İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/72 E. 2025/994 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/72
- Karar No
- 2025/994
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/72 KARAR NO : 2025/994
DAVA : Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 23/01/2024 KARAR TARİHİ : 06/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 23/01/2024 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkili ... ile davalı ... Madencilik İnşaat ve Sanayi Ltd. Şti. Arasında akdedilen 23.05.2008 tarihli sözleşme ile müvekkilinin uhdesinde olan Zonguldak ili ... ilçesi ... mevkide kain ... ruhsat ... erişim nolu 249,53 hektar 2. Grup doğal taş mermer sahasının işletmesinin davalı tarafa devredilmesi hususunda anlaşma sağlandığını, taraflar arasında akdedilen mezkur sözleşmenin akabinde müvekkilinin, gereği gibi mermer sahasının işletmesini, 28.04.2009 tarihinde Zonguldak .... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile davalı tarafa devrettiğini, sözleşmenin 6'ncı maddesinde sözleşme süresinin, ruhsat devri ile başlayacağı ve sözleşmesi süresinin 10 yıl olduğunun hüküm altına alındığını, sözleşmenin 4'üncü maddesinde de sözleşme bitiminde; davalı tarafın, işletmeyi yeniden müvekkiline devredeceğini, devretmemesi durumda ise 1.000.000-USD ödemeyi kabul ettiğinin anlaşıldığını, sözleşmenin fiili başlangıç tarihinin 28.04.2009 olduğunu, sözleşme süresinin de 10 yıl olduğu hususu nazara alındığında sözleşmenin 28.04.2019 tarihinde sona erdiğini, her ne kadar taraflar arasında akdedilen sözleşme 28.04.2019 tarihinde sona ermiş olsa da davalıların işletmeyi yeniden müvekkiline devretmediğini, bu hususa ilişkin olarak arabuluculuk yoluna başvurulmuş olsa da herhangi bir sonuç alınamadığını, davalı şirketler arasındaki bağın organik bağ olduğunu, .... Madencilik İnşaat ve Sanayi Ltd. Şti.'nin dava dışı ... ve ... tarafından 09.03.2007 tarihinde kurulduğunu, akabinde ...'nın 18.02.2011 tarihinde vefat ettiğini ve şirket üzerinde hisselerinin kanuni mirasçıları olan ... ve ....'ya devredildiğini, sonrasında ... ve ... şirket üzerindeki tüm hisselerini, 04.07.2014 tarihinde ...'nın kardeşi ve ...'nın amcası olan ...'ya devrettiğini, bu devirden kısa bir süre sonra ise ... ve diğer dört ortak tarafından 28.02.2017 tarihinde diğer davalı şirket olan ... Madencilik Ve Mobilya Limited Şirketi'nin kurulduğunu, bununla birlikte ... Madencilik İnşaat ve Sanayi Ltd. Şti.'nin bir nevi ... Madencilik Ve Mobilya Limited Şirketi'ne dönüştüğünü ve faaliyetlerine bu isimle devam ettirmeye başladığını, davalı şirketler arasında organik bağ olduğunu kanıtlayan bir diğer hususun ise faaliyet adreslerinin aynı olması olduğunu, bu nedenle 23.05.2008 tarihli mermer sahası işletme devri sözleşmesinin 4'üncü maddesi gereği ödenmesi gereken bedelden ... Madencilik Ve Mobilya Limited Şirketi'nin de hukuken sorumlu olduğunu, bu doğrultuda taraflar arasında akdedilen mermer sahasının işletmesi devri sözleşmesinin 28.04.2009 tarihinde başlayıp 28.04.2019 tarihinde sona erdiğini ve sözleşmenin sona ermesine rağmen davalı tarafın işletmeyi yeniden müvekkiline devretmediğinin açık olduğunu, bu nedenle 23.05.2008 tarihli mermer sahası işletme devri sözleşmesinin 4'üncü maddesi gereği 1.000.000-USD'nin, sözleşmenin bitiş tarihi olan 28.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesini, adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA; Davalılar vekili mahkememize sunmuş olduğu 12/03/2024 tarihli cevap dilekçesi ile ; Öncelikle Davacı ...'in aktif / pasif tapu ve araç kaydı sorgulaması yapılmasını, banka hesap hareketleri, kredi kartı harcamalarının tespitini ve hasıl olacak sonuca göre haksız adli yardım kararının kaldırılmasını ve harcın tamamlatılmasını, haksız ve usule aykırı olarak açılmış olan davanın öncelikle husumet ve zaman aşımı nedeniyle, aksi halde ise esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, sözleşmeden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuç- landırılmıştır. Bilirkişi .... tarafından mahkememize sunulan 14/05/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; İnceleme konusu sözleşmedeki imzalar iç içe geçmiş ikili oval yapılar ve bu yapılarla bağlantılı aşağıya doğru oluşturulmuş, sola eğimli, yukarı meyilli, işlek özellikte imzalar olup bu imzalar ile ...'nın karşılaştırma belgelerindeki imzaları arasında tersim tarzı, başlangıç ve bitiriliş özellikleri, eğim, doğrultu, ritm gibi grafolojik ve grafometrik tanı unsurları açısından saptanan uygunluk ve benzerlikler nedeni ile 23.05.2008 tarihli, 11 madde içeren “SÖZLEŞMEDİR” başlıklı belgede ...'ya atfen atılmış imzaların ...'nın eli olduğu yönünde görüş ve beyan bildirmiştir. Bilirkişiler ..., Prof. Dr. ... ve ... tarafından mahkememize sunulan 05/03/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle ;23/05/2008 tarihli 10 yıl süreli sözleşmenin dava konusu 4. maddesinde " sözleşmenin bitiminde talebi halinde ruhsatın ...' e ... Ltd. Şti tarafından devredilmemesi halinde ... Ltd. Şti. ...' e 1.000.000.-USA Doları (Bir milyon Amerika Birleşik Devletleri Doları) ödemeyi kabul ve taahhüt eder." yazıldığı, devredilen 57831 ruhsat II.Grup Doğal taş mermer sahasının ruhsat bitim tarihinin 22/06/2016 olduğunu, ruhsatın bitim tarihi sözleşme bitim tarihinden yaklaşık 2 yıl önce olduğunu, tarafların sözleşme yaparken bu ayrıntı dikkate alınmadığını, ruhsatın bitim tarihinden önce temdit projesi verilmesi ile ilgili nasıl bir aksiyon alınacağının yazılmadığını, mermer ruhsat sahasının sahibi ve Maden İşleri Genel Müdürlüğünün doğrudan muhatabı olarak ... Madencilik'in ruhsat bitim tarihinden önce temdit projesi vermesinin gerektiğini, 2014 yılından ruhsatın iptal olduğu 22/06/2016 tarihine kadar ruhsatta herhangi bir çalışma yapmayan hatta 2013 yılında ürettiği 361.32 m3 blok mermeri değerlendirmeyen ... Madencilik'in ruhsatın ekonomik olmadığını ...'e bildirebilir ona göre sözleşmede dikkate alınarak aksiyon alınabileceğini, Maden Hukuku yönünden herhangi bir problem olmadığından ... ruhsat nolu II. grup maden ruhsatının ...’e devretmesinde bir sakınca olmadığının dosya kapsamından anlaşıldığını, davacı tarafın tacir sıfatına haiz olmadığını bu sebeple ticari defter tutma yükümlülüğünün bulunmadığının tespit edildiğini bu sebeple davacı yönünden ticari defter incelemesi yapılmadığını, davalı tarafın defterlerinin, sair vesaikin, muhasebe kayıtlarının 6102 Say. TTK. m. 64, 65, 66 ve 82. Mad. VUK. m. 220-226, 229, 230, 231, 232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edildiğini, HMK. m. 222 sahibi lehine delil niteliğinin taşıdığı kanaatine varıldığını, davalı ... Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından sunulan 2007-2008 ile 2010-2016 yıllarına ait ticari defterleri incelendiğinde defterlerde kayıtlı işlemlerde davacı ile alakalı herhangi bir kayıt bulunmadığını, taraflar arasında 23.05.2008 tarihinde imzalanan sözleşme ile sözleşme bitiminde ruhsatın ...’e devredilmesi, devredilmemesi halinde ... Ltd. Şti. tarafından ...’ e 1.000.000,00 USD ödemeyi kabul ettiğinin görüldüğünü, ... Ltd. Şti.’ nin 57831 ruhsat nolu II. grup maden ruhsatının davacı ...’ e devredilmesinde Maden Hukuku yönünden bir sorun olmadığını, sözleşme uyarınca ödenmesi kararlaştırılan 1.000.000,00 USD’ nin Türk Lirası karşılığı Ruhsat Bitiş Tarihi, Sözleşme Bitiş Tarihi ve Dava Tarihi olacak şekilde 3 seçenekli olarak, ilgili tarihlere ait efektif satış kuru üzerinden aşağıdaki gibi hesaplandığını, - Ruhsat Bitiş Tarihi Olan 22.06.2016 İtibariyle: 1.000.000,00 USD x 2,9059 TL = 2.905.900,00 TL, - Sözleşme Bitiş Tarihi Olan 23.05.2018 İtibariyle: 1.000.000,00 USD x 4,5932 TL = 4.593.200,00 TL, - Dava Tarihi Olan 23.01.2024 İtibariyle: 1.000.000,00 USD x 30,2803 TL = 30.280.300,00 TL, Tarafların ileride yapacakları asıl sözleşme, sözleşme yapma serbestisinin bir sonucu olarak, TBK m. 29 hükmü uyarınca, bir sözleşmenin asıl şeklinin ileride kurulmasına ilişkin önsözleşmelerin geçerli olduğunu, önsözleşmenin taraflarından birinin veya her ikisinin, ileride başka bir sözleşme ile asıl sözleşmeyi yapma zorunluluğu yükleyen sözleşme olduğunu, konu üzerinde doktrinde tartışmalar sürdürüldüğünü ve netice olarak maden hakkı devir sözleşmesinin şekle tabi olduğuna hükmedildiğini, buna göre ve Maden Kanunun m. 5 hükmüne göre ve Yargıtay içtihatlarında da belirlendiği üzere ve kanunda “Durum maden siciline şerh edilir. Devir muamelesi maden siciline şerh edilmesi ile tamam olur (m. 5/III) hükmü gereği maden hakkının devrinin resmi memur önünde tasdik edilerek resmi şekilde yapılacağınıi resmi şekilden maksadın kanunun yetkilendirdiği memurun , sözleşmenin kanunda öngörülen şekle uygun sözleşme düzenlemesi ve işlemin tamamlanmasını müteakip tasdik etmesi olduğunu, bu durumda taraflar arasındaki asıl sözleşme ve maden hakkı kanun gereği ve Yargıtay içtihatlarında da sabit olduğu üzere, usulüne uygun olarak resmi memur önünde yapılıp tasdik edilmesi gerektiğine göre, huzurdaki taraflar arasında adi yazılı şekilde yapılan 23/5/2008 tarihli sözleşme ve bu sözleşmenin 4. maddesi, yani 1.000.000 USD ödeme keyfiyetinin YARGITAY .... HD.’nin emsal kararı uyarınca aynı yöntemle yapılmamış ve Bakanlık memuru tarafından tasdiki de yapılmamış olup; adi yazılı şekilde yapıldığını, YARG. .... HD., cezai şart hakkında hükmettiği üzere, huzurda görülen davada da, davacının 1.000.000 USD talep ettiğini, “23/5/2008 tarihli sözleşme m. 4 hükmü, “Sözleşmenin bitimi tarihinde ruhsatın ...’e, ... Ltd. Şti. tarafından devredilmemesi halinde, ... Ltd Şti. ...’e 1.000.000 US$ ödemeyi kabul ve taahhüt eder “ şeklinde olduğunu, TBK m. 12/II hükmünün : “Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz” hükmünde olduğunu, maden ruhsatı devir vaadinin, resmi şekilde yapılmadığından, kesin hükümsüz olup, bu vaade dayalı olarak taraflar arasında düzenlenmiş olan 1.000.000 US $ oranındaki cezai şartın da, aynı şekilde kesin geçersiz olduğunu, ... Sicil No’lu maden ruhsatı ise, yürürlüğü 22/6/2016 tarihinde sona ermiş olduğu için, 23/5/2008 tarihli adi ortaklık sözleşmesi de sona ermiştir (TBK m. 639/I-1). Oysa davacı ... hem Müdür olması nedeniyle yetkili olmasına rağmen, idareye zamanında ve süresi içinde müracaat ederek ruhsatın geçerlilik süresini uzatmamış olması nedeniyle kusurlu olduğunu, kendi kusurunun sebep olduğu hususlara dayalı olarak herhangi bir talepte bulunmasının da mümkün olmadığını, bu çerçevede TMK m. 2/I hükmünü kendi menfaati yönünde kullanmasının ve tazminat talep etmesinin mümkün olmadığını, ceza koşulunun bir asıl borcun varlığını gerektirdiğini, ceza koşulunun bu asıl borcun yanında, fer’i bir borç niteliğinde olduğunu, ceza koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun niteliğinin önemli olmadığını, bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarınında da ceza koşulunun mümkün olduğunu, asıl borç hükümsüz ise, ceza koşulunun da hükümsüz olduğunu, uygulamada en sık rastlanan hükümsüzlük halinin, şekle tabi sözleşmelerin şekil eksikliği nedeniyle geçersiz sayılmaları olduğunu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, bir sözleşme olan, sözleşme yapma vaadinden, bir önsözleşmeden doğduğu için, TBK m. 146 hükmü gereği olarak, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, önsözleşme de bir sözleşme niteliğinde olduğundan, TBK’nun sözleşmelere ilişkin, m. 27, m. 30, m. 112 ve m. 136 hükümlerinin önsözleşmelere de uygulandığını, ancak önsözleşmeden doğan talep hakkının, TBK m. 183/I hükmü uyarınca, işin niteliği engel olmadıkça veya hukuki işlemde aksi kararlaştırılmamış ise, üçüncü şahıslara devredilemeyeceğini, zira önsözleşmenin, ona taraf teşkil eden ve asıl sözleşmeyi yapması gereken kimsenin kişiliği dikkate alınarak yapıldığını, hukuki sonuç yaratmaya elverişli olan ilişkilere ve özellikle taraflar arasında düzenlenmiş olan önsözleşmeye uygulanacak güven ilkesinin uygulandığını, sonuç olarak, maden ruhsatı devir vaadinin, resmi şekilde yapılmadığından, kesin hükümsüz olup, bu vaade dayalı olarak taraflar arasında düzenlenmiş olan 1.000.000 USD oranındaki cezai şartın da, aynı şekilde kesin geçersiz olduğunu, ... Sicil No’lu maden ruhsatının ise, yürürlüğü 22/6/2016 tarihinde sona ermiş olduğu için, 23/5/2008 tarihli adi ortaklık sözleşmesinin de sona erdiğini, (TBK m. 639/I-1). davacı ...'in hem müdür olarak nedeniyle yetkili olması nedeniyle, İdareye zamanında ve süresi içinde müracaat ederek ruhsatın geçerlilik süresini uzatmamış olması nedeniyle sona erme konusunda da kusurlu olduğunu, kendi kusurunun sebep olduğu hususlara dayalı olarak herhangi bir talepte bulunmasının da mümkün olmadığını, bu çerçevede TMK m. 2/I hükmünü kendi menfaati yönünde kullanması ve tazminat talep etmesinin mümkün olmadığını, zamanaşımının adi ortaklık sözleşmeleri açısından TBK m. 147/I-4 hükmü uyarınca, beş yıl olarak düzenlendiğini, 23/5/2008 tarihli sözleşmenin bir adi ortaklık sözleşmesi olduğuna göre ve sözleşmenin 22/6/2016 tarihinde sona ermiş olduğundan, zamanaşımı süresinin de 22/6/2016 günü başlamış olup; adi ortaklık açısından zamanaşımı süresi TBK m. 124//I-4 gereği beş yıl olduğunu, davacının ise, ceza koşulu talepli davayı 23/1/2024 günü ikame ettiğine göre, talebinin zamanaşımına uğradığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tarihsel gelişimi ve sözleşmesel çerçevesi incelendiğinde, başlangıçtan itibaren oldukça karmaşık, birden fazla hukuki enstrümanı aynı anda içeren ve özellikle maden ruhsatı devri, adi ortaklık ilişkisi, ceza koşulu, önsözleşme, resmi şekil ve maden hukukunun emredici normları gibi iç içe geçmiş normatif başlıkların belirleyici olduğu bir hukuki ilişkiler bütünüyle karşı karşıya olunduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, taraflar arasında kurulan sözleşmelerin içeriği, bunların hukuki niteliği, hükümlerinin geçerliliği ve özellikle maden ruhsatının devrine ilişkin beyanların bağlayıcılığı değerlendirilirken, hem Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri, hem 3213 sayılı Maden Kanunu’nun emredici düzenlemeleri dikkate alınmak zorundadır. Bu bağlamda, taraflar arasında 23.05.2008 tarihinde akdedilen sözleşme, mahiyeti itibarıyla adi ortaklık sözleşmesi niteliğindedir. Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesinde tarif edildiği üzere, adi ortaklık; iki veya daha fazla kişinin emek, sermaye veya mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşmedir. Sözleşmede “kişi unsuru” belirleyici olup, taraflar ortak amaca ulaşma yönünde karşılıklı bağlılık ve işbirliği iradesi gösterirler. Taraflar arasındaki somut sözleşmede bu iradenin açık biçimde ortaya konulduğu; mermer ocağının belirli süre boyunca ... tarafından işletileceği, elde edilen gelirin %45’inin ...’e, %55’inin ise ...’a ait olacağı, on yıllık sürenin sonunda işletmenin ve ruhsatın tekrar davacıya devredileceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, taraflar arasında kurulan hukuki ilişkinin yalnızca bir işletme sözleşmesi olmadığı; aynı zamanda mermer sahasının işletilmesi için gerekli ruhsatın Merpaş’a devredilmesi, gelir paylaşımı, ortak yönetim, temsil yetkisi ve on yıllık sürenin sonunda ruhsatın iadesi gibi hükümler nedeniyle tam anlamıyla bir adi ortaklık ilişkisi doğduğu görülmektedir. Davacının mermer sahasına ilişkin ruhsatı 03.07.2008 tarihinde ....’a devretmiş olması da, ortaklığın işletme amacına yönelik hukuki zemini oluşturmuştur. Bu nedenle davacı, hem ortak sıfatıyla hem de ortaklık adına hareket eden müdür sıfatıyla yetkilendirilmiştir.
Ancak sözleşmede yer alan ve uyuşmazlığın temel konularından birini teşkil eden 4. madde, yani sözleşme sonunda ruhsatın ...’e devredilmemesi hâlinde Merpaş’ın 1.000.000 USD tutarında ceza koşulu ödeme taahhüdü, hukuki nitelik itibarıyla bir maden ruhsatı devir vaadi içermektedir. Bu devir vaadinin, TBK m. 29 anlamında bir önsözleşme teşkil ettiği açıktır; zira taraflar, ileride maden ruhsatı devrine ilişkin asıl sözleşmeyi yapmayı karşılıklı olarak taahhüt etmektedirler. Bununla birlikte, söz konusu önsözleşmenin geçerliliği, TBK m. 29/2 gereği, asıl sözleşmenin tabi olduğu şekle tabidir. Bu noktada devreye 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 5. maddesi girmektedir. Maden Kanunu’na göre; arama ve işletme ruhsatları, buluculuk ve görünür rezerv geliştirme hakları bölünemez, yalnızca resmi şekle uygun olarak, Bakanlık onayıyla devredilebilir ve devir ancak maden siciline şerh verilmesiyle tamamlanır. Dolayısıyla, maden ruhsatına ilişkin her türlü devir veya devir vaadi, resmi memur huzurunda, kanunda öngörülen şekle uygun olarak yapılmadıkça kesin hükümsüzdür. Bu nedenle, taraflar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 23.05.2008 tarihli sözleşmenin 4. maddesi, yani 1.000.000 USD tutarındaki ceza koşulunu içeren maden ruhsatı devri taahhüdü, resmi şekle uyulmadan akdedildiği için kesin hükümsüzdür. Bir diğer ifadeyle, geçersiz bir asıl borca bağlı olarak düzenlenen ceza koşulu da TBK m. 182 gereği başlı başına hükümsüzdür. Dolayısıyla davacının ceza koşuluna dayanarak talepte bulunabilmesi hukuken mümkün değildir. Buna ek olarak, maden ruhsatının geçerlilik süresinin 22.06.2016 tarihinde dolduğu, davacının hem ortak hem de müdür sıfatıyla yetkili olmasına rağmen, süresinin uzatılması için idareye zamanında başvuru yapmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple maden ruhsatının kendiliğinden sona ermesi bizzat davacının kusurundan kaynaklanmıştır. Kendi kusuruyla ruhsatı sona erdiren davacının, hem ceza koşuluna dayanması, hem de TMK m. 2/1’de yer alan dürüstlük kuralını kendi lehine işletmesi mümkün değildir. Tüm bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında, sözleşme ilişkisi kapsamındaki adi ortaklık hükümlerinin sona erdiği, maden ruhsatının geçersizleştiği ve ruhsat devrine ilişkin taahhüdün geçersiz olduğu; dolayısıyla taraflar arasında kararlaştırılan ceza koşulunun hukuken talep edilebilir olmadığı anlaşılmakla birlikte öncelikle davalıların zamanaşımı defi'i ile ilgili olarak bir değerlendirlmenin yapılması zorunludur. Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan zamanaşımı hükümleri, sözleşmesel taleplerin hangi süre içinde ileri sürülebileceğine ilişkin temel çerçeveyi belirlemekte ve borç ilişkilerinde hukuki güvenliği sağlamaktadır. TBK m. 146 ve 147 hükümleri, sözleşme türlerine göre değişen zamanaşımı sürelerini düzenlemekte olup özellikle adi ortaklık niteliğindeki hukuki ilişkiler bakımından zamanaşımı süresinin belirlenmesi, öğretide ve uygulamada önemini koruyan bir meseledir. Adi ortaklığın sona erdiği tarihin belirlenmesi, ortakların birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri ceza koşulu, tazminat, hesap verme gibi taleplerin muacceliyeti ve dinlenebilirliği üzerinde doğrudan belirleyici etkiye sahiptir. Somut olayda adi ortaklığın ne zaman sona erdiği ve zamanaşımının hangi tarihte işlemeye başladığı ceza koşulu talebi açısından belirleyici olduğundan, meselenin TBK hükümleri ve Yargıtay yaklaşımı ışığında incelenmesi gerekmektedir. Adi ortaklık, TBK m. 620’de tanımlandığı üzere iki veya daha fazla kişinin ortak bir amaca ulaşmak üzere emek ve mallarını birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olup, sürekli borç ilişkisi doğuran yapısı gereği ortaklar arasında birbirine karşı ileri sürülebilecek talepler ancak ortaklığın sona ermesinden sonra gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle TBK m. 147/1-4 uyarınca adi ortaklık ilişkisinden kaynaklanan tüm talepler — kar payı, tasfiye payı, zarar paylaşımı, hesap verme ve ceza koşuluna dayalı talepler dahil — beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Öğretide hâkim görüş, adi ortaklık devam ettiği müddetçe ortakların birbirlerinden bir talepte bulunamayacağı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin ortaklığın sona erdiği tarihte işlemeye başlayacağı yönündedir. Bu yaklaşım, Yargıtay’ın yerleşik içtihadıyla da uyumludur. Somut olayda taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesi belirli süreli olup ortaklığın on yıl süre ile devam edeceği kararlaştırılmıştır. Ortaklığın fiilen ve hukuken sona erdiği tarih 22.06.2016’dır; çünkü ortak amaç olan mermer sahasının işletilmesine ilişkin ruhsatın yürürlük süresi bu tarihte sona ermiş ve ortaklık faaliyetinin devamı objektif olarak mümkün olmamıştır. Bu çerçevede, TBK m. 147/1-4 gereğince beş yıllık zamanaşımı süresi 22.06.2016 tarihinde işlemeye başlamış ve sürenin en geç 22.06.2021 tarihinde dolmuş olması gerekir. Ceza koşuluna ilişkin talepler de adi ortaklık ilişkisinin fer’i niteliğindeki borçlarına bağlıdır. Ceza koşulu, TBK m. 179–182 hükümleri gereğince asıl borca bağlı bir yan edim olup, asıl borç zamanaşımına uğramışsa ceza koşulu da zamanaşımına uğrar. Ayrıca ceza koşulu, borcun ihlal edildiği anda muaccel hale gelmekle birlikte zamanaşımı süresi asıl borcun bağlı olduğu hukuki ilişkinin sona ermesiyle birlikte işlemeye başlar. Dolayısıyla adi ortaklık ilişkisinden doğan ceza koşulu taleplerinin de beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu tartışmasızdır. Somut olayda ceza koşulu, maden ruhsatının sözleşmenin sonunda davacıya iade edilmemesi ihtimaline bağlanmış olup, bu hükmün muacceliyeti ortaklığın bittigi 22.06.2016 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle ceza koşulu talebine ilişkin zamanaşımı süresi de aynı tarihte işlemeye başlamıştır. Davacının ceza koşulu talebini 23.01.2024 tarihinde dava konusu yapmış olması, zamanaşımı süresinin dolmasından yaklaşık iki buçuk yıl sonra talepte bulunulduğunu göstermektedir. Dolayısıyla TBK m. 157 uyarınca, davalının zamanaşımı defi yerinde olup ceza koşulu talebinin zaman bakımından dinlenebilirliği bulunmamaktadır. Açıklanan tüm hukuki değerlendirmeler ışığında, adi ortaklık ilişkisinin 22.06.2016 tarihinde sona erdiği, TBK m. 147/1-4 gereğince beş yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihte işlemeye başladığı, sürenin 22.06.2021 tarihinde dolduğu, davacının ise 23.01.2024 tarihinde dava açmak suretiyle zamanaşımına uğramış bir talepte bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle ceza koşulu istemi zamanaşımı nedeniyle artık hukuken ileri sürülebilir nitelikte olmadığından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcı ile 615,40.-TL başvuru harcının davacıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Dosyanın adli yardımlı olması sebebiyle dava başından bu yana suç üstü ödeneğinden karşılanan 31 posta + tebligat ücreti 127,00 TL ve iki bilirkişi inceleme ücreti 44.000,00 TL olmak üzere toplam 44.127,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak hazineye İRAT KAYDINA, 5-Davalıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 1.384.675,45-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE, 6-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13 ncü fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, 7-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacıya İADESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 06/11/2025
Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."