İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2019/160 E. 2025/830 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2019/160
Karar No
2025/830
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2019/160 Esas KARAR NO:2025/830

DAVA:Tazminat DAVA TARİHİ:09/11/2016 KARAR TARİHİ:11/12/2025

Mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ DAVA /Davacı vekili dava dilekçesinde ve özetle; Davalıların ... A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri olduklarını, ...'ın sermayesini temsil eden payların %80'inin İstanbul merkezli ... ... Şirketi'ne devretme konusunda mutabakata varıldığını, kalan %20'lik payın davacı üzerinde kaldığını, ... şirketinin 2013 yılı sonunda ...'ın %80 oranındaki payının iktisap edilmesi konu ve amacıyla ..., .... Merkezli ... ... ... Limited unvanlı finans kurumu tarafından kurulduğunu, dolayısıyla ...'ın sermayesinde hakimiyetin ... Grubu'nda olduğunu, davalıların tamamına yakınının adı geçen şirkette yönetici ve ortak olduğunu, ...'ın yönetim ve hakimiyetinin el değiştrmesine müteakip şirketin zarara uğradığını, bundan da davalıların sorumlu olduğunu, ...'ın , ... Şirketler Grubu'nu teşkil eden diğer üç anonim şirketle TK.nun 155/1 maddesi hükümlerine aykırı şekilde birleştirildiğini, ... Şirketler Grubu'nun altındaki ... Dış Ticaret A.Ş.'nin birleşmeye katılabileceği YMM raporları ile ispatlanamadığını, kolaylaştırılmış birleşme koşullarının oluşmadığını, mevcut olmadığı halde kolaylaştırılmış birleşme koşullarının uygulanmasının ağır kusur oluşturduğunu, Davalıların basiretsiz işleri nedeniyle ...'ın süratle borca batık şirket haline geldiğini, 2014 faaliyet yılının başlangıcından itibaren ... A.Ş. Yönetim kurulu'nda farklı tarihlerde üye sıfatıyla yer almış davalıların ağır kusurlu işlem ve eylemleri dolayısıyla şirkete vermiş oldukları zararlar nedeniyle Fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000.000,00 TL zararın davacılardan alınarak şirkete ödenmesine, 2014-2015-2016 faaliyet yılları dahilinde ... A.Ş.'yi milyonlarca TL eksik seviyede öz kaynak ve milyonlarca TL seviyede yükümlülük ile borca batık bir anonim şirkete dönüştüren davalıların ağır kusurlu işlem ve eylemlerine ilişkin emredici kaidelere riayet etmemeleri nedeniyle ... A.Ş.'ne kamu menfaati adına kayyım atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP /Davalı ... vekili cevap dilekçesinde ve özetle; müvekkilinin ve diğer yönetim kurulu üyesi davalılar 2014 yılındaki işlemlerinden dolayı, 30 Mart 2016 tarihli 2014 yılı olağan genel kurul toplantısında ibra edildiğini, TTK'nın 558/2. maddesinde düzenlenen 6 aylık hak düşürücü süre geçmiş olduğundan müvekkilinin ve diğer davalıların ibra edildikleri 2014 "yılı işlemleri sebebiyle sorumlu tutulabilmelerinin mümkün olmadığını, TTK'nın 558/2. maddesi uyarınca genel kurulda ibra edilmiş olan yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma hakkının altı ay geçmekle sona ereceği düzenlenmiş olup, bu sürenin hak düşürücü sürede olduğunu, Müvekkilinin ve diğer Davalı yönetim kurulu üyelerinin 2014 yılındaki işlemlerinden dolayı 30 Mart 2016 tarihli 2014 yılı olağan genel kurul toplantısında ibra edildiklerini her ne kadar davacının bu ibra kararına olumsuz oy kullanmış olsa da, altı aylık hak düşürücü süre içinde sorumluluk davası açmamış olduğundan, 9 Kasım 2016 tarihli huzurdaki dava kapsamında artık davalıların 2014 yılı işlemleri için sorumluluklarının doğduğu iddia edilemeyeceğini, Bu sebeplerle, TTK'nın 558/2. Maddesi uyarınca müvekkilinin ve diğer davalı yönetim kurulu üyelerinin 2014 yılı işlemlerine ilişkin olarak hak düşümü itirazında bulunduklarını, 2014 yılı işlemleriyle ilgili olarak bu savunmalarının dikkate alınarak davacının iddia ve taleplerinin reddedilmesini talep ettiklerini, davacının iddialarının aksine ...'ın 20 Kasım 2015 ve 12 Temmuz 2016 tarihli genel kurullarında alınan sermaye artırımı kararları hukuka uygun olduğunu, sermaye artırımı kararını verme yetkisi genel kurula ait olup, yönetim kurulu üyesi müvekkillerinin genel kurulun aldığı bu kararlardan dolayı sorumlu tutulamayacağını, öte yandan acil maddi kaynak ihtiyacı içindeki ...'