İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/207 E. 2026/114 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/207
- Karar No
- 2026/114
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/207 Esas KARAR NO : 2026/114
DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) DAVA TARİHİ : 01/03/2024 KARAR TARİHİ : 29/01/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/02/2026
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin şehir içi yolcu taşımacılığı işi ile iştigal ettiğini, ...'ın 23.07.2008 tarihinde yönetim kurulu başkanı olarak göreve başlamış olup yönetim kurulu başkanı olduğu dönemde münferiden imza yetkisine sahip olduğunu, yönetim kurulu başkanı olarak davalı ...'ın uzun yıllar görev yaptığını, ortaklar arasındaki kardeşlik ilişkisini de suiistimal etmek suretiyle görevde kaldığı süre boyunca şirketin mali süreçleri ve yapılan işlemlerle ilgili diğer ortaklara bilgi vermek ve belgeleri sunmaktan imtina ettiğini, 04.07.2023 tarihinde yapılan yönetim kurulu toplantısı ile ...’ın yönetim kurulu başkanlığı görevine son verilmiş ve yalnızca yönetim kurulu üyesi olarak şirketteki imza yetkilerinin sonlandırıldığını, davacı şirket ortakları, şirketin imza yetkilerini almalarını müteakiben şirket iş ve işlemlerini inceleme fırsatı bulduklarını, bu esnada ise servis plakalarının ederinin çok daha altına satışının yapıldığının tespit edildiğini, genel kurul kararı alınmaksızın yapılacak olan bir toptan satışın askıda hükümsüz olduğunu, şirketin faaliyet alanı ve ticari faaliyetleri göz önüne alındığında yakın tarihlerde gerçekleştirilen 7 adet L plaka satışının toptan satış olarak değerlendirilebileceği ve güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğunu, zira bu devir işlemleri ile müvekkil şirket uhdesinde L plaka olarak tabir edilen servis plakası kalmamış olup, şirket ana faaliyet konusu olan şehir içi yolcu taşımacılığı işini yapamayacak hale geldiğini beyanla öncelikle genel kurul kararı olmaksızın devredilen ..,..,..,..,... numaralı ticari plakların ve bu plakalara ait servis taşımacılığı kartlarının, uhdesinde bulunan davalılar adına, tescillerinin hükümsüzlük nedeniyle iptali ile davacı şirkete iadesine, aksi kanaatte olunması halinde terdiden; fazlaya ilişkin hak ve alacaklar saklı kalmak üzere dava konusu ve hükümsüz nitelikteki plaka devir işlemlerinden dolayı davacı şirketin uğramış olduğu şimdilik 7.000,00 TL maddi zararın HMK md. 107'ye göre işlemiş ve işleyecek olan ticari faiziyle birlikte vekillik görevlerini kötüye kullanmak suretiyle plaka devirlerini gerçekleştiren davalılar ... ile ...'dan alınarak davacı müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın müvekkil şirkete yöneltilmesinin haksız olduğunu, bir zarar var ise de bunun Yönetim Kurulu Üyesi ... İle Vekalet Yetkisini Kullanan ...'na yöneltilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde bahsedilen tüm hususların şirketin kendi iç problemleri olduğunu, resmi noter satışıyla hak iktisap eden müvekkil şirkete yöneltilmesinin hatalı olduğunu, davaya konu ... plakasının satışına ...'un aracılık ettiğini, davalı ...'yla ise noter satışı sırasında tanışıldığını, müvekkil şirket yetkilisi ...., noter işlemleri esnasında ...'nun vekalet yetkisini kontrol etmiş olup toplamda 572.000,00 TL ödeme yaptığını, ...'nun ısrarı üzerine satış bedeli 1.000,00 TL olarak gösterilmişse de noter satış sözleşmesinde vekil ...; ''plaka bedelini tam ve eksiksiz aldığını'' beyan ettiğini, ayrıca müvekkil şirketin işbu satış sebebiyle aracı ....'a da 18.000.00 TL komisyon bedeli ödediğini, aracıya haricen bu tutarda bir komisyon ödenmiş olması, müvekkil şirketle vekil ... arasında davacı şirketi zarara uğratacak bir yakınlık/ilişki olmadığını gösterdiğini, zira sadece bu işlem için bir araya geldiklerini, nitekim satış tarihlerinde plakaların değerinin 400.000,00 TL - 600.0000,00 TL civarlarında olup değerinin çok altına satıldığı, piyasa değerinin 800.000,00 TL olduğu iddiasının mesnetsiz olduğunu, plaka satış tarihinde ...'