İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2018/899 E. 2019/839 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2018/899
- Karar No
- 2019/839
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/169 KARAR NO : 2024/689 DAVA : Bonodan Kaynaklı Alacağın Temlikinin İptali, Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 07/03/2022 KARAR TARİHİ : 17/10/2024 Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı asilin dava dilekçesinde özetle; 15.07.2014 tarihinde, davalılardan ...'in kendisine telefon edip işyerine çağırdığını, kendisinin de duruşmadan sonra işyerine gittiğini, önüne boş bir senet koyduğunu ve kendisine “beni seviyorsan, bu senedi imzalarsın yoksa beni bir daha beni göremezsin" dediğini, "tabii ki seni seviyorum" dediğini, onu kaybetmemek için, bu manevi baskı altında, 15.07.2014 tarihinde, boş olan senedi imzalayıp verdiğini, 24.07.2014 tarihinde muhtarlıktan aldığı ... 23. İcra Müdürlüğünden gönderilen ... Esas Sayılı dosya ile ilgili ödeme emri ile ekindeki senedi incelediğinde davalılardan ...'e imzalayıp verdiği boş olan senedin, ...'ın bürosunda birlikte doldurulmuş ve ... tarafından, kardeşi olan ...na ciro edilmiş olduğunu, davalılardan ... de, borçlu gösterilerek, hakkında kambiyo takibi yapılmış olduğunu, boş olarak imzalayıp verdiği senede 950.000.00 TL bedelli 15.01.2014 tanzim tarihi ve 01.07.2014 ödeme tarihi yazılmış olduğunu ve kendisinin dışında doldurulmuş olduğunu, imza dışındaki, yazılar ve tarihlerin kendisine ait olmadığını, yapılacak bilirkişi incelemesinde bu hususun ortaya çıkacağını, söz konusu senedin borç senedi olmadığını hatır senedi olduğunu, davalılara herhangi bir borcunun bulunmadığını, aksine kendisinin davalılardan alacağının bulunduğunu, "..." adresinde bulunan kuaför işyeri açılışı için, davalı ...'e 300 adet cumhuriyet altını ile nakit para verdiğini, tanıklarının bu duruma şahit olduğunu ve dinlenmelerini talep ettiğini, davalılara, 950.000.00 TL'lik bir borcunun olmadığını, ... ve ...'ün abla- kardeş olduklarını, maddi yönden durumları iyi olmayan insanlar olduğunu, iş yerine ortak yaptığı davalıların, ev ve işyeri ile işyerindeki çalışanların maaşlarını da kendisinin ödediğini, bunun için ...Şubesinden 950.000.00 TL tutarında, başka işleri ve başka yerden gelirleri olmayan ve kendisinin alacaklı olduğu davalılara, kendisinin (950.000.00) TL borçlu olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, 950.000.00 TL'lik borcun dayanağı ve sebebinin açıklanması ve belgelendirilmesinin gerekmekte olduğunu, muvazaa nedeniyle temlikin iptalini, davalılara ise 950.000.00TL borçlu olmadığının tespiti ile teminatsız olarak yargılama sonuna kadar icranın geri bırakılmasını talep etmiştir. Davalılara usulüne uygun tebligat yapıldığı halde cevap dilekçesi sunulmadığı, davayı inkar eden konumunda oldukları açıktır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından dava dilekçesinde adı gözüken ...(...)'na boş olarak ... 23. İcra Müdürlüğünün... E.sayılı dosyadaki bononun boş olarak verilip verilmediği, adı geçen tarafından bu bononun sonradan doldurulup doldurulmadığı, söz konusu bononun hatır senedi olup olmadığı, bonodan dolayı borcunun olup olmadığı, bu nedenle davacının bono kaynaklı olmak üzere davalılara 950.000-TL borçlu olup olmadığı, davalı ... tarafından ...'e, akabinde ... tarafından ise davalı ...'a yapılan temlikin muvazaalı bir temlik olup olmadığı, buna göre muvazaa nedenine dayalı temlikin iptalinin gerekip gerekmediği, davacının 950.000-TL tutarında borçlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davaya esas olan 950.000-TL bedelli bononun bulunduğu ve bonoda davacının düzenleyen konumunda bulunduğu, ... hariç davalıların bonoda yer aldığı, ancak bu kişinin temlik sözleşmesi ile bonodan doğan alacağı devir aldığı, davacının görevli mahkemede ve harcı yatırmak suretiyle dava açtığı, davacı asile