İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/245 E. 2025/28 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/245
Karar No
2025/28
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ T.C. ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2022/245 Esas KARAR NO : 2025/28

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... ... ... VEKİLİ : Av. ... ... DAVALI : ... ... ... VEKİLİ : Av. ... -... DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 05/04/2022 KARAR TARİHİ : 15/01/2025 KAR.YAZ.TAR. : 15/01/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, İDDİA: Davacı vekilinin dilekçesi ile " ... müvekkilinin davalı şirketin ... Şubesinden, 08.09.2016 tarihinde, 2016 model, ...şasi numaralı, ...tipi araç satın aldığını, bu aracın ... plaka sayısı ile ... tescili gerçekleştirildiğini, 09.09.2016 tarihinde aracın teslim alındığını, henüz bir yıl geçmeden değişik arızalar vermesi üzerine, davalı şirkete, ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, bir süre sonra araçta tekrar arıza meydana geldiğinden davalı şirketin yetkili servisine teslim edildiğini, davalı şirkete, .... yevmiye numaralı ihtarnamesi gönderilerek aracın değiştirilmesi olmadığı takdirde bedelinin ödenmesi istendiği, aracın en son aynı arıza şikayetiyle 02.04.2018 günü davalı şirketin Balgat yetkili servisine teslim edildiğini, ... 10 Nisan 2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin keşide edildiğini, teslimin üzerinden 30 gün geçmesine rağmen arıza giderilemediğini, aracın teslime hazır hale getirilemediğini, bahsi geçen ayıpların aracın garanti süresi içerisinde meydana geldiğini, garanti sözleşmesi uyarınca davalı satıcının, satılanın bu ayıplarından sorumlu olduğunu, bunun üzerine ... kararıyla davalarının kabulüne kararı verildiğini, müvekkili adına icra takibi başlattıklarını, ancak davalı tarafın aracın eş değeriyle değiştirilmesi kararına itiraz ettiklerini, bayilerinde aynı araçtan bulunmadığını ve aracın üretiminin durdurulduğunu bildirdiklerini, bunun üzerine takibe konu aracın değerinin 1.156.000,00-TL olarak bildirildiğini, ... karar sayılı kararı ile davalının davasının reddine, müvekkilinin davasının kabulüne karar verildiğini, aracın değerinin 1.456.571,86-TL olarak belirlendiğini, ancak davalı tarafça tehiri icra kararı aldırılarak icra dosyasında bulunan paranın müvekkiline ödenmesini kötü niyetle engellediklerini, bu süreçte artan enflasyon ve araç fiyatlarında ki yüksek değişkenlikle aracın değerinin 2 3 katı üzerine çıktığını, bu nedenle müvekkilinin munzam zarara uğradığını, açıklanan nedenlerle yargılama sırasında resen tespit edilecek hususlar ile fazlaya ilişkin tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 50.000,00-TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini..." talep ve dava ettiği görülmüştür. SAVUNMA: Davalı vekilinin cevap dilekçesi ile "... Davanın yetkili olan ... Mahkemeleri önünde değil yetkisiz olan Ankara Mahkemeleri nezdinde açıldığını belirterek yetki itirazında bulunmuş, davacının, yasanın öngördüğü ayıp ihbar ve muayene yükümlülüklerine uygun davranmadığını ve bu nedenle ayıp iddiasına dayalı dava hakkını kaybettiğini, 08.09.2016 tarihli satın alma işleminden 2 yıla yakın süre içinde açılmış ve bu süre içinde malın gözden geçirildiğine ve herhangi bir ayıp saptandığına dair TTK.m.18/3 hükmüne uygun bir bildirimde bulunulmadığını, müvekkilinin kanundan doğan haklarını kullanarak kendisine karşı açılan davaya ilişkin olarak kanun yollarına başvuru ve itiraz olanaklarını kullanmış iş bu durumun müvekkili şirketin kusuru ile dosya borcunun ödemesinin geciktirilmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, munzam zarar borçlunun kusuru nedeniyle meydana gelen ve alacaklının kesin, net, somut ve faiz ile karşılanmayan zararı olduğunu, davacı tarafın munzam zarar iddialarının son derece varsayımsal ve soyut olup davacı taraf