ın şirketi temsile yetkili olup, ayrı ayrı ve farklı kişilere yapılan 7 adet plaka devri toptan satış olmadığından genel kurul kararını gerektirmediğini, piyasada sadece plaka satışları değil, araç, gayrimenkul gibi satışlarda dahi noter ve tapu aşamasında "satış bedeli" gerçek satış bedelinden düşük gösterildiğini, müvekkil şirket yetkilileri, gerçek satış bedelini banka hesabından ödemiş olup tacir olarak özen yükümlülüğünü yerine getirdiklerini, gerçek ödenen bedelin yazılı delille ispat edilebilir nitelikte olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ... plaka sayılı aracın müvekkili adına kayıtlı olmadığını, dava dışı 3. şahıs adına kayıtlı olduğunu, dava konusu ... sayılı plaka müvekkili tarafından Kartal .... Noterliğinin 30.05.2023 tarih, ... yevmiye sayılı işlemi ile dava dışı 3. şahıs ... isimli kişiye satıldığını, dava konusu plaka alım-satım işleminin noterlikte yapıldığını, idari bir işlem olduğunu, satışın toptan bir satış olmadığını, plaka alım-satım işleri davacı şirketin faaliyet alanında olup dava konusu plakaların satıştan yaklaşık 1 ay önce alındığı gözetildiğinde bu satışlar nedeniyle ortaklığın devamının devam edemeyecek hale gelmesinin düşünülemeyeceğini, davalı şirket adına hareket eden ve dava konusu plakayı müvekkile satan diğer davalı ... plakaların alım-satım bedellerini tahsil ettiğini, noterlikteki işlem bedelinin göstermelik olduğunu cevap dilekçesinde kabul ettiğini, dava konusu işlem tarihinden 1 yıldan fazla süre geçtikten sonra işbu davanın açılması iyi niyetli olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Satış bedeli olarak ...'ın hesabına 581.000.00TL atıldığını, her ne kadar tüm görüşmeler ve satış bedeli ...'a yapılmış ise de noterde ... isimli kişi gelip devir işlemini yaptığını, daha doğrusu davacı şirkete vekaletten satış yapma yetkisini ...na verdiğini ve ... numaralı ticari plaka ve bu plakaya ait servis taşımacılığı kartını Bakırköy ... Noterliği'nde ..., müvekkile devrettiğini, sonradan öğrendiğimize göre de ... da komisyonunu kestikten sonra satış bedelini ...'nun belirttiği hesaplara ödemelerini yaptığını, zaten arabuluculuk sürecinde ...'nun da ödemeyi aldığını kabul ettiğini, davacı taraf şirket genel kurulunda yetki alınmadan satış yapıldığı iddiasıyla 3.kişi konumunda olan müvekkillin iyi niyetle aldığı araç plakasının iptalini istemişse de müvekkile devredilen servis taşımacılığı plakası noterde resmi şekilde yapılmış sözleşmeyle devredilmiş ve noterin yasal olmayan bir işlemi yapmasının mümkün olmayacağı inancıyla müvekkil başkaca bir araştırma içine girmeden gönül rahatlığıyla araç plakasını devraldığını, vekil sıfatıyla plaka devri yapan ...'nun ve vekaletname verme yetkisi olan şirket ortağı ...'ın da usulsüz yaptıkları bir işlem de olmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ...'ın davacı şirkette uzun yıllar bilfiil görev yapmış olup aynı zamanda şirket ortağı olduğunu, ayrıca müvekkil 2008 yılında borç batağında olan şirkete ciddi yatırımlar yaparak şirketi çok kazançlı bir yer haline getirdiğini, diğer şirket ortakları olan erkek kardeşleri ise hiçbir zaman şirket faaliyetlerine katılmadığını, nitekim şirket ortaklarından ... sigortalı olarak başka bir şirkette çalıştığını, her ortak eşit oranda hisse sahibi olduğundan müvekkilin herhangi bir ortağa bilgi ve belge vermesini engelleyecek bir durumu söz konusu olmadığını, şirketin yaklaşık 600 çalışanının maaşları, SGK borçları, vesair borçlar tamamen müvekkil tarafından ödendiğini, davacının şirketi zarara uğratacak hiçbir faaliyette bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen servis plakalarının satılması tüm ortakların müşterek kararı olduğunu, zira şirketin ekonomik olarak zorlandığı bir dönemde şirket çalışanlarının maaşlarının ve SGK ödemelerinin yapılması adına iş bu plakaların satımına karar verildiğini, akabinde evrak üzerinde bu satım rakamları düşük gösterilmişse bile geri kalan meblağ tahsil edilmiş ve şirket borçlarını ödemek üzere kullanıldığını, şirket varlığını etkileyecek önemli derecede bir satış yapılmadığını, şöyle ki ... plaka olarak tanımlı 30 tane araç şirket ortaklarından ...'