İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/647 E. 2024/395 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/647
Karar No
2024/395
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/647 Esas KARAR NO : 2024/395 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 03/10/2023 KARAR TARİHİ : 22/05/2024 Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin belediye otobüsleri, yolcu otobüsleri ve binek araçların koltuk kaplamaları işiyle uğraştığını, işiyle alakalı olarak toptan aldığı kumaşları muhafaza amacıyla .... noda bulunan depoyu 05.07.2022 tarihli kira kontratı ile kiraladığını, ... tarihinde ... Caddesi üzerinde bulunan ...'ye ait şebeke hattındaki su borusunun patlaması sonucunda akan suların müvekkilinin depo olarak kiralayıp kullandığı taşınmaza girdiğini ve depoda duran müvekkiline ait malları ıslattığını, maddi zarara neden olduğunu, söz konusu malların hasara uğradığını, müvekkilinin zarara uğramasına sebep olan su baskınının tespiti ve suyun boşaltılması için olay yerine çağırılan İtfaiye'nin 05.06.2023 tarihli raporunda ''su tahliyesi ihbarı üzerine belirtilen adrese gidildiği, zeminde yaklaşık 5 cm su birikintisinin olduğu ve rulo halindeki araç içi kaplama malzemelerinin ıslanmış olduğu görülmüştür'' denmek suretiyle zararın depodaki su baskını ve suyun boyutunun açıkça tespit edildiğini, ... Belediyesi'ne ait ... tarihli zabıta tutanağında ''... tarafından kullanılan depoyu su bastığı görülmüş, depoda bulunan malzemelerin (kumaş, sünger, kılıf) zarar gördüğü anlaşılmış'' denmek suretiyle müvekkilinin su basması nedeniyle zarara uğradığını net bir şekilde belirtildiğini, ... 11. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Değişik İş sayılı dosyası ile 05.06.2023 tarihinde müvekkilinin uğramış olduğu maddi zararın tespitinin istendiğini, talep üzerine mahkeme tarafından tayin edilen bilirkişinin 15.06.2023 tarihinde tespit istenilen yere geldiğini ''mahalde zeminin içinde su olduğunu, sularının kısmen boşaltıldığını devamında ...şebeke hattında oluşan arıza (boru patlaması), boru hattından boşalan suların tespite konu depoyu basmayı nedeniyle hasarın oluştuğunun tespit edildiğini'' raporunda açıkça belirttiğini, deponun tahliye edilmesi için bilirkişi ile 19.09.2023 tarihinde müvekkile ait depoya gidildiğini ve gerekli incelemelerin bilirkişi tarafından yapıldığını ve durumu gösterir fotoğraflar çekilerek rapor düzenlendiğini, bilirkişinin değişik iş dosyasına sunmuş olduğu raporunda ''tespit konusu yer depo binanın bodrum katındadır. Binanın 50 metre ilerisindeki ... Caddesinden tesisatlı İSKİ şebeke hattında oluşan arıza/patlama nedenli, tespite konu depoya suların birikmesiyle hasarların oluştuğu tespit edildiğini'' açıkça beyan ettiğini, tespit raporunun devamında müvekkiline ait zarar gören malların tek tek tespit edildiğini, miktarlarının ve birim fiyatlarının hesaplandığını, müvekkilinin toplam zararının 1.994.330,04 TL olarak hesaplandığını, müvekkilinin değişik iş dosyasıyla tespit edilen maddi zararının tazmini amacıyla dava ikame etmeden önce ... Arabuluculuk Bürosuna zorunlu ticari dava şartı arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, ... Büro numaralı başvurunun 15/09/2023 tarihinde anlaşmazlıkla sonuçlandığını, fazlaya ilişkin talep hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 02/06/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Cevap: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafından açılan davanın idari yargının görev alanına girdiğini, adli yargının işbu davada görevli olmadığını, müvekkili idarenin, 2560 Sayılı yasa ile kurulmuş olan ve kamu görevi yapan bir mahalli idare olduğunu, idare aleyhine açılan ve konusu tam yargı davası olan tüm davalarda görevli yargı yolu idare mahkemeleri olduğunu, olayın meydana geliş şekliyle ilgili davacı taraf anlatımı dikkate alınarak olayın hizmet kusuruna dayalı olduğu iddia edildiğinden, davanın tam yargı davası olarak idari yargıda açılması gerektiğini, davanın görev yönünden reddi gerektiğini, görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğunu, tarafların ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceğini, mahkemenin görevinin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun HMK 114/1-(c) maddesi uyarınca dava şartlarından olduğunu, HMK 115. maddesi hükmünün açık olduğunu, görevli olmayan mahkemede görülen davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, Borçlar Kanunu’nun II. Zararın ve kusurun ispatı başlıklı 50. Maddesi hükmünün açık olduğunu, ; tazminat sorumluluğunun doğması için, tazminat talep edilenin, zarara neden olayda kusurunun olması; tazminat talep edilen hasar ile fiili arasında illiyet bağının bulunması gerektiğini, Türk Borçlar Kanunu, lafzı ile dahi uygun illiyet teorisini kabul etmiş olduğunu, genel hayat tecrübelerine ve olayın normal akışına göre, zarara neden olduğu iddia olunan davranışın somut olayda gerçekleşen türden zararı, mahiyeti ve ana temayülü itibariyle gerçekleştirmeye müsait olması, en azından zararın doğumuna ya da artmasına katkısının bulunması gerektiğini, müvekkili idare ise olayda kusurlu olmadığını, gerçekleştiği iddia edilen hasar ile idarenin filleri arasında illiyet bağının kurulmasının da mümkün olmadığını, dava dilekçesi ekinde bulunan ... 11. Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunun, Zabıta Müdürlüğünce tutulan tutanak ve ... Başkanlığının ... tarihli İtfaiye Olay Raporunun birbiri ile çeliştiğini, bilirkişi raporundaki hesaplamaların gerçekten uzak, afaki hesaplamalar olduğunu, raporda zarar gördüğü belirtilen malzemelerin toplamda 2337 adet olduğunun belirtildiğini, zarar görülen malzemelerin tamamının sayılmasının mümkün görülmediğini, bilirkişice tüm malzemeler kullanılamaz kabul edilerek hesaplama yapılmasının da hatalı olduğunu, zarar gördüğü iddia edilen malzemenin kullanıp kullanılmadığı da bilinmediğini, bilirkişi raporunda müvekkili idareye ait su borusunun patlaması sonucu su bastığı kabul edilmiş ise de, su baskını dava konusu taşınmazın kapısından mı, penceresinden mi, pis su giderinden mi, yada duvar veya alt tabandan su çekme ile mi oluştuğu konusunda herhangi bir bilgi verilmediğin, bilirkişi raporunda yapılan hesaplamada, 25.08.2020 tarihinden 20.01.2023 tarihinde kadar alınan malzemeye ait fatura içerikleri hesaplamaya katıldığını, davacının yaklaşık 3 yıl önce almış olduğu malzemelerin depoda tutuluyormuş kabul edilerek hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda sunulan resimlerde, söz konusu malzemelerin büyük bir kısmının raflarda olduğunu, yerden yüksekte olduğunun görüldüğünü, itfaiye raporunda dava konusu taşınmazda bulunan suyun 5 cm olduğu kabul edildiğinde, dava konusu taşınmazdaki malzemelerin tamamının ıslanması, zarar görmesinin düşünülemeyeceğini, dava konusu taşınmazda oluştuğu iddia edilen hasardan müvekkili idarenin sorumlu tutulmasının düşünülemeyeceğini, Müvekkili idarenin kusur durumunun tespiti için binaya ait yapı ruhsatı ve projelerin getirtilmesi, binanın projesine, imar mevzuatına ve ... mevzuatına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, Yüksek Mahkeme kararlarında “binanın ruhsatının olmaması, daire ve müştemilatın projeye aykırı yapılması vs. gibi nedenlerin fiil ile zarar arasındaki illiyet bağını keseceği” açıkça belirtildiğini, dolayısı ile bina ruhsatının olmamasının, bina ve müştemilatının proje ve ruhsata aykırı yapılmış olmasının illiyet bağını kesen nedenler arasında açıkça vurgulanmış olup işbu davada dahi araştırılması gerekli hususlar arasında olduğunu, dava dilekçesinde, hasar oluştuğu iddia edilen taşınmazda su baskının nasıl gerçekleştiği hususunda bir açıklama bulunmadığını, su baskının kapıdan, pencereden ya da duvardan sızıntı şeklinde olup olmadığı hususunda bir açıklama yapılmadığını, dava konusu taşınmazda su baskının duvarlardan sızıntı şeklinde gerçekleşmiş ise, dava konusu taşınmazın İBB imar yönetmeliği Bodrumlar başlığında 18. maddesi 6. fıkrasında "Toprağa dayalı tüm bodrum katlarda, dış etkilere karşı ısı ve su yalıtımı yapılması zorunludur." hükmüne aykırı inşaa edildiğini, Türk Borçlar Kanunu 69. Maddesinin açık olduğunu, Davacının, işyeri olarak kullandığı