ın sermaye artırımı sonucunda zarara uğradığından da bahsedilemeyeceğini, diğer taraftan davacı 20 Kasım 2015 ve 12 Temmuz 2016 tarihli sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararları hakkında dava açmış olup, bu davalar halen derdest olduğunu, bu sebeple huzurdaki davada söz konusu sermaye artırımı kararlarının hukuka uygunluk denetimi yapılamayacağını, ...'ın, ... Pazarlama, ... Dış Ticaret ve ... Gıda Şirketleri ile birleşmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, birleşmeye katılan şirketlerin ortaklarından hiçbirinin TTK'nın 192. maddesi uyarınca 2 aylık hak düşümü süresi içinde birleşme işlemine karşı dava açmamış olduğundan birleşmenin geçerliliği hakkında artık hiçbir iddia ileri sürülemeyeceğini, öte yandan birleşme işlemi 2014 yılı içinde gerçekleşmiş olup. müvekkilinin ve diğer davalıların 2014 yılı işlemleri bakımından ibra edilmiş olup, ibra tarihinden itibaren 6 aylık hak düşürücü süre içinde dava açılmadığından, davacının bu işlemlerle ilgili sorumluluk davası açma hakkının bulunmadığını, ayrıca birleşme işlemine dayalı olarak sorumluluk davası açılması için TTK'nın 560. maddesinde düzenlenen 2 yıllık süre de geçtiğini, bu sebeple zamanaşımı def'inde de bulunduklarını, ayrıca davacının bizzat birleşmeye onay vermiş olduğundan, hem TTK'nın 192. maddesi anlamında sıfattan yoksun olduğunu, hem de bu iddiayı ileri sürmekte kötü niyetli olduğunu ve birleşme sebebiyle ...'ın zarara uğradığından da bahsedilemeyeceğini, ...'ın borca batık hale geldiğinin ve buna rağmen müvekkilinin TTK'nın 376/3. maddesi uyarınca işlem yapmadığı iddiasının açıkça haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu, hiçbir bilançoda ...'ın borca batık olduğuna dair tespitin bulunmadığını, ayrıca davacının hiçbir dayanağı olmayan gerçekleştirilen 20 Kasım 2015 tarihli sermaye artırımına ilişkin olarak ileri sürdüğü iddialarının da reddinin gerektiğini, ...'ın pay sahibinin ... şirketine borç vermesi işleminde hiçbir hukuka aykırılık bulunmadığı gibi bu sebeple ...'ın zarara uğradığından da bahsedilemeyeceğini, zira borç tutarının, ... tarafından faiziyle birlikte ...'a geri ödendiğini, bu sebeple ...'ın malvarlığında bir azalma meydana gelmediğinin açık olduğunu, zararın doğmadığı bir işlemden dolayı müvekkilinin ve diğer davalıların sorumluluklarının doğmasının söz konusu dahi olamayacağını, davacının ...'ı taraf göstermediği bir davada ...'a kayyım atanmasını talep etmesinin, huzurdaki davanın hangi saikle ikame edilmiş olduğunu kuşkusuz bir biçimde ortaya koyduğunu, davacının esas hedefinin ...'ı zor durumda bırakmak ve bu durumdan fayda elde edip hisselerini fahiş fiyatla diğer pay sahibi ...'e satmak olduğunu, haksız kişisel ekonomik çıkarları uğruna ...'ın iflasa sürüklenmesini dahi göze alabilecek olan ve ikame ettiği sermaye artışı iptali davaları ile bu tutumunu yansıtmaktan kaçınmayan davacının öncelikle davayı açmakta kötü niyetli olduğunun tespitini ve ardından haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asli Müdahale Talebinde Bulunan Müflis ... Gıda Mamülleri San. Tic. A.Ş. İflas masasını temsilen iflas idaresi vekilleri müdahele dilekçelerinde özetle: Davaya konu olan “... Gıda Mamülleri San. Tic. A.Ş.” nin iflasına, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatı ile) 09.07.2020 tarih ve ... Esas Sayılı kararı ile karar verilmiş olup, tasfiyesi ... İcra ve İflas Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasında devam etmekte olduğunu, davanın iflas idaresine ihbar edilmesi ile işbu davadan haberdar olduklarını, Dava konusu olan işlemlerin, davacı tarafından verilen dava dilekçesi ve ekleri ve iflas idaresince tasfiye sürecinde tespit edilecek hususlar dikkate alınarak iflas masasının menfaatlerinin korunması ve müflis şirketin uğratıldığı zararların tazmini için davaya asli müdahil olarak katılma talebinde bulunma zaruretinin doğduğunu beyanla Müflis ... Gıda Mamülleri San. Tic. A.Ş. İflas masasını temsilen iflas idaresi ... nın asli müdahil sıfatı ile davaya müdahil olmasının kabul edilmesini talep etmişlerdir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Dava TTK 553 ve 555 maddesi gereğince anonim şirket yönetim kurulu üyeleri hakkında açılmış sorumluluk davasıdır. Mahkememizce 23/03/2017 tarihli celsede uyuşmazlık:" ... Gıda .... A.