ın otoparkında atıl halde bekletildiğini, bu davanın bugün açılmasının nedeni diğer şirket ortaklarının şirketi zarara uğratacak şekilde faaliyette bulunmalarını örtbas etme çabası olduğunu, müvekkil ...'nun dava konusu edilen plaka satış işlemlerine aracılık etmiş olup vekalet gereği üzerine düşen sorumluluğu eksiksiz olarak yerine getirdiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; plakayı aracı vasıtasıyla aldığını, ... adında al sat işi yapan kişinin ... ile kendisini Kartal .... Noterliği'nde buluşturduğunu, ... plaka satış bedeli için ... isimli şahsa ait IBAN numarası verdiğini, 485.000,00 TL'yi bu hesaba gönderdiğini, ...'nu tanımadığını, kalan 85.000,00 TL ödemeyi Kartal .... Noter'liği önünde ...'na elden teslim ettiğini, ...'nun satış esnasında noter satış sözleşmesine satış bedeli olarak 1.000,00 TL yazdırdığını, plaka alımında kötü niyeti olmadığını, satıştaki plakayı görünce al saçtı ... ile iletişime geçtiğini ve dönemin rayicinde bir bedel ödediğini, bu konuda herhangi bir kusuru bulunmadığını beyanla davanın reddini talep etmiştir. 25.03.2025 Tarihli Bilirkişi Raporunda Özetle; "OCAK 2023 tarihinde 1 adet araç için (..,..,..,... plakalı araçların herbiri için) L plakası piyasa satış değeri 380.000,00 TL olarak belirlendiğinin, Ancak, ..,..,..,... plakalı araçların Satış bedelleri dava dosyasında bulunmadığından burada yapılan satıştan bir zarar yapılıp yağılmadığı hususunda bir değerlendirme yapılamadığının, Davacı şirketin ticari defterlerine ilişkin olarak 13.12.2024 tarihinde davacı şirket vekilinden e-mail yoluyla davacı şirket tarafından somut olayda satışı yapılan her bir plaka nedeniyle şirket ticari defterlerine kaydedilen tutarların yevmiye maddesi ve yevmiye kaydı ile buna ilişkin muhasebe hesabının 2023 yılı muavin kayıtları talep edilmiş olmasına rağmen, bilirkişi heyetine bu konuda herhangi bir bilgi ve belgenin sunulmadığı, bu nedenle de işbu dava dosyası kapsamında satılan araçlardan kaynaklı zarar miktarı konusunda heyetimizce herhangi bir tespit değerlendirmede bulunulamadığı, Davacının gerek araç satış işlemlerinin geçersizliğinin tespiti gerekse şirketin uğradığı zararın tazmini yönündeki her iki talebininde dosyada yer alan bilgi ve belgelerle TTK md. 408 f. 2 ye aykırılığa da TTK md. 553 vd. hükümlerine istinaden yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna da gidilip gidilmeyeceği hususunda kanaate varılmaya elverişli olmadığı" görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir. 31/10/2025 Tarihli Bilirkişi Ek Raporunda Özetle; "Davacı şirketin 2023 yılı ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerine ilişkin noter onaylarının yasal süresi içerisinde ve usulüne uygun olarak yaptırıldığı, ancak envanter defterinin boş olduğu ve yazdırılmadığı, defterin herhangi bir kayıt ve işlemi içermediği, bu kapsamda davacı şirketin 2023 yılına ait ticari defterlerin HMK md. 222 uyarınca kendi lehlerine ve aleyhlerine delil niteliği taşıması konusunda takdirin Mahkemeye ait olduğu, Davacı şirketin ilgili dönemdeki muhasebe yetkilisi ...’