İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2020/686 E. 2021/159 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2020/686
Karar No
2021/159
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2020/686 Esas KARAR NO : 2021/159 DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yok Hükmünde Olduğu ve Satış Kararının İptali İle Genel Kurul Toplanması İstemli) DAVA TARİHİ : 10/12/2020 KARAR TARİHİ : 17/02/2021 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yok Hükmünde Olduğu ve Satış Kararının İptali İle Genel Kurul Toplanması İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. ve 674 sayılı KHK'nın 19. Maddeleri uyarınca kayyım atanmasına karar verilen davalı şirketin, kayyım olarak atanan TMSF tarafından satışına ilişkin karar alındığını, 5271 sayılı CMK'nun 133(3) maddesi uyarınca davanın kayyım işleminden kaynaklanması nedeniyle görüm ve çözümünün adli yargının görev alanında olup Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu, müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve eski yönetici olup hakkında yapılan soruşturmada İzmir...Sulh Ceza Hâkimliği'nin kararı ile şirkete kayyım atanmasına karar verildiğini, müvekkilinin hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamakla birlikte yapılan yargılama sonucunda masumiyetinin tespiti halinde malvarlığının ve davalı şirketin teslim edildiği anki durum ve koşullarla iadesinin sağlanmasının gerekmekte olup bu nedenle dava açıldığını, zira davalı şirketin ihale ile 48 adet taşınmazını satışa çıkarıldığının ilan edildiğini, hukuk devleti gereği satışın ivedilikle durdurulması gerektiğini, ayrıca bu eylem sebebi ile kayyımlar, TMSF yönetimi ve ilgiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, 6758 sayılı Kanun'un uygulanmasına ilişkin tebliğin 4 ve 6.maddeleri uyarınca TMSF tarafından atanan kayyım heyetinin yalnızca şirketin olağan yönetim iş ve işlemlerini yapmakla yükümlü olup aslen şirketi aldığı anki ticari durum ve itibarı ile korumak yükümlülüğünde olduklarını, bu düzenlemeye rağmen kayyımlarca basiretli tacir sorumluluğuna uygun davranılmayarak gerek kamu, gerek müvekkilinin şahsi gerekse ortağı olduğu şirketlerin zarara uğratıldığını, bu konuda ihtarname keşide ettikleri gibi çok sayıda suç duyurusunda bulunup dava açmalarına rağmen tüm hukuki girişimlerinin karşılıksız çıkıp, taleplerinin değerlendirilmediğini, Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmaların devam edip zimmet suçu bakımından araştırmanın yapıldığını, buna rağmen TMSF'nin ihale ilanı yaptığını, zimmet suçunun başka bir suçla perdelemeye çalışıldığının görüldüğünü, on üç ay boyunca TMSF'ye çeşitli ihtarlar göndermelerine rağmen taleplerine yazılı bir cevap verilmediğini, 04/12/2020 tarihinde yaptıkları başvuruya 07/12/2020 tarihinde cevap verildiğini ve cevapta incelemenin devam ettiğinin bildirildiğini, bu cevapla şirketin taşınmazlarının satışa çıkartılmasında ihmali olan görevlilerin kollandığının sabit hale geldiğini, verilen cevapta 6755 sayılı Kanun'un 37.maddesinin geniş yorumu ile hukuki, cezai ve idari hiçbir sorumluluğun bulunmadığına dayanılmasına rağmen bu maddenin hukuka aykırı işlem ve uygulamaları korumadığının Anayasa Mahkemesi'nin 2018/31 esas 2020/38 karar sayılı ve 16/07/2020 tarihli kararı ile netleştiğini, şirketin tamamının ve 48 adet taşınmazının satılmasının şirketin iyi yönetilmediğini belgeler şekilde, yanlı ve şeffaf olmayan yöntemlerle elden çıkarılması ve böylece şirkete ve şirket ortaklarına verilen zararların perdelemeye başladıklarının anlaşıldığını, ihaleye çıkarılan binlerce dönüm tarım arazisinin satılmasının şirketin bütünlüğünü tamamen yitirmesi sonucunu doğuracağını, İzmirdeki çiftliğin yem ihtiyacını karşılamak üzere Konya'da alınan ve binlerce dönümü toplulaştırma suretiyle biraya getirilmesi için çok emek ve para harcanan verimli arazilerin satılmaya çalışılmasının şirketin geleceğini tehlikeye atan hayati ve büyük bir hukuksuzluk olduğunu, müvekkilinin mal varlığının müsadere edilmediğini, şirket mülkiyetinin