söz konusu bedeli tahsil edememesi nedeniyle meydana gelen somut zararının neye ilişkin olduğunu açıkça ortaya koymadığını, kusurun varlığı açısından munzam zarar şartlarının oluşmadığını,... ...esas sayılı dosyalarının bekletici mesele yapılmasını, esas yönünden hukuka aykırı davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini..." talep ettiği görülmüştür. DELİLLER: Mahkememizin ... K sayılı dosyasının tetkikinde, davacısının davacımız, davalısının davalımız, dava konusunun ayıp nedeniyle araç değişim olduğu, mahkememizin 14/11/2019 tarihli karar ile "... Dosya kapsamına, sunulan delillere, iddia, savunma ve bilirkişi raporuna göre; davacı tarafından 08.09.2016 tarihli e-fatura ile dava konusu 2016 model, ... şasi numaralı, ... tipi otomobilin 462.700,26 TL bedelle davalı taraftan satın alındığı, dava konusu arızanın üretim ve imalat hatası olup gizli ayıp niteliğinde arıza olduğu, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan, araçtan faydalanmaya engel teşkil edecek nitelikli arıza kategorisinde olduğu, sürüş güvenliği açısından kullanıcının bu haliyle aracı kullanmasının beklenemeyeceği, davacının BK nun 203/1, TBK nın 227 /4 maddelerinde bahsi geçen satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakkını kullandığı, araçtaki ayıbın niteliğine göre davacının bu hakkını kullanmakta haklı olduğu, davacı tarafın aracın serviste beklemesi nedeniyle talep edebileceği bedelin günlük 500,00TL olduğu, aracın bir günden fazla serviste kaldığı, davacını aracından yoksun kaldığı günler için günlük 500,00 TL araç yoksunluk tazminatı talep edebileceği kanaatine varıldığından... Davanın kabulüne, ... plaka sayılı ... aracın davalı tarafa iadesi ile ayıpsız benzeri ile değiştirilmesine," karar verildiği, kararın... ilamı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür. Ankara 10.İcra Müdürlüğünün 2020/749 takip sayılı dosya suretinin getirtildiği, takip alacaklısının davacımız, takip borçlusunun davalımız, takip konusunun mahkememizin ... sayılı ilamı olduğu ,takibe konu aracın değerinin 1.156.000,00-TL olarak bildirildiği görülmüştür. ... karar sayılı dosyasının getirtildiği, davacılarının dosyamızın tarafları, dava konularının Kıymet takdirine itiraz olduğu,mahkemenin 09/02/2021 tarihli kararı ile "...ASIL DOSYA(.... ESAS) YÖNÜNDEN: ... Esas sayılı takip dosyasına esas olmak üzere; ...) aracın kıymetinin 1.456.571,86 TL olarak tespitine, BİRLEŞEN DOSYA (... ESAS) YÖNÜNDEN: Şikayetin REDDİNE, " karar verildiği, kararın istinaf üzerine ... sayılı ilamı ile "....İİK.’nın 24. maddesinin 1, 3, 4 ve 5. fıkralarında, taşınır teslimine dair ilam icra dairesine verilince, icra müdürünün icra emri tebliği ile 7 gün içinde o şeyin teslimini emredeceği, hükmolunan taşınır veya misli borçlu yedinde bulunursa zorla alınıp alacaklıya verileceği, yedinde bulunmazsa ilamda yazılı değerinin alınacağı, vermezse ayrıca icra emrine gerek kalmaksızın haciz yoluyla tahsil olunacağı, taşınır malın değeri ilamda yazılı olmadığı veya ihtilaflı bulunduğu taktirde icra müdürü tarafından haczin yapıldığı tarihteki rayice göre takdir olunacağı belirtildiği gibi hükmolunan taşınırın değerinin borsa ve ticaret odalarından olmayan yerlerde icra müdürü tarafından seçilecek bilirkişiden sorulup alınacak cevaba göre tayin olunacağı belirtildikten sonra maddenin son fıkrasında “ilgililerin bu hususta icra mahkemesine şikayet haklarının olduğu” hükmüne yer verilmiştir. Son fıkrada yer verilen bu düzenlemenin, icra müdürünün belirlediği taşınırın değerinin taraflarca şikayet konusu edilmesi halinde, icra mahkemesine denetleme yetkisi tanıdığının, bu denetlemenin de icra hakimi tarafından uzman bilirkişiden yardım alınmak suretiyle gerçekleştirebileceğinin kabulü gerekir.Bu durumda mahkemece dava konusu ayıplı aracın teknik donanımını gösteren bilgi ve belgelerin (araç katalogu, kitapçığın vb) taraflardan, yoksa üretici