ın; dava konusu satışı yapılan plakalar ile ilgili tüm işlemlerin şirketin Yönetim Kurulu Başkanı ... tarafından takip edildiğini, bu işlemlere ilişkin muhasebe birimine herhangi bir evrakın ya da belgenin verilmediğini, dolayısıyla da bahse konu plaka satışların şirketin ticari defterlerine kayıtlı olmadığını beyan ettiği, Davacı şirketin 2023 yılına ait ticari defterlerinde bahse konu plakaların satış işlemlerinin davacı şirketin ticari defterlerine kaydedilmediği, Davacı şirketin 2023 yılı ticari faaliyetleri neticesinde 394.353,36 TL dönem zararının oluştuğu, ancak dava konusu plaka alış ve satış işlemlerinin davacının ticari defterlerine kayıtlı olmaması nedeniyle 2023 yılında oluşan zararın işbu davanın konusunu oluşturan plaka satışları ile bir ilişkisinin kurulamadığı, OCAK 2023 tarihinde 1 adet araç için (..,..,..,....,... plakalı araçların herbiri için) ... plakası piyasa satış değeri 380.000,00 TL olarak belirlendiği, araç satışından elde edilen tutarların şirkete ödendiğine veya elde edilen gelirle şirketin borçlarının kapatıldığına dair bir defter kaydı ve belgeye rastlanmadığı, dosya üzerinde yapılan incelemeye göre satış tarihinde her birinin rayici 380.000 TL olarak elirlenmiş 7 adet aracın noter satış evrakında değerinin 1.000 TL olarak gösterildiği, gerçek satış tutarlarına ilişkin ödeme makbuzlarının ibraz edilmediği kaldı ki daha yüksek bedelle satılmış olsalar dahi bu tutarların şirket defterlerine işlenmediği yani satış tutarlarının şirkete ödenmediği, 7 adet aracın toplam rayicinin şirketin malvarlığının yarısından fazlasına tekabül ettiği, bu durumda satış işleminin şirketin işletme konusunu gerçekleştirmek için sürdürdüğü faaliyetlerin devamı bakımından hayati öneme sahip ölçüdeki mal varlığı olarak nitelendirilmesi gerektiği, Davalı yönetim kurulu üyesi tarafından satışların ortaklık kararı olduğu ileri sürülse de TTK md. 408 hükmüne uygun bir genel kurul kararına veya zımni olarak satışa onay verildiği anlamına gelecek bir ibra kararına da dosyada rastlanmadığı, Yine araç satışı konusunda alınmış bir yönetim kurulu kararı da bulunmadığı, Davacı şirkete ait araçların farklı kimselere satıldığı, araç satışlarını yapmak üzere davalılardan ...’na yine davalı yönetim kurulu üyesi .... tarafından şirket adına vekaletname verildiği üçüncü kişinin tek bir aracı şirketin önemli miktarda malvarlığı olarak değerlendirmemesinin hayatın olağan akışına uygun olacağı, şirketin faaliyet alanı göz önünde bulundurulduğunda bunun cari işlemlerden sayılabileceği, davalı yönetim kurulu üyesinin şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu hususu da dikkate alındığında davalı alaıcıların iyi niyetle araçlaraı iktisap ettiği sonucuna varılabileceği, Sonuç itibarıyla davalı yönetim kurulu üyesi bakımından şirketin doğrudan zararını oluşturan araç satışları dolayısıyla TTK md. 553 vd hükümlerinde yer alan sorumluluğun şartlarının gerçekleştiği" görüş ve kanaatlerini mahkememize bildirmişlerdir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Dava ; Davalılara devredilen araçların şirket adına tescili terditli olarak yönetici sorumluluğundan kaynaklanan alacak davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Servis taşımacılığı kartları ve plakaların devri sebebiyle plakaların şirket adına tescilinin mümkün olup olmadığı, mümkün olmadığı taktirde yönetici sıfatıyla davalıların sorumlu olup olmadığı, şirketin yöneticinin sorumluluğu kapsamında doğrudan zararının bulunup bulunmadığı, davalıların yönetici sorumluluğu kapsamında iddia edilen zarardan sorumlu olup olmadıkları hususlarından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde: Davacının somut olayda iki talebi söz konusudur. Davacı bir yandan araçların satışının TTK md. 408 e aykırı olduğunu zira bu araçların satışının şirketin malvarlığının toptan satışı anlamına geleceğini ileri sürmekte diğer yandan bu satışlar dolayısıyla şirketin uğradığı zararın tazminini talep etmektedir. Davaya konu işlemlerin gerçekleştiği tarihte Ticaret Sicil kayıtlarına göre şirket yönetim kurulu ..,... ve davalı ...’tan oluşmaktadır. Anılan üyelerin her birinin şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisi mevcuttur. TTK 408/2-f hükmünde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı anonim şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. Önemli miktarda malvarlığı üzerindeki işlemlerde mutlak yetkili genel kurul