Ş.'nin yönetim kurulunda farklı tarihlerde üye sıfatı ile yer almış davalıların kusurlu işler ve eylemleri nedeniyle şirkete verdikleri iddia olunan zararların tazminat şeklinde şirkete ödenmesi ve şirkete kayyım veya kayyımlar heyeti atanması talebine ilişkin olduğu" şeklinde tespit edilmiştir. Davalı tarafın hak düşürücü süre itirazlarında; 6102 sayılı TTK 560 da öngörülen ' zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl, herhalde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren 5 yıl' lık süreye tabidir. davalıların sorumluluğunu gerektirici eylem olarak atfedilen 2014-2015-2016 faaliyet yıllarına ait yönetim eylemleri nedeniyle başlayan hak düşürücü sürenin, davanın açıldığı 09/11/2016 tarihinde 2 yıllık ve her halukarda 5 yıllık sürenin dolmadığı sabittir. Bu nedenle hak düşürücü süre itirazı kabul edilmemiştir. Tarafların bildirdiği deliller toplanmıştır. Dava dosyasında mahkememizce tespit edilen uyuşmazlık konusunda dosya kapsamı belgeler ile tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek Bilirkişiler SMMM ..., Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı Prof. Dr. ... ve Muhasebe ve Finans Uzmanı Prof. Dr. ...'ndan 22/04/2025 tarihli kök rapor ve 30/09/2025 tarihli ek rapor alınmıştır. Mahkememiz ce “... Gıda Mamülleri San. Tic. A.Ş.” hakkında devam eden dava dosyalarının sonuçları yargılama sonucuna etkili olabileceğinden beklenmiştir. ... 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/... Esas sayılı dosyasında verilen ... karar sayılı 25/02/2020 tarihli kararı Davanın, 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında oy çokluğu ile kabul edilmiş olan eş zamanlı sermaye artırım ver azaltım konulu genel kurul kararının, evvela emredici toplantı ve karar nisap kurallarına aykırılık dolayısıyla yoklukla malul olduğunun tespit edilmesi, mahkeme aksi kanaatteyse TTK hükmüne aykırılık dolayısıyla butlanının tespit etmesi gerektiğine karar verilmesi talepli olduğu, mahkemece, davanın kabulü ile Davalı şirketin 31/10/2017 tarihli olağanüstü genel kurulunda almış olduğu "Eş zamanlı sermaye arttırım ve azaltım konulu genel kurul kararının 2 numaralı genel kurul gündem maddesinin" butlan ile malul olduğunun tespitine karar verdiği, kararın 09/05/2024 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. ... Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/... Esas 2022/... Karar sayılı dosyasında verilen gönderme kararı gereğince ... 1 Asliye Hukuk Mahkemesi 2022 /... Esasına kaydı yapılan dosyada 2023/... karar sayılı 21/09/2023 tarihli kararı; Davanın, 12/07/2016 tarihli ... A.Ş. olağan genel kurul toplantısında alınmakla birlikte, TK m. 376/2 hükmü kapsamında olduğu aynı genel kurul toplantısında arz edilen bağımsız denetçi raporu karşısında sabit olan davalı şirkette TK m. 376/2 ve TK m. 421/2 hükmü uyarınca pay sahiplerinin oy birliğine tabi bir sermayenin tamamlanması kararı marifetiyle alınması icap eden ve bu itibarla kesin hükümsüz olan, aynı zamanda yıllık bilançoya aykırı olması itibarıyla davacının hakkında TK m. 420 hükmü gereğince erteleme talebinde bulunmasına karşın, toplantı başkanı tarafından genel kurulun onayına sunulan ve bu itibarla da iptali kabil olan ihraç primli sermaye artırım kararının, öncelikle kesin hükümsüz olduğunun tespiti, akabinde de hükme yer olduğu takdirde artırım kararının iptali talepli olduğu, mahkemece, davanın kabulü ile davalı Müflis ... A.Ş.'nin 10.05.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan "sermayenin azaltılmasına" dair kararının, TTK'nın 376/2, 421/2-a ve 447.maddeleri gereğince butlanının (batıl olduğunun) ve buna bağlı olarak 12.07.2016 tarihinde alınan sermayenin arttırımı kararının da butlan ile batıl olduğunun tespitine karar verildiği, işbu 21/09/2023 tarihli hükmün, 21/10/2023 tarihinde tebliğ olunmakla, Tarafların Kararı İstinaf Etmemesi Üzerine hükmün, 07/11/2023 tarihinde kesinleştiği görülmüştür ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) ... sayılı dosyasına ilişkin gerekçeli kararında; -Davacının (talep eden ... Gıda Mamülleri San. Tic. A.Ş.) konkordato talebinin reddine, -Tüm konkordato tedbirlerinin kaldırılmasına, konkordato komiserleri ve tüm kayyumların görevlerine son verilmesine, -Tedbirlerin ve kesin mühletin kaldırılmasına ilişkin kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ve Basın İlan Kurumunun resmi ilan portalında ilanına, masrafın gider avansından karşılanmasına, -... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün ... sicil sırasında kayıtlı davacı ... Gıda Mamulleri Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nin İİK'nun 287/5.maddesinin göndermesiyle İİK'nun 292. maddesi uyarınca iflasına, İflasın 09/07/2020 günü saat: 16:33 itibariyle açılmasına -İflas açıldığının İflas Müdürlüğüne ve ... Ticaret Müdürlüğüne derhal bildirilmesine, -İflas kararının İİK'nun 289/6. maddesinin göndermesiyle İİK'nun 288. maddesi uyarınca ilgili kurumlara bildirilmelerin yapılmasına, -İflas avansının İflas Müdürlüğüne aktarılmasına… karar verildiği, Mahkemeden verilen işbu 9/07/2020 tarihli hükmün, tarafların talebi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesine gönderildiği, 5. Hukuk Dairesinin 11/03/2021 tarihli ve 2020/1930 Esas, 2021/264 Karar sayılı ilamı istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, verilen kararın temyiz talebi üzerine dosyanın Yargıtay 6. Hukuk Dairesine gönderildiği, 6. Hukuk Dairesi Başkanlığının 03/11/2021 tarih ve 2021/4807 Esas, 2021/1188 karar sayılı ilamı ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verildiği, hükmün onama tarihi olan 03/11/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) ... sayılı dosyasına ilişkin gerekçeli kararında; Davacı ...’ün, ... Anonim Şirketi Genel Kurulu'nun 20/11/2015 tarihli şirket olağanüstü genel kurul toplantısında almış olduğu kanunun emredici hükümlerine aykırı ve herhalde batıl sermaye artırım kararının butlanının tespiti talepli davasının reddine karar verildiği, ... Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesince, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas- ... Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verdiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 23.01.2023 tarihinde oy çokluğu ile onanmasına karar verildiği görülmüştür. “MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.” Birinci fıkradan açıkça anlaşıldığı üzere, yöneticiler Kanun’dan doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve de alacaklılara karşı verdikleri zarardan dolayı sorumlu tutulacaklardır. Burada önemli bir nokta kanun koyucunun “kusur” sorumluluğu aramış olmasıdır. Bu durumda yeterli özen ve dikkati gösteren yöneticilerin sorumlu tutulması öngörülmemiştir.Doktrinde, sermaye kaybı veya borca batık durumda olan bir şirket, kaybolan sermayeyi karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir. Birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ile ortaya konulur. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, denetime tabi şirketin denetçisi tarafından da hazırlanabilir. Şirketlerin sermaye kaybı veya borca batık olma durumları, TTK m.88’e göre hazırlanacak finansal tablolar esas alınarak belirlenir. Finansal tabloların düzenlenmesinde ihtiyari olarak Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanmasının tercih edilmesi halinde, bahsi geçen durum bu şekilde hazırlanan finansal tablolar üzerinden değerlendirilir Somut olayda;Dava konusu uyuşmazlığın esası, ... şirketinin 2013 yılı sonunda ...'ın %80 oranındaki payının iktisap edilmesi konu ve amacıyla, ..., .... Merkezli ... ... ... Limited unvanlı finans kurumu tarafından kurulduğu, dolayısıyla ...'ın sermayesinin çoğunluğunun ... Grubu'nda olduğu, davalıların neredeyse tamamının adı geçen şirkette yönetici ve ortak olduğu, ...'ın yönetim ve hakimiyetinin el değiştirmesine müteakip şirketin zarara uğradığından bahisle davacının davalı taraflardan tazminat talebine ilişkindir. Sonucu beklenen Mahkemem kararları sonucu iptal edilen genel kurul karar maddeleri ile buna bağlı olarak yapılan sermaye artırımlarının, bu kararların alınmaması ve sermaye artırımlarının yapılmaması halinde, 20.11.2015 tarihinde alınan (mahkemece kabul edilip kesinleşmiş) karara bağlı olarak artırılan 128.792.847,10 TL tutarındaki sermaye artış işlemi sonrasındaki finansal yapı üzerinde etkili olabileceği, bunun da ilave bir zararlandırıcı işlem yaratmayacağı ancak,borca batıklık ve iflas durumunun daha önceki bir safhaya çekileceği anlamına geleceği,dolayısıyla mahkeme kararları ile iptal edilen son iki sermaye artırım kararının, huzurdaki davada talep edilen ve davalıların yol açtığı ileri sürülen zarar tespitine etkisi