halen kendisine ait olmasına rağmen yönetimin tedbiren el değiştirdiğini, ne kayyım atanmasına dair Sulh Ceza Hakimliği kararında ne bu dosyada mübrez kayıtlarda müvekkilinin davalı şirkete ilişkin olarak suç icrası ile elde edildiği yada suça konu olduğuna ilişkin hiçbir delil ve olgunun bulunmadığını, bu nedenle mülkiyet hakkının kime ait olduğu konusunda hiçbir tereddütün bulunmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa m.13e uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, kayyımın idare kayyımı olup davalı şirketin TMSF tarafından devir alınan şirketlerden biri olmadığı nedeniyle şirketin tamamının ve 48 adet taşınmazının satışına ilişkin karar alınamayacağı gibi alındığı düşünülse dahi usulsüz genel kurul kararının yok hükmünde olduğunu, TTK'nun 418.maddesinde şirketin satışının ancak genel kurul kararı ile yapılmasının öngörüldüğünü, somut olayda TMSF'nin herhangi bir genel kurul yapmadan şirketin 48 adet taşınmazının satışına karar vermesinin kendilerince anlaşılamadığını, toplantı yapıldığı varsayılsa bile TTK'nun 418.maddesi gereğince usulsüz genel kurul toplantısı ve alınmış kararların da yok hükmünde olacağını, ihaleye çıkan 48 adet taşınmazın 6.160.000,00-TL olarak belirlenen bedelinin çok düşük bir miktar olduğunu, gayrimenkul değerleme bilirkişi raporuna göre değerlerinin 55.398.588,00-TL olduğunu, buna göre kamunun zararının şuan için bile en az 50 milyon TL olup, şirkete ve şirket ortaklarına verdikleri zararı perdelemeye başladıklarının sabit hale geldiğini, sadece taşınmazların değerinin 55.398.588,00-TL olduğu düşünüldüğünde şirketin tamamının 31.000.000-TL'ye satılmasının kabul edilemeyeceğini, TTK'nun 410. maddesi gereğince genel kurulun toplanması kararının alınmasını talep ettiklerini, TMSF'nin tek amacının, şirketin içini boşaltmak ve zararlar bulunan müvekkilinin tüm malvarlığı olan şirketi ele geçirmek olduğunu, TMSF'nin şirkete zarar vermesi ve şirket mallarına ilişkin usulsüz tasarruflarının mevcudiyeti nedeniyle genel kurulun toplantıya çağrılması izninin verilmesi gerektiğini bildirmiş, davalı şirketin ve 48 adet taşınmaz satışının tedbiren durdurulmasına, usulsüz genel kurul toplantısında alınmış kararların yok hükmünde olduğunun tespitine, genel kurulun toplanmasına, davalı şirketin satış kararının usule ve kanuna aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı...Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin mobilya üretim, satış ve pazarlaması işi ile iştigal etmekte olup 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe teşebbüsü sonrası, şirketin hissedar ve eski yöneticilerinin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı oldukları gerekçesi ile, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma kapsamında Sulh Ceza Hakimliği tarafından CMK.m.133 hükmü gereğince kayyım tayinine karar verildiği, kayyım olarak 674 sayılı KHK.m.19/1 hükmü gereğince TMSF'nin atandığı, şirketin halen TMSF tarafından atanan yönetim kurulu üyeleri tarafından yönetildiğini, 674 sayılı KHK.m.19 hükmü ile, ilgili Başbakan Yardımcısı’na verilen yetkilerin, 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 19.maddesi kapsamında devredilen yetkiler yönergesinin 5.maddesi ile, TMSF'ye devir edildiğini, bu nedenle, yönetim kurulu üyesi atama yetkisi ile, TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketlerin genel kurul yetkilerinin TMSF Fon Kurulu tarafından kullanıldığını, davalı şirketin hissedarları ve eski yöneticileri hakkında yapılan soruşturma sonucunda İzmir ...Ağır Ceza Mahkemesi’nin... esas sayılı dosyasında kamu davası açıldığını, davanın ilk duruşmasının 01/04/2021 tarihinde görüleceğini, 6758 sayılı Kanun'un 19.maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslara ilişkin düzenlemenin 4.maddesi ile; şirkete TMSF tarafından atanan yönetim kurulu üyelerinin, şirket yöneticilerinin sahip olduğu tüm yetkilere sahip olduğu konusunda ve diğer hususlarda düzenleme yapıldığını, tebliğin m.8 hükmü ile; şirketin, şirket varlıklarının, mal varlığı değerlerinin satışına