olup; yönetim kurulunun diğer organların devredilemez yetkilerine giren kararları batıldır (Songur Hacıgüzeller, Anonı̇m Şı̇rketlerde Önemlı̇ Mı̇ktarda Malvarlığı Üzerı̇nde İşlemler, Ankara Üniversitesi SBE, Doktora Tezi, Ankara 2019 s. 296). Bu sonuç Yargıtay tarafından da benimsenmektedir. Bu bağlamda somut uyuşmazlık bakımından öncelikle dava konusu taşıtların önemli miktarda şirket malvarlığı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak ne madde metninde ne de gerekçede önemlilik kriteri ile ilgili nicel ya da nitel bir ölçüt getirilmemiştir. Kök raporda şirketin defterleri heyetimizin taleplerine rağmen sunulmadığından bu hususta bir değerlendirme yapmanın, bu araçların şirket malvarlığı içersindeki yerini tespit etmenin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu defa şirket deftereleri üzerinde yapılan incelemede araç satışlarının ticari defterlerde yer almadığı, Davacı şirketin 2023 yılı kurumlar vergisi beyannamesi ekindeki bilanço ve gelir tablosuna göre davacı şirketin 31.12.2023 itibariyle aktif toplamının 4.234.633,48 TL, öz kaynaklarının (+) 1.711.935,87 TL olduğu, 2023 yılı ticari faaliyetleri neticesinde 394.353,36 TL dönem zararının oluştuğu, araçların noter satış belgelerinde satış değerinin 1000 TL olarak belirlendiği, bu tutarların da defter kayıtlarında yer almadığı, 7 adet aracın rayiç değerinin şirketin aktifinin yarısından fazlasına tekabül ettiği anlaşılmaktadır. Davalılardan şirket yönetim kurulu üyesi savunmasında şirketi zarara uğratacak hiçbir faaliyette bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen servis plakalarının satılması tüm ortakların müşterek kararı olduğunu, zira şirketin ekonomik olarak zorlandığı bir dönemde şirket çalışanlarının maaşlarının ve SGK ödemelerinin yapılması adına iş bu plakaların satımına karar verildiğini, akabinde evrak üzerinde bu satım rakamları düşük gösterilmişse bile geri kalan meblağ tahsil edilmiş ve şirket borçlarını ödemek üzere kullanıldığını ileri sürmüş ise de incelenen defter kayıtları bu iddiaları doğrulamadığı gibi davalı tarafından da satışların rayiç üzerinden yapıldığında dair banka dekontu veya elde edilen satış geliriyle SGK primlerinin ya da şirket borçlarının ödendiğine dair bir belge sunulmamıştır. Anonim şirketlerde genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerinin düzenlendiği TTK md. 408 f bendinde önemli miktarda şirket varlığının toptan satışının yer aldığı görülmektedir. İsviçre Borçlar Kanunu’nda ve Alman Anonim Şirketler Kanunu’nda bir benzeri yer almayan bu hüküm Türk hukukunda uygulama ve Yargıtay kararları doğrultusunda pozitif norma dönüştürülmüştür. Kanun koyucu bu hükmü getirmekle şirketin önemli miktarda varlığının satılmasını genel kurulun onayına bağlayarak, pay sahiplerinin, şirketin kötü yönetimi dolayısıyla, faaliyet alanının ciddi anlamda küçülmesi veya faaliyetlerini yürütemez hale gelmesini engellemeyi amaçlamıştır. Bu yönüyle bilirkişi heyeti mali konularda uzman bilirkişi tarafından dosya üzerinde yapılan incelemeye göre satış tarihinde her birinin rayici 380.000 TL olarak elirlenmiş 7 adet aracın noter satış evrakında değerinin 1.000 TL olarak gösterildiği, gereçk satış tutarlarına ilişkin ödeme makbuzlarının ibraz edilmediği kaldı ki daha yüksek bedelle satılmış olsalar dahi bu tutarların şirket defterlerine işlenmediği yani satış tutarlarının şirkete ödenmediği, 7 adet aracın toplam rayicinin şirketin malvarlığının yarısından fazlasına tekabül ettiği tespit edilmiştir. Bu durumda satış işlemi şirketin işletme konusunu gerçekleştirmek için sürdürdüğü faaliyetlerin devamı bakımından hayati öneme sahip ölçüdeki mal varlığı olarak nitelendirilmiştir. Bir başka anlatımla TTK md. 408 f hükmü gereği devredilemez görev ve yetkiler arasında sayılan malvarlığının toptan satışı sonucu doğuran işlemlerde genel kurulda karar alınması şarttır. Türk Ticaret Kanunu, genel kurulun