bulunmamaktadır. Yönetim kurulunun hukuka uygun olarak davranmış olması halinde şirketin mali işleyişini toparlayabileceğinin,geçmiş dönem faaliyetlerinden açıkça görülebildiği yönündeki davacı iddialarında geçmiş dönem faaliyetlerinin devam etmediği açıkça anlaşılmakta olup, söz konusu kararların alınmamış olması halinde, geçmiş dönem faaliyetlerinin aynı şekilde devam ettirilebilme kabiliyetinin söz konusu olup olmayacağı da belli değildir. Kaldı ki böyle bir durumun kabulü halinde, şirketin hangi eylemler nedeni ile ne miktarda zarar uğradığı hususunun tespiti de olanaklı değildir. Bu yönde bir tespit yapılabilmesi için, şirketin ilgili dönemlerdeki tüm işleyişinin incelenmesi ve var ise borca batıklığa sebep olan hususların net olarak ortaya konulması gerekmektedir. Salt davalıların yanlış yönetimi ya da kusurlu işlemlerinin varlığından bahsetmenin olanaklı olmadığı, zararın artması noktasında işletmesel olarak bir çok faktörün etkili olabileceği, satış/maliyet karlılık performansını etkileyebilecek ekonomik konjonktürel değişikliklerin, piyasa rekabet şartlarının, yatırıma dayalı dış kaynak kullanımı ve benzeri etkenlerin göz ardı edilmemesi gerektiğinin değerlendirildiği, kaldı ki bu yönde somut bir veriye de dava dosyası içerisinde rastlanmadığı, mahkeme kararları ile iptal edilen sermaye artırımlarının, şirket zararlarının yükselmesine bir etkisi bulunmamakta olup, ortaya çıkan zararlar neticesinde şirketin ihtiyaç duyduğu kaynağın yaratılmasına yönelik alınmış kararlardan ibaret oldukları, Davalıların ortaya çıkan zarardan kusurlu eylemleri nedeni ile sorumlu oldukları iddia ediliyor ise, davalılar tarafından sebep olunduğu ileri sürülen bu kusurlu eylemlerin neler oldukları hususunda somut verilerin dava dosyasına kazandırılması gerektiği, Sektörün durumu, rakiplerin durumu, işletmenin ticari faaliyetlerinde zarar üreten ana faaliyet unsurlarının iyileştirilmesi için hangi kararların alınmadığı, hangi faaliyet kararlarının hangi faaliyet zararlarına neden olduğu ve nasıl önlenmesi gerektiği halde yapılmadığı gibi hususların açıklanması gerektiği, davacı yanın dava dosyasına bu yönde bir bilgi/belge ibraz etmediği görülmüştür. Şirket ana faaliyet konusunda %6-%16 gibi yüksek bir ana faaliyet zararını ardışık yıllarda artarak yapmıştır ve bu zararın sürdürülebilir olmadığı hususu açıktır. Netice itibarıyla davalıların oy çokluğu ile genel kurullarda almış oldukları sermaye artırım/azaltım kararlarının, dava dışı şirketin birleşme sonrası beyan ettiği yüksek tutardaki dönem zararı ile ilişkilendirilmesinin olanaklı olmadığı anlaşılmıştır. TTK’nın 376 ncı maddesinde belirtildiği şekilde sermayesini kaybeden veya borca batık hale gelen bir şirketin sermayesi yeterli olan bir şirketle birleşebilmesidir. TTK’nın 139 uncu maddesine göre, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolan veya borca batık durumda bulunan bir şirket, kaybolan sermayeyi veya gerekiyorsa borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe tasarruf edilebilen öz varlığa sahip bulunan bir şirket ile birleşebilir. Bir şirketin öz varlığını/sermayesini kaybeden bir şirket ile birleşmesi mümkündür. Ancak birleşmeye katılan şirketlerin öz varlığı Kanununun 376’ıncı (limited şirketler için 633 üncü) maddesinde düzenlenen borca batıklık durumuna neden olmamalıdır. Birleşmede borca batık şirketin devralan veya devrolun şirket olmasının önemi yoktur. Ancak, devralan veya devrolan şirketin bu açığı kapatabilecek tutarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip olması gerekmektedir. Burada “serbestçe tasarruf edilebilen özvarlık” kavramının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Madde gerekçesinde, “Serbestçe tasarruf edilebilir özvarlık” ile, sermaye + belli bir harcanma amacına bağlanmamış yedek akçeler anlaşılır. Başka bir deyişle, toplam özvarlıktan sermaye, müstahdem ve işçiler için ayrılmış yedek akçeler gibi bir amaca bağlı ihtiyarî yedek akçeler ve genel kanunî yedek akçenin harcamalar için kanunen tahsisli kısmı çıktıktan sonra kalan özvarlık üzerinde serbestçe tasarruf edilebilir. Ancak ihtiyarî bir yedek akçenin tahsis amacı genel kurulca kaldırılırsa, o yedek akçe de serbest özvarlığa eklenir”ifadelerine yer verilmek suretiyle kavrama yeterli açıklık kazandırılmıştır. Ayrıca madde