karar verilmesi durumunda, şirketin yönetim organı; satışa çıkan şirketin, şirket varlıklarının, malvarlığı değerlerinin korunması için basiretli bir tacir gibi gerekli önlemleri almakla ve satışı olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlü olduklarını, 7145 sayılı Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Geçici 1.maddesi ile; kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 6758 sayılı yasanın m.19 hükmü ile atanmasına ilişkin esasların kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süre ile uygulanacağının, 20.07.2016 tarihli ve 2016/9064 sayılı Bakanlar kurulu kararıyla ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal döneminde yürürlüğe konulan ve Fon ile Fonun ilişkili olduğu Bakan ve Fonun kayyımlık yetkisi kapsamında atananlar veya görevlendirilenlerin görev, hak, yetki ve sorumluluklarını ve şirket ve mal varlığı değerlerine ilişkin, kefalet ve takip dahil tüm muafiyetleri düzenleyen kanun hükümlerinin, Fonun kayyım atandığı dosyalar bakımından ceza soruşturması veya kovuşturması kesinleşinceye ya da satış veya tasfiye işlemleri tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin düzenlendiğini, 667 sayılı KHK'nun 10.maddesi ve 668 sayılı KHK.'nun 38.maddesi hükümleri gereğince, olağanüstü hal döneminde yayımlanan KHK’lar ve 667 sayılı KHK gereği yapılacak işlemlerle ilgili yürütmenin durdurulması kararı alınamayacağının kararlaştırıldığını, 674 sayılı KHK.m.19/9 hükmü ile; TMSF’nin kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurul yetkilerinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın TMSF’nin ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabileceğinin, 19/10 hükmü ile bu yetkinin kısmen veya tamamen Tasarruf Mevduatı Sigorta Başkanı veya Fon Kurulu’na devredilebileceğinin kararlaştırıldığını, Anayasa Mahkemesi’nin ... başvurusu sebebiyle verdiği 24/05/2018 tarihli kararı ile kayyım tayininin Anayasa’nın m.35 hükmü ile ve uluşlar arası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkını ihlal etmediğinin karar altına alındığını, 6758 sayılı kanun (674 sayılı KHK) m.19/3 hükmü gereğince, satış yetkisinin kullanılması için müsadere kararının kesinleşmesine gerek bulunmadığını, 6758 sayılı Kanun m.20 hükmü gereğince; 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak TMSF'ye verilen yetkilerin bu kanun ile TMSF verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin TMSF'ye borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde Fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanacağını, 6755 sayılı Kanun'un 37.maddesi hükmü gereği kayyım olarak atananlar ve onlar tarafından görevlendirilenlerin görev ve fiilleri nedeniyle, hukuki, mali, idari ve cezai sorumluluğunun doğmayacağını, 7082 sayılı Kanun'un 11.maddesi hükmü gereği kayyım olarak atananlar ile onların görevlendirdiği kişilerin şirket yöneticilerinin şahsi sorumluluğuna ilişkin hükümlerin uygulanmayacağının hüküm altına alındığını, TTK'nun 408(f) maddesinde önemli miktarda şirket varlığının satışına karar verme yetkisinin şirket genel kuruluna tevdi edildiğini, bunun dışındaki varlık satışı için genel kurul kararına gerek bulunmadığını, TTK'nun 374.maddesinde genel kurul yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar alma yetkisinin yönetim kuruluna ait olduğunu, yasal düzenlemeler çerçevesinde taşınmazların satışının tedbiren durdurulmasına karar verilemeyeceğini, ortada alınmış bir genel kurul kararı bulunmaması nedeniyle dava konusuz olduğu gibi davacının satış kararının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin talebinin de dinlenmesine olanak bulunmadığını, davacının genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin bulunmadığı gibi TTK.m.411 gereğince, gerekli prosedürün de işletilmediğini, davalı şirketin satışının iptaline yönelik talep konusunda davacının dava açma ehliyeti bulunmadığını, satışın, yasal düzenlemelere göre gerçekleştirilip paydaşların mülkiyet haklarının ihlal edilmediğini, satış bakiyesi tutarının bulunması halinde, paydaşlar