ağırlaştırılmış nisaba tabi hükümleri arasında (md. 421) ağırlaştırıcı yeter sayı öngörmemektedir. Dolayısıyla ilk etapta söz konusu kararın, şirket esas sözleşmesinde aksi yönde bir düzenleme yoksa, toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile alınabilmesi gerektiği söylenebilir. Ancak hükmün getiriliş amacına açıkça aykırılık teşkil edecek bu yorumun önüne geçilmesi maksadıyla anonim şirketlerin genel kurul toplantılarına ilişkin esasları düzenleyen yönetmelikte, önemli miktarda şirket aktiflerinin toptan satışı kararının, şirket sermayesinin en az %75’ini oluşturan payların sahiplerinin olumlu oylarıyla alınacağına ilişkin hükme yer verilmiştir. Esasen Türk Ticaret Kanunu’nda yer alması gereken bu düzenlemenin Yönetmelikte yer alması normlar hiyerarşisine aykırı olsa da kanun koyucunun düzenlemedeki ısrarı ve amacı dikkate alınarak bu yeter sayının az %75 olarak kabulü gerektiği değerlendirilmiştir. Davalı yönetim kurulu üyesi tarafından satışların ortaklık kararı olduğu ileri sürülse de TTK md. 408 hükmüne uygun bir genel kurul kararına veya zımni olarak satışa onay verildiği anlamına gelecek bir ibra kararına da dosyada rastlanmamıştır. Yine araç satışı konusunda alınmış bir yönetim kurulu kararı da bulunmamaktadır. Araçların ayrı ayrı satılmış olması 7 adet aracın şirket aktif toplamının yarısından fazlasını teşkil ettiği gerçeğini değiştirmemektedir. Mahkememizce bu noktada 7 adet araç satışı malavarlığının toptan satışı olarak değerlendirilmiştir. TTK md. 408’e aykırı davaranılmasının yaptırımı ise : Davalı yönetim kurulu üyesinin bir genel kurul kararına dayanmaksızın gerçekleştirdiği davacı şirketin malvarlığının toptan satışı anlamına gelen hukuki işlemlerin akıbeti noktasında TTK m. 391/1-d’de yönetim kurulunun diğer zorunlu organın devredilemez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin kararlarının batıl olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır. Bahsi geçen açık hüküm olmasaydı dahi TBK m. 27/1’de yer verilen kanunun emredici hükümlerine aykırı hukuki işlemlerin kesin olarak hükümsüz olacağı yönündeki düzenleme dolayısıyla, Türk Ticaret Kanunu’nun emredici düzenlemesine aykırı şekilde yönetim kurulunun önemli miktarda malvarlığının toptan satışına ilişkin olarak aldığı kararın ve yaptığı işlemlerin yine batıl kabul edilmesi gerekirdi. Batıl sözleşmeler başlangıcından itibaren geçersiz bir hukuki işlem olduklarından hiçbir zaman geçerlilik kazanamayacağı gibi hiçbir hukuki sonuç da doğurmayacak; edimler taraflarca ifa edilse dahi sonuç değişmeyecektir. Bu bağlamda önemli miktarda malvarlığının toptan satışına ilişkin işlemin, genel kurul kararı olmaksızın yönetim kurulu kararınca gerçekleştirilmesi veya yönetim kurulu kararı dahi olmaksızın şirketin temsili veya ilzamı ile yetkilendirilen kişilerce akdedilmesi halinde üçüncü kişiler için işlemin ayakta tutulması kural olarak mümkün değildir. Şirkete ait önemli miktarda malvarlığını konu edinen sözleşmelerde üçüncü kişinin korunup korunmayacağı hususu doktrinde son derece tartışmalıdır (Tartışmalar için bkz. Hamamcıoğlu/Biçer, Anonim Ortaklıklarda Genel Kurulun Devredilemez Yetkileri Kapsamında Önemli Miktarda Şirket Varlığının Toptan Satışı ve Uygulama Alanı (TTK m. 408/2-f)’, (2013) 1(1) Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 33,52 vd.; Yatağan Özkan, Çiğdem, Anonim Şirketlerde Önemli Miktarda Şirket Varlığının Toptan Satışının Genel Kurul Kararına Bağlanması Üzerine Düşünceler, Sermaye Şirketleri hukukunda Güncel Gelişmeler Sempozyumu, 2020, s. 260 vd) TMK m. 3 doğrultusunda gereken özeni gösterip göstermediği araştırılmalıdır. Bu noktada bir ayrıma gidilerek işlemin karşı tarafı olan kişinin söz konusu malvarlığının önemli nitelikte olduğunu bildiği veya somut durum gereği bilebilecek durumda olduğu davacı tarafından ispat edilebiliyorsa, sözleşmenin batıl olduğu sonucuna varılmalıdır. Zira TTK m. 408/2-f