firmadan okunaklı birer sureti temin edilerek aracın yeni modelinin üretiliyor olması halinde ilamda belirtilen aracın teknik özellikleri ile yeni modelin teknik özellikleri karşılaştırılarak eksik ve üstün yönlerin tespiti ile araç değerinin buna göre belirlenmesi, aracın yeni modelinin üretilmiyor olması halinde ise muadili sıfır kilometre bir araç belirlenerek aynı şekilde her iki aracın eksik ve üstün yönleri belirlenerek sıfır km araç değerinden üstün yönlere isabet edecek miktar düşülerek değerinin bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerekirken hükme esas alınan bilirkişi raporunun bu yönde herhangi değerlendirme içermediğinden hükme esas almaya yeterli bir rapor olmadığı görülmektedir. Dairemizce yapılan değerlendirmelere göre; şikayetin esası ile ilgili yukarıda belirtilen deliller toplanarak denetime elverişli ve varılan sonuca ilişkin yeterli gerekçeyi içeren bilirkişi raporu alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde sonuca gidilmesinin yasaya uygun bulunmadığı, delillerin hiç toplanmaması veya değerlendirilmemesi derecesinde yargılama işlemlerinin eksik bırakıldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına..." denilerek iade edildiği, mahkemenin ... Esas - ... Karar sayılı ilamı ile "...ASIL DOSYA ... ESAS YÖNÜNDEN:Şikayetin REDDİNE, " karar verildiği, istinaf üzerine ... sayılı ilamı ile "...Dairemizce yapılan değerlendirmelere göre; HMK.'nın 355. maddesi hükmüne göre istinaf incelemesinin bu yönde sunulan dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılması ancak kamu düzenine aykırılık görmesi halinde bu hususun re'sen gözetilmesi gerektiği, Mahkemenin hükme dayanak yaptığı 07.10.2022 tarihli bilirkişi raporunun yukarıda açıklanan Yargıtay uygulamasına uygun, hüküm ve denetime elverişli olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosya kapsamına, toplanan delillere, mahkemenin vaka ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık olmadığı ve hükümde kamu düzenine aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine" karar verildiği, kararın temyizi üzerine ... sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği görülmüştür. Dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış alınan kök raporda "...I. Davacının Uğradığı Zarar Yukarıda da açıklandığı üzere, davacının uğradığı munzam zararın tespitinde iki yöntem mevcuttur. Sayın Mahkeme'nin munzam zararın şartlarının gerçekleştiğine hükmetmesi durumunda hangi zarar tespit yönteminin seçileceği Sayın Mahkeme’nin takdirindedir. Burada sadece munzam zararın varlığı var sayılarak iki sonuca ulaşılmıştır: a. Somut Yöntem: Somut yöntemin uygulanması durumunda, zararın varlığını iddia eden, somut vakıalar ile zararının varlığını ispat etmelidir. Somut zarar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. Borçlunun temerrüdü nedeniyle alacaklının yüksek oranlı faiz ile kredi kullanması, ödediği kredi dosya masrafları, alacaklının temerrüt nedeniyle üçüncü kişilere ödemek zorunda kaldığı cezai şart ve sahibi olduğu paraya çevrilecek malvarlığı değerlerini ucuza satmak zorunda kalması, bu zarar türüne örnek olarak gösterilebilir. Alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Bu zarar, somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Bu sebeple davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gereklidir. Davacı, belirsiz alacak davası kapsamında şimdilik 50.000,00-TL munzam zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi talep etmiştir. Davacı, somut zararın varlığını: - Takibe konu aracın değer tespiti üzerinden yaklaşık 2 yıl geçmiş olmasına; - Bu süreçte COVİD-19 salgınına bağlı araç üretiminin daralması, chip bulunamamasının getirdiği sorunlar, döviz kurlarındaki beklenmedik ani artışlar, malzeme sorunu ve piyasa belirsizliği araç değerlerini oldukça fazla yükselmesine; - Davalı taraf, takip dosyasının geç tahsilini sağlayarak kazanç