adına açılan hesapta muhafaza edildiğini, bu nedenle, davacının bu konudaki davasının dinlenmesine olanak bulunmadığını, TTK'nun 448(3) maddesi hükmü gereğince, davanın dinlenmesi için davacının teminat göstermesi gerektiğini, davacı tarafından açılan dava ile, şirkete ait muhtelif alacakların tahsili sürecinde edinilen ve şirketin hiçbir faaliyetinde kullanılmayan yedi adet gayrimenkulün ve hakkında sürdürülemezlik kararı ve Ticari ve İktisadi Bütünlük Kararı alınan davalı şirket için düzenlenen ihaleye, davacı tarafından açılan davanın etkisi ile katılımların olmadığını, davacı ve diğer eski yöneticiler tarafından alıcı adaylarına yönelik muhtelif tehditler yöneltildiğini, bu nedenle, alınan kararların uygulanmasını fiilen engellenip yasal dayanağı olmayan bu ve benzer davalar açılması suretiyle satışa engel hukuksal ve yargısal bir husus varmış algısının yaratılmak istendiğini, bu neviden davranışlarla şirketin zarara uğramasının söz konusu olduğunu,bu nedenle teminat alınması gerektiğini, davalı TMSF'nin idari bir kurum olup, aldığı satış kararlarının idari işlem niteliğinde bulunduğunu, satış kararının 674 sayılı KHK'nun 19.maddesi hükmünde genel kurul yetkisinin kullanımı niteliğinde olmayıp, Bankacılık Kanunu’na yapılan atıf gereğince, sürdürülemezlik ve ticari iktisadi bütünlük kararı sonrasında alınan satışa ilişkin kararın idari bir karar olması nedeniyle görevli mahkemenin idare mahkemesi, yetkili idare mahkemesinin ise İstanbul İdare Mahkemesi olduğunu bildirmiş, davanın görev yönünden reddi ile, görevli mahkemenin idare mahkemeleri olduğuna, yetki yönünden reddi ile, İstanbul İdare Mahkemeleri’nin yetkili bulunduğuna, davacının taraf sıfatının yokluğu nedeniyle ve tüm talepler yönünden davanın esastan reddine, şirketin toplam sermaye miktarının %32’si oranında teminat alınmasına, ihtiyati tedbire ilişkin taleplerin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı TMSF vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin yasal düzenlemeler ve kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde görevini ifa etmekte olup davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, 647 sayılı yasanın 19. maddesinde terör örgütüne aidiyeti iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK'nun 133.maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkilerinin müvekkiline devredileceği gibi maddenin yürürlük tarihinden sonra müvekkilinin atanacağının hüküm altına alındığını, bu çerçevede yapılan soruşturmada alınan kararla müvekkilinin davalı şirkete kayyım atandığını, şirketin yönetim kuruluna atamaların yapıldığını, davanın idare mahkemelerinde açılması gerekip görevsiz mahkemede açıldığını, henüz genel kurul yapılmadığından iptali talep edilebilecek bir genel kurul kararının da bulunmadığını, ilgili yasal düzenlemeler çerçevesinde ticari teamüllere uygun olarak basiretli bir tüccar gibi şirketin yönetildiğini, 6758 sayılı Kanun'un 20.maddesi ile satış veya tasfiye işlemlerinde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiğini, aynı kanunun 19.maddesi kapsamında yetki devri yönergesinin devredilen yetkiler başlıklı beşinci maddesinin birinci fıkrasının c ve ç bendleri uyarınca genel kurul yetkilerini kullanabilme yetkisinin Fon Kuruluna devredilip şirketin yahut mal varlıklarının satılmasına veya feshi ile tasfiyesine karar verme yetkisinin fon kuruluna devredildiğini, 7145 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesi ile TMSF'nin kayyım olarak atanmasına ilişkin hükmün üç yıl süre ile uygulanmasına, TMSF'nin kayyım olarak atanması ile ilgili görev, hak, yetki ve sorumluluklarına ilişkin hükümlerin Fonun kayyım olarak atandığı dosyalar bakımından ceza soruşturması veya kovuşturması kesinleşinceye ya da satış veya tasfiye işlemlerinin tamamlanmasına kadar uygulanacağının düzenlendiğini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134.maddesi ile 7071 sayılı Kanun ile yasalaşan 678 sayılı KHK'nın 33.maddesinin beşinci fıkrasında satış yetkisinin Fon Kurulu'na verildiğini, davanın İYUK 'ta