binanın yapı ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesinin, işyeri olarak kullanılan yerin işyeri ruhsatının ve depo olarak kullanılan taşınmazın ruhsata işlemiş olması yasal bir zorunluluk olduğunu, söz konusu iznin bulunmamasına davacının ağır kusurlu olacağını, bu kusurlu fiil nedeniyle idare tarafından sunulan kamu hizmetlerinin kusurlu yürütülmesine ilişkin fiiller ile zarar arasındaki illiyet bağının kısmen veya tamamen kesileceğini, davacının dava dilekçesinde 100.000,00 TL maddi tazminatın 02.06.2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkili idareden tahsiline karar verilmesi talep etmiş ise de, davacı ile müvekkil idare arasında herhangi bir ticari iş ve işlem bulunmadığını, davacının ticari faiz istemesi de haksız ve hukuksuz olduğunu, mahkemece bu talebinin de reddine karar verilmesini, izah edilen nedenlerle; Tapu sicil müdürlüğüne, ... Belediye Başkanlığına ve ... müzekkere yazılarak, dava konusu taşınmazla ilgili plan, ruhsat, proje ve ekleri ile yapı kullanım izin belgesinin istenmesini, işyeri olarak kullanılan taşınmazın işyeri ruhsatının ve depo olarak kullanılan bodrum katın işyeri ruhsatına işlenip işlenmediğinin ilgili belediyeden sorulmasını davanın öncelikle usulden, aksi takdirde esastan reddine karar verilerek yargılama giderlerinin davacı yan üzerinde bırakılmasını, lehlerine ücreti vekalete hükmedilmesini talep etmiştir. Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ; ... 11. Sulh Hukuk Mahkemesi'ni ...D.İş Esas dosyası, depoda bulunan mallara ilişkin fatura, zabıta ve itfaiye tutanakları, davacının tacir araştırmasına yönelik olarak kurumlara yazılan müzekkere cevapları celp edilmiş incelenmiştir. Dava, haksız fiilden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davalı vekili olayda hizmet kusuru sebebiyle tam yargı davası açılması ve idari yargının görevli olduğu noktasında yargı yolu itirazında bulunmuş ise de; davalı kurumun 2650 s. Kanun kapsamında tüzel kişi tacir sıfatının bulunması, uyuşmazlığın haksız fiil teşkil etmesi karşısında, davanın çözümünde adli yargıda görülmesi gerektiğinden davalının yargı yolu dava şartı itirazının reddine karar verilmiştir. (İSTANBUL BAM 4. HD. 2021/2576 E. 2023/1856 K.) Ne var ki, davanın esasına geçilmeden evvel, adli yargıda görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi hakim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, haksız fiilden kaynaklanan zararın tazminine yönelik açılan davanın, TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından; ... Ticaret Sicil Müdürlüğü davacı gerçek kişinin tacir olarak sicilde kayıtlı olmadığı, ticari işletmesinin bulunmadığı, ... Vergi Dairesi dava tarihi itibariyle davacının işletme hesabına göre defter tuttuğunu bildirmekle, davacı gerçek kişinin tacir sıfatının bulunmadığı görülmüştür. Öte yandan, ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanlığı davacı ...'ın 06/06/2005 tarihinden itibaren ve hali hazırda esnaf olarak kaydının devam ettiğini bildirmiştir. Yargıtay 11.H.D.'nin 06/03/2018 Tarih ve 2016/11515 E-2018/1718 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, TTK'nin 12. Maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda' ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir ispatı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf - tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nin 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden, Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekmektedir. (İSTANBUL BAM 4. HD. 2018/1274E. 2019/1137 K.; İSTANBUL BAM 3. HD. 2022/11451E. 2023/784K.,) Huzurdaki ihtilafın TTK' da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından, davalının 2650 s. Kanun uyarınca tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davacının da tacir olması zorunludur. 19/02/1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden BİRİNCİ SINIF TACİR SAYILAN VE BİLANÇO ESASINA GÖRE DEFTER TUTANLAR ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin DIŞINDA kalanların (iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların) esnaf ve küçük sanatkar, tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. 