gerekçesinde, sermaye sözcüğünün esas veya çıkarılmış sermaye anlamına geldiği, eksi veya borca batık bilânçonun devralan veya devrolunan şirkette bulunmasının önemli olmadığı, serbestçe kullanabilecek özvarlığını başka bir şirketi kurtarmaya tahsis eden şirketin azınlıkta kalan ortaklarının menfaatlerinin dikkate alınmasının gerektiği, aksi halde,birleşme kararının mahkemece iptal edilebileceği belirtilmiştir.Kanunun 139 uncu maddesinde öz varlıktan söz edildiği halde 376’ncı maddede öz varlıktan veya serbest fonlardan söz edilmemiştir. Sermaye kaybı/borca batıklığın sadece sermaye,kanuni yedek akçeler ve zararlar üçgeninde ele alınması bilanço tekniği ile uyumlu değildir.Öz varlık kalemleri arasında sermaye yedekleri veya muhtelif kanunlar uyarınca öz varlık grubunda gösterilmesi zorunlu bulunan fonların (değer artış fonları, devlet destekleri v.bfonların) hesaplamalarda dikkate alınmaması doğru değildir. TTK’nın 519 uncu maddesinin birinci fıkrasında “yıllık karın yüzde beşinin ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçe ayrılacağı, ikinci fıkrasında ise dağıtılan karların %10’ oranında ayrılacak tutarın genel kanuni yedek akçeye ekleneceği, üçüncü fıkrasında ise genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir” hükümlerine yer verilmiştir. Görüleceği üzere kanuni yedek akçelerin ödenmiş sermayenin yarısını aşan kısmı serbest fon niteliğinde serbestçe kullanılabilecektir. Genel kurul isterse kanunun öngördüğü oranın üzerindeki fonları ortaklara dağıtabileceği gibi şirket sermayesine ilave edebilir. Sermaye kaybı durumunda ise kanuni yedek akçelerin TTK’nın 519/3’e göre zararların kapatılmasında kullanılması mümkündür. Kanuni yedek akçelerin zararların kapatılmasında kullanılması halinde, borca batıklık için gerekli ek yükümlülük daha da düşecektir.Serbestçe tasarruf edilebilecek öz varlıktan maksat, sermayeye ilavesine izin verilen veya ortaklara dağıtılması mümkün olan fonlar ile azaltılabilecek sermaye tutarını anlamak gerektiği görüşündeyiz. Bu tür birleşmelerde sermaye azaltımı sonucunu doğuracak işlemlerde, alacaklıların ve küçük ortakların haklarının korunması ilkeleri ile asgari sermaye tutarı göz önünde bulundurulmalıdır. Ticaret Sicili Yönetmeliğinin 126/ 2-d maddesinde, birleşmeye katılan şirketlerden herbirinin, sermayelerinin karşılıksız kalıp kalmadığının, şirket özvarlıklarının tespitinin ve şayet devrolunan şirketin tapu, gemi ve fikri mülkiyet sicilleri ile benzeri sicillerde kayıtlı malvarlığının bulunması halinde bunların gerçeğe uygun değerlerinin tespitinin yapıldığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ya da denetime tabi şirketlerde denetçinin bu tespitlere ilişkin raporunun ticaret siciline verileceği belirtildikten sonra, Yönetmeliğin 126/4 üncü maddesinde ise, “birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların, hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu müdürlüğe verilir. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, şirket denetçisi tarafından da müdürlüğe verilebilir” denilmektedir. Bağımsız denetime tabi şirketler hakkında düzenlenecek öz varlık tespit raporunun dayanağı bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolardır. Bağımsız denetime tabi şirketlerde öz varlık tespit raporunun kural olarak devralan şirket denetçisi tarafından düzenlenmesi gerekmekle birlikte, raporun herhangi bir SMMM veya YMM tarafından da düzenlenmesi mümkündür. Her ne kadar bağımsız denetime tabi şirketler yönünden, muteber olan TFRS veya BOBİ FRS’ye göre hazırlanan ve bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolar ise de gerek sermaye artırımında kullanılabilecek iç kaynaklar gerekse dağıtılabilecek kar payları yönünden kanuni defter kayıtları üzerinden VUK’un değerleme ölçüleri esas alınarak hesaplanan bilanço değerlerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. ... kar yedeklerinin 2.842.501,80 TL, geçmiş yıllar karlarının 9.849.432,50 TL ve dönem net karının 2.316.284,00 TL olduğu, bu anlamda “Serbestçe tasarruf edilebilir özvarlık” tanımına dair yapılan açıklamalar çerçevesinde, ... a ait 30.06.2014 tarihi itibarıyla raporlanan bu 3 öz varlık kalemi toplamı 15.008.218,30 TL nin serbestçe tasarruf edilebilecek öz varlık tutarı olarak kabul edilmesi gerektiği görülmüştür. Bu bağlamda da TTK 139/1 uyarınca devir alan ...’