İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/593 E. 2025/1170 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/593
- Karar No
- 2025/1170
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/593 KARAR NO : 2025/1170
DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 27/02/2024 KARAR TARİHİ : 04/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/12/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili İstanbul Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu 27/02/2024 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Davacıların davalı şirkette pay sahibi olduklarını, davalı şirket yönetim kurulunun, aynı zamanda davalı şirkette pay sahibi olan ..... (Yönetim Kurulu Başkanı %55,97 hisse), ..... (Yönetim Kurulu Üyesi %3,25 hisse), .... (Yönetim Kurulu Üyesi %9,11 hisse), ..... (%9,11 hisse) ve ..... (%4,55 hisse)'dan oluştuğunu, davacıların her birinini %4,55 hisse, ....'ün %4,34 hisse oranına sahip olduğunu, ....... Ailesi'nin ayrıca, ....... Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, ..... Giyim Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, ..... Enerji A.Ş., ....-Teks A.Ş., ..... Tarım A.Ş., ....... Teknoloji A.Ş., ..... Gayrimenkul Geliştirme ve Turizm A.Ş., ..... Nakliyat Turizm İşletmeciliği Ltd Şti, .... Enerji A.Ş. (“İlişkili Kişiler”) şirketlerinde de kontrol sahibi olduklarını, bu şirketlerden ..... Enerji A.Ş.'de, ..... Tarım Hay. Tic ve San A.Ş.'de, .... Tarım A.Ş.'de .... Enerji A.Ş.'de davacılar ile birlikte pay sahibi olmakla beraber, bu şirketleri de yönetim kurulu üyeliği ve baskın pay sahipliği ile kontrol altında tuttuklarını, anonim şirketlerin nihai amacını kar elde edip ortaklarına dağıtmak olup, bu amaca uygun kararlar almak zorunda olduğunu, ancak davalı şirket yönetim kurulu tarafından buna uygun hareket edilmediğini, davalı şirketin genel kurul toplantıları yapılmamakta veya geç yapılmakta, davacıların kardan pay alma hakkının önüne geçmek adına kar dağıtımı genel kurul gündemine bile alınmadığını, şirketin 2020, 2021 ve 2022 yılına yönelik finansal tabloları incelendiğinde, zararın çoğunun yönetim kurulu üyelerine dair harcamalar olan genel yönetim giderlerine ilişkin olduğunun görülebileceğini, davacıların kar payı hakkının önüne geçilebilmesi için, davalı şirket aracılığı ile ....... Ailesi kontrolünde olan ilişkili kişiler aracı olarak kullanılarak davalı şirketin karlarının ilişkili kişilere aktarıldığını, kazanç aktarımı yapılabilmesi için TTK'nın 395. Ve 396. maddelerinde yer alan izinlerin hukuka aykırı şekilde alınarak tescil edildiğini, davacıları yeterince bilgilendirilmeksizin ....... Ailesi ve diğer yönetim kurulu üyeleri lehine olacak şekilde fiktif faaliyet raporları ve finansal tablolar oluşturularak bu belgeler yönetim kurulunun ibrasına dayanak kılındığını, davalı şirketin zarar etmesine rağmen doğrudan yönetim kurulu menfaatine olacak şekilde davalı şirketten nakit çıkışı anlamına gelen genel yönetim giderleri 2019 yılından itibaren sürekli ve olağanüstü derece arttığını, davalı şirketin bilançoları incelendiğinde de 2019 yılında zararı olmadığını, 2020 yılında 121.635,20-TL zarar, 2021 yılında 349.261,88-TL zarar, 2022 yılında 831.030,83-TL zarar ettiğini, davalı şirketin bilinçli bir şekilde karlılıktan uzak bir şekilde konumlandırıldığını, 2019 ve 2020 yılına ait hiç net satışın olmadığını, 2021 yılında 475.158,25-TL olduğu ve 2022 yılında 38.707,99-TL Net Satış kaleminin görülebileceğini, davalı şirketin geldiği son durumda 2022 yılı genel yönetim giderlerinin, net satışların 40 katı olmasının, davalı şirket yönetim kurulunun bilerek ve isteyerek davalı şirketin karlılığını engellediğini, ancak sadece yönetim kuruluna layık gördükleri karı haksız bir şekilde örtülü kar payı dağıtımına konu ettiklerini ve davalı şirketin zararına sebep olduklarını gösterdiğini, davalı şirketin bilançolarının ve faaliyet raporlarının birbiri ile çelişkili olduğunu ve davalı şirketin durumunu şeffaflıkla yansıtmadığını, faaliyet raporları ve finansal tablolara itiraz edildiğini, bu nedenlerle kabulüne ilişkin 2 numaralı kararın iptali gerektiğini, davalı şirketi kontrolünde tutan ancak genel yönetim giderleri altındaki harcamaları kısmayarak davalı şirketin kasten zarar etmesine sebep olan, davacıların ve davalı şirketin menfaat elde etmesini engelleyen yönetim kurulu üyelerinin seçiminde de olumsuz oy kullanılarak bu muhalefetin tutanağa işlendiğini, davalı şirketin TTK'ya göre basiretle yönetilmediği, yönetim kurulu tarafından onaylanan bilanço ve faaliyet raporlarının gerçeği yansıtmadığı, olağan genel kurul toplantılarının zamanından çok sonra yapıldığı göz önüne alındığında davalı şirketin yönetim kuruluna .......'ün ... .......'ın ve ...'ın üç yıllığına seçilmesine ilişkin 4 numaralı kararın iptali gerektiğini, yönetim kurulu üyelerinin her birinin değil tümünün ibrasının oylamaya açıldığını, yönetim kurulu üyelerinin sırf ibra oylamasına katılmasının dahi ibrayı geçersiz kılacağını, kaldı ki ....... ile ....... ( .......'ün eşi) ve ....... arasındaki alt soy - üst soy ilişkileri sebebiyle birbirlerinin ibrasında da oy kullanamayacaklarını, bu nedenlerle 04.12.2023 tarihli 2020, 2021 ve 2022 Yılı Genel Kurul Toplantısında alınan 3 numaralı kararın iptali gerektiğini, davalı şirketin yönetim kuruluna TTK'nın 395 ve 396. maddelerindeki yetkinin tanınması anonim şirketin temel yapısını zedelemekle birlikte karar nisapları da yeterli olmadığını, bu sebeple 6 numaralı genel kurul kararının iptali gerektiğini, davalı şirkete yönetim kayyumu atanması, mahkeme aksi kanaatte ise denetim kayyumu atanması ve şirketle işlem yapma ve rekabet yasağının kaldırıldığına ilişkin 6 numaralı kararın yürütmesinin durdurulması gerektiğini beyan ederek; ihtiyati tedbir olarak şirkete yönetim kayyumu atanmasına, mahkeme aksi kanaate ise yönetim kurulunun her türlü iş ve işlemini denetlemek için şirkete denetim kayyumu atanmasına, ihtiyati tedbir olarak 04.12.2023 tarihli 2020, 2021 ve 2022 Yılı Genel Kurul Toplantısı'nda alınan 6 numaralı kararın yürütmesinin durdurulmasına ve yönetim kurulu üyelerinin TTK'nın 395. ve 396. Maddelerinde yer alan izinlerin yargılama süresince kaldırılmasına, 04.12.2023 tarihli 2020, 2021 ve 2022 Yılı Genel Kurul Toplantısı'nda alınan 2-3-4-6 numaralı kararların iptaline ve hükümsüzlüğünün tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekili mahkememize sunmuş olduğu 24/07/2024 havale tarihli cevap dilekçesi ile ; Genel kurul kararlarının iptali için dava açılmasının TTK m. 445 uyarınca belirli bir süreyle sınırlandırıldığını, iptal davalarının genel kurul kararının verildiği tarihten sonraki 3 aylık süreçte açılması gerektiğini, 3 ay olarak belirlenen bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğunu, TTK’nın 