21/07/2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ... tarihli ... sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda 213 Sayılı VUK 177.maddesinde belirtilen hallerden 1. ve 3.bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda belirlenen sınırların yarısını, 2.benddeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir. Davacı ...'ın gerçek kişi olarak birinci sınıf tacir olup olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutup tutmadığı, 21/07/2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2007/12362 sayılı BKK. uyarınca esnaf sınırını aşıp aşmadığının tespiti bakımından ise bu yıllarda verdiği Gelir Vergisi Beyannamesi, eki gelir tablosu ve performans bilgilerinin gönderilmesi ve bu bilgilere göre VUK 171/1 ve 3 no.lu bentlerde ilgili yıl için belirlenen nakdi limitin yarısını, 171/2 no.lu bentte belirlenen nakdi limitin tamamını, ilgili yıl yıllık gayrisafi iş hasılatı tutarı yönünden aşıp aşmadığının araştırılmış, nihayetinde dava tarihi itibariyle davacının 1. sınıf tacir olmadığı ve bilanço usulüne göre defter tutan kimselerden de olmadığı, bu itibarla davacının VUK 177. maddesi ve Bakanlar Kurulu kararı uyarınca tacir sıfatının olmadığı anlaşılmıştır. Diğer taraftan; dava tarihi itibariyle davacının işletme hesabına göre defter tuttuğu, ancak celp edilen gelir beyannameleri ve eki performans tabloları incelendiğinde yukarıda değinilen Bakanlar Kurulu kararı uyarınca esnaf - tacir ayırımına göre faaliyetinin esnaf sınırını (limit hadlerini) yine aşmadığı görülmüştür. (Yıllık alış, satış ve gayri safi hasılat miktarları / limit hadleri ayrıca incelenmiş ve denetlenmiştir.). Hasılı, davacının tacir sıfatının bulunmadığı belirlenmiştir. Bu haliyle, davacının tacir sıfatı bulunmadığı açık olduğundan her iki tarafın tacir olmadığı eldeki dava dosyası bakımından Mahkememizin görevli olmadığı, davalı Kuruma ait şebeke hattındaki su borularının patlaması ve oluşan sızıntı sebebiyle meydana gelen zararın esasen niteliği itibariyle haksız fiil olarak değerlendirilmesi, bu itibarla haksız fiilden doğan uyuşmazlığın ise genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. (Bkz. İSTANBUL BAM 4. HD. 2020/216 E. 2021/2768 K.) Yapılan açıklamalar karşısında; davalı kurumun şebeke içme suyu hattındaki borularının patlaması sebebiyle meydana gelen zararın tazmini davasının mutlak ticari dava olmaması, ayrıca davacının tacir sıfatının bulunmaması sebebiyle nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, bu nedenle somut uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemelerinin / Mahkememizin görevli olmadığı, davalı kuruma ait şebeke hattındaki su borularının patlaması ve oluşan sızıntı sebebiyle meydana gelen zararın esasen haksız fiil olarak değerlendirilmesi, bu itibarla haksız fiilden doğan uyuşmazlığın ise genel görevli olan Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğinden işbu davada Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli mahkeme olduğu anlaşılmakla, HMK 114/1-c ve HMK 115/2 madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: ( Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı üzere); 1-HMK.'nın 114/1-c. ve 115/2. maddeleri uyarınca mahkememizin görevsizliği sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine, 2-HMK.nın 20. maddesi uyarınca taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise tebliğ tarihinden, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak talep etmesi halinde dava dosyasının görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE tevzi edilmek üzere hukuk mahkemeleri tevzi bürosuna gönderilmesine, 3-HMK'nın 20. maddesine göre kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde Mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine, 4-Harç, yargılama gideri, vekalet ücreti ve arabuluculuk ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/05/2024 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/647, K. 2024/395, T. 22.05.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-647-e-2024-395-k-7452d20b1770