dayanmış olduğu dosyalar ile ilgili somutlaştırma yükünü yerine getirmek üzere süre ve imkan tanındığı tartışmasızdır. Temlik sözleşmesine konu olan alacağın bono alacağı olması, ayrıca davaların öznesinin bono olması karşısında görevli mahkeme olarak yargılamaya mahkememizce bakılmıştır. Zira "'...Dava, kambiyo senedi olan bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. Bono, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda unsurları ile birlikte düzenlendiğinden, aynı Kanun’un 4/1-a maddesi hükmü uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. TTK’nın 26.06.2012 tarih ve 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde; asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hâkim tarafından re’sen de dikkate alınmalıdır."(Yargıtay 11.HD 17.03.2021 tarih ve ...E., ...K. sayılı kararı) şeklindeki uygulaması dahi mevcuttur. Zaten terditli davadaki asli talebin konusu ve feri talebin konusu karşısında davanın özel görevi durumdaki asliye ticaret mahkemesince görülmesi mahkememizce takdir olunmuştur. Davacının açmış olduğu terditli davadaki asıl talebi ile amaçladığı bonoyu konu alan, icra dosyasındaki bonodan kaynaklı alacak ile ilgili yapılan devir sözleşmesinin iptali olup davacı bu dava ile devir sözleşmesine konu olan bonodan kaynaklı alacağın devri sözleşmenin iptalini istemektedir. Böylece devir sözleşmesini konu alan icra dosyasına konu olan bonodan dolayı bu sözleşmenin kendisi aleyhine sonuç doğurmamasını amaçlamaktadır. Bu davanın kabulü durumunda icra dosyasına konu olan ve bonodan kaynaklı alacak nedeniyle devir sözleşmesindeki devir alan kişinin bonodan dolayı alacak hakkını davacıya ileri sürmesi mümkün olamayacak, bonodaki son hamil ...'nın bonodan kaynaklı alacağı devri hakkı ortadan kalkacaktır. Kaldı ki söz konusu sözleşmenin iptaline konu bonodan kaynaklı icra dosyasına konu alacağın devri söz konusudur. Bu davanın açıldığı davalı ... ise aynı zamanda dayanak bonoda hamil konumundadır. Davacının bonodan dolayı davalı ...'na borçlu olmadığından dolayı adı geçen bonodan doğan alacağın diğer davalı ...'ya dahi borçlu olmadığı iddiası karşısında dahi yine mahkememizin görevli olduğu kabul edilmiştir. Zira asli talep ile ilgili dayanak olan icra dosyasının bonodan kaynaklı alacak olması, bonodan kaynaklı bu alacağın temlik edilmiş olması, bonodan kaynaklı ilişkiler karşısında asli talep açısından dahi davaya mahkememizce bakılmıştır. Kaldı ki davacının dava dilekçesine ileri sürmüş olduğu tedbir talebi, Mahkememizce usuli açıdan reddolunmuş, bu yöne ilişkin istinaf talebi ileri sürülmüş ise de istinaf incelemesi yapan İstanbul BAM 6.HD ...E. ...K.sayılı kararında görev yönünden herhangi bir inceleme dahi yapmamış, talebin usulden reddolunmasına karar vermiştir ki bu durum yukarıda verilen sonuç ile dahi uyumludur. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın tam olarak tespiti açısından dava dilekçesindeki hukuki ve maddi belirsizlikler giderilmeye çalışılmıştır. HMK m.31 hükmü çerçevesinde oluşturulan ara kararlar gereği davacı vekilinin yargılama aşamasında sunmuş olduğu 02/11/2023 tarihli dilekçesi dikkate alındığında, "davacının dava dilekçesindeki asli talep niteliğinde olan "... 28. Noterliğince düzenlenen ... tarihli ... yevmiye numaralı temlik sözleşmesinin iptaline" yönelik sadece davalılar ... ve ... aleyhine dava açtığı, buna mukabil ve ayrıca davacının dava dilekçesindeki feri talep niteliğindeki "950.000-TL bedelli 15/01/2014 tanzim tarihli, 01/07/2014 ödeme tarihli ve düzenleyeni davacı olarak gözüken, daha önce ... 23.İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasına konu edilen bonodan kaynaklı 950.000,00 TL yönünden davalılar ... (...), ... ve ... aleyhine açılan menfi tespit davası açtığı kesin olarak tespit edilmiş belirsizlik giderilmiştir. Bu suretle gerek davanın niteliği ve gerekse hangi davanın hangi davalı aleyhine açıldığı noktasındaki belirsizlik giderilmiştir. Öte yandan asli talebe konu temlikin iptali davası yönünden iptali istenen temlik sözleşmesinin tarihinin belirsizlik olmaması açısından yeniden açıklaması, muvazaa nedeniyle iptali istenen sözleşmenin dava dilekçesinde de belirtilen ... tarih ve ... yevmiye numaralı sözleşme olup olmadığı hususunu davacı asilin bir hafta içinde açıklaması, yine muvazaa nedeniyle iptali istenen sözleşmenin değeri 1.126.225,12-TL olup, halihazırda 950.000-TL üzerinden harç yatırılmış olmakla aradaki farka isabet eden kısım üzerinden dahi nispi karar ilam harç eksikliğini tamamlaması ve bu konuda beyanda bulunması için davacı asile yine Yargıtay Dairelerinin uygulaması doğrultusunda gerekli süreler verilmiştir. Bu suretle adı geçen miktar yönünden 3.009,00 TL harcın asli davaya konu olan değer üzerinden dahi tamamlatılması sağlanmış, bu yöne ilişkin usuli eksiklik dahi ayrıca giderilmiştir. ... terditli olarak açıldığı beyan olunan davada iki farklı dava bulunduğundan her iki dava açısından ayrı ayrı hukuki değerlendirme yapılması usulen zorunludur. A)Belirtilen usuli eksikliğin giderilmesi sonrası ilk önce asli davaya konu edilen, bonodan kaynaklı alacakla ilgili temlik sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptali talebi karşısında genel açıklamalar yapılmasında fayda bulunmaktadır. Alacağın temliki, 6098 sayılı TBK m.183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. "6098 sayılı Kanun'un iradi temliki düzenleyen 183. maddesinde; “(1) Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. (2)Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez”, Akdin Şekli başlıklı 184. maddesinde ise; "(1)Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. (2)Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir." hükümleri mevcuttur. Şu hale göre, 6098 sayılı TBK’nın 184. maddesinde alacağın temliki sözleşmesinin geçerliliği sadece yazılı şekle tabi tutulmuş olup resmî şekle bağlanmamıştır. Dolayısıyla yazılı şekilde düzenlenmiş olması şartıyla, bir kimse bir başkasından olan alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir, böyle bir sözleşme alacağın temliki hükmünde olup, hukuken geçerlidir. Aynı Kanunun 185. maddesinde; "Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.” İyiniyetle yapılan ifa madde başlıklı 186. maddesinde de; "Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur." Borçluya ait savunmalar madde başlıklı 188. maddesi ise; "(1)Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. (2)Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir." hükmünü içermektedir. Alacağın temliki, mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. Baskı, Ankara 2018, s.1252). Bu hükümlerden de açıkça anlaşılacağı üzere ve yargısal kararlarda da belirtildiği gibi "alacağın temliki; bir alacağın alacaklı tarafından bir başka kimseye devredilmesidir. Bu suretle borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır. Aynı zamanda, temlik edilen alacak eski alacaklının malvarlığından çıkarak yeni alacaklının mamelekine dâhil olmakta, alacağı talep etmek hakkı da yeni alacaklıya intikal etmektedir. Alacağın temlikin söz konusu olabilmesi için, temlik edilecek bir alacağın mevcut olması gerekir. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukukî muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur. Sonuç olarak bu davaya konu olan bonoda hamil gözüken ... yine aynı bonoda düzenleyen olarak gözüken ...'den alacaklı gözükmektedir. Takip dosyasındaki bono alacağının, adı geçen davalılar arasındaki temlikinin (devrinin) muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak geçersizliğinin tespiti amaçlanmıştır. Bir geçersizlik durumunda elbette yukarıda açıklandığı üzere devir alan gerçek kişinin bonodan dolayı ve sözleşme gereği alacaklı olabilmesi mümkün olamayacaktır. Zikredilen 6098 sayılı TBK'nın 183.vd (mülga 818 sayılı BK'nın 162.vd) maddeleri gereğince alacağın devrinin geçerliliği için, devredenle devralan arasında yazılı olarak yapılması gerekli ve yeterli olup; ayrıca borçlunun rızasının alınmasına gerek bulunmamaktadır. Buna göre somut olayda, ayrıntılı olarak açıklandığı üzere bonodan dolayı takip nedeniyle alacaklı gözüken bonodaki son hamil davalı ...'nın adı geçen icra dosyasındaki kesinleşen alacağını 6098 sayılı TBK m.183 hükmüne uygun olarak davalı ...'ya devri yazılı şekilde yapılmış olup geçerlidir. Bir başka deyişle, davalı ...'nun, takibe konu olan ve davalı ...'nın hamil olarak gözüktüğü bonodan kaynaklı takip dosyası alacağını usulüne uygun olarak devir aldığı, bu noktada kanunun öngördüğü şekilde devrin yapıldığı, muvazaa iddiasının bu şartlarda davalılar aleyhine ileri sürülemeyeceği, bonodan kaynaklı alacağın devri noktasında da taraflar arasındaki bu sözleşmenin geçerli olduğu, davalı ...'nun bonodan kaynaklı alacak nedeniyle alacaklı konumda bulunduğu, bu durumda bu yöne ilişkin davanın reddolunması gerektiği mahkememizce benimsenmiştir. (Bkz. İstanbul 11.ATM ...E.sayılı dosyadaki Birleşen ... 12.ATM ...E.sayılı gerekçeyi onayan Yargıtay 11.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Belirtmek gerekir ki sözleşmeye konu olan, devir edilen alacak bonodan doğan bir alacaktır. Aşağıda da irdeleneceği üzere bononun davacı asilin ileri sürdüğü gibi hatır amaçlı verildiği ispatlanamamıştır. Bir başka deyişle, bono hukuken geçerli ve gerçek bir borç durumundadır. Buna göre bonodan doğan bir borç hukuken varlığını devam ettirmektedir. Hukuken geçerli olan bonodan doğan bir borcun hangi nedenle devir olunduğu artık hukuken önem taşımamaktadır. Zira temlike konu olan borç gerçek olup hukuken vardır. Bu borç hukuken varlığını devam ettirdiği süre boyunca, bonodan doğan bu borcun borçlusu durumunda olan keşideci olan davacı yönünden alacaklının kim olduğunun bir önem taşımayacağı mahkememizce kabul edilmiştir. Aleyhine dava açılan her iki davalı bu nedenle ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar bu noktada önem arz etmemektedir. Zira bonodan doğan borç hukuki anlamda hukuki sonuç doğurmaktadır. Bonodan doğan borç açısından davacı borçlu konumunda olduğundan aleyhine dava açmış olduğu kişilerin bu iradelerinin dahi hukuken bir önemi de bulunmamaktadır. Zira ister görünür olsun ister saklamak istedikleri olsun borçtan doğan bu hukuki ilişkinin geçersizliği aşağıda açıklanan nedenlerle ve dosya kapsamına göre ispatlanmış değildir. Gerçek bir borcun adı geçen davalılar arasında geçerli devir sözleşmesine konu olması karşısında dinlenecek tanıkların beyanları da sonuca etkili değildir. Zaten davalıların da bu noktada muvafakati yoktur. Kaldı ki asıl davada ileri sürülen talep açısından davacıya, ilgili her iki davalıya yönelik olarak yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılmış ise de davacı bu hakkını kullanmamıştır. Tüm bu haller gözetildiğinde davalılar aleyhine sonuç doğurabilecek bir ispat durumu yoktur. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir(...) Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 792)." Oysaki davacının, adı geçen davalılar aleyhine açmış olduğu davada bonodan kaynaklı alacak devrinin muvazaalı olduğu iddiası ile ilgili ispat yükünü açıklanan gerekçeler karşısında yerine getiremediği mahkememizce benimsenmiştir. O halde bu davanın reddi gerekir. B)Davacının diğer talebi ise yukarıda adı geçen, davacının düzenleyen, davalı ... (...)'nın lehtar, ...'nın ise hamil olduğu, icra takibine konu edilen bono nedeniyle davacının 950.000,00 TL tutarında davalılara borçlu olup olmadığı hususundadır. Dava, İİK m.72 hükmünden kaynaklanan menfi tespit davası olarak açılmıştır. Taraflar arasında tespit edilen uyuşmazlık dikkate alındığında dilekçenin verilmesi aşamasındaki beyanların dikkate alınması ve buna göre uyuşmazlığın