elde etmesine;- Davaya konu aracın sıfır(0) km benzerinin 4.500.000,00 TL civarında olmasına; - Araç değerinin takip tarihinden bugüne 2 kat artmasına; dayandırmıştır. Ancak davacı, zararın hesaplama yöntemini açık bir şekilde belirtmemekle birlikte dava dilekçesinin “Deliller” kısmında; “... yazı yazılarak; ...Numaralı dosyasının takip tarihi olan 21.01.2020 ile paranın tahsil edildiği tarih olan 21.01.2022 tarihleri arası döviz kuru, banka mevduat faiz oranları, devlet tahvil faiz oranları, enflasyon oranlarının sorulmasını ve Motorlu araç satıcıları konfederasyonundan (...) takip tarihi olan 21.01.2020 tarihi ile tahsil tarihi olan 01.02.2022 tarihi arasında (0) sıfır km araç fiyatlarında yaşanan artışların oranının sorulmasını” talep etmiştir. Tüm bu açıklamalardan davacının somut zararın varlığının hesaplanmasına ilişkin herhangi bir iddia ve talepte bulunmadığı gözükmektedir. b. Soyut Yöntem: Her zaman için alacaklının somut zararı ispatlamasının kolay olmaması sebebi ile alacaklının ispat yükünün hafifletilmesinin gerekli olduğu da kabul edilmektedir. Para, ekonomik bir değişim vasıtasıdır ve sahibine çeşitli yararlar sağlar. Paranın enflasyon ve devalüasyondan dolayı değer kaybettiği ekonomilerde parasını elde edemeyen ve mahrum kalan alacaklının zarara uğradığı hayatın olağan akışına göre kabul edilen bir gerçektir. Ticari hayatın içinde olan davacının eline geçecek parayı işinde değerlendirmesi veya en azından vadeli banka hesabına veya benzer gelir getiren kurumlara yatırarak en iyi şekilde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarının temerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen bir vakıadır. HMK m. 187/2’ye göre: “Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz.” Bu sebeple davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır. Bu tespitlere göre başvurucunun, ayrıca zarara uğradığını somut olarak ispat etmesi şeklindeki katı yorum davacıyı ölçüsüz bir yük altına sokabilecektir. Bu sebeple soyut yöntem ile alacaklıya ispat kolaylığı sağlanması ve zararın soyut olarak hesaplanması ... Mahkemesi’ne ve ... çeşitli dairelerine göre makul ve amaca uygun bir çözümdür. Toplanan delillerden ve dosya kapsamından tacir olan davacının ayıplı aracının ayıpsız benzeri ile değiştirilmesine mahkemece karar verildiği; davacının ilamı icraya koyduğu, aynı aracın üretiminin kalkması sebebiyle davacı tarafından İ.İ.K.24. maddesi gereğince işlem yapılmasını istediği, icra müdürlüğünce aracın değerinin tespit edildiği, davalı tarafında icra müdürlüğünce belirlenen bedelin 13.07.2020 tarihinde icra dosyasına bloke edildiği; ay1rıca bu bedele itiraz edilerek paranın davacıya ödenmesini engellediği anlaşılmaktadır. Davacı somut yönteme dayanarak munzam zararın hesaplanması talebinde bulunmadığı için Mahkeme’nin takdirinde olmak üzere zararın soyut yönteme göre hesaplanabilmesi mümkündür. Buna göre paranın icra dosyasına ödendiği tarihte oluşan ve faizi aşan zararını isteyebilir. Mahkemece soyut yöntemin kabul edilmesi durumunda borç muhtırasının borçluya tebliğ edildiği 24.06.2020 tarihi ile parayı elde ettiği 21.01.2022 tarihe kadar geçen zaman zarfında gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, döviz kurlarını gösterir liste ilgili resmî kurumlardan getirtilmeli, konusunda uzman bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmalı, davacının zarar miktarı belirlemeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir (T.C. .... 10.5.2010). “Somut olayda; icraya konu ilamda ayıplı aracın borçluya iadesi ve bunun karşılığında aracın misli ile değiştirilmesine karar verilmiştir. Ayıplı aracı teslim yükümlüsü olan ilamdaki davalı ... tarafından ayıpsız aracı iade yükümlüsü olan ilamdaki davacı ... Oto Pazarlama ..A.