belirtilen süre içinde açılmadığının tespiti halinde süre yönünden reddinin gerektiği, 667 sayılı KHK'nın 10. ve 668 sayılı KHK'nın 38.maddeleri uyarınca taşınmazların satışının tedbiren durdurulmasına karar verilemeyeceğini, müvekkilinin idari bir kurum olup tesis edilen işlemlerin de idari işlem niteliğinde olması nedeniyle davanın idare mahkemesinde açılabileceğini, ayrıca İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemeleri tarafından verilen kararlarda uyuşmazlığın görüm ve çözümünde idare mahkemesinin görevli olduğu sonucuna varıldığını, müvekkili kurumun adresi nedeniyle yetkili mahkemenin de İstanbul İdare Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafça İstanbul ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... esas sayılı dosyasında aynı davanın açıldığını ve müvekkili yönünden yargı yolunun caiz olmaması nedenine dayalı olarak dava şartı yokluğu nedeniyle davanın yokluğuna karar verildiğini, anılan bu dava nedeniyle derdestlik itirazında bulunduklarını, şirket yönetim kurulunun 23/11/2020 tarihinde aldığı satışa ilişkin kararla müvekkili kuruma başvurarak taşınmazların satılmasının talep edildiğini, mali durum tespit raporu alınarak taşınmazlara ilişkin ekspertiz raporu alınıp 03/12/2020 tarihli Fon Kurulu Kararı ile alınan raporlara uygun olarak ve yasal düzenlemeler çerçevesinde şirketin ticari ve iktisadi bütünlüğünün oluşturulmasına karar verildiğini, şirket tarafından kuruma gönderilen 24/12/2019 tarihli yazı ile şirketin varlıklarının ticari ve iktisadi bütünlük kapsamında Fon tarafından satışının talep edildiğini, bunun üzerine iki ayrı değerleme sürecinin başlatıldığını, raporların alındığını, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134.maddesinin beşinci fıkrasının verdiği yetki ile TMSF Tarafından Ticari ve İktisadi Bütünlük Oluşturan Mahcurların Satışına İlişkin Yönetmeliğin 9 ve 10.maddeleri uyarınca TSKB'nin Kasım 2020 tarihli raporunun esas alınmasının uygun olacağı değerlendirilerek 03/12/2020 tarihli kararının oluşturulduğunu ve sürecin başladığını, davalı şirketin genel kurulunun henüz icra edilmediğini, şirket maliklerine yasal haklarının kullandırılmadığı iddialarının gerçek dışı olup yapılan idari işlemlerde yasal mevzuata herhangi bir aykırılık bulunmadığını, bunun yanında mülkiyet hakkı ihlalinin de bulunmadığını, yapılan işlemlerin CMK'nun 133 ve 6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20.maddesi hükümlerinin uygulanarak gerçekleştirildiğini, davacı tarafın Anayasaya aykırılık iddialarının da haksız olduğunu, ilgili mevzuat çerçevesinde şirketin hayatiyetini sürdüremeyeceği anlaşılanların satış ve tasfiyesi yoluna gidilmesinin ön görüldüğünü, toplumun zaman içinde değişen ihtiyaçları, devletin bekası, toplum düzeninin huzur ve refahının sağlanması gibi sebeplerle takdir yetkisi çerçevesinde kanun koyucu tarafından yapılan düzenlemelere uygun olarak ve bu kapsamda müvekkili kuruma yüklenen zararların en kısa sürede tahsili için Bankacılık Kanunu ile özel yetki ve görevler verilmiş olması yanında 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası çıkartılan 674 sayılı KHK kapsamında müvekkili kurumun kayyım olarak atandığını, müvekkili kuruma yüklenen görevler çerçevesinde hukuki nedene uygun işlemlerin tesis edildiğini, Anayasa Mahkemesi'nin 16/07/2020 tarih 2018/31 esas ve 2020/38 sayılı kararında 6755 sayılı Kanun'un 37.maddesine eklenen ikinci fıkranın Anayasaya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine karar verildiğini, yasal düzenlemeler çerçevesinde şirketin taşınmazlarının satışı için müsadere kararı aranması gerekmediğini, dava dilekçesinde şirket satışı ibaresi kullanılmış ise de söz konusu satışın şirket hisselerine sari bir etkisinin bulunmadığını, şirketin ticari ve iktisadi bütünlüğü satışının hisse satışı olmayıp 6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20.maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134.maddesi çerçevesinde müvekkili kuruma verilen yetkiler kapsamında şirketin faaliyeti için gerekli ve yararlı