ın,devir olan ... Dış Tic. İn borca batıklık durumunu karşılayabilecek tutarda serbestçe,tasarruf edilebilen özvarlığa sahip bulunan bir şirket konumunda olduğunun kabulü gerekmiştir. Ticaret Sicili Yönetmeliğinin 126/ 2-d maddesinde, birleşmeye katılan şirketlerden her birinin, sermayelerinin karşılıksız kalıp kalmadığının ……… yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ya da denetime tabi şirketlerde denetçinin bu tespitlere ilişkin raporunun ticaret siciline verileceği belirtildikten sonra, Yönetmeliğin 126/4 üncü maddesinde ise, “birleşmeye taraf olan bir şirketin, sermayesiyle kanuni yedek akçeleri toplamının yarısı zararlarla kaybolmuş veya borca batık durumda olması halinde; birleşmeye taraf olan diğer şirketin kaybolan sermayeyi veya borca batıklık durumunu karşılayacak miktarda serbestçe tasarruf edebileceği özvarlığa sahip bulunduğu ve buna ilişkin tutarların,hesap şekli de gösterilerek doğrulandığı veya belirtilen durumların mevcut olmadığının doğrulandığı yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu müdürlüğe verilir. Devrolunan şirketlerin denetime tabi olması halinde bu rapor, şirket denetçisi tarafından da müdürlüğe verilebilir” denilmektedir. Bu bağlamda ilave olarak bağımsız denetime tabi şirketlerde şirket denetçisinin de aynı hususta rapor vermesinin istendiği yönündeki iddiaların yerinde olmadığı takdir edilmiştir. Birleşmenin TTK 155/1-a ve b hükümlerine aykırı olduğu iddiasında; Dava dışı ... tarafından verilen bilgi kapsamında davacı ile arasındaki “hissedarlar sözleşmesi” ne atıfta bulunulduğu, ancak davacı tarafça bu belgelerin dosyaya sunulmadığı, dolayısıyla davacı iddialarının ispata ve belgeye muhtaç olduğu görülmüştür. Birleşmeye katılmış olan 4 şirketin yönetim kurullarında davalılar dışında davacının oğlu ve bu yönetim kurullarındaki temsilci olan ... ...’ün de görev yaptığı, ... ...’ün birleşmeye katılan tüm şirketlerin 13 Ekim 2014 tarihinde gerçekleştirilmiş yönetim kurulu toplantılarına katıldığı, her bir şirket için birleşme sözleşmesini yönetim kurulu üyesi sıfatıyla imzaladığı ve birleşmeye onay veren yönetim kurulu kararlarında olumlu oy kullandığı davalı tarafça beyan edilmiştir.Birleşmeye katılan şirketlerin ortaklarından hiçbiri TTK 192 maddesi uyarınca 2 aylık hak düşürücü süre içerisinde birleşme işlemine karşı dava açmamış olduğundan birleşmenin geçerliliği hakkında yeniden değerlendirme yapılamayacağı görülmüştür. Bağımsız denetim raporunun 6. Sayfasında “yeniden yapılanma” başlığı altında, birleştirme işleminin, ilgili şirketlerin birleşme öncesi ve sonrasında aynı ana ortak tarafından kontrol edilmesinden dolayı ortak kontrole tabi işletmelerin birleştirilmesi olarak tanımlanarak birleştirmenin gerçekleştirildiği,borç para verme işlemi neticesinde bankadaki varlığın azalması karşısında aktifteki alacak tutarının artacağı tabiidir. Bu bağlamda yapılan işlemin öz varlık, dolayısıyla da şirketin borca batıklığına bir etkisi bulunmamaktadır. Nitekim dava dışı şirket 2015 yılında bu borç verme işleminden 487.934,00 TL faiz geliri elde etmiş, buna karşılık aynı yıl içerisinde -10.982.982,00 TL finansman gideri üstlenmiş durumdadır. Dolayısıyla bağımsız denetim raporunda 7.2 milyon TL olduğu belirtilen borç verme işleminin dava dışı ... şirketinin kullanmış olduğu yabancı kaynaklar toplamı (bağımsız denetim raporu verilerinden kısa vadeli borçlar 77 milyon + uzun vadeli borçlar 16 milyon olmak üzere toplam 93 milyon) içerisindeki payının yaklaşık %8 olduğu dikkate alındığında.Borca batıklığa olan etkisinin yok denecek kadar az olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu borç verme işlemi karşılığında pay sahibine fatura keşide edilmek sureti ile faiz geliri elde edildiği görülmektedir. Şirketin birleşme sonrasında üç dönem boyunca zarar etmeye devam etmesinin başlıca sebepleri arasında, maliyetlerde düşüş olmasına rağmen gelirlerdeki azalma nedeniyle brüt kâr marjının gerilemesi olarak gösterilebilir. Bu durum, toplam brüt kârın da yıllık bazda düşmesine yol açtığı, ayrıca faaliyet giderlerinde yaşanan artışlar ve şirketin borçlanmasının artmasıyla birlikte finansman giderlerinde görülen belirgin yükseliş, zararın büyümesine katkı sağladığı şeklinde yorumlanabilir.