Ş. aleyhine 21.01.2014 tarihinde başlatılan takipte borçluya icra emrinin tebliği üzerine borçlu tarafından takip konusu aracın ayıpsız mislinin elinde olmadığının 27.01.2014 tarihinde bildirildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki düzenlemede açıklanan haciz tarihi aracın aynen teslimi için verilen 7 günlük sürenin sona erdiği tarihtir. Borçlunun ayıpsız aracın elinde olmadığını bildirdiği tarih itibariyle değerin tespitinin yapılması gerekeceği, bu tarih de icra emrinin tebliği üzerine borçlunun ayıpsız mislinin elinde olmadığını bildirdiği tarihtir. Ayıpsız misli ile değiştirilmesine karar verilen takip konusu ilamdaki 2007 model aracın mislinin üretilmediği, fakat aracın iadesi gereken tarihteki modelinin donanım farklarının tek tek ve fark miktarlarının neye tekabül ettiği de açıklanarak 2007 model araçta bulunmayan donanım farkları tutarı düşülerek iade konusu aracın değerinin bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekir. Ayıplı aracın teslimi ise 14.04.2014 tarihinde icra müdürlüğüne gerçekleşmesi üzerine muhtıra ile istenilen bedelin dosyaya davacı borçlu tarafından 20.04.2014 tarihinde yatırıldığı, ilamda karşılıklı edimler söz konusu olduğundan muhtıradaki faizin talep edilemeyeceğinin göz ardı edilmesi de bozmayı gerektirmiştir.”... II. Munzam Zarar Hesabı Dosyadan anlaşıldığı kadarı ile borçlu, .... Sayılı kararı ve onama ilamı üzerine 21.01.2022 tarihinde dosya borcunu faiziyle ödenmiştir. Ödenen toplam miktar: 1.830.086,94 TL’dir. Yukarıda da ifade edildiği üzere, somut olayda ... 30.03.2020 tarihinde belirlediği araç değeri davalı-borçluya bi1dirilmeden 19.06.2020 tarihli borç muhtırası 24.06.2020 tarihinde borçluya tebliğ edilmiştir. Bu sebeple Bilirkişi Heyeti olarak ayrıca Yargıtay uygulamaları ve hukukun genel ilkelerini dikkate alarak borcun davalı-borçluya tebliğ edildiği tarih olan 24.06.2020 tarihini dikkate alarak bir hesaplama yapmış bulunmaktayız. Takdiri Sayın Mahkeme'nindir. - Davalı-borçlu parayı 21.01.2022 tarihinde değil de 24.06.2020 tarihinde ödemiş olsaydı sahip olacağı miktar 2.655.557,32 TL’dir. - Söz konusu bu miktar ile davacıya 21.01.2022 tarihinde ödenen miktar arasındaki fark hesaplandığında davacının uğradığı zarar şu şekilde hesaplanır: (A) Davacıya ödenen miktar = 1.830.086,94 TL (B) Davacının yukarıda yapılan hesaplamaya göre tahsil tarihlerinde elinde bulunması gereken miktar: 2.655.557,32 TL (2.655.557,32) TL – (1.830.086,94) TL= 825.470,38 TL olduğu sonucuna ulaşılacaktır...." denildiği,07/03/2023 tarihli raporda "....1. Munzam zararın talep edilebilmesi için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin Sayın Mahkeme'nin takdirinde olduğu; 2. Aracın İİK m.24/TV'e göre haczin yapıldığı tarihteki rayice göre sıfır(0) km benzerinin değerinin uzman bilirkişi tarafından yapılan araştırmalar sonucunda "1.650,000 TL" olabileceği görüş ve kanaati oluşmuştur. 3. Munzam zararın gerçekleştiği Sayın Mahkemece takdir edildiği takdirde davacının 24.06.2020 tarihi dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 937.520,83 TL munzam zarar talebinde bulunabileceği; 21.01.2020 tarihi dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 1.172.122,88 TL munzam zarar talebinde bulunabileceği, 4. Aracın 21.01.2022 itibariyle değerinin 7.700.000 TL olduğuna ilişkin değerlendirmede bulunulabileceği,..." belirtildiği, 26/07/2024 tarihli ek raporda ise"...24/06/2020 Tarihi dikkate Alınarak Yapılan Hesaplama - Davalı-borçlu parayı 21.01.2022 tarihinde değil de 24.06.2020 tarihinde ödemiş olsaydı sahip olacağı miktar 2.816.292,79.TL'dir. - Söz konusu bu miktar ile davacıya 21.01.2022 tarihinde ödenen miktar arasındaki fark hesaplandığında davacının uğradığı zarar şu şekilde hesaplanır: (A) Davacıya ödenen miktar — 1.456.571,86TL (B) Davacının yukarıda yapılan hesaplamaya göre tahsil tarihlerinde elinde bulunması gereken miktar: (2.816.292,79) TL- (1.456.571,86) TL=1.359.720,93TL olduğu sonucuna ulaşılacaktır., 21.01.2020 Tarihi Dikkate Alınarak Yapılan Hesaplama- Davalı-borçlu parayı 