olan mal, hak ve varlıkların devrini ihtiva eden bir cebri icra satışı olduğunu, davacı tarafça sürdürülemezlik, müsadere kararı gibi birbirinden farklı süreçler ve kavramların kavram kargaşası yaratmak için özellikle karıştırıldığını, satış kararlarının mevzuat hükümleri ve şirkete ilişkin mali durum tespit raporları uyarınca alındığını ve ihalelerde varlıkların en yüksek bedelde satışına gayret gösterildiğini, müvekkili kurum ile görevlendirilen kayyım temsilcilerinin yasalarla kendilerine yüklenen görevleri en iyi şekilde yerine getirebilmek amacıyla kayyımlığını yürüttüğü şirketlerin haklarını korumak ve ekonomiye kazandırmak için üstün gayret sarf ettiklerini, Fon Kurulu Kararları uyarınca atanan yönetim kurulunun idari, mali, cezai sorumluluğunun bulunmadığı, şirketlerin özenli ve ticari teamüllere uygun olarak yönetildiğini bildirmiş, davacının tedbir talebinin reddi ile derdestliğe bağlı olarak dava şartı yokluğu, yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan reddine, yetki yönünden reddi ile dosyanın İstanbul İdare Mahkemesine gönderilmesine ve davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, satış kararının alındığı genel kurul toplantısının usulsüz olarak yapıldığı iddiası ile yok hükmünde olduğunun tespiti, genel kurul toplantısı yapılmasına karar verilmesi ve şirketin satış kararının usul ve yasaya aykırılığı nedeni ile iptali istemlerine ilişkindir. Her ne kadar dava dilekçesinde şirketin satışına ilişkin kararın alındığı genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespiti ile şirketin satışına ilişkin kararın iptali talep edilmiş ise de, dosyada toplanan tüm delillerle; davalı şirketin yönetim kurulu tarafından şirkete ait 48 adet taşınmazın satışına ilişkin 23/11/2020 tarihli yönetim kurulu kararının alınmasından sonra davalı TMSF tarafından 03/12/2020 tarihli kararla 48 adet taşınmazın satışı konusunda davalı şirketin yönetim kuruluna izin verildiği, bunun yanında genel kurul yetkileri ilgili Bakan tarafından devredilen davalı TMSF'nin şirketin satışı konusunda bir karar almadığı, alınan kararın 03/01/2020 tarihinde alınan iktisadi bütünlük kararı çerçevesinde satışına karar verilen mal, hak ve varlıkların üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, bu kararın bir genel kurul kararı olarak değil, 6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20.maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134.maddesi çerçevesinde TMSF'ye verilen yetkiler kapsamında alındığı anlaşılmıştır. Ticari sicil kayıt örneği ile davalı....Şirketinin, dava tarihi itibariyle ortakları; davacı ile dava dışı ortaklar ..., davacı ..., ..., ...ve ...tır. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... soruşturma nolu dosyasında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçu kapsamında yürütülen soruşturma nedeniyle İzmir... Sulh Ceza Hakimliği'nin... Değişik İş sayılı ve 29/06/2016 tarihli kararı ile davacıların ortağı olduğu ve aralarında dava konusu edilen şirketlerin de bulunduğu birçok şirkete CMK'nun 133 (1) maddesi uyarınca TMSF'nin yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verildiği, Sulh Ceza Hakimliği'nin kayyım atama kararı üzerine TMSF tarafından adı geçen şirketlere yönetim kurulu oluşturularak üyeliklerine atamalar yapılmak suretiyle kayyım atama kararının yerine getirildiği, şirketlerin atamalardan sonra kayyım heyeti tarafından yönetildiği, dava dışı ortaklar ... dışındaki diğer şirket ortaklar... hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma nolu dosyasında yapılan soruşturma sonunda adı geçen ortakların silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlaması ile haklarında iddianame ile İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyasında dava açıldığı ve mal varlıklarının müsaderesinin talep edildiği, davacı ortak... hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın... soruşturma nolu dosyasında yapılan soruşturmanın tefrikle ... soruşturma nolu dosyasında devam ettiği, bu dosyanın... soruşturma nolu dosya ile birleştirildiği ve halen soruşturmanın derdest olduğu, davacı ... hakkında aynı suçlama ile açılan dava ile ilgili olarak İzmir... Ağır Ceza Mahkemesi'nin... esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine ilişkin verilen kararla birlikte yönetim kayyımının denetim kayyımı olarak görevinin devamına karar verilmesinden sonra oluşturulan ek kararlarla adı geçen ortağın payı yönünden Sulh Ceza Hakimliği'nce atanan yönetim kayyımının denetim kayyımı olarak kararın kesinleşmesine kadar görevinin devamına karar verildiği dosyaya gelen belgelerle anlaşılmıştır. 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin dokuzuncu maddesinde "FETÖ/PDY terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan gerçek ve tüzel kişilerin yüzde elliden daha az ortaklık payı olduğu şirketlerde, bu payların yönetimi ve temsili amacıyla 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi uyarınca yetkili hakim veya mahkeme tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanır." düzenlemesine yer verilmiştir. Dosyada toplanan belge örnekleri ve özellikle Sulh Ceza Hakimliği kararları ile her ne kadar dava dışı ...nun mahkumiyetine karar verilen dosyada karar ve ek karar ile yönetim kayyımı olarak atanan TMSF'nin adı geçen davacının payı ile sınırlı olarak denetim kayyımı olarak devamına karar verilmiş ise de, dava dışı ortakların payı yönünden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma nolu dosyasında Sulh Ceza Hakimliği'nin kararı ile yönetim kayyımı atanmasına karar verildiği ve bu kararın halen geçerliliğini koruduğu, kararın değiştirilmediği ve kaldırılmadığı, bu nedenle adı geçen şirketler yönünden kayyım olarak atanan TMSF'nin yönetim kayyımlığı sıfatıyla görevinin sürdürülmekte olduğu bellidir. 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurullarının yetkileri, 6102 sayılı Türk Ticaret kanunu hükümlerine tabi olunmaksızın ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun ilişkili olduğu Bakan tarafından kullanılabilir." ve onuncu fıkrasında; "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun ilişkili olduğu Bakan, bu madde kapsamındaki yetkilerini kısmen veya tamamen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanı'na veya Fon Kuruluna devredebilir." düzenlemelerine yer verilmiştir. Dosyada toplanan belge örnekleri ve davalı TMSF vekilinin cevap dilekçesi ile yukarıda açıklanan yasal düzenleme gereği genel kurul yetkileri verilen Bakanın bu konudaki yetkisini aynı zamanda kayyım olan Fon Kuruluna devrettiği, davalı şirket için bugüne kadar bir genel kurul toplantısı yapılmadığı ve karar alınmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça mahkememizdeki davanın açılmasından önce İstanbul ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında aynı dava sebep ve konularına dayalı olarak ve aynı sonuç talepleri içerir ve aynı davalı taraflar hasım gösterilerek 07/12/2020 tarihinde dava açıldığı, 08/12/2020 tarihli kararla davalı şirket hakkında açılan davanın kesin yetki kuralına bağlı olarak yetkisizlik nedeniyle usulden reddine ve İzmir Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, davalı TMSF aleyhinde açılan davanın ise yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği, kararın davacı tarafça istinaf edildiği, dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf incelemesi için gönderildiği ve inceleme aşamasında bulunduğu görülmüştür. HMK'nun 114(1/ı) maddesinde dava şartı olarak sayılan derdest davadan söz edebilmek için her iki davanın taraflarının konusunun ve dayanılan maddi vakıaların aynı olması zorunludur. Somut davada; mahkememizdeki dava ile İstanbul ...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında davanın tarafları, konusu, dayanılan maddi vakıalar ve sonuç talepler yönünden aynılık söz konusu olmakla ve mahkememizdeki davadan önce açılan İstanbul...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...esas sayılı dosyasında verilen kararın henüz kesinleşmeyip istinaf incelemesinde bulunduğu, buna göre mahkememizdeki dava yönünden İstanbul ....Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...esas sayılı dosyasındaki davanın derdest dava niteliğinde olduğu ve bu nedene dayalı olarak mahkememizdeki davanın dava şartı yokluğuna bağlı olarak davalı ...Şirketi yönünden usulden reddedilmesinin zorunu bulunduğu anlaşılmakla davalı şirket hakkında açılan davanın derdestlik nedeniyle HMK'nun 114(1/ı) maddesinin yollaması ile HMK'nun 115(2) maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı TMSF'nin idari bir kurum olup somut olayda CMK'nun 133.maddesi çerçevesinde davalı şirkete kayyım olarak atanması yanında ilgili Bakan'ın kanunla verilen genel kurul yetkisini davalı TMSF'ye devretmesi nedeniyle davalı TMSF'nin aynı zamanda davalı şirketin genel kurul yetkilerini de elinde bulundurmasına rağmen davaya konu satış kararını genel kurul yetkisine dayanarak değil, 6758 sayılı Kanun'un 19 ve 20.maddeleri ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 134.maddesi çerçevesinde davalı TMSF'ye verilen yetkiler kapsamında davalı şirketin faaliyetinin devamı için Fon Kurulu tarafından gerekli görülen şirkete ait mal, hak ve varlıkların iktisadi bütünlük kararı çerçevesinde ihale yolu ile üçüncü kişilere devrini içeren bir satış kararı niteliğinde olduğu, buna göre davalı TMSF tarafından alınan satış kararı ve yapılan işlemlerin davalı TMSF'nin idari bir kurum olması nedeniyle idari işlem ve karar niteliğinde bulunduğu, buna göre İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri çerçevesinde idari işlem ve karar niteliğindeki dava konusu karar ve işlemlerin iptaline yönelik davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı mahkemeleri olup adli yargı mahkemelerinin ve dolayısıyla mahkememizin yargı yolu yönünden görevsiz olduğu, somut davada davalı TMSF yönünden derdestlik dava şartı ile yargı yolu dava şartı yokluğunun birlikte var olduğu, HMK'da birden çok dava şartı engelinin bulunması halinde hangisine öncelik verileceği konusunda bir düzenleme bulunmadığı, ancak taraflar ve dava konusuna ilişkin dava şartlarından önce mahkemeye ilişkin yargı hakkı, yargı yolu, görev ve kesin yetki gibi dava şartlarının öncelikle gözetilmesi gerektiği, buna göre her ne kadar davalı TMSF yönünden de davanın derdestlik yönünden usulden reddine karar vermek gerekse de adı geçen davalı için aynı zamanda yargı yolu yönünden dava şartı yokluğunun bulunduğu gözetilerek öncelikle davalı TMSF yönünden yargı yolu nedenine bağlı olarak dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle: 1-Davalı TMSF hakkındaki davanın yargı yolu sebebine bağlı olarak HMK'nun 114(1/b) maddesinin yollaması ile HMK'nun 115(2) maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle REDDİNE, 2-Davalı ..Şirketi hakkındaki davanın derdestlik sebebine bağlı olarak HMK'nun 114(1/ı) maddesinin yollaması ile HMK'nun 115(2) maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 59,30 TL harçtan peşin yatırılan 54,40 TL harcın indirilmesi ile geriye kalan 4,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davalı TMSF yararına AAÜT 'nin 7(1) maddesi uyarınca takdir edilen 4.080,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı TMSF 'ye verilmesine, 5-Davalı...Şirketi yararına AAÜT 'nin 7(2) maddesi uyarınca takdir edilen 4.080,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...Şirketi' ne verilmesine, 6-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı TMSF tarafından yatırılan gider avansının harcanmadığı ve davalı tarafça başkaca yargılama gideri yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 8-Davacı ve davalı TMSF tarafından peşin olarak yatırılan gider avansından artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Davacı vekili ile davalı TMSF Vekili ve davalı...Şirketi vekilinin yüzüne karşı HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/02/2021

Başkan ... E imza ¸ Üye... eimza¸ Üye ... eimza¸ Katip ... ¸eimza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2020/686, K. 2021/159, T. 17.02.2021, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2020-686-e-2021-159-k-5fb700ea77f4