Söz konusu şirketin zarar etmesinde, sadece davalıların yanlış yönetimi ya da kusurlu işlemlerinin neden olduğunu söylemek mümkün değildir. Davalı yönetim kurulu üyelerinin özensiz davranışları sonucu, söz konusu finansal performasın düşmesinde etken olduğunu söyleyebilecek somut veriye rastlanmadığı söylenebilir.

2014

2015

2016

HASILAT 521.498.914,00 100 449.426.636,00 86 420.096.455,00 81 MALİYET 454.932.416,00 100 -415.638.340,00 91 -386.010.776,00 85 BRÜT KAR 66.566.498,001100 33.788.296,00 51 34.085.679,00 51 Brüt Karlılık Oranı 0,13 100 0,08 59 0,08 64 Faal. Gid. 101.494.189,00 100 -110.161.359,00 109 -97.487.125,00 96 Faaliyet Karlılık Oranı -0,19 100 -0,25 126 -0,23 119 Faal. Gel. 4.544.142,00 100 4.403.681,00 97 6.722.823,00 148 Faal. Zararı -30.383.549,00 100 -71.969.382,00 237 -56.678.623,00 187 Faal Zararı/Hasılat -0,06 100 ---0,16 -0,13

Fin. Gid. -6.080.261,00 100 -10.982.982,00 1181 -20.658.594,00 340 Dön. Zar. -34.672.917,00 100 -74.523.825,00 215 -77.073.000,00 222

Tablodan da görüleceği üzere şirket 2014, 2015 ve 2016 yıllarında faaliyetlerinden %6 - %16 arasında zarar etmiştir. Bu zararı faaliyet dışı işlemler ile (sermaye artışı, borçlanma, birleşme, ayrılma vb) karlı hale getirmek mümkün değildir. Bunun için zararın oluşumunda ana faktör olan üç unsurda değişiklik olması, satışların artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi (hammadde, işçilik ve Genel Üretim Giderlerinin düşürülmesi) ya da (Ar-Ge, Pazarlama satı2ş ve Genel Yönetim Giderlerinden oluşan) Faaliyet giderlerinin düşürülmesi gerekmektedir. Bu seçenekler düzeltilmeden şirketin karlı hale gelmesi ya da diğer bir deyişle zarar etmekten kurtulması mümkün görülmemektedir. Bu veriler rekabet koşulları, üretim teknolojisi, tedarik koşulları, sektör yapısı ülke ekonomisinin konjonktürel yapısı, tüketicilerin tüketim eğilimleri, şirketin yöneticilerinin ticari kararları vb. gibi ticari hayata dair çok çeşitli değişkinlere bağlıdır. Mali, finansal ve bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda, işbu somut olaya yönelik olarak; şirket yönetim kurulu üyelerinin, sermaye kaybı ve borca batıklık durumuna gelmesinde davalı yönetim kurulu üyelerince gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğine dair davalıların ağır kusurlu eylemine, Bu kusurlu eylem ile oluşan şirket zararı arasında illiyet bağı bulunduğuna dair somut verilere dava dosyasına sunulan belgeler ile ulaşılamamıştır. Davalı yönetim kurulu üyeleri hakkındaki sorumluluk davasının; ispatlanamaması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; H Ü K Ü M / 1-Davalı tarafın hak düşürücü süre itirazlarının reddine, 2-Davacı tarafın yeni rapor alınması istemlerinin alınan rapor hüküm vermeye elverişli olduğundan reddine, 3-İspatlanamayan davanın reddine,

DAVACI ... TALEBİ YÖNÜNDEN: 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince peşin alınan 17.077,50-TL den 615,40-TL maktu karar harcının mahsubu ile kalan 16.462,10-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, 5-Davalılar vekili lehine karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesap olunan 156.000-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 6-Davalı ...'nun yapmış olduğu 17,60-TL ve davalı ...'nun yapmış olduğu 17,60-TL gidelreni davacıdan alınarak bu davalılara verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 8-HMK 333. md. uyarınca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi sonrası talebi halinde yatırana iadesine, ASLİ MÜDAHİL ... TALEBİ YÖNÜNDEN: 9-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince peşin alınan 17.077,50-TL den 615,40-TL maktu karar harcının mahsubu ile kalan 16.462,10-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine, 10-Davalılar vekili lehine karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesi üzerinden hesap olunan 156.000-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, 11-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 12-HMK 333. md. uyarınca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi sonrası talebi halinde yatırana iadesine, Davacı vekilinin ve davalılar vekilinin yüzlerine, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstanbul BAM da istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 11/12/2025

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2019/160, K. 2025/830, T. 11.12.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2019-160-e-2025-830-k-28e287be7f4b