446. maddesinde "MADDE 446- (1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten," kişilerin genel kurul kararının iptali davası açabileceğinin düzenlendiğini, davacının kanuna uygun muhalefet şerhi kullanmaması halinde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, 09.10.2020 tarihli ve 31269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları ile Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” in 18 inci maddesinin yedinci fıkrasında yapılan değişiklikle, gerek nama gerek hamiline yazılı pay senetleri sahiplerinin vekilleri vasıtasıyla genel kurulda temsil edilebilmeleri için düzenlenecek vekâletnamenin noter onaylı olması şartı koşulduğunu, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği 09.10.2020 tarihinden itibaren imza sirküleri ek yapılarak vekâletname düzenlenmesi uygulamasına son verildiğini, 09.10.2020 tarihinden itibaren düzenlenecek vekâletnamelerin noter onaylı olması gerektiğini, davacı tarafın, dava konusu edilen genel kurula aslen değil vekaleten katılım gösterdiğini, davacıların Kanuna ve Yönetmeliğe uygun vekaletlerinin bulunmaması halinde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, TTK’nın 445. maddesi ile genel kurul kararlarının iptal sebeplerinin düzenlendiğini, buna göre ancak; kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararlarının iptali talebiyle dava açılabileceğini, genel kurul kararının iptaline neden olabilecek sınırlı sayıdaki kriterlerin somut olayda oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, A. Kanuna Aykırılık Kanuna aykırı olarak alınan genel kurul kararlarının iptali istenebilecek olsa da somut olaya bakıldığında bu şartın oluşmadığını, dava konusu edilen genel kurul kararlarında kanuna aykırılık bulunmadığını, B. Esas Sözleşme Hükümlerine Aykırılık Esas sözleşmeye aykırı olarak alınan kararlar da iptale tabi olsa da somut olayda esas sözleşmeye aykırılık şartı da oluşmadığı gibi davacı tarafça da böyle bir iddiada bulunulmadığını, C. Dürüstlük Kuralına Aykırılık İçinde bulundukları ekonomik koşullar ve darboğaz müvekkili şirketin atılımlarının önünde bir engel teşkil etse de Animalya’nın, basiretli bir tacir olarak ve ileri görüşlülüğü ile yatırımlarını büyütmeye devam ettiğini, davalı şirketin 21.02.2011 tarihinde bir anonim şirket olarak kurulduğunu, müvekkili şirketin, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği olmak üzere içinde bulunduğu hayvancılık sektöründe inovasyona, katma değerli ürüne yönelerek, her zaman tüketiciye en iyi hizmeti sunabilmeyi kendisine amaç edindiğini, davacının, kendilerine kar payı dağıtımının engellenmesi amacıyla hukuka aykırı kararlar alındığını ve "örtülü kar payı dağıtımının" mevcut olduğunu iddia ettiğini, bu iddiaları kabul etmediklerini, 2020 ve 2021 yıllarında hem ülkemizi hem dünyayı COVİD-19 salgınının esir aldığını, insanları evlerine kapanmaya iten ve alışveriş alışkanlıklarını da değiştiren bir süreç başladığını, bu süreçte yalnızca Türkiye ekonomisi değil, dünyada pek çok dev ülkenin ekonomisinin zarar gördüğünü, 2022 yılı başında ülkemizi derinden üzen Hatay başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgemizde ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde binlerce kişinin ölümüne neden olan deprem felaketi meydana geldiğini, yaşanan felaketlerin yanında ülkemizde görülen hiper enflasyon, dövizdeki artış ve buna bağlı olarak hammaddenin fiyatının artması, lojistik maliyetlerinin artmasının da ticari hayata olumsuz yansımalara sebep olan durumlardan yalnızca birkaçı olduğunu, şirketin faaliyet ve bilanço raporunda da aynen görüleceği üzere ...’nın 2020 yılını 121.635,20 TL zarar ile, 2021 yılını 349.261,88 TL zarar ile, 2022 yılını ise 831.030,83 TL zarar ile kapattığını, bu nedenle ortaklara dağıtılabilecek bir kâr olmadığını, davacı tarafın, "Genel Yönetim Giderleri" başlığı altında yönetim kurulu üyeliğini haiz pay sahiplerine örtülü olarak kazanç paylaştırıldığını iddia ettiğini, genel yönetim giderlerinin, Animalya yönetim kurulu üyelerine ait giderler olduğunun iddia edildiğini, yönetim giderlerinin yönetim kurulu üyeleri giderleri ile hiçbir alakası bulunmayıp tamamen şirketin genel gider kalemlerini oluşturduğunu, davacı tarafın, artan yönetim gideri var iken ...'nın kar dağıtmamasını mantığa uygun bulmadığı yönünde beyanda bulunduğunu, hayatın olağan akışına uygun olanın; eğer bir şirkette gider kalemleri artıyorsa bu durumu dengeleyebilmek amacıyla diğer gider kalemlerinden kısmak olduğunu, aksi durumun şirketin yok olmasına kadar gidebileceğini, Genel Yönetim Giderlerinin 2019 yılı için 11.041,83 TL olduğunu, bu giderin en büyük kalemlerini ise 4.200,00 TL mali müşavirlik hizmetleri, 3.750,00 TL kira bedelleri, 961,63 TL noter giderleri, 1.164,62 damga vergisinin oluşturduğunu, Genel Yönetim Giderlerinin 2020 yılı için 110.635,89 TL olduğunu, bu giderin en büyük kalemlerinin ise 4.620,00 TL mali müşavirlik hizmetleri, 6.370,73 TL birlik ve oda aidatları, 4.375,00 TL kira giderleri, 15.828,78 noter giderleri ve 77.074,15 TL makina ve cihazlar amortismanına ait olduğunu, Genel Yönetim Giderlerinin 2021 yılı için 477.449,60 TL olduğunu, bu giderin en büyük kalemlerinin ise 293.259,90 TL elektrik gideri, 174.000,00 kira gideri olduğunu, Genel Yönetim Giderlerinin 2022 yılı için 1.431.606,84 TL olduğunu, bu giderin en büyük kalemlerinin ise 1.388.698,18 TL elektrik giderine ilişkin olduğunu, Genel yönetim giderleri başlığı altında yönetim kurulu üyelerine kar dağıtıldığı iddiasınında davacı tarafın bilerek ve kötü niyetle davrandığını, isim benzerlikleri sebebiyle Mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını gösterdiğini, davacı tarafın dilekçesinde atıf yaptığı Kastamonu'da görülen davada da bilirkişi raporunun davacıların iddialarının gerçeği yansıtmadığını açıkça ortaya koyduğunu, davacının transfer fiyatlandırmasını sorguladığını ve bu yönde inceleme yapılmasını talep ettiğini, işbu dava konusunu oluşturan 04/12/2023 tarihli olağan genel kurul gündemi ile ilgi ve alakası bulunmamasına rağmen davacı tarafın bu konulara gereksiz atıflar yaparak Mahkeme nezdinde kafa karışıklığı yaratmaya çalıştığını, ayrıca, davacı tarafın iddia ettiği söz konusu hususların genel kurul toplantı tutanağında MUHALEFET ŞERHİNDE DAHİ YER almadığını, davacının muhalefet şerhinde yer almayan hususları dava konusu yapmaya çalıştığını, davacı tarafça, dilekçe ekinde sunulan KPMG 2022 Yılı Bağımsız Denetim Raporu konsolide finansal tablo olup, müvekkili ile ilgili olmadığını, Raporun kapak sayfasında "....... Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş. (kısaca .......) Ve Bağlı Ortaklıkları 31 Aralık 2022 Tarihi İtibariyle ve Aynı Tarihte Sona Eren Yıla Ait Konsolide Finansal Tablolar ve Bağımsız Denetçi Raporu" başlığı yer aldığını, Bağımsız denetçi raporu yalnızca .......'in değil, .......'in %80 hissesi bulunan ... Tarım Gıda Hayvancılık Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ("...") de tablolarını içerdiğini, hem ....... hem ...'ye ait rakamların tek bir raporda gösterildiğini, konsolide olarak bahsedilen Bağımsız Denetim raporunun içerisinde, ....... firmasının solo bağımsız denetimden geçmiş tabloları, ... firmasının solo denetimden geçmiş tabloları, .......'in faaliyet gösterdiği Romanya'da bulunan Şirketi (kısaca "SRL"), eliminasyon rakamları bulunduğunu, dava dilekçesinin 9. kısmında “İlişkili Kişiler” olarak bahsedilen şirketlerle Müvekkili Şirketin bir ilişkisi bulunmadığını, yukarıda açıklandığı üzere, atıf yapılan bağımsız denetim tablosunun Müvekkili Şirkete ait olmadığını, bu sebeple davacı tarafça iptali istenen finansal tablolara ilişkin 2 numaralı genel kurul hukuka uygun şekilde alınmış olup davacının aksini iddia edebilecek hiçbir ispat vasıtası bulunmadığını, dava dilekçesinde "Yönetim Kuruluna ve ilişkili şirketlere sağlanan haksız menfaatlerin açık olması nedeniyle finansal tabloların gerçeği yansıtmadığını"n iddia edildiğini, davacılar tarafından zikredilen bu ifadeler tamamen iftira niteliğinde olup bu iftiraları destekler nitelikte hiçbir ispat da sunulmadığını, davacının, ...'nın ilişkili kişilerden alacaklı göründüğünü, dava konusu ile hiç alakası bulunmayan BA/BS formlarının celbini, Konsolide Finansal Tabloları, Animalya'ın 5520 sayılı Kanun'un 13. Madde hükmüyle hazırlanan kayıt, cetvel ve sair belgelerini sorgulamakta olduğunu ve Mahkemeden bu yönde inceleme yapılmasını talep ettiğini, işbu davanın konusunu oluşturan mezkur tarihli Olağan Genel Kurul gündemi ile ilgi ve alakası bulunmamasına rağmen davacı tarafın yukarıda açıklanan konulara sürekli atıf yaparak dava konusunu genişletmeye çalışıldığını, davacının, Müvekkili Şirket'in Olağan Genel Kurul Toplantısını kendilerine kar dağıtmamak amacıyla yapılmamasının amaçlandığını ve bu sebeple .......’ün, ...’ın, ...’ın üç yıllığına seçilmesine ilişkin 4 numaralı kararın iptalini talep ve iddia ettiğini, pay sahiplerinin bilgi alma haklarını kullanarak şirket işleyişi hakkında her zaman bilgi, belge talep etme, yapılmadığı iddia edilen veyahut geç yapıldığı iddia edilen genel kurullar hakkında da yine aynı şekilde şirketi sorgulama hakkı bulunduğunu, ancak davacıların"bilgi alma haklarını" hiçbir zaman kullanmadıkları gibi müvekkil şirketten bu yönde bir taleplerinin de hiçbir zaman bulunmadığını, davacı tarafından, "Bu şirketlerden ....... Giyim genel kurul kararlarında da çok sayıda hukuka aykırılık bulunması sebebiyle tarafımızca Kastamonu ... Asliye Hukuk Mahkemesinde (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) ... E. ile iptal davası ikame edilmiştir." ifadelerine yer verildiğini, bambaşka bir şirketin genel kurul kararının iptali için açılan davanın işbu dava ile hiçbir ilişkisi bulunmadığını, davacının sürekli olarak işbu dava konusu yapılamayacak hususları gündeme getirerek Sayın Mahkemeniz nezdinde kafa karışıklığı yarattığını, halihazırda bahsedilen davada Sayın Bilirkişi heyetince rapor hazırlanarak dosyaya sunulmuş olup, iddialarını destekler nitelikte olan raporun tamamen ....... Giyim lehine olduğunu, davacının "ibrada yönetim kurulu üyelerinin yekünen oydan yoksun" olduğu ve yargı uygulamasında ve TTK'da yönetim kurulunun ibrasında hiçbir yönetim kurulu üyesinin oy kullanamayacağı iddiasında bulunduğunu, oydan yoksunluk maddesinin bu şekilde genişletilemeyeceğini, TTK m. 436/2’nın; "Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz." şeklinde olduğunu, bir başka deyişle, pay sahiplerinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları veya yönetimde imza yetkisine sahip olmaları halinde, yönetim kurulunun kendi ibralarında oy kullanamayacağının hüküm altına alındığını, madde hükmü gayet açık olup, davacının iddia ettiği gibi genişletilmesinin mümkün olmadığını, 04/12/2023 tarihinde yapılan genel kurulda yönetim kurulu üyelerinin, kendi ibralarında hiçbir şekilde oy kullanmadığını, genel kurul toplantı tutanağında yazılı olumlu olumsuz pay oranlarında, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarında oy kullanmadığının açık olduğunu, toplantı ve karar nisabı yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesine yeterli olup tüm kararların usul ve yasaya uygun olarak alındığını, yönetim kurulu üyelerinin de usul ve yasaya uygun olarak ibra edildiğini, bu nedenle davacının (3) numaralı kararın iptali gerektiğine ilişkin iddialarının dikkate alınmaması gerektiğini, davacı (4) numaralı ibra kararının da iptal edilmesi gerektiğini iddia etse de (4) numaralı genel kurul kararı yeni yönetim kurulu seçimine ilişkin olup, ibra kararı olmadığını, Yönetim kurulu seçimi usul ve yasaya uygun olarak yapılmış olup yönetim kurulunun kanuna uygun nisaplarla seçildiğini, davacının, "davalı şirketin yönetim kuruluna TTK'nın 395 ve 396. Maddelerindeki yetkinin tanınması anonim şirketin temel yapısını zedelemekle birlikte karar nisapları da yeterli değildir, bu sebeple 6 numaralı genel kurul kararının iptali gerekmektedir." şeklindeki iddialarının da kabulünün mümkün olmadığını, yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 395/1 uyarınca şirketin ticari faaliyetlerine giren herhangi bir işlemi, kendi adına veya başkasının hesabına şirket ile yapmasının yasak olduğunu, TTK’nın 396. maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri için rekabet yasağı düzenlendiğini, bu yasağın amacının, şirketin yönetim ve işleyişinde söz sahibi olan kişilerin, bulundukları pozisyonu kötüye kullanarak şirkete zarar verebilecek eylem ve faaliyetlerde bulunmalarının engellenmek istenmesi olduğunu, Oy Hakkından Yoksun Yönetim Kurulu Üyesi, İbra Oylamasında Temsilci Sıfatı İle Oy Kullanabilir mi konusuna ilişkin olarak ise yönetim kurulu üyelerinin ibra kararı sırasında oy kullanmalarını yasaklayan TTK 436/2 hükmünde, yönetim kurulu üyelerinin sadece kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanmalarının yasaklandığını, bu düzenlemenin zıt anlamından ise yönetim kurulu üyelerinin başkalarına ait paylardan kaynaklanan oy haklarını temsilen (vekaleten) kullanmalarının mümkün olduğunun anlaşıldığını, Anonim şirket esas sözleşmesinde aksi bir hüküm yoksa, ibra kararının alınacağı genel kurulun, TTK'nın 418. maddesi uyarınca sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanacak olup, bu nisabın toplantı süresince korunmasının şart olduğunu, ibra kararı için kanunlarda özel bir nisap öngörülmediği için esas sözleşmede daha ağır bir nisap düzenlenmedikçe, sermayenin en az dörtte birini karşılayan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplandığı genel kurulda oyların