İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2006/12186 E. 2006/13739 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2006/12186
Karar No
2006/13739
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/438 Esas KARAR NO : 2024/633 DAVA : Bankacılık sözleşmesinden kaynaklanan tazminat DAVA TARİHİ : 06/07/2021 KARAR TARİHİ : 26/09/2024 DAVA : Davacı vekili mahkememize ibraz etmiş olduğu dava dilekçesinde, " Davacı müvekkil şirket, Avusturya menşeili akaryakıt firmasıdır. Türkiye’den Avrupa’ya lojistik hizmeti veren Türk firmalarına peşin yahut kredili akaryakıt temini sağlamaktadır. Müvekkil şirketin, Türkiye ve Türk şirketler ile ilişkisini sürdürmesi, müşteri ilişkilerinin takibi, portföyün geliştirilmesi gibi nedenlerle, 05.10.2009 tarihinde Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının oluru ile irtibat ofisi kurulmuştur. Belirtmek isteriz ki, irtibat ofislerinin ticaret yapma yasağı mevcut olduğu gibi, herhangi bir “tüzel kişilikleri” ve dolayısıyla “temsil yetkileri” bulunmamaktadır. Bu hali ile hukuki olarak “şube” den ayrılmaktadırlar. Müvekkil şirket, yurtdışında akaryakıt temin ettiği firmalara fatura tanzim etmekte ve birkısım müşterilerden karşılığını çek olarak almaktadır. Çekler, müvekkilin namına yani “M ...” adına tanzim edilmiş olup, irtibat ofisi çalışanı dava dışı 3. Kişi ...(...)tarafından teslim alınarak davalı bankanın Ümraniye/Siteyolu şubesine tevdi edilmektedir. Konu çekler, vadesi geldiğinde, müvekkil şirketin anılı şubede bulunan hesaplarına aktarılmaktadır. Böylelikle, Türk müşterilerin ödemeleri takip edilmekte ve cari hesaplar yurtdışında müvekkil şirketin bünyesinde tutulmaktadır. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, irtibat ofisinin asli görevi Türkiye de faaliyet göstermekte olan lojistik firmaları ile ticari ilişkileri geliştirmek ve yeni portföyler oluşturmaktır. Tüzel kişiliği bulunmayan irtibat ofisinin temsilinden bahsedilemeyeceği gibi, irtibat ofisi çalışanlarının müvekkil şirketi de temsil etme yetkisi haza bulunmamaktadır. Nitekim, müvekkil şirket uluslararası bir kuruluş olmakla temsil yetki ve sınırları ayrıntılı olarak belirlenmiş ve Avusturya Ticaret Siciline tescil edilmiştir. Dava konusu ettiğimiz somut olay, vadesi geldiğinde tahsil edilerek müvekkil şirket hesabına geçirilmesi için bankaya teslim edilmiş olan çeklerin banka tarafından, herhangi bir yetkisi olmayan ve şirketi temsil de etmeyen ... isimli şahsa teslim edilmiş olmasıdır. Adı geçen şahıs, sözkonusu çekleri bankadan almaya yahut müvekkil şirket adına işlem yapmaya yetkili kişi değildir. Yani davalı banka, nezninde bulunan müvekkil şirket namına yazılı çekleri, bankacılık kusuru ve kabul edilemez ihmali ile müvekkil şirketi temsile yetkisi olmayan dava dışı 3. Kişiye, (...) ...) teslim etmiştir. Konu çek bedelleri 1.450,000,-Euro tutarındadır. Konu çek bedelleri müvekkil şirket hesabına geçmemiştir. Çünkü adı geçen 3. Kişi çekleri kullanmış el değiştirilerek ciro edilen çekler 3. Kişiler tarafından tahsil edilmiştir. Gerçekten, elinde müvekkil şirket M ... adına verilen herhangi bir vekaletname yahut şirket tarafından şirket yetkililerinin imzası ile tanzim edilmiş vekaletname bulunmadığı halde, davalı banka işlem kusuru ile müvekkile ait çekleri dava dışı 3. Kişiye teslim ederek şirketin zarara uğramasına sebebiyet vermiştir. Konu aynı zamanda suç da teşkil ettiğinden, adı geçen 3. Kişi hakkında şikayet yoluna gidilmiş, süreç içinde bu çalışanın müşteriler ile pek çok usulsüz ve suç teşkil eden işlem tesis ettiği ve böylelikle şirketi zarara uğrattığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda, davalı bankanın da fer’i müdahil olarak dahil olduğu ve İstanbul İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... E sayılı dava dosyası ikame edilmiştir. Anılı mahkemece yapılan yargılamada dava dışı 3. Kişi ... in müvekkil şirket adına hareket etme yetkisinin olmadığı, yetkisinin sadece kambiyo senetlerini bankaya tevdi etmekten ibaret olduğu, temsilci sıfatıyla herhangi bir kambiyo taahhüdünde bulunmaması gerektiği bu sebeple dava dışı ... in çekleri ciro ederken yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket ettiği tespit edilmiştir. Nitekim, anılı mahkeme kararında (ek-2 İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E... K) aynen “….Davalı ...’in sadece Türkiye’deki irtibat bürosunun işlerini yürütmeye yönelik bir yetkisinin bulunduğu, ancak bunun şirketi temsil yahut kambiyo senedi düzenlenmesini ya da ciro edilmesini içermediği, özel yetkinin yokluğunda davalı ...’in kambiyo senetlerini bankaya tevdi etmekle yetinmesi; ancak herhangi bir kambiyo taahhüdünde bulunamaması gerektiği, bu sebeple davalı ... in çekleri ciro ederken yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket ettiği” ifadelerine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, adı geçen kişinin müvekkil şirketi temsile yetkisi yoktur. Kendisine verilen görev müşterilerden alınan kambiyo senetlerinin bankaya tevdiinden ibarettir. Önemle işaret etmek isteriz ki, davalı banka anılı davaya fer’i müdahil sıfatıyla dahil olmuş ise de, irtibat ofisi çalışanının, şirketin namına yazılı olan ve şirket hesabına tevdi edilen evrakları iade almaya yetkili olduğunu gösterir hiçbir belge ibraz etmemiştir. Bu husus mahkeme kararında da aynen “davalı ...’in davacı şirket hesabında bulunan senetleri iade alma yetkisi bulunup bulunmadığı konusunda müdahil banka nezninde ya da davacı şirket tarafından müdahil bankaya verilmiş bulunan herhangi bir yazılı belge ile bu durum ispatlanamadığı için” şeklinde yer almıştır. Anılı davada ne davalı irtibat ofisi çalışanı ve ne de müdahil bankaca davalının yetkisini tevsik edecek belge ibraz edilememiştir. Dikkat buyurulmalıdır ki, zaten uluslararası büyüklükte dev bir akaryakıt firması olan müvekkil şirketin, tüzel kişiliği dahi olmayan irtibat ofisinin işlerini idare eden bir çalışan adına bu şekilde bir belge vermesi ve yetkilendirme yapması sözkonusu dahi olamaz. Kaldı ki, irtibat ofisinin ticaret yapma yasağı çerçevesinde yalnızca müşterilerle iletişim faaliyetlerini yürütebilecek bir ofis olarak varlık gösterebileceği açıktır. Anlaşılan odur ki davalı banka, “irtibat ofisi” nin hukuki statüsünden bi haberdir. Diğer yandan, davalı bankanın, irtibat ofisi çalışanı tarafından ibraz edilen ve imza örneklerini gösterir belgeyi, başlığının imza sirküleri olmasından yola çıkarak, müvekkil şirketin yetkilisi sıfatını kazandıran belge olarak yorumladığı görülmektedir. Ancak, konu belge incelendiğinde içerik itibariyle, müvekkil şirkete dair herhangi bir yetkilendirme içermediği görülmektedir. Adı geçen kişinin müvekkil şirketi temsil edebileceğine ait tek bir ifade, sözkonusu belgede yer almamaktadır. Bu belge imza sirküleri niteliğinde olmadığı gibi, başlıktaki imza sirküleri ifadesinin davalı bankaca yeterli sayılması açıkça hizmet kusurudur. Belge basit bir imza beyannamesidir. Yetki tevsiki taşıyan bir imza sirküleri değildir. Bu başlığı taşıması belgeye imza sirküleri vasfını kazandırmayacaktır. Yukarıda yazılı Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... E sayılı dosyasında, bilirkişi incelemesi yapılmış, konusunda uzman bilirkişi tarafından hazırlanan raporda “davalı ... in yetkisinin, davacı şirketin Türkiye deki irtibat bürosunun işlerini yönetmeye yönelik bir temsil yetkisi olduğu, işlem yetkisinin tavanını müşterilerden alınan senet ve çeklerin bankaya tevdi edilmesinin oluşturduğu, yetkisinin kambiyo senedi düzenlenmesini ya da ciro edilmesini içermedeği, özel yetkinin yokluğunda davalı ... in kambiyo senetlerini bankaya tevdi etmekle yetinmesi ancak temsilci sıfatıyla kambiyo taahhüdünde bulunmaması gerektiği bu sebeple davalının cekleri ciro ederken yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket ettiği” tespit edilmiştir. Davalı banka, anılı dava dosyasındaki bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve fakat ... yetkilendirildiğini gösterir hiçbir belge ibraz etmediği gibi, bilirkişi tespitlerine katılmamakla yetinmiştir. Davalı banka, bilirkişi raporunda tespitlere katılmadığını “imza sirkülerinin içerik itibariyle...ce müvekkil şirketi temsil yetkisini havi olduğu, üstelik adı geçen şahsın şirket yetkilisi gibi davrandığı” gibi belgesiz gerekçelere dayandırmıştır. Davalı bankanın, ... isimli çalışanın tavırlarını şirket yetkilisi gibi yorumlayarak algılayarak işlem yapmış olduğu yönündeki açık kabulü esef vericidir. Ayrıca davalı banka, belge ile tevsik edemediği yetki gerekçesi olarak “ müvekkil şirkete ait hesapların internet bankacılığı akıllı anahtarının ...’e teslim edildiğini” göstermektedir. Banka, açıkça kusurunu kabul ve ikrar etmektedir. Hesaplar müvekkil şirkete ait iken, müvekkil şirketin bilgisi dışında işlem tesis etmiştir. Müvekkil şirketin, bu şahıs adına internet bankacılığı tesis edilmiş olduğu bilgisi yoktur. Hesap müvekkil şirket adına açılmış olup, bir başka 3. Şahsa internet bankacılığı işlem yapma yetkisi verilmesine yönelik bir talimat yahut talebi hiçbir zaman olmamıştır. Anlaşılan odur ki, davalı banka, adı geçen 3. Şahsı müvekkil şirketin yetkilisi olarak yorumlamak suretiyle en geniş yetki ile donatmıştır. Ancak müvekkilimiz şirketin bu durumdan haberi yoktur. Davalı bankanın internet şube bankacılığı açılmasına yönelik talebe dayanak gösterdiği belge (konu belge yukarıda yazılı İstanbul Anadolu... Asliye Ticaret Mahkemesinin... E sayılı dosyasına davalı banka tarafından ibraz edilmiş ve böylelikle muttali olunmuştur) 14.04.2011 tarihli olup, müvekkil şirkete ait kaşe ve imza içermemektedir. Dikkat edilirse, konu belge altında irtibat bürosu kaşesi ve ... e ait bir imza mevcuttur. ..., şirket hesaplarına ait internet bankacılığını yine bankanın hatası üzerine almış, üstelik sanki şirket tarafından talep edilmiş gibi belge ile bu kez internet bankacılığı akıllı anahtarını da talep etmiş ve bankadan teslim almıştır. Bankanın bu eylemi açık kusurun açık kabul ve ikrarı niteliğindedir. Davalı banka, rapora itiraz dilekçesinde, ... in yetkili olduğunu hatta kredi kullanım talebinde bulunduğunu iddia etmiştir. Sunduğu belgelerde kredi kullanım taleplerinin bizzat müvekkil şirkete ait kaşe ve yetkili imzası ile yapıldığı görülmekte olup, davalı bankanın bu iddiası da mesnetsizdir. Davalı bankanın müvekkil şirketin kredi kullanması sırasında doğrudan müvekkil şirket ile mail ortamında onay alması ve yazılı talimat ile işlem yapması esastır. Nitekim davacı müvekkil ile davalı banka arasında başka türlü bir ilişki şekli de olmamıştır. Davalı bankanın kusurlu hareketleri müvekkil şirket tarafından bilinmediğinden hiçbir zaman onaylandığından bahsedilemez. Kaldı ki, müvekkil şirketin bilgisi dışında 54 adet çekin verildiği de bankanın kabulündedir. Yani davalı banka, ... isimli şahsın şirket adına işlem yapmaya yetkili olduğu yanılgısını açıkça ikrar etmekte ve konu çeklerin adı geçen çalışana iade edilmiş olmasında herhangi bir usulsüzlük olmadığını iddia etmektedir. Oysa, hesap müvekkil şirket hesabıdır. Şirket yabancı menşeili şirket olup, Türkiye’de müşterilerden toplanan tüm çekler davalı bankadaki hesabına tevdi edilmektedir. Müvekkil şirketin kredi kullanması ve benzeri durumlarda imzalar doğrudan müvekkil şirketin Avusturya daki yetkilileri tarafından atılmıştır. Nitekim banka kayıtları incelendiğinde bu husus kolaylıkla görülebilecektir. Örnek olabilmesi açısından müvekkil şirket tarafından imzalanmış kredi sözleşmesi ile, müvekkil şirketin talimatlarına ilişkin belgelerden birkaçını dilekçemize eklemiş bulunuyoruz. Bu konuya ilişkin olarak müvekkil şirket ile banka arasındaki mail yazışmaları ve sair her türlü belge dosyaya ibraz edilecektir. Öte yandan, davalı banka tarafından imza sirküleri olarak değerlendirilen belge, aslen bir sirküler niteliğinde değildir. İçeriği incelendiğinde belgenin bir imza beyannamesinden ibaret olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Kaldı ki, irtibat ofisinin tüzel kişiliği olmadığından irtibat ofisinin temsilinden bahsedilemeyeceği gibi, irtibat ofisinin çalışanı kişinin, yabancı şirketi temsil yetkisinin olduğundan bahsedilemez. Öte yandan, bu belgenin ekinde, (imza sirküleri başlıklı Beyoğlu ...Noterliğinin 30.10.2009 tarih ve... yevmiye numarası ile düzenlenen belgenin) dayanak belge olarak Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının irtibat bürosu açılmasına izin veren 5.10.2009 tarihli ...sayılı yazı ve 30.10.2009 tarihli ve... yevmiye numarası ile çevirisi yapılmış... imzalı olduğu görülen belgenin bulunduğu görülmektedir. . Ancak, dikkat buyurulmalıdır ki, bu dayanak belge de imza beyannamesi ile aynı tarihi taşımakta olup, ıslak imzalı olmadığı anlaşılan ve ekinde müvekkil şirketin imza sirkülerini de havi olmayan adi yazılı bir kağıttır. Bu belgenin Beyoğlu ... Noterliğinde Almanca’dan Türkçe ye çevrilmiş olması ona bir yetki belgesi sıfatı kazandırmayacağı gibi, yetkinin kaynağının da herhangi bir sirküler içermediğinden bahisle ... isimli şahsın şirket adına hareket etmesini sağlamayacağı tartışmasızdır. Diğer yandan, dikkat buyurulmalıdır ki, imza beyannamesi 30.10.2009 tarihlidir. ...imzalı olduğu iddia edilen belge de 30.10.2009 tarihini taşımakta olup, Almanca’dır. Bu belgenin aynı tarihte Avusturya’da hazırlanmış olup, ıslak imzalı şekilde notere ibraz edilebilmesi ve yine 30.10.2009 tarihli imza beyannamesinin düzenlenebilmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Aynı doğrultuda, tarafımızca ...Üniversitesi Borçlar Hukuku Anabilim Dalı Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan raporda, belgenin hiçbir şekilde imza sirküleri sayılamayacağına, aşağıdaki ifadeler gerekçe gösterilmek suretiyle işaret edilmiştir. Raporda “30.10.2009 tarihli imza sirküleri metninde, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının 5 10 2009 tarihli irtibat bürosu açılış olur belgesinden ve...imzalı belgeden aynen alıntı yapıldığı görülmüştür. İmza sirküleri başlıklı belge: “Ekte bir adet fotokopisi bulunan TC Hazine Müsteşarlığının …görülmüş olup verilen izin süresi bu yazı tarihini müteakip üç yıldır. Ve yine ekte bir adet fotokopisi bulunan Beyoğlu ...Noterliğinece tastikli 30.10.2009 tarihli ve ... yevmiye nolu çevirisi yapılmış belgeye istinaden”… doğum tarihli ..kimlik nolu ... in istanbulda yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz.İşbu yazı ile yetkili makamlarda bizi temsil etmeniz ve gerekli tüm imzaları bizim adımıza atmanız için sizi görevlendirilmiştir. Denilmektedir. Raporda bu durum “böylelikle davalılar tarafından bu imza sirkülerinin aynı zamanda ... in temsil yetkisini tasdik eden bir yetki belgesi, resmi bir belge olarak görüldüğü dosya içeriği ile sabittir. ... ile lişlem yapan banka bu belgeye dayanarak davacı şirketi temsile yetkili kişi ile işlem yaptıklarını ileri sürmektedirler. Bu noktada, 30.09.2009 tarihli ... imzalı olduğu düşünülen belgenin, aslen Almanca olarak kaleme alındığı, belge altındaki imzanın adı geçen kişiye ait olduğunu tevsik eden bir belgeyi içermediği görülmüştür. Bu belge, Almanca dan Türkçe ye çevrilerek resmiyet kazandırılmış ve imza sirküleri başlıklı belgeye dayanak yapılmıştır. Bu belgenin Avusturya’da Almanca olarak kaleme alındığı düşünüldüğünde, ıslak imzalı ve imzası tevsik edilen bir belge olmasının mümkün bulunmadığı, bu hali ile belgenin imza sirküleri tanzimine yeterli niteliği Türkçeye çevrilerek dahi olsa kazandırılamayacağı kanaatine varılmıştır. Şeklinde tespitte bulunulmuştur. Yukarıda yazılı beyanlarımızın yanında ek olarak bu tespitler de tek başına konu belgenin imza sirküleri vasfını taşıyamayacağını göstermektedir. Davalı banka, anılı belgenin M ... isimli müvekkil şirketi temsil ve ilzama yeterli olmadığı noktasında gerekli özeni göstermeksizin müvekkil şirketin zarara uğramasına sebebiyet vermiştir. Özetle, konu belgenin, dava dışı ... isimli şahsın, M ... isimli müvekkil şirketi temsile yetkili kıldığından bahsedilemez. Nasıl ki, adı geçen şahıs müvekkil şirkete ait hesaplardan nakit para alamaz ise, müvekkil şirket hesabına tevdi edilmiş bulunan çekleri de alması hukuken mümkün değildir. Bu konuda, yerleşik yüksek mahkeme kararları son derece açıktır. Yargıtay; “…birer güven kurumu olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu sebeple de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.” 11 HD 2016/2153 E 2017/4721 K, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.09.2019 tarihli, E. 2017/11-129, K. 2019/961 sayılı kararında “Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir“Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir. (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106 ). Yine bir HGK kararında “…yetki sınırını aşarak para çekmesi, diğer davalı bankaca nakit ödeme yapılması nedeniyle davacının zararının doğduğu, davacının mevduat hesabından davalıya doğrudan nakit ödeyen davalı bankanın kendisinden beklenen özeni göstermeyip, mümessilin bu konuda yetkili olup olmadığını denetlememekle kusurlu olduğu” na işaret edilmiştir. 2005/11-724 E 2005/781 K sayılı ilamı Bankalar, devletin yoğun denetimi ve müdahalesi altında bulunan ve kendileri için belirlenmiş özel ilkelere uymak şartıyla faaliyet gösterebilen kuruluşlardır. Bankacılık sektörüne özgü bu durum, bankalarla muhatap olan geniş halk kitlelerinin bankalara karşı özel bir güven duygusu beslemelerine yol açmaktadır. Hukuken korunmaya değer olduğu sürece bu güven, bankaların diğer ticari işletmelerden ve klasik şirket türlerinden farklı hukuki sorumluluk kurallarına tabi tutulmalarını zorunlu kılmaktadır. Bankaların bu özelliği; aynı zamanda, iş ilişkileri nedeniyle muhatap oldukları kişilere karşı borçlarının ve sorumluluklarının da ayrı ve özel kurallarla belirlenmesini gerektirmektedir Güvenilir olmak, ticaret hayatında çok değerli güç kaynaklarından biridir. Bu sıfat, sahibine bir sosyal statü sağlar. Kendisiyle alışveriş yapılabilir, borç verilebilir, kefaleti kabul edilebilir olmak gibi önemli sonuçlar doğurur (BATTAL, Ahmet: a.g.e., s.9) Sosyal hayatın temelini oluşturan güven duygusu hukuk düzeninde de önemli bir ilke şeklinde kendini göstermektedir (ERİŞ; Gönen: Açıklamalı İçtihatlı TTK, Ankara 1987, c. I, s.23). Bu ilke, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 2. maddesinden kaynaklanmaktadır. Güven ilkesi öncelikle, söz verenin sözüne sadık kalacağına, namuslu ve dürüst bir kişi olarak hareket edeceğine güven şeklinde sözleşmelerin temelinde yer alır. Ayrıca söze bağlılık kadar, güveni sarsacak tutumlardan ve karşı tarafı hayal kırıklığına uğratmaktan kaçınmak da güven ilkesinin sonucudur Güvenin korunması ilkesi -kısaca güven ilkesi- hukuken korunmaya değer bir çıkarını gerçekleştirmek üzere buluştuğu kişide bir güven olgusu yaratanın, bu güvenin sonuçlarına katlanması ve onun bir kez yaratmış bulunduğu güveni artık sarsmaması anlamını taşımaktadır. Aralarında karşılıklı güvene dayanak oluşturabilecek özel ve somut bir hukuksal bağ bulunan kişilerden her birinin, sözüyle ve eylemiyle karşı tarafta yarattığı korunmaya değer haklı güveni boşa çıkarmamasını buyurur (SEROZAN, Rona: y.a.g.e., s. 246).Bankalar sözleşmeden kaynaklanan veya bu kapsamda değerlendirilen borçlarını, hiç ya da gereği gibi yerine getirmemeleri halinde, kendilerine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü olurlar .Bu açıklamaların ışığında, işbu davada ispat külfetinin davalı bankada olduğu, ağırlaştırılmış özel sorumluluk ilkesi gereği müvekkil şirketin zararını karşılamakla mükellef olduğu tartışmasızdır. Önemine binaen belirtmek isteriz ki, açıkça yetkilendirilmemiş dava dışı ... in 3. Kişilerle yaptığı işlemlerden haberdar olmayan müvekkilin, bu işlemlere icazet verdiğinden bahsedilemez. Kaldı ki, zaten şirketi temsil yetkisi hiçbir zaman olmamış kişinin, usulsüz işlemlerine icazet verilerek de bu işlemlerin geçerli hale gelmesi hukuken mümkün değildir. Nitekim, Ekte sunulu Prof. ... tarafından hazırlanan mütalaada, yetkisiz temsilci olan ...’in yetkisinin irtibat ofisinin yönetim idaresine ilişkin olduğu, zaten ticaret yapma yasağı olan irtibat ofisinin; bir çalışanı olan ... in hiçbir zaman M ... adına işlem tesisi için yetkilendirilmediğini, eldeki belgelerin ... in şirketi temsil edeceği yönünde bir nitelik taşımadığını, bu bağlamda temsil yetkisinin varlığı veya kapsamı konusunda temsilci tarafından 3. Kişiye (olayımızda davalı banka) verilen bilgiler hiçbirşekilde temsil olunanı bağlamaz. Bu gibi durumlarda yetkinin varlığı ve kapsamı açısından gerçekte bir yetkilendirme bulunup bulunmadığına bakılır ve varsa bu işlemin içeriği esas alınır. Şeklinde beyanda bulunmuştur. Tüm bu sebepler ışığında müvekkil şirketin zarara uğramasında bankanın kusuru açık ve tartışmasızdır. Bu nedenle öncelikle arabuluculuk süreci işletilmiş ise de davalı banka ile uygun zeminde anlaşma imkanı olmamıştır. zararın, oluş tarihi itibariyle işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte tahsili için işbu davanın açılması gerekmiştir. " diyerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 1.450.000.-Euro (bir milyon dörtyüz elli bin Euro) tutara tekabül eden zararın çeklerin davalı yana teslim edildiği tarihten itibaren işlemiş ve dava tarihinden itibaren işleyecek devlet bankalarının Euro tutarlı para birimine uyguladığı en yüksek mevduat faizi ile birlikte, fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının, yargılama gideri ve avukatlık ücretleri ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. CEVAP : Davalı taraf mahkememize ibraz etmiş olduğu cevap dilekçesinde, " Davacının dava dilekçesinde yer verdiği İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. ve ... K. numaralı dosya kapsamında; rızası dışında kendi adına düzenlenmiş çeklerin bankadan geri alınarak, ciro edilmesi ve tahsil edilmesi nedeniyle uğradığı zararın şimdilik 705,00 EURO'luk kısımını talep etmiştir. Her ne kadar müvekkil Banka'nın feri müdahil olarak taraf olsa da, konusu huzurdaki dava ile aynı olan İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... E. ve...K. numaralı dosyasının istinaf yargılaması/incelemesi Bölge Adliye Mahkemesi'nde devam etmekte olup hali hazırda derdesttir. Davacı taraf, huzurdaki davada da adına rızası dışında tanzim edilmiş çeklerin bankadan geri alınarak, ciro edilmesi ve tahsil edilmesi nedeniyle uğradığı zararın toplamı 1.450.000 EURO tutarındaki çek bedelinin iadesini talep etmiştir. Davacı taraf müvekkil bankanın feri müdahil olarak taraf olduğu ve konusu huzurdaki dava ile aynı olan İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin... E. ve ...K. numaralı davasına rağmen huzurdaki dava ile de rızası dışında kendi adına düzenlenmiş çeklerin bankadan geri alınarak, ciro edilmesi ve tahsil edilmesi nedeniyle uğradığı zararı talep etmiştir. Her iki davadaki talepler aynı olup, ilgili çekler kapsamında davacının ileri sürdüğü tüm taleplerin derdestlik nedeniyle HMK.m.114/1-ı bendi gereği dava şartı eksikliğinden esastan reddedilmesi gerekmektedir. Dava dilekçesi incelendiğinde ilgili kanun/ların aradığı şartları taşımadığı HMK 119 maddesi hükmüne dahi uygunluk göstermediği aynı zamanda davacının özellikle (davaya konu ettiği alacak bakımından) iddiasını ispata yarar hiçbir belgeyi (ve dahi davaya dayanak gösterdiği çekleri) dava dilekçesi ekinde sunmayarak da HMK 194'de aykırı davrandığı sabittir. Diğer bir ifade ile davacı İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin... E. ve...K. numaralı davasına hangi çekleri konu ettiğine hiçbir şekilde yer vermemiş olması da bunun en açık göstergesidir. Davacı tarafından aşağıdaki hususların açıklanması gerekir. Davacı tarafından, bilgisi dışında dava dışı ...'e teslim edildiği iddia edilen dava konusu çekler hangileridir? Çeklerin arkalı önlü görüntüsü mevcut değil midir? Dosyaya sunulmamıştır. Hangi çek bedelleri dikkate alınarak davacının zararının 1.450.000 EUR olduğu hesaplanmıştır? Çekler müvekkil bankaya mı yoksa farklı banka/faktoring şirketlerine mi sunulmuştur? Bu hususların hiçbiri dava dilekçesinde yer almamaktadır. Davacı davanın konusu olan alacak talebine dayanak teşkil eden hangi çeklere dair bedellerin talep edildiğini dahi açıklamamıştır. Bu durumda davacının iddialarının dinlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle de, huzurdaki dava nezdinde davacı tarafından gerek HMK119 gerekse HMK 194 kaspamına aykırı hareket edildiğinde, sayın mahkemeden işbu davanın reddini talep ederiz. Kabul ve muvafakat anlamına gelmemekle birlikte davacının yukarıda belgeleri dosyaya sunması sonrasında her türlü cevap/itiraz hakkımızı saklı tuttuğumuzu belirtiriz. Davacı tarafın dava dilekçesinde yer vermediği ve/veya dava dilekçesiyle bildirilmeyen/ekli olamayan ve yasal süresi içinde sunulmayan/bildirilmeyen herhangi bir deliline ve/veya yeni deliline muvafakat etmiyoruz. Bunun yanı sıra davacının davasını / iddiasını/larını genişletmesine hiçbir aşamada da muvafakatimiz bulunmadığını beyan ederiz. Aynı zamanda usul hükümleri hilafına aykırı olacak şekilde davacının yaptığı/yapacağı açıklamalara ve/veya bildirdiği/bildireceği delillere karşı başkaca her türlü itiraz haklarımızı saklı tuttuğumuza da peşinen bildiririz. Taraf ehliyeti HMK madde 114'te sayılan dava şartlarından biri olarak kabul edilmektedir. HMK madde 114/1-d de belirtildiği üzere "Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması." dava şartıdır. Bu durumda da HMK madde 115/2 'de "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." şeklinde düzenlendiği üzere mahkeme davanın usulden reddine karar vermesi gerekir. Bu doğrultuda aşağıda açıklayacağımız sebeplerle maddi hukuk kaynaklı sıfat yokluğundan davanın reddine karar verilmesini Sayın Mahkemenizden talep etmekteyiz. Davacının dava dışı ..., ... ve ... ile olan ticari ilişki içerisinde yaptığı işlemlerde müvekkil banka hiçbir şekilde taraf olmadığı gibi herhangi bi menfaati de söz konusu değildir. Davacının müvekkile karşı hiçbir bakımdan husumet de yöneltemeyeceği ortada iken, müvekkil aleyhine yöneltilmiş/ikame edilmiş olan işbu haksız ve mesnetsiz davada taraf sıfatımız bulunmadığından davanın husumet nedeniyle de reddine karar verilmesini talep etmekteyiz. Takiben; Derdestlik, husumet itirazımız baki kalmak ve hiçbir şekilde davacı tarafın taleplerini kabul anlamına gelmemek kaydıyla- zamanaşımı itirazında bulunmaktayız. Davacının müvekkil bankadan her ne ad altında olursa olsun bir alacağı olmadığına yönelik itirazımız baki kalmak ve hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile- Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu ve yürürlükteki sair mevzuat gereğince dava konusu yapılan taleplerinin zamanaşımına tabi olduğu açıktır. Bu itibarla davanın esasına girilmeden usul yönünden zamanaşımına uğramış istisnasız davacının tüm taleplerinin ilgili yasa hükümleri gereğince reddini talep etmekteyiz. -Hiçbir şekilde müvekkil bankaya husumet yöneltilebileceğinin kabulü anlamına gelmemek kaydıyla- Davacı işbu davayı müvekkil bankanın özen sorumluluğuna da dayandırmaktadır. Özen sorumluluğu kapsamında zamanaşımı süresi zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren 2 yıl olarak düzenlenmiştir. Dava konusu işlemler 2009-2012 yılları arasına ilişkindir. Davacının çek ödemelerin dayanarak açtığı davada taleplerinin her halükarda zamanaşımına uğradığı tartışmadan aridir. ,Sayın Mahkemenizden zamanaşımı yönünden de davanın reddini talep ederiz. Ayrıca dava bedellerinin arttırılmasına–ıslahına da hiçbir surette muvafakatimiz bulunmadığını, yine dava bedellerinin arttırılması–ıslah edilmesi durumunda da davacı tarafın artan/ıslah edilen taleplerine karşı peşinen zamanaşımı itirazında bulunduğumuzu beyan ederiz. Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile- 01.01.2019 tarihinde Türk Ticaret Kanun’un 5. Maddesine getirilen düzenlemeye göre ticari davalarda dava şartı olarak arabuluculuğa başvurulması yasal bir zorunluluktur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 74’e göre alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuru ve taraf temsili görevi üstlenen avukatın vekaletnamesinde bu hususta özel yetkili bulunması gerekir. Vekaletnamesinde özel yetki bulunmayan avukat, bu yola başvuramaz, müvekkilini temsil edemez ve süreci sonuçlandıramaz. Davacı asil tarafından verilen vekaletname incelendiğinde; vekille temsil kapsamında vekile verdiği yetkilerin neler olduğu tahdidi şekilde yer almaktadır. İlgili vekalet arabuluculuk süreci ile ilgili olarak vekili "alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvurmaya" şeklinde sınırlı olarak yetkilendirmiştir. Bu itibarla işbu vekaletname dahilinde alternatif çözüm yollarından biri olan arabuluculuk işlemleri bakımından; davacı asilin vekilini sadece başvuruda bulunmaya yetkilendirdiği, ancak görüşmeleri sonlandırmaya, tutanakları ve gerekli sair belgeleri imzalamaya yetkilendirilmediği görülmektedir. Vekile verilen başvuru yapma yetkisinin anlaşmaları sonuçlandırmaya ve belgeleri imzalamaya yetkisini kapsamayacağı sabittir. Diğer bir ifade ile davacı asilin görüşmeleri sonlandırma ve tutnakları imzalama yetkisini kendinde saklı tutmak istediği/tuttuğu açıktır. Bu itibarla öncelikle dava şartı olarak arabuluculuk süreci usule uygun sonuçlandırılmadığından; önce arabuluculuk son tutunağının yok sayılarak derhal başkaca bir usuli işlem yapılmadan ve duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine, Ancak mahkeme aksi kanaatte ise -Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydı ile- başvurucu asilin geçerli bir mazeret göstermeksizin toplantıya katılmadan arabuluculuk faaliyetinin sona ermiş olmasından dolayı; davacı işbu davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile davacının yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulmasına ve davacı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesine karar verilmesini talep ederiz. Mahkemece bu hükümler dikkate alınarak davacıya teminat yatırılması hususunda süre verilmesi gerekmektedir. Davacı tarafından bu sürede teminat yatırılmaması durumunda HMK'nın 88. Maddesi gereği davanın usulden reddini talep ederiz. HMK madde 318'de belirtildiği üzere; "Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır." davacı tarafın dava dilekçesinde ekli olmayan ve yasal süresi içinde sunulmayan herhangi bir delil bildirmesine muvafakat etmemekteyiz. Usul hükümlerine aykırı delil ibraz edilmesi halinde ise delil olarak dosya kapsamına alınmamasını talep etmekteyiz. Davacı şirket, Beyoğlu... Noterliğince tanzim olunmuş 30/10/2009 tarihli... yevmiye numaları imza sirküleri ile dava dışı 3. kişi ...'i münferiden temsil ve ilzama yetkilendirmiştir. Ayrıca bu imza sirküleri 30.10.2009 yılından başlayarak 3 yıl süreyle geçerli olduğu düzenlenmiştir. Davacının iddia ettiğinin aksine Noter tarafından düzenlenen bu belge, imza beyannamesi değil imza sirküleridir. Noter tarafından tasdik olunmuş imza sirkülerinde; "Bay ...'in İstanbul'da yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz. İşbu yazı ile yetkili makamlarda bizi temsil etmeniz ve gerekli tüm imzaları bizim adımıza atmanız için sizi görevlendirilmiştir denilmektedir" demek suretiyle dava dışı ...'e geniş bir yetki verildiği, davacı tarafından dava dışı ...'in şirket adına yetkili kılındığı iş ve işlemlerin tahdidi olmadığı / sınırlandırılmadığı aksine çok geniş kapsamda işlem yapma yetkisini kapsayacak türde bir temsil yetkisi verildiği açıkça görünmektedir. Davacı tarafından ...'e şirketi en geniş anlamda temsil etmeye ve işlem yapmaya dair yetki verilmesine rağmen, müvekkil bankadan bu geniş yetkiyi göz ardı ederek işlemleri kendi kendine sınırlandırmasının, kapsamının müvekkil banka tarafından yorum yapılarak daraltılmasının beklenmesi ticari teamül ve hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacı, ...'e verilen yetkinin irtibat bürosu yetkilisi olduğu gerekçesiyle "Türkiye'de faaliyet göstermekte olan lojistik firmaları ile ticari iliskileri geliştirmesi ve yeni portföyler oluşturması" adına verildiğini iddia etmiştir. ...'e yetki bