilerek görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirlenmiştir.

Yine emsal nitelikte ki Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 09/04/2018 tarih, 2016/8983 E. ve 2018/3951 K. sayılı kararında da "... Dava, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali, davaları mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunduğundan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevine girmektedir." şeklinde karar verilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, davacının dava dilekçesinde açıkça; görülmekte olan davanın TBK'nın 19.maddesi ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında açıldığı ve bu hükümler dairesinde çözümlenmesi gerektiği, nam-ı müstear, muvazaa ve kanuna karşı hile iddiası ile Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisine Dayalı açılmış olan dava ile amaçlarının; borçlu şirketin mal kaçırmak için muvazaalı olarak ve namı müstear kullanarak faaliyetlerini kanuna karşı hile yaparak davalılar üzerinden devam ettirdiği, borçlu şirket ile diğer şirketler arasındaki bu tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacaklı müvekkilinin alacağına kavuşmasının sağlanması olduğu yönünde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır, dolayısıyla davacı tarafça davada; davalılar arasında ki tasarrufların davacının alacağının tahsili için iptali talep edildiğine göre, açılan dava ticari dava değildir. Yukarıya aktarılan emsal Yargıtay içtihatlarında da açıklandığı üzere davaya bakma hususunda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir.

Örnek bir istinaf ilamı muvacehesinde nam-ı müstear ın hukuki gerekçelerinden birisinin de şirket faaliyeti ile yapılması ile tüzel kişilik perdesi kullanılması olsa dahi yine esas dava türü ve davanın hukuki konusu nam-ı müstear olmakla görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır.

İstanbul Bam 8. Hukuk Dairesi Dosya No: 2025/2159 Karar No : 2025/1519

"..İlk derece mahkemesi tarafından yürütülen yargılama neticesinde; davacının, belirli tasarrufların iptalini talep etmediği, davalıların fikir ve eylem birliği içerisinde davacının alacağının tahsil etmesine engel olduklarını, tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanarak borçlu şirketin borcundan davalı şirket ile davalı gerçek kişinin de sorumlu olduğunu belirterek alacağın davalılardan tahsilini talep ettiği, davada muvazaa ve nam-ı müstear iddialarına dayanılmış ise de, perdenin kaldırılmasının amaçlandığı, perdenin kaldırılması davasının nispi ticari dava olduğu, davacı ile davalı şirketin tacir olduğu, diğer davalı gerçek kişi ise de davanın özel yetkili mahkemede görülmesi gerektiği, tüm taraflar yönünden davaya bakmakta ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile görevsizlik kararı verilmiş, karara karşı hem davacı hem de davalı vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davacı vekilinin istinaf nedenleri;

İşbu dava Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi ve İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddeleri kapsamında, muvazaa ve nam-ı müstear iddialarına dayalı bir tasarrufun iptali niteliğinde olduğu, hem “muvazaa davasında” hem de “tasarrufun iptali” davasında görevli mahkemeye ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmediği, bu nedenle genel kurallara göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerektiği, 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesinin 1. fıkrası gereğince malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkemenin, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu hususlarına ilişkindir.

Davalı vekilinin istinaf talepleri;

Açılan davanın muvazaaya dayalı (namı müstear) tasarrufun iptali davası olduğu, görevsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğu hususlarına ilişkindir.

Dava; TBK m.19 hükmü kapsamında muvazaa hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptal istemine ilişkin olarak açılmıştır.

TBK'nın 19.maddesi kapsamında açılan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptali davaları ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında açılan iptal davaları, iptali talep olunan tasarruf konusu unsurların aynı ile ilgili olmayıp, alacaklıya alacağını temini imkanı sağlayan nispi nitelikteki bir dava türüdür.

Bilindiği ve artık yargısal içtihatlarla yerleşik hale geldiği üzere; İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları ile TBK'nın 19. (818 sayılı BK'nın 18.) maddesine dayalı genel muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de, bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir.

İİK'nın 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır.

Muvazaaya dayalı davalarda İİK'nın 277 ve devamı madde hükümlerine dayalı tasarrufun iptali davalarından farklı olarak, davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir ve muvazaaya dayalı iptal davalarında herhangi bir zaman aşımı süresi veya hak düşürümü süre mevcut değildir.

İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, yani muvazaaya dayanarak dava açmasına da engel değildir. Her hangi bir somut uyuşmazlıkta, davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın dava konusu şeyin aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1.maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile yada başka bir uygulamaya gerek olmaksızın davacının dava konusu şeyi haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.