çoğunluğu ile alınabileceğini, Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları İle Bu Toplantılarda Bulunacak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Temsilcileri Hakkında Yönetmeliğin m. 19/4 hükmünde de ortaklık yönetim kurulu üyelerinin, ibra edilmelerine ilişkin kararlarda yönetim kurulu üyesi olmayan diğer pay sahiplerinin oy haklarını temsilen kullanabileceğini, yönetim kurulu üyelerine ilişkin TTK 395 ve 396. madde yetkilerinin tanınması konusunda alınan kararda da toplantı ve karar nisaplarının hukuka uygun olduğunu, davacı tarafça, müvekkili Şirkete HMK 389 ve TTK 449 maddesi uyarınca yönetim kayyumu atanması talep edildiğini, söz konusu taleplerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, TTK 449. maddesine göre anonim şirketlere yönetim kayyumu atanmasına ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut olmadığını, yerleşik emsal içtihat ve uygulamalara bakıldığında ise yönetim kayyımı atanabilmesi için yönetim kurulunun işlevini yitirmiş ve organ eksikliği halinin olması gerektiğini, bunun dışındaki herhangi bir nedene dayanarak kayyım atanmasının hukuken mümkün olmadığını, neticede; davacı tarafın, usul ve yasaya aykırı ihtiyati tedbir olarak şirkete yönetim kayyumu atanması talebinin REDDİNE, davacı tarafın yönetim kurulunun her türlü iş ve işlemini denetlemek için Şirkete denetim kayyumu atanması talebinin reddine, davacı tarafın, 04.12.2023 tarihli genel kurulda alınan 6 numaralı kararın yürütmesinin durdurulması talebi ile TTK 395 ve 396. Maddelerinde yer alan izinlerin kaldırılmasına yönelik taleplerin reddine, davacı tarafça sunulan her türlü ihtiyati tedbir ve yürütmenin durdurulması talebinin reddine, usul ve yasaya aykırı olarak ikame edilen 04/12/2023 tarihli 2020,2021,2022 yılları genel kurul toplantısında alınan 2-3-4-6 numaralı kararların iptaline ve hükümsüzlük tespitine yönelik ikame edilen işbu davanın reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekaletin davacı yana tahmiline, karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, davalı şirketin 04/12/2023 tarihli genel kurulunda gündemin 2,3,4 ve 6.maddeleri ile alınan kararların butlanın tespiti, olmadığı taktirde iptali istemine ilişkindir. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişiler Prof. Dr. ... ve ... tarafından düzenlenen 12/06/2025 havale tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Somut uyuşmazlıkta dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların yokluk veya butlanla sakat olduklarına dair bir iddiaya rastlanılmadığı gibi dosya kapsamında da dava konusu genel kurul kararlarının yok veya batıl sayılmalarına yol açacak bir sakatlığa rastlanılmadığı, İptal talebi bakımından; Davacılar’ın aktif husumet ehliyetini haiz oldukları, huzurdaki davanın üç aylık hak düşürücü süre içerisinde ikame edildiği, dava şartının mevcut olduğu, iptali talep (2) nolu kararın 2022 yılı faaliyet raporu yönünden kısmen iptal edilebilir nitelikte olduğu, Oydan yoksun paylar toplantı yeter sayısında dikkate alınıp, karar yeter sayısında göz ardı edilecek olması hususu da göz önünde bulundurulduğunda, alınan ibra kararının TTK m. 418/1 uyarınca geçerli olduğu, yönetim kurulu üyelerinin seçimi genel kurulun devredilemez yetkilerinden olup (4) nolu kararda kanuna veya esas sözleşmeye aykırılığa rastlanılmadığı, TTK m. 436/1 hükmüne aykırı kullanılan oyların hesaptan düşülmesi neticesinde (6) nolu genel kurul kararının neticesinin değişmediği ve bu durumda hükümsüz kılınmasının mümkün olmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilirkişiler Prof. Dr. ... ve ... tarafından düzenlenen 27/10/2025 havale tarihli bilirkişi ek raporunda özetle ; Davacı vekilinin itirazları bakımından; Kök rapordaki ibra kararı ile ilgili hesaplamamızı “ .......’e ait 111.940, ...’a ait 18.220 ve ... (.......) ...’a ait 6.500 adet payın oydan yoksun olduğu ve toplamda 136.660 adet payın oydan yoksun olduğu; 63.340 geçerli oyun hesaba katıldığı ibra oylamasında 36.010 payın kabul oyu ve 27.330 payın ret oyu verdiği” şeklinde revize ettiklerini, ancak işbu hesap hatasının sonucu değiştirmediği ve varılan hukuki sonuçları yinelediklerini, ilgili ibra kararının TTK m. 418/1 uyarınca geçerli olduğu kanaatlerini tekrarladıklarını, somut uyuşmazlıkta yeterli nisap sağlanamadığı için Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin içtihatları doğrultusunda uyuşmazlığa konu (6) nolu genel kurul kararının yok hükmünde olacağı, dolayısıyla yalnızca (6) nolu genel kurul kararı bakımından kök raporda vardıkları sonuç ve kanaatten döndüklerini, Davalı vekilinin itirazları bakımından; Kök raporda vardıkları kanaatten dönmelerini gerektirecek bir bilgi/belgeye rastlanmadığı yönünde görüş ve beyan bildirmişlerdir. Bilindiği üzere, anonim ortaklıklarda genel kurul kararlarının hukuka aykırı biçimde alınması durumunda üç temel yaptırım türü gündeme gelir: yokluk, butlan ve iptal edilebilirlik. Bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında eksiklik varsa, işlem varlık kazanamaz ve yok hükmünde sayılır; bir başka ifadeyle, söz konusu işlem hukuk aleminde hiçbir zaman oluşmamıştır (Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medeni Hukuk, İstanbul 2015, s. 216; İsmail Kırca (Feyzan Hayal Şehirali Çelik/Çağlar Manavgat), Anonim Şirketler Hukuku, C. 2/2, “Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü”, Ankara 2017, s. 4). Genel kurul kararları hukuki işlem niteliği taşır ve bu bağlamda aranan irade beyanı, şirketin (ortaklığın) kolektif iradesidir (Erdoğan Moroğlu, Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2020, s. 11; Ömer Korkut, Anonim Şirketlerde Genel Kurul Kararlarının Butlanı, Adana 2012, s. 4). Anonim şirket bir tüzel kişi olduğundan, geçerli bir irade beyanından söz edebilmek için belirli koşulların varlığı gerekir. Genel kurul kararları özelinde bu koşullar “genel kurulun usulünce oluşumu” ve “kararın alınması”dır (Moroğlu, s. 77). Geçerli bir genel kuruldan söz edilebilmesi için, çağrının yetkili organ veya kişi tarafından yapılması, çağrıda zorunlu unsurların yer alması, çağrının tüm pay sahiplerine yöneltilmesi ve toplantının kanun/esas sözleşmedeki nisaplara uygun şekilde icra edilmesi gerekir (Moroğlu, s. 80 vd.; Korkut, s. 5 vd.). Toplantı usulüne uygun yapıldıktan sonra kararın yeterli olumlu oy ile alınması gerekir. Bu unsurlardan herhangi birinin bulunmadığı toplantılarda verilen kararların yoklukla malul olduğu kabul edilir. Kurucu unsurları tamam olduğu için mevcut kabul edilen bir hukuki işlemin, konu, içerik veya şekil yönünden kamu düzenini ilgilendirecek ölçüde kanuna aykırı olması halinde ise işlem batıl (kesin hükümsüz) sayılır (Oğuzman/Barlas, s. 218-219; Rona Serozan, Medeni Hukuk Genel Bölüm–Kişiler Hukuku, İstanbul 