halli gerekir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı m.141 hükümü ile düzenlenmiştir. Dilekçelerin verilme aşamasındaki düzenlemeye göre; "(1)Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçenin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2)İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır." düzenlemesine yer verilerek, yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır. Açıklanan hükme göre dilekçenin verilmesi aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi bu kapsamda ve kural olarak söz konusu olamayacaktır. Tarafların, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı ve iddiayı genişletme veya değiştirme yasağı cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Oysaki dilekçenin verilmesi aşamasında tarafların sunmuş olduğu dilekçe içerikleri gözetildiğinde, yukarıda açıklanan uyuşmazlık konusu dışında başkaca bir uyuşmazlık konusu bulunmadığından uyuşmazlığın bu çerçevede halli usulen gerekli ve zorunludur. Taraflar arasında uyuşmazlık konuları karşısında ispat yükünün kime düşeceğinin öncelikle tespiti ve uyuşmazlığın halli gerekir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki 6100 sayılı HMK m.190 hükmüne göre, ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Buna göre iddia olunan vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkartan taraf davacı olmakla davacı ispat yükü altındadır. Ancak davacının ispat yükü altında olması karşı tarafın "karşı ispat faaliyeti" çerçevesinde delillerini göstermesine ve bu delillerin toplanmasına engel değildir. Kaldı ki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun m.6.hükmüne göre ispat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf o vakıayı ispat etmelidir. Davacı, dayanak olan bonodaki imzayı inkar etmemekte ancak dayandığı iddialar nedeniyle senetten dolayı 950.000,00 TL borçlu olmadığını iddia etmektedir. Somut olaya gelince; dava, kambiyo senedinden kaynaklı 950.000,00 TL borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Davacının dayanak bono nedeniyle borçlu olmadığı yönündeki iddiası ile ilgili dayanmış olduğu ilk vakıa, bononun davacı tarafından davalı olan lehtar ... (...)'na hatır senedi olarak verilmiş olduğu, yine davacının ayrıca hatır senedi olarak vermiş olduğu bonoda imzası yer alsa da bu bononun anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu iddiasına dayanmaktadır. Belirtmek gerekir ki somut davada bonoyu şeklen düzenleyen davacı olup davalı ... (...) lehdar, davalı ... hamil, diğer davalı ... ise bonodan kaynaklı takip konusu alacağı devir sözleşmesi uyarınca devir alan konumundadır. Buna göre somut olayda kambiyo hukukuna ilişkin genel hükümlerin mutlak suretle dikkate alınması gerekir. Hemen belirtmek gerekir ki dava ve takibe konu bononun unsurlarının eksik olarak düzenleyen davacı tarafından lehdara teslim edilmesine engel hal yoktur. Önemli olan husus, tedavüle çıkarıldığı an itibariyle bononun zorunlu unsurlarının tamamlanmış olmasıdır. 6102 sayılı TTK. m.680 hükmü gereği bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu kanunda belirtilen belgelerle ispatlanmalıdır. Bononun tedavüle çıkarıldığı an itibariyle zorunlu unsurlarının tamam olup olmadığı hususunun ele alınması gerekmektedir. Nitekim davacı asil, dava dilekçesi içeriğinde teknik olarak bu deyime açıkça yer vermese de dava konusu "bonodaki imzanın açığa atıldığı" iddiası vardır. Sonradan bu bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiası ise kanunun öngördüğü herhangi bir delil ile ispat edilemediği gibi özellikle davacının dava dilekçesi, 10/06/2022 tarihli delil listesi içeriğiyle dahi bu noktada davacı lehine olabilecek bir veri yoktur. TTK'nın 690.maddesi yollaması ile bonolarda uygulanması gereken TTK'nın 592. maddesi uyarınca açık bono düzenlenmesi dahi mümkündür. Bu tür bono düzenlenirken veya tamamen doldurulmamış bono tedavüle