Uygulamada borçlunun, gerçekte kendi adına edinmek üzere bedelini ödediği bir mal varlığı unsurunu alacaklılarından kaçırmak amacı ile yakını, organik bağ içerisinde olduğu gerçek yada tüzel kişi adına edinmiş olması halinde, tasarrufun (hukuki işlem) dışarıdan üçüncü kişiler arasında yapılmış görünmesine rağmen, gerçekte bedeli borçlunun mal varlığından çıkmış fakat karşılığı borçlunun arkasına gizlendiği gerçek yada tüzel kişinin mal varlığına girmiştir. Namı müstear (inançlı işlem) ile gizlenmiş muvazaalı işlemler hakkında iptal davaları açılabileceği Yargıtay uygulamaları ile kararlılık kazanmıştır. (-Yargıtay HGK'nin 12.10.2001 gün ve 2001/2-515 E., 605 K sayılı; 17.Hukuk Dairesinin 20.06.2011 gün ve 2010/11090 E.-2011/6367 K. sayılı kararları-)

Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı, her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nin 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir.

Müstekar Yargıtay uygulamalarına göre; icra takibi neticesinde alacağına ulaşamayan, icra takibi semeresiz kalan takip alacaklısı, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine dayanarak TBK'nın 19 ve İİK'nın 277 ve devamı maddeleri kapsamında tasarrufun iptali davası açabilir.

İddianın ileri sürülüş biçimine göre eldeki dava; TBK'nın 19.maddesi kapsamında genel muvazaa (nam-ı müstear) hukuksal nedenine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı HMK m.2/1 hükmüne göre malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre HMK’da ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.

Muvazaaya dayanan davalar ile İİK' m.277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davaları için gerek HMK, gerek TBK, gerekse İİK'da görevli mahkemeye ilişkin özel bir düzenlemeye yer verilmediğinden genel hükümlere göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekecektir.

Bu hususta Yargıtay HGK'nın 10.02.2016 gün, 2014/17-2389 Esas ve 2016/129 Karar sayılı kararında "...tasarrufun iptali davasında ya da somut olayda olduğu gibi TBK’nın 19. maddesi gereğince ve İİK’nın kıyasen uygulanması istemli olarak açılan davalarda alacaklı ile borçlu taraflar arasındaki ticari nitelikteki alım satım ya da banka alacağını oluşturan ticari ya da genel kredi sözleşmeleri görevin belirlenmesinde dikkate alınamayacaktır. Ne tasarrufun iptali davası, ne de TBK.m. 19 gereğince İİK’nın 283. maddesinin kıyasen uygulanması istemli muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olduğundan 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kalmaktadır." şeklinde karar verilerek görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirlenmiştir.

Yine emsal nitelikte ki Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 09/04/2018 tarih, 2016/8983 E. ve 2018/3951 K. sayılı kararında da " ...Dava, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali, davaları mutlak ticari dava niteliğinde olmayıp şahsi nitelikte ve borçlunun tasarruflarına yönelik bulunduğundan Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevine girmektedir." şeklinde karar verilmiştir.

Hal böyle olunca da ilk derece mahkemesince, davanın TTK'nın 4. maddesi kapsamında nispi yada mutlak ticari dava olmadığı, bu nedenle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olmayacağı gözetilerek, yargılamaya devamla toplanan ve toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeyle ve Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi doğru olmamış olup, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın HMK'nın 353/1-a/3.maddesi hükmü gereğince kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır...."

Davada ve davanın özü itibari ile ehemmiyet arz eden bir diğer husus takip dosyasında taraf olmayan davalı şahısların usulsüz/muvazaalı işlemleri sebepli kendilerine müteveccih alacak davası açılması ciheti ile davanın alacak davası olması ve hukuki sebebinin nam-ı müstear olması, yani davalıların dava dışı takip borçluları ile müşterek hareketleridir.

Halbuki tüzel kişilik perdesinin aralanması müessese ve mefhumu tamamı ile farklı olup şirketin yanı sıra ortakların da hukuki sorumluluğunun doğması, şirketin ve/veya organların faaliyetleri kaynaklı aynı zamanda ortakların da hukuki sorumluluğun doğmasını intaç eden bir hukuki müessesedir.

İlgili hususların analitik olarak tartışıldığı örnek bir istinaf lamı mütalaa edildiğinde;

İstanbul Bam 40. Hukuk Dairesi Dosya No: 2025/1220 Karar No : 2025/1149

"...Eldeki davada iddianın ileri sürülüş biçimine göre eldeki davada varılmak istenen sonuç ile İİK'nin 277 vd. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davasıyla amaçlanan sonuç aynıdır. Bu nedenle uygulamada, bu türden taleplere ilişkin davalar da tasarrufun iptali davası olarak kabul edilmektedir.

Nam-ı müstear işleminde bazen bir sözleşme yapmak isteyen kimse çeşitli düşünce ve hesaplarla o sözleşmenin tarafı olarak gözükmeyi istemez ve sözleşmede kendi yerine bir başkasının yer almasını sağlar. Nam-ı müstear, sözleşmeyi kendi adına ancak gizlenmek isteyen kişi hesabına yapar ve onun bu sözleşmenin gerçek tarafı olmasının ve bilinmesini önler. Böylece genel anlamda danışıklı bir işlem yapılmış olur. Çünkü nam-ı müstear işlemi bir danışıklı işlemdir ve muvazaanın alt kategorisini oluşturur. Sözleşmede taraf gözükmeyen kişi sözleşmenin kendi hesabına yapılmış olduğunun tespitini isteyebilir. Tasarrufun iptali davası yönünden ise alacaklıdan mal kaçırmak isteyen borçlunun kendi adını gizli tutarak hukuki işlemi kendi hesabına, başka bir kişiye yaptırmasıdır. [Yargıtay 17'nci Hukuk Dairesi 2014/11519 (E) - 2016/3929 (K) sayılı kararı] Bu türden iddialar 5/2/1947 gün ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'na göre sözleşmenin tarafları bakımından yazılı kanıtla, işleme taraf olmayanlar bakımından ise her türlü kanıtla ispat edilebilir.

Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı mal varlığı ilkesinin alacaklıların çıkarlarına zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda, alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için hukuk sistemlerinde hakkaniyet gereği "Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi" geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınılarak durumu kötüye kullanan ortakları, şirket borçlarından şahsen sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2'nci maddesi olduğu kabul edilmektedir. Borç yükümlüsü olarak bir tüzel kişilik bulunmakta iken, şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı borçtan dolayı yönelinemez. Ancak, tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle, gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilmektedir.

Uygulama ve öğretide, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketin birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve mal varlıklarının birbirine karışması halinde ve ayrıca borçlu şirketin sermayesinin yetersiz kalması durumunda, yani istisnai hallerde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuramının uygulanabileceği kabul edilmektedir.

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması üç biçimde görülebilmektedir. İlki, tüzel kişilik perdesinin düz kaldırılması durumunda, şirket borcundan dolayı şirket yönetici ve ortaklarına gidilme olanağı sağlamaktadır. İkincisi tüzel kişilik perdesinin ters kaldırılması durumunda, şirket yönetici veya ortağının borcundan dolayı şirket tüzel kişiliğine gidilmesini sağlamaktadır. Üçüncüsü ise tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması olup bu durum hakim şirketler topluluğunda söz konusu olabilmektedir. [Yargıtay 11'inci Hukuk Dairesi 2020/5447 (E) - 2021/7321 (K) sayılı kararı]

Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK'nin 277'nci maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası, borçlunun yaptığı tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören üçüncü kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Üçüncü kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için, onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekmektedir...."

Açıklanan nedenlerle; davacı alacağını tahsil etmek gayesi ile nam-ı müstear yapan dava dışı takip borçluları kaynaklı nam-ı müstear ile takip borçlularından muvazaalı mal temliki ile alacaklarını kaçırmaya çalıştığı iddiası ve hukuki temeli sebebinde davalılara müteveccih açtığı alacak davası ile nam-ı müsteara dayalı olarak alacak talep ettiğinden dava, Yargıtay .... Hukuk Dairesinin içtihatlarında açıklandığı üzere asliye hukuk mahkemelerinin görevine girmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TTK'nun 5/3. maddesi gereğince Asliye Hukuk Mahkemesi ile Asliye Ticaret Mahkemesi arasında iş bölümü değil, görev ilişkisi bulunduğu göz önüne alındığında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

Hüküm:

Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;

1-Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklanacağı üzere;

Davaya bakmaya İzmir .... Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olması nedeni ile, davanın göreve ilişkin dava şartı bulunmadığından HMKnın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince usulden REDDİNE,

2-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE,

3-Mahkememiz ile evveliyatta karar veren İzmir .... Asliye Hukuk Mahkemesi arasında görev uyuşmazlığı hâsıl olmakla dosyanın İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 8/12 HUKUK DAİRELERİNE TEVDİNE,

4-Dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi halinde harç ve yargılama giderlerine görevli mahkemece hükmedilmesine,

5-Dosyanın görevli mahkemeye gönderilmemesi halinde, 3b hükmüne göre karar verildiğinde talep halinde yargılama giderlerine mahkememizce hükmedilmesine,

6-Sair hususların görevli mahkemede değerlendirilmesine,

7-Merci tayinine dair HMK 21/2 ve 22/2 hükümleri mucibince kararın usulen kanunyolu açık olup;

Ancak mahiyet itibari ile merci tayini gerektiren durum ortaya çıktığından kanunyolu müracaatı olmadığı takdirde de peyderpey HMK 21/2 ve 22/2 hükümleri mucibince merci tayini için İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8/12 Hukuk Dairelerine dosyanın tevdi edileceğinin bilinmesine,

Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde,

Dair gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 341. v.d.maddeleri gereğince ( 2 ) hafta içerisinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.19/11/2025

Katip ...

e-imzalı

Hakim ...

e-imzalı

Atıf: İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/1119, K. 2025/986, T. 19.11.2025, www.arakarar.com/karar/izmir-6-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-1119-e-2025-986-k-7fdecca94fce