2011, s. 353). Genel kurul kararlarının butlanı, TTK m. 447’de düzenlenmiştir. İlgili maddeye göre: (i) pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan doğan vazgeçilemez haklarını ortadan kaldıran veya sınırlayan; (ii) pay sahibinin bilgi alma, inceleme, denetleme haklarını kanunda izin verilen sınırların ötesinde kısıtlayan; (iii) anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı kararlar batıldır. TTK m. 447’deki butlan nedenleri, metindeki “özellikle” ibaresinin de gösterdiği üzere sınırlı sayıda değildir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2015, s. 398, N. 15-11; Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 13; Korkut, s. 63). Dolayısıyla, madde dışında kalan nedenlerle de butlan söz konusu olabilir. Bu kapsamda TTK’nın başka hükümlerine aykırılıklar butlana yol açabileceği gibi, TBK m. 27 uyarınca da genel kurul kararının butlanı ileri sürülebilir (Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 53; İsviçre hukuku için bkz. Peter Böckli, Schweizer Aktienrecht, Zürich 2009, §16, N 176). Örneğin kararın ahlaka aykırı bir konuyu içermesi halinde TBK m. 27 gereği batıl sayılabilecektir (Korkut, s. 63 vd.; Rauf Karasu, “TTK Tasarısına Göre Anonim Şirketlerde Genel Kurul Kararlarının Butlanı”, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C. 1, Ankara 2010, s. 1249 vd.). Yokluk halinde, karar hukuken hiç doğmadığından açılacak dava tespit davasıdır (Moroğlu, s. 148; Bahtiyar, s. 196). Butlan durumunda da karar var olmakla birlikte geçerlilik kazanmadığından açılacak dava yine tespit davası niteliğindedir (Moroğlu, s. 180; Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 271-272; Karasu, s. 1255). Yokluk veya butlanda tespit davası açabilmek için genel kurula katılım, muhalefet şerhi veya pay sahipliği şartı aranmaz; menfaati olan herkes bu davayı açabilir (Moroğlu, s. 148-180; Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 272-273). Ayrıca tespit davasına ilişkin süre sınırlaması yoktur (Moroğlu, s. 148-178; Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 274). Yargıtay da bu doğrultuda kararlar vermiştir (11. HD, 15.06.2015, 3013/8295; 31.03.2014, 3498/6240; 25.09.2018, 2017-463/5685; 10.06.2015, 2468/8040). Somut olayda, dava konusu genel kurul kararlarına ilişkin yokluk veya butlan iddiası ileri sürülmediği gibi, dosyada da bu yönde bir sakatlık bulunduğunu gösterir veri yer almamaktadır. TTK m. 445 uyarınca, TTK m. 446’da sayılan kişiler, kanuna, esas sözleşmeye ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararlarına karşı, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilir. TTK m. 446 davacı olabilecekleri üç grup olarak sayar: pay sahipleri, yönetim kurulu, ve kararların uygulanması kişisel sorumluluğuna yol açacaksa yönetim kurulu üyelerinin her biri (TTK m. 446/1-a, b, c, d). Pay sahibinin iptal davası açabilmesi için belirli bir pay oranı aranmaz; tek pay sahibi dahi bu hakkı kullanabilir (Moroğlu, s. 260; Ali Haydar Yıldırım, “Anonim Ortaklık Genel Kurul Kararları Aleyhine Toplantıda Hazır Bulunan Pay Sahibinin İptal Davası Açmasının Şartları…”, İnönü ÜHF Dergisi, C.7, S.2, 2016, s. 386). Eldeki dosyada, dilekçelerden Davacı’nın pay sahibi olduğu tartışmasızdır; bu nedenle aktif husumet şartı gerçekleşmiştir. İptal davası karar tarihinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır; bu süre hak düşürücü niteliktedir (Moroğlu, s. 295; Kırca (Şehirali Çelik/Manavgat), C. 2/2, s. 214). Süre, kararın alındığı gün başlar ve üçüncü ayın aynı gününün sonunda dolar (aynı yerler). Somut olayda, kararlar 04/12/2023’te alınmış, dava 27/02/2024’te açılmıştır; dolayısıyla süre içinde başvuru yapılmıştır. Genel kurula katılan pay sahibinin iptal davası açabilmesi için olumsuz oy kullanması ve muhalefet şerhini tutanağa geçirtmesi gerekir. Doktrinde ağırlıklı görüş ve yargı kararları bu iki koşulu dava şartı saymaktadır. Nitekim Yargıtay 11. HD, E. 2018/2156, K. 2019/4580, T. 19.06.2019 sayılı kararında, TTK m. 446 gereğince muhalefet ve zapta geçirmenin dava şartı olduğunu vurgulamıştır. Eldeki dosyada 04/12/2023 tarihli tutanaktan Davacıların olumsuz oy kullandığı ve muhalefetini işlettirdiği anlaşılmaktadır; bu nedenle dava şartı mevcuttur. (2) No’lu Kararın İptal Edilebilirliği 16.11.2023 tarih ve ... sayılı TTSG’de yayımlanan ilandan, (2) numaralı gündem maddesinin; “2020, 2021 ve 2022 yıllarına ilişkin faaliyet raporlarının sunulması, bilançolar ile gelir tablolarının incelenmesi ve onaylanması hususunda müzakere ve karar” konusuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar vekili, davalı şirkete ait bilançolar ile faaliyet raporlarının birbirleriyle çelişkili olduğunu, şirketin gerçek durumunu TTK’da öngörülen dürüst resim ilkesine uygun, şeffaf ve açık biçimde yansıtmadığını; söz konusu faaliyet raporları ile finansal tabloların, davalı şirketin finansal pozisyonunu tüm açıklığıyla ortaya koymadığını, aralarında tutarsızlıklar bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu sebeple, finansal tabloların kabulüne ilişkin (2) numaralı genel kurul kararının iptal edilmesi gerektiğini iddia etmektedir. TTK m. 514 uyarınca yönetim kurulu; finansal tabloları, bunların eklerini ve yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, bilanço gününü takip eden hesap döneminin ilk üç ayı içinde hazırlamak ve genel kurulun onayına sunmakla yükümlüdür. Yıllık faaliyet raporu; yönetim kurulu tarafından kaleme alınan, her olağan genel kurul toplantısında geride bırakılan faaliyet yılına ilişkin olarak pay sahiplerine ve gerektiğinde kamunun aydınlatılmasına yönelik araçlar vasıtasıyla menfaat sahiplerine açıklanan, finansal raporları tamamlayan ve hem nesnel anlamda rakamsal verileri ve olguları, hem de öznel anlamda yönetim kurulunun değerlendirmelerini ve geleceğe dönük öngörülerini içeren bir durum raporu niteliğindedir (Musa Armağan Adal, Anonim Şirketlerde Yıllık Faaliyet Raporu, Galatasaray Üniversitesi SBE, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mart 2018, s. 8). TTK m. 516/1 hükmü uyarınca yıllık faaliyet raporu, şirketin ilgili yıla ait faaliyetlerinin akışını ve her yönüyle finansal durumunu doğru, eksiksiz, dolambaçsız, gerçeğe uygun ve dürüst bir biçimde yansıtmalıdır. Söz konusu raporun hazırlanması, TTK m. 375/9 gereğince yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Her ne kadar TTK m. 516/2’de yıllık faaliyet raporunda bulunması gereken temel unsurlara çerçeve halinde yer verilmişse de, bu raporun zorunlu asgari içeriği ayrıntılı biçimde “Şirketlerin Yıllık Faaliyet Raporunun Asgari İçeriğinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik”te (“Faaliyet Raporu Yönetmeliği”) düzenlenmiştir (TTK m. 516/3). Diğer yandan, TTK m. 409/1 hükmü uyarınca olağan genel kurul toplantısının gündem maddeleri arasında finansal tablolara ilişkin müzakerelerin yapılması ve bu tablolar hakkında karar alınması zorunluğu düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulda finansal tablolar okunacak, tartışılacak ve sonuçta bu tabloların tasdik edilip edilmeyeceği konusunda oylama yapılacaktır (GK Toplantı Yönetmeliği m. 13/1-(ç)). Anonim şirketlerin finansal tabloları, Türkiye Muhasebe Standartları’na uygun biçimde, şirketin malvarlığını, borç ve yükümlülüklerini, öz kaynaklarını ve faaliyet sonuçlarını tam, anlaşılabilir, karşılaştırılabilir, ihtiyaçlara ve işletmenin niteliğine uygun, şeffaf ve güvenilir şekilde; gerçeği dürüst, aynen ve aslına sadık surette yansıtacak biçimde hazırlanmalıdır (TTK m. 51; ayrıca bkz. Raziye Aksu Özkan, Finansal Tabloların Tutulması ve Hukuksal Sonuçları, Akdeniz Üniversitesi SBE, Yayımlanmış Doktora Tezi, Antalya 2019, s. 59 vd.). Mali bilirkişi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davalı şirkete ait 2020, 2021 ve 2022 hesap dönemlerine ilişkin yıl sonu mizanları ile bilanço ve gelir tabloları karşılaştırıldığında, kayıtlar itibarıyla detay mizanlarla mali tabloların birbiriyle uyumlu olduğu, başka bir ifadeyle, davalı şirkete ait mali tabloların ticari defterlerde yer alan muhasebe kayıtlarını doğru biçimde yansıttığı tespit edilmiştir. Yine genel kurula konu edilen üç yıllık döneme ilişkin gider kalemleri incelendiğinde, yönetim kurulu üyelerinin şahsi harcamaları kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte bir genel gider kalemine rastlanmadığı anlaşılmıştır. Buna karşılık, davalı şirkete ait faaliyet raporları incelendiğinde; raporların üçüncü sayfasında sehven, dava dışı başka bir şirkete ait bilgilere de yer verildiği, ayrıca 2022 yılı faaliyet raporunda biyogaz tesisinin yenilenmesi ve modernizasyonu amacıyla gerçekleştirilen yatırımlardan bahsedilmediği mali bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Bu tespitler ışığında, davalı şirket genel kurulunda alınan bilançolar ile gelir tablolarının incelenmesi ve onaylanmasına ilişkin karar yönünden, finansal tablolar bakımından kanuna aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki şirketin 2022 yılına ait faaliyet raporunda, TTK m. 516/1’de öngörülen “doğru, eksiksiz ve dürüst resim” ilkesine aykırılık teşkil edebilecek mahiyette eksiklikler bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, iptali talep edilen (2) numaralı kararın, 2022 yılı faaliyet raporu bakımından kısmen iptal edilebilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. (3) No’lu Kararın İptal Edilebilirliği 16.11.2023 tarih ve ... sayılı TTSG’de yayımlanan ilandan, (3) numaralı gündem maddesinin; “2020, 2021 ve 2022 yılları faaliyetlerinden dolayı yönetim kurulu üyelerinin aklanması (ibrası) hususunda müzakere ve karar”a ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı vekili; (3) numaralı ibra kararının, yönetim kurulu üyelerinin kendi ibralarına ilişkin oylamaya katılmaları sebebiyle geçersiz olduğunu, hazırun cetveli ve toplantı tutanağından da görüleceği üzere yönetim kurulu üyelerinin tamamının hem kendi ibraları hem de diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrası konusunda oy kullandıklarını, bu nedenle ibraya ilişkin genel kurul kararının geçerliliğinden söz edilemeyeceğini ileri sürmektedir. Ayrıca, yönetim kurulu üyeleri ile alt-üstsoy veya eş konumunda bulunan ve bu sebeple oydan yoksun sayılması gereken kişilerin oylarının da geçersiz sayılması gerektiğini, bu oylar dikkate alınmadığında ibra için gerekli karar nisabının oluşmadığını, yönetim kurulu üyelerinin sırf ibra oylamasına katılmasının dahi ibra kararını sakatlayacağını, ....... ile eşi ....... ve ....... arasındaki alt soy-üst soy ilişkileri nedeniyle birbirlerinin ibrasında oy kullanamayacaklarını, bu nedenlerle ibra kararının geçersiz olduğunu ve (3) numaralı kararın iptal edilmesi gerektiğini iddia etmektedir. İbra müessesesi,bilindiği üzere, anonim ortaklığın genel kurulunda belirli bir döneme ilişkin yönetim ve denetim faaliyetlerinin onaylanması anlamına gelen; bu suretle, genel kurulda ortaya konulan faaliyetlere dayanarak yönetim kurulu üyelerine, yöneticilere ve denetçilere karşı sorumluluk davası açılmayacağını tek taraflı irade beyanıyla ortaya koyan, yenilik doğurucu nitelikte bir hukuki işlemdir (Zühtü Aytaç, Anonim Ortaklıklarda İbra, Ankara 1982, s. 45; Ersin Çamoğlu, Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 2010, s. 225-226; Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, C. VII, Ankara 2018, s. 2675; Mehmet Helvacı, Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 2001, s. 137 vd.). İbra kararı genel kurul tarafından açıkça alınabileceği gibi (açık ibra), gündemde ayrıca belirtilmemiş olsa dahi, TTK m. 424 gereğince bilançonun onaylanması da zımnen ibra sonucunu doğurabilir (zımni ibra). Somut olayda açık ibra söz konusudur. Öncelikle belirtmek gerekir ki, doktrinde ve uygulamada benimsenen görüşe göre; yönetimde görev almış kişilerin sadece kendi ibralarına ilişkin oylamalarda değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin oylamalarda da oy kullanamayacakları kabul edilmektedir (TTK m. 436/2; ayrıca bkz. Zühtü Aytaç, a.g.e., s. 123; Mehmet Helvacı, a.g.e., s. 140; Necla Akdağ Güney, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016, s. 440). İbraya ilişkin bu oydan yoksunluk hali, sadece pay sahipleri için değil, pay sahibini temsilen genel kurulda oy kullanacak vekiller için de geçerlidir (Çamoğlu, s. 232; Mustafa Çeker, Anonim Ortaklıkta Oy Hakkı ve Kullanılması, Ankara 2000, s. 208). Oydan yoksun sayılan paylar, toplantı nisabı hesaplanırken dikkate alınmakla birlikte, karar nisabı bakımından hesaba katılmaz (Gizlem Turan, Anonim Şirketler Hukukunda İbra, İstanbul 2023, s. 240). Buna karşılık, ibra oylamasında oydan yoksun paylara ait oy haklarının kullanılması hâlinde uygulanacak yaptırım konusunda öğretide iki farklı yaklaşım bulunmaktadır. Baskın görüşe göre; TTK m. 446/1-b uyarınca, oydan yoksun payların kullanılması karar sonucuna etki ediyorsa, ilgili genel kurul kararı iptal edilebilir nitelikte olacaktır (Reha Poroy/Ünal Tekinalp/Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku, 11. Bası, İstanbul 2019, s. 43, N. 993; Bahtiyar, s. 256; Akdağ Güney, s. 441; İsmail Kırca, Anonim Şirket Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2022, s. 162, N. 264; Turan, s. 263, dn. 435). Diğer görüş ise, 6102 sayılı TTK döneminde Yargıtay tarafından oluşturulan istikrarlı içtihat doğrultusunda, oydan yoksun paylar karar nisabı hesabından çıkarıldığında geriye kalan oyların ibra kararını almaya yetmemesi hâlinde, bu kararın yoklukla malul sayılması gerektiği yönündedir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, C. I, s. 460, N. 614c). Buna karşın, oydan yoksun paylar hesaplamadan düşüldüğünde kararın sonucu değişmiyorsa, kararın geçerliliği bakımından bir sakatlıktan söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre,oydan yoksun pay sahiplerinin oy kullanmış olmaları, tek başına ibra kararını kesin olarak geçersiz kılan bir unsur değildir. Öncelikle oydan yoksun paylar toplantı nisabında sayılıp karar nisabında dışarıda bırakılarak yeniden hesap yapılmalı; bu hesap sonucunda ibra yönünden aranan çoğunluğun sağlanıp sağlanmadığı tespit edilmelidir. Dava konusu genel kurul toplantı tutanağı incelendiğinde; “Gündemin üçüncü maddesinin müzakere ve oylaması sonunda, 2020, 2021 ve 2022 yılları çalışmalarından dolayı, Yönetim Kurulu Üyelerinin ibra edilmelerine, ibrayı oylamaya yetkili ortakların 172.670 payın kabul oyu vermesiyle oyçokluğu ile kabul edilmiştir. Vekâleten temsil edilen 27.330 pay sahibine ilişkin ..,.. ve ... vekili Av. ...’in olumsuz oyuyla muhalefet şerhi verilmiştir.”şeklindeki ifadelerin yer aldığı anlaşılmaktadır. Karar metninden hangi pay sahiplerinin olumlu, hangilerinin olumsuz oy kullandığı tek tek anlaşılmamakla birlikte, muhalefet şerhi ve hazırun cetveli birlikte değerlendirildiğinde; ..,..,...’a ait toplam 27.330 payın ibra aleyhine, diğer tüm pay sahiplerine ait 172.670 payın ise ibra lehine oy kullandığı, böylece toplantıya katılan tüm pay sahiplerine oy kullandırıldığı ortaya çıkmaktadır. TTSG’nin 19.11.2020 tarih ve ... sayılı nüshasında yayımlanan ilanda; söz konusu anonim şirkette, 13.11.2020 tarih ve (2) numaralı yönetim kurulu kararıyla ortaklardan ......., ... ve ...’ın yönetim kurulu üyeliklerine seçildikleri anlaşılmaktadır. ......., .. ve .. (.......) Solmaz, yönetim kurulu üyesi olmaları sebebiyle yalnız kendi ibralarına ilişkin oylamalarda değil, diğer yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin oylamalarda da oydan yoksundurlar. Bununla birlikte, anılan kişilerin ibra oylamasına katılmış olmaları, tek başına ibra kararını hükümsüz kılmamakta; bu kişilere ait oyların, yukarıda açıklanan ilke gereğince karar nisabı hesabından düşülmesi suretiyle sonuca gidilmesini gerektirmektedir. Hesaplama yapıldığında; .......’e ait 111.940 payın, ...’a ait 18.220 payın ve ... (.......) ...’a ait 6.500 payın ibra lehine kullanıldığı, toplamda 139.960 payın oydan yoksun olduğu görülmektedir. Bu oylar karar nisabı hesabından çıkarıldığında, ibra oylamasında 36.010 payın kabul, 27.330 payın ise ret yönünde oy kullandığı ortaya çıkmaktadır. Oydan yoksun payların toplantı nisabında dikkate alınıp karar nisabında göz ardı edilmesi gerektiği hususu da gözetildiğinde, oylama neticesinde TTK m. 418/1 uyarınca ibra için aranan çoğunluğun sağlandığı ve alınan ibra kararının geçerli olduğu sonucuna varıldığından davacılar vekilinin ilgili maddenin iptaline ilişkin talebinin reddine karar verilmelidir. (4) No’lu Kararın İptal Edilebilirliği 16.11.2023 tarih ve ... sayılı TTSG’de yayımlanan ilandan; (4) numaralı gündem maddesinin, “Şirket yönetim kuruluna üye seçimi ve görev süreleri hususunda müzakere ve karar” konusuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili; davalı şirketin TTK’ya uygun biçimde basiretli bir yönetim anlayışıyla idare edilmediğini, yönetim kurulu tarafından onaylanan bilanço ve faaliyet raporlarının şirketin gerçek durumunu yansıtmadığını, olağan genel kurul toplantılarının kanunda öngörülen sürelerden önemli ölçüde sonra yapıldığını ileri sürerek, bu hususlar dikkate alındığında davalı şirket yönetim kuruluna ......., ....... ve ...’ın üç yıl süreyle seçilmesine ilişkin (4) numaralı kararın iptal edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Ne var ki, yönetim kurulu üyelerinin seçimi TTK uyarınca genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer almakta olup, somut olayda (4) numaralı kararda TTK hükümlerine veya esas sözleşme hükümlerine açık bir aykırılık tespit edilememiştir. Davacı vekilinin, “Davalı şirketin TTK’ya göre basiretle yönetilmediği, olağan genel kurul toplantılarının zamanından çok sonra yapıldığı” yönündeki iddiaları ise, mevcut davanın konusunu oluşturan genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü meselesinin dışındadır. Bu tür iddialar, ancak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna yönelik ayrı bir sorumluluk davası (TTK m. 553 vd.) çerçevesinde ileri sürülebilecek niteliktedir. Bu nedenle davacılar vekilinin (4) numaralı kararın iptaline ilişkin talebinin reddine karar verilmelidir. (6) No’lu Kararın İptal Edilebilirliği
16.11.2023 tarih ve ... sayılı TTSG’de yayımlanan ilandan; (6) numaralı gündem maddesinin “Yönetim kurulu üyelerine TTK m. 395 ve 396 hükümlerinde anılan yetkilerin verilmesi hususunda müzakere ve karar”dan ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde davacı vekili; yönetim kurulu üyelerine yeknesak şekilde TTK’nın 395 ve 396. maddelerinde düzenlenen yetkilerin tanınmasının, söz konusu yönetim kurulu üyelerinin şahsi işleri ve davalı şirket dışındaki menfaatleriyle ilgili işlemleri de kapsadığını; bu sebeple TTK m. 436/1 uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin kendilerine bu yönde izin verilmesine ilişkin oylamalarda oy kullanamayacaklarını, bunların alt-üstsoyları ve hâkimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasında kişisel nitelikteki işlemlere ilişkin oylamalarda da oydan yoksun olduklarını ileri sürmüştür. Davacı vekili, TTK m. 395 ve 396’da öngörülen yasaklara bağlı oydan yoksunluk hallerinin göz ardı edildiğini, (6) numaralı karar kapsamında oydan yoksun kişilerin oy kullanması nedeniyle kararın iptal edilmesi gerektiğini, ayrıca kararın toplu (yekün) şekilde alındığından, hangi ortağın hangi yönetim kurulu üyesine ilişkin olumlu oy kullandığının belirlenemediğini; ....... ile ....... ve ....... arasındaki alt soy-üst soy ilişkisi sebebiyle bu kişilerin birbirleri bakımından da oydan yoksun durumda olduklarını, yönetim kurulu üyelerinin bizzat veya kontrol ettikleri şirketler –özellikle ....... ve ......’ın hâkim olduğu ilişkili şirketler– ile işlem yapılmasına imkân tanıyan (6) numaralı kararın geçerli karar nisaplarıyla alınmadığını iddia etmektedir. Bilindiği üzere, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapma yasağı TTK m. 395’te düzenlenmiştir. Buna göre “Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz.” Kanun metninden de açıkça görüldüğü üzere, yönetim kurulu üyelerinin şirketle işlem yapabilmeleri için genel kuruldan izin alınması şarttır. Kanun koyucunun amacı, yönetim kurulu üyelerinin sahip oldukları yönetim ve temsil yetkilerini şirket aleyhine ve kendi lehlerine olacak şekilde kötüye kullanmalarının önüne geçmek, böylece şirket menfaatlerini korumaktır (İsmail Kırca/Feyzan Şehirali Çelik/Çağlar Manavgat, Anonim Şirketler Hukuku, C. I, Ankara 2013, s. 665). Kanunda izin bakımından herhangi bir sınırlama öngörülmediğinden, genel kurul tarafından tekil bir işlem için izin verilebileceği gibi genel nitelikli bir izin de tanınabilir (Kırca/Şehirali Çelik/Manavgat, C. I, s. 666). Genel kurulda bu yönde yapılacak oylamalarda, hakkında izin talep edilen yönetim kurulu üyelerinin ve TTK m. 436/1’de sayılan yakınlarının oy kullanması mümkün değildir. Buna karşılık, yönetim kurulu üyeleri, diğer yönetim kurulu üyeleri için yapılacak oylamalara katılabilmekte, bu oylamalarda oy kullanabilmektedir (Kırca/Şehirali Çelik/Manavgat, C. 1, s. 695; Akdağ Güney, s. 230, dpn. 594; ayrıca bkz. Yargıtay 11. HD, 19.12.2019 T., 2018/1327 E., 2019/8307 K.; 11. HD, 14.03.2011 T., 2009/10138 E., 2011/2606 K.; 11. HD, 27.11.2014 T., 2013/17998 E., 2014/18520 K.). TTK m. 396 ise, yönetim kurulu üyelerinin rekabet yasağını düzenlemektedir. Buna göre, “Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez.” Dolayısıyla, yönetim kurulu üyelerinin şirketle rekabet edebilecek mahiyette bir faaliyette bulunabilmeleri, genel kurulun açık iznine bağlıdır. Somut olayda, genel kurulun 4. gündem maddesi uyarınca ......., ....... ve ... yönetim kurulu üyeliğine seçilmişlerdir. 6. madde kapsamında verilen izinler de esasen bu kişilerle ilgilidir. Anılan 6. maddeye ilişkin oylamada tüm pay sahiplerinin oy kullandığı, TTK m. 436/1’de düzenlenen oydan yoksunluk hükümlerinin göz önünde bulundurulmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda ibra kararına ilişkin bölümde de açıklandığı üzere, oydan yoksun pay sahiplerinin oy kullanması, tek başına alınan kararı hükümsüz hale getirmemektedir. Önce oydan yoksun paylar karar nisabı hesabından çıkarılmalı, toplantı ve karar nisapları buna göre yeniden hesaplanmalı ve elde edilen sonuca göre genel kurul kararının akıbeti belirlenmelidir. Gerek öğretide hâkim olan iptal edilebilirlik görüşü gerekse Yargıtay’ın yokluk yaptırımına ilişkin uygulaması bu metodolojiye dayanmaktadır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; 6. gündem maddesi kapsamındaki oylamada ..,... ve ...’a ait 27.330 payın olumsuz oy kullandığı, bu kişiler dışında kalan pay sahiplerine ait 172.670 payın ise olumlu oy verdiği anlaşılmaktadır. .......’e verilen izin yönünden; ......., eşi ....... ve kızları .......’a ait oyların TTK m. 436/1 gereğince ....... lehine kullanılmasının mümkün olmadığı, bu bağlamda .......’e ait 111.940; .......’e ait 8.680; ....... ’a ait 6.500 olmak üzere toplam 127.120 payın oydan yoksun sayılması gerektiği görülmektedir. Bu payların hesaptan düşülmesi halinde, ....... bakımından 45.550 payın olumlu, 27.330 payın ise olumsuz oy kullandığı sonucu ortaya çıkmaktadır. ....... ’a verilen izin yönünden; ......., ....... ve ....... ’a ait oyların TTK m. 436/1 uyarınca ....... lehine kullanılamayacağı, dolayısıyla .......’e ait 111.940 , .......'e ait 8.680 ve ....... ’a ait 6.500 olmak üzere toplam 127.120 payın oydan yoksun sayılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu oylar hesap dışı bırakıldığında,....... bakımından 45.550 payın olumlu, 27.330 payın olumsuz oy verdiği görülmektedir. ...’a verilen izin yönünden ise, bu kişinin,kendi lehine kullandığı 18.220 payın dışında oy kullananlar ile oydan yoksunluğu gerektirir bir akrabalığının bulunmadığı , bu nedenle bu kişi bakımından 154.450 payın olumlu, 27.330 payın ise olumsuz oy kullandığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Söz konusu maddenin oylaması her bir yönetim kurulu açısından ayrı ayrı değil toplu olarak yapılmıştır.Bu oylama usulsüz de olsa olumlu ve olumsuz oyların kimler tarafından kullanıldığının belli olması,genel kurulun iradesinin açık bir şekilde anlaşılır olması dikkate alındığında oylamanın usulsüz yapılması ileri sürülerek bilirkişi kurulu ek raporunda yazıldığı gibi tüm oydan yoksun olanları toptan çıkardıktan sonra kalan oylar üzerinden iznin verilip verilmediğinin tespit edilmesi açıkça genel kurulun iradesinin yok sayılması sonucunu doğurması,oylama yönteminde yapılan usulsüzlüğün ilgili maddenin yok hükmünde sayılmasını gerektirir ağırlıkta olmaması gözönüne alınarak hesaplama yapılması gerekmiştir. Yukarıda yapılan tüm bu açıklamalar ve rakamsal değerlendirmeler çerçevesinde; TTK m. 436/1 hükmüne aykırı şekilde kullanılan oylar karar nisabı hesabından düşüldüğünde dahi (6) numaralı genel kurul kararının sonucunun değişmediği, diğer bir ifadeyle, ilgili izin kararları için gerekli çoğunluğun hâlen sağlandığı görülmektedir. Bu sebeple, oydan yoksunluk hükümlerine aykırılık iddiasının, tek başına (6) numaralı genel kurul kararını hükümsüz kılmaya elverişli olmadığı, anılan kararın iptalini gerektirecek nitelikte bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacılar vekilinin bu maddenin iptali/yok hükmünde sayılmasına ilişkin talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın kısmen KABUL kısmen REDDİ ile;Davalı şirketin,04/12/2023 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda gündemin (2) nolu maddesi ile alınan kararın "2022 yılı faaliyet raporunun onaylanmasına" ilişkin kısmının İPTALİNE, 2-Davacıların ,fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 615,40 x 3 = 1.846,20 TL peşin harcın davacılar tarafından yatırılan 427,60 x 3 = 1.282,80 TL'den mahsubu ile bakiye 563,40 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat KAYDINA, 4-Davacılar tarafından ödenen 427,60 x 3 = 1.282,80 TL TL Başvurma Harcı, 427,60 Peşin Harç ve 60,80 TL vekalet harcının davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE, 5-Davacılar tarafından yapılan 50 tebligat+posta ücreti 3.141,00TL, bir bilirkişi inceleme ücreti 20.000,00 TL olmak üzere toplam 23.141,00 TL yargılama giderinin davanın kabul ve red oranına göre (2 nolu maddenin kısmen iptaline karar verilmesi nedeniyle 1/6 üzerinden) hesaplanan 3.856,83- TL'nin davalıdan alınarak davacılara VERİLMESİNE, kalan kısmın davacılar üzerinde BIRAKILMASINA, 6-Davacıların kendilerini bir vekil ile temsil ettirdikleri anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davalıdan tahsili ile davacılara VERİLMESİNE, 7-Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 8-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacılar tarafından peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde davacılara İADESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup,usulen anlatıldı. 04/12/2025
Başkan ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Üye ... ☪e-imzalıdır.☪ Katip ... ☪e-imzalıdır.☪
"İŞ BU EVRAK 5070 SAYILI ELEKTRONİK İMZA KANUNUNUN 5. MADDE UYARINCA GÜVENLİ ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, 22. MADDE UYARINCA DA ISLAK İMZA İLE İMZALANMAYACAKTIR."