çıkarılırken anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yolundaki iddialar ise yazılı belge ile ispat olunmadığı sürece bono geçerli olacaktır. (Yargıtay -Kapatılan- 19.HD ...E. ...K.sayılı ilamı) Taraflar arasında şeklen varlığı tartışmasız olan bononun ne için verildiği noktasında bonoda herhangi bir kayıt ise zaten bulunmamaktadır. Bu nedenle davalılar aleyhine bu noktada herhangi bir yorum yapılabilmesi dahi mümkün değildir. Kaldı ki bonoyu imzalayanın, yani davacının temel hukuk ilkeleri gözetildiğinde imzalayan kişi olarak bu bonoyu imzaladığını kabul ettiği düşünülür. (Subscribens consentire subscriptis censetur) Davacı, bunun aksini ileri sürüyorsa iddiasını, HMK'nın 200. maddesi gereğince senetle ispat etmek zorundadır. Söz edilen maddede 'Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz '' düzenlemesi yer almaktadır. Davacı takibe konu bono ile ilgili açıklanan iddiasını yazılı bir delil ile ispatlayamamıştır. Davacının menfi tespit davasına esas olan ve dayandığı diğer vakıa karşısında, davalı ... (...)'nun bu bonoyu davacının rızası dahilinde almış olduğu anlaşılmaktadır. Bu sonuca bizzat yol açan ise, bizzat davacı asildir. Bu durumda ancak kanun koyucunun senet ile ilgili öngördüğü ispat kuralları geçerli olacaktır. Sonuç itibariyle kanunun belirli delil ile ispat zorunluluğunu getirmiş olduğu hallerden biri senetle ispat kurallarının uygulandığı hallerdir. Bu hallerde kanun sadece belirli delillerle ispatın gerçekleşebileceğini kabul etmiştir. Bir başka deyişle kanunda öngörülen deliller dışındaki diğer delillerin ispat aracı olarak kullanılabilmesi mümkün bulunmamaktadır. (Haluk KONURALP, Medeni Usul Hukukunda Delil Başlığı, Ankara, 2009, Sayfa 24) Nitekim HMK m.192 hükmü ancak kanunun belirli bir delil ile ispat zorunluluğu öngörmediği hallerde serbest delil sisteminin geçerli olduğunu kabul etmiştir. Oysaki somut olay yönünden kanun koyucu, uyuşmazlık konusu hususun belirli bir delil ile ispatlanmasını zorunlu tuttuğundan, davacı lehine yorum yapılabilmesi yorum bilimi açısından mümkün değildir. Yukarıda açıklandığı üzere bu noktada davacı ispat yükünü yerine getirememiştir. Adı geçen hükmün yer aldığı "kanun serttir, ama kanundur" (Dura lex, sed lex). Yine davacı, dava dilekçesinde kambiyo vasfı taşımadığı beyan olunan senede sonradan ekleme yapılmak suretiyle bononun takibe konu edildiğini ve 950.000,00 TL bedelden borçlu olmadığını iddia etmiştir. Bu durumda davacının, dava dilekçesi içeriği dikkate alındığında davalı ... (...) ile olduğunu iddia ettiği sosyal ilişki çerçevesinde bonoyu verdiği iddiası aslında, davacının güven ilişkisine istinaden bu bonoyu verdiğini de ortaya koymaktadır. Oysaki doktrinde de kabul olunduğu üzere, bir kimseye güvenilerek imzalanan ve verilen imzalı boş bir kağıdın yani bononun, açıklandığı şekilde verilmiş olması bu durumdan doğacak riskin göze alınmış olduğunu ve karşı tarafa güvenildiğini göstermektedir. Oysaki "güvenin kötüye kullanılması" bir hile teşkil etmez. Daha önemlisi davacının dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçelerinde dayanmış olduğu vakıa içerikleri bu noktada önemlidir. "Hata, hile ve ikrah nedeniyle tanık dinlenebilmesi için, ileri sürülen bu iddiaların gerçekten tutarlı olması ve hata, hile ve ikraha dalalet edecek maddi ve hukuki vurgular şekilde ileri sürülmesi gerekir. Diğer bir deyimle bir davada dava sebebi olarak hileye dayanılmış ise, buna dalalet edecek makul ve geçerli olduğu ileri sürülmedikçe, mücerret hileye dayanılmış ise hilenin varlığından söz edilmiş olması tanık dinlenmesi için kanuni bir sebep sayılmaz." (Yargıtay 4. HD 22/09/1798 TL 1693E. 10228K.sayılı karar, İBD, 1978/10-12, Sayfa 748-750); Saim ÜSTÜNDAĞ, Medeni Yargılama Hukuku, Sayfa 657) Bu durumda davacının adı geçen dilekçelerinde soyut olarak davalı ... (...) ile olan sosyal ilişkisini devam ettirebilmek için