hükmüne aykırı şekilde yönetim kurulu tarafından kararın alınması batılken ve yapılan hukuki işlem kesin hükümsüzken, istisnai durumlar dışında, işlemin karşı tarafını korumak amacıyla akdedilen sözleşmeyi ayakta tutmaya çalışmak işlemin müeyyidesi olan butlanla bağdaşır bir sonuç değildir. İşlemin karşı tarafının iyiniyetli olup olmadığı değerlendirilirken, söz konusu hukuki işleme konu şirket malvarlığının ekonomik değeri, işlemin şirketin yaptığı cari işlemlerden sayılıp sayılamayacağı, üçüncü kişi tarafından ilgili malvarlığının “önemli” nitelikte olup olmadığının değerlendirmesinin hayatın olağan akışına göre yapılamayacağı hallerde, iyi niyetin varlığı kabul edilebilir Ancak özellikle ekonomik değeri yüksek olan veya şirketin işletme konusuyla yakından ilgili bir malvarlığının konu edildiği, üçüncü kişi tarafından ilgili mal varlığının şirket için öneminin basit bir araştırmayla anlaşılabileceği veya bundan şüphe duyulabileceği hallerde, sözleşmenin diğer tarafının izin veya onay içeren genel kurul kararını yönetim kurulundan talep etmesi mümkünken bunu araştırmaması; bu kişinin iyiniyetli davranmadığı sonucuna götürebilecektir. Somut olayda davacı şirkete ait araçların farklı kimselere satıldığı, araç satışlarını yapmak üzere davalılardan ...’na yine davalı yönetim kurulu üyesi ... tarafından şirket adına vekaletname verildiği üçüncü kişinin tek bir aracı şirketin önemli miktarda malvarlığı olarak değerlendirmemesinin hayatın olağan akışına uygun olacağı, şirketin faaliyet alanı göz önünde bulundurulduğunda bunun cari işlemlerden sayılabileceği, davalı yönetim kurulu üyesinin şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olduğu hususu da dikkate alındığında davalı alaıcıların iyi niyetle araçlaraı iktisap ettiği sonucuna varılabileceği kanaatine ulaşılmıştır. Sorumluluk davalarında ortakların veya alacaklıların yönetim kurulu üyelerine karşı iki türlü dava açması söz konusu olabilir. Bunlardan ilki “dolayısıyla zararlara dayanan sorumluluk davaları”dır. İkincisi ise “doğrudan doğruya zararlara dayanan sorumluluk davaları”dır. “Doğrudan doğruya zarar”, yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda ortakların veya alacaklıların, ortaklığın zararından bağımsız olarak gördükleri zararlardır. Bu fiillerin ayrıca ortaklığı da zarara sokmuş olup olmadığı önem taşımaz. (Akdağ Güney, Necla Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul 2016, s. 291). Somut olayda davacı şirket malvarlığında azalmaya yol açan araç satışlarından kaynaklı zararının tazminini talep etmekte olup, hukuki niteliği itibarıyla dava doğrudan zararın giderimine yönelik bir sorumluluk davasıdır ve şarların varlığı hâlinde tazminatın şirkete ödenmesi gerekir. Bunun haricinde bu dava genel şartlar açısından TTK m. 553 ve devamındaki kurallara tabidir (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku, N 610). Bir başka deyişle, doğrudan doğruya uğranılan zarar nedeniyle açılan sorumluluk davasının koşulları da kanuna aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağıdır. Sorumluluk davasının bir diğer şartı olan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık noktasında davalı yönetim kurulu üyesinin TTK md. 408’e aykırı biçimde genel kurula ait bir yetkiyi kullanarak gerek TTK md. 408 f. 2 hükmüne gerekse TTK md. 369ûn kendisine yüklediği özen ve bağlılık yükümlülüğüne aykırı davrandığı değerlendirlmiştir. Kusur 6102 s. TTK md. 553’e dayanan yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu açısından, sorumluluğun doğması için aranan zorunlu şartlardan birisidir. Anonim şirketin zarar görmüş olduğu gerçeği, sorumluluğun doğması için tek başına yeterli değildir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olup, hafif ihmal dahil her türlü kusur kusurun doğumu için yeterlidir. Yönetim kurulu üyelerine, yöneticilere ve tasfiye memurlarına kusurlu bir hareketin izafe edilememesi halinde sorumluluk