21.01.2022 tarihinde değil de 21.01.2020 tarihinde ödemiş olsaydı sahip olacağı miktar 3.215.705,78TL'dir.söz konusu bu miktar ile davacıya 21.01.2022 tarihinde ödenen miktar arasındaki fark hesaplandığında davacının uğradığı zarar şu şekilde hesaplanır: (A) Davacıya ödenen miktar — 1.456.571,86TL (B) Davacının yukarıda yapılan hesaplamaya göre tahsil tarihlerinde elinde bulunması gereken miktar: 3.215.705,78.TL, (3.215.705,78.)TL — (1.456.571,86) TL= 1.759.133,92.TL olduğu sonucuna ulaşılacaktır." denildiği görülmüştür. DEĞERLENDİRME: Davacı tarafça davalı aleyhine alınan mahkeme ilamının icraya konulması safhasında davalı tarafça tehiri icra kararı alındığı, davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği , davacının temerrüt faizi üzerinde zararı bulunduğu belirtilerek munzam zararın tahsili, davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş olup. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü içermektedir haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s.810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğra dığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Mevcut olayda davacı tarafça alacağa ilişkin mahkeme ilamının icrası safhasında davalı tarafça tehiri icra kararı alındığı, istinaf ve temyiz yoluna gidildiği , davalının yargı sürecini uzattığı, tahsilin geciktiği, araç fiyatlarının arttığı , davacının temerrüt faizi üzerinde zararının bulunduğu belirtilerek oluşan zararın tahsili istenilmiş isede; tehiri icra, istinaf ve temyiz müessesinin bir hak olduğu ve kötüniyetli olarak kullanılmadığına dair yeterli ve inandırıcı ileri sürülmediği de dikkate alındığında, istinaf ,temyiz ve tehiri icra yollarına başvurmasının hem hak hem de görev olduğu, bu kapsamda davalıya oluşan zararda herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği, icra takip tarihinden tahsile kadar geçen sürede paranın satın alma gücünün düştüğü ancak bu konuda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı, Mahkememizin ... K sayılı dosyası,... K sayılı ilamı ,... takip sayılı dosya sureti ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakla ,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm delillerin somut olarak ortaya konulması gerektiği, salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat edilemediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemeyeceği, TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmesi , kanun koyucunun tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlediği de dikkate alındığında, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği gözetilerek aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı üzere; 1)Davacının davasının reddine, 2) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL harcın, dava açılışında alınan 853,88-TL peşin harç ile yargılama sırasında yatırılan 29.188,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 30.041,88-TL harçtan düşülmesi ile fazla yatırıldığı anlaşılan 29.426,48-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatırana iadesine, 3) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/A ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 1.560,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 4) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5) Davalının yargılamada vekil ile temsil edildiği anlaşıldığından yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6) Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider ve delil avansının HMK'nin 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatıranlara iadesine, Dair Taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde ... yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/01/2025

Katip ... ¸e-imzalıdır.

Hakim ... ¸e-imzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2022/245, K. 2025/28, T. 15.01.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-245-e-2025-28-k-7f190af7cec4