bu bonoyu verdiği yönünde ileri sürdüğü vakıa ve manevi baskı altında bonoyu verdiği yönündeki iddia hukuken korunamaz. Davacının, kambiyo senedinin iddia etmiş olduğu nedenlerle ele geçirildiği iddiasına usulen itibar edilebilmesi açıklanan gerekçeler karşısında mümkün değildir. Kaldı ki tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığı, bu konuda davalıların baştan itibaren tanık dinletilmesine muvafakat etmediği sabittir. Açıklanan tüm gerekçelere rağmen konuyla ilgili dinletilmek istenen tanıkların ise usul hukuku açısından önemi bulunmamaktadır. Buna göre dava konusu bono üzerinde ekleme yapıldığı yönündeki davacı iddiaları açısından ise, senetteki davacının imzasına yönelik bir itirazın bulunmadığı, bonodaki imzanın davacının kabulünde olduğu göz önünde tutulmalıdır. Dava dilekçesinde her ne kadar davacı asil tarafından bonoda yani senette ekleme bulunduğu ifade edilmiş ise de olay izah edilirken senetteki boş yerlerin eklendiği vakıası esas alınmıştır. Sonradan doldurma iddiası aslında imzası inkar edilmeyen senedin varlığı dikkate alındığında tahrifat olarak kabul edilemez. Nitekim 6102 sayılı TTK'nın m.680 hükmü gereğince tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bir bono eğer imzalı olarak tedavüle çıkarılmış ise artık davacının bu yöne ilişkin iddiasının tahrifat olarak nitelendirilemeyeceği kabul edilmiştir." (Yargıtay -Kapatılan- 19. HD 2018/899E. 2019/839K.sayılı ilamı) Ayrıca davacı düzenleyen, davalı ... (...) lehtar, davalı ... hamil, diğer davalı ... ise bonodan doğan icra dosyası alacağını devir alan konumundadır. Bu durumda davacı açmış olduğu davada, ayrıca bonoyu ciro yoluyla devir alan davalı ...'nın hiçbir şekilde hamil konumunda bulunmadığını, bu nedenle borçlu olmadığını ileri sürmektedir. Oysaki davacı ile lehtar ... (...) arasındaki ilişki çerçevesinde düzenlenen bononun hukuken geçersiz olmasının kabulüne yol açabilecek bir ispat durumu yoktur. Hal böyle olunca diğer davalılara karşı, davacının temel ilişki içerisinde olduğu ... (...) ve diğer davalılar aleyhine ileri sürülmüş olduğu iddiaların dahi davalılar aleyhine sonuç doğurabilmesi mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki davalılar ... ve ... bakımından, bononun sebepten mücerret olması, bonoda aleyhlerine olabilecek bir kaydın mevcut olmaması, davacının ileri sürdüğü vakıaların ispatlanamaması karşısında davalı ... ile ...arasında olduğu belirtilen akrabalık ilişkisi davalılar aleyhine münhasıran sonuç doğurmaz. Zira herhangi bir yazılı delil yoktur. (Yargıtay 11.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Zaten lehtar dışındaki diğer davalıların ise davacı düzenleyen ile davalı lehtar ... (...) arasındaki iç ilişkiden doğan iddialar noktasında karine olarak iyi niyetli bulundukları, davaya konu bononun veriliş koşullarının ve verilme sebebinin ise davalılar tarafından araştırılmak durumunda olunmadığı kabul edilmiştir. Davalı ...'nun lehdar olarak alacak sahibi olmasına engel bir durumun varlığı ispatlanamamıştır. Somut olayda uygulanma imkanı olan TTK.nın 778.maddesi yollaması ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Yasanın 687.maddesinde "...keşideci, lehtarla doğrudan doğruya arasında mevcut olan münasebetlere dayanan defileri, müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez. Meğer ki hamil poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun" hükmü düzenlenmiştir. Hal böyle olunca hamil sıfatıyla takip alacaklısı olan ve sonra yine takibe konu bonodan doğan icra dosyası alacağını devir sözleşmesiyle devir alan davalılar ... ve ... yönünden somutlaştırılmış açık bir vakıa olmadığı gibi somutlaştırılmış bir delil dahi yoktur. Buna göre davaya esas olan bono içeriğine göre, davalı takip alacaklısı ile davacı borçlu arasında bir temel ilişki bulunmadığı gibi bu noktada davalı hamil olan alacaklının bonoyu iktisap etmesinin kötü niyetli veya karşı tarafa zarar vermek amacı ile gerçekleştirildiği yönünde somutlaştırılmış bir delil dahi bulunmamaktadır. Bir an için davacının, davalı lehtar olan ... (...) aleyhine açmış olduğu davanın ispatlandığı kabul olunsa dahi TTK m.687 hükmü gereği düzenleyen davacı borçlunun, lehtar ... (...)'na karşı ileri sürebileceği defileri diğer davalılara karşı ileri süremeyeceğinin kabulü zorunludur. Zaten bedelsiz senedin kullanılması suçunda kast unsurunun gerçekleşmesi için, özellikle senedin bedelsiz olduğunun bilinmesi ve bu durumun bilinmesine rağmen kullanılması gerekmektedir. (Yargıtay 15.Ceza Dairesi ...E. ...K.sayılı ilamı) Oysaki hukuk yargılamalarında kambiyo senedinden doğan bedelsizlik iddiaları bir şahsi defi niteliğinde bulunmakla üçüncü kişi konumundaki ... ve ...'ya karşı kural olarak bu iddianın ileri sürülebilmesi de mümkün değildir. Öte yandan davalılar, davacının, tanık dinletmesine açıkça muvafakat etmedikleri gibi bu bononu hatır amaçlı olarak düzenlendiği noktasında başkaca somutlaştırılmış bir delile ise davacı asilin dava dilekçesinde veya 10/06/2022 tarihli dilekçesinde yer verilmemiştir. Ayrıca iddiaları ile ilgili olmak üzere yemin teklif etme hakkı olduğu davacı asile hatırlatılmıştır. Davacı asil, sadece ... (...) yemin teklif etmiş, davalı asil ise usule uygun şekilde yemini eda etmiştir. İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir(...) Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 792)." Oysaki davacının, davalılar aleyhine açmış olduğu davada ispat yükünü açıklanan gerekçeler karşısında yerine getiremediği gibi esasen davalıların ise açık ve kesin yönde iddiaları inkar ettiği, hatta dava konusu bononun davalı ... (...) ve diğer davalılar tarafından güvene aykırı şekilde ele geçirildiği iddiasının ispatlanamadığı mahkememizce benimsenmiştir. Yapılan açıklamalar karşısında davacının dava dilekçesindeki asli talep niteliğinde olan ".... Noterliğince düzenlenen ...tarihli ... yevmiye numaralı temlik sözleşmesinin iptaline" yönelik davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın sübut bulmadığından reddine, davacının dava dilekçesindeki feri talep niteliğindeki "950.000-TL bedelli 15/01/2014 tanzim tarihli, 01/07/2014 ödeme tarihli ve düzenleyenin davacı olarak gözüken, daha önce ... 23.İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyasına konu edilen bonoya yönelik" davalılar ... (...I), ... ve ... aleyhine açılan menfi tespit davasının sübut bulmadığından reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının dava dilekçesindeki asli talep niteliğinde olan "... 28. Noterliğince düzenlenen ... tarihli ... yevmiye numaralı temlik sözleşmesinin iptaline" yönelik davalılar ... ve ... aleyhine açılan davanın sübut bulmadığından reddine, Davacının dava dilekçesindeki feri talep niteliğindeki "950.000-TL bedelli 15/01/2014 tanzim tarihli, 01/07/2014 ödeme tarihli ve düzenleyenin davacı olarak gözüken, daha önce ... 23.İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyasına konu edilen bonoya yönelik" davalılar ... (...), ... ve ... aleyhine açılan menfi tespit davasının sübut bulmadığından reddine, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL harcın, peşin alınan 16.223,63TL peşin harç, 3.009,50 TL tamamlama harcı toplamı olan 19.233,13 TL harçtan mahsup edilerek 18.805,53TL bakiye ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Asli davada vekil ile temsil edilen davalı olmaması, feri davada ise sadece ...'nun vekil ile temsil olunması karşısında feri davaya konu 950.000,00 TL üzerinden hesaplanan 145.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı ...'ya verilmesine, 5-Davalılar tarafından yapılmış masraf olmadığından karar verilmesine yer olmadığına, 6-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı asilin huzurunda ve davalıların yokluğunda oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...