söz konusu olmayacaktır (Akdağ-Güney, s. 310 vd.). Bu noktada özen yükümlülüğün aynı zamanda kusurun belirlenmesinde ölçü rolü oynadığını belirtmek gerekir. Yukarıda yapılan değerlendirmede davalının gerek özen gerekse bağlılık yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği tespit edilmiştir. Davalının kusuru objektifleştirilmiş özen ölçüsü kullanıldığında, o olayda ve koşullarda bilinçli ve makul bir kimseden beklenen davranışla kıyaslandığında da yükümlülük ihlali teşkil etmektedir. İşleme konu malvarlığının önemli miktar arz edip etmediğinin yönetim kurulunca değerlendirilip değerlendirilmediği ve genel kurul toplantı çağrısının neden yapılmadığı hususlarında davalı yönetim kurulu üyesi tarafından somut bir veri sunulmadığı, şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili organı sıfatıyla özen yükümlülüğünü ihlal ettiği ve onjektifleştirilmiş kusur ölçüsü dikkate alındığında davalının makul bir kimseden beklenen davranışı sergilemediği ve yükümlülüğünü ihlal ettiği değerlendirilmiştir. İlliyet bağı, sorumluluğun temel ögelerinden birisidir ve sorumluluk ister akit dışı sorumluluğa ister akdî sorumluluğa, ister kusur sorumluluğuna ister kusursuz sorumluluğa dayansın, illiyet bağının varlığı mutlaka aranır. Huzurdaki dava bakımından illiyet bağı koşulunu değerlendirdiğimizde, söz konusu zararların davalı yönetim kurulu üyesinin eylemleri neticesinde (genel kurul kararı olmaksızın şirket mal varlığının yarısından fazlasına tekabil eden 7 adet aracın satışı ve satış bedelinin şirket kayıtlarına geçirilmemiş olması ) meydana geldiği; malvarlığında meydana gelen azalma ile davalının eylemleri arasında İlliyet Bağının kurulduğu kanaatine varılmıştır. Somut olayda; davalı yönetim kurulu üyesi bakımından şirketin doğrudan zararını oluşturan araç satışları dolayısıyla TTK md. 553 vd hükümlerinde yer alan sorumluluğun şartlarının gerçekleştiği kanaatine varılarak araçlar için tespit edilen değer yanında davalıların gönderdiği bedel kadar bu zarardan davalı yöneticilerin sorumlu olduğu dikkate alınarak sonuç olarak davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile; Davacı şirketin tescil taleplerinin yukarıda açıklanan sebeplerle reddi ile tespit edilen 3.438.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan ... ve ...'ndan alınarak davacı şirkete ödenmesine, Fazlaya ilişkin talepler ve diğer davalılar yönünden davanın reddine, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın Kısmen KABUL, Kısmen REDDİ ile; - Davacı şirketin tescil taleplerinin reddi ile tespit edilen 3.438.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan ... ve ...'ndan alınarak davacı şirkete ödenmesine, 2-Fazlaya ilişkin talepler ve diğer davalılar yönünden davanın REDDİNE,
3-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 234.849,78-TL harçtan peşin alınan 115.733,68-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 119.116,10-TL harcın davalılardan ... ve ...'ndan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafça yatırılan 115.733,68-TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 116.161,28- TL harcın davalılardan ... ve ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yapılan 35.072,54-TL yargılama giderinin davalılardan ... ve ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalı ... tarafından yapılan 1.100,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 7-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 488.940,00-TL vekalet ücretinin davalılardan ... ve ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalılar ..., ... ve ... kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar ..., ... ve ...'ne verilmesine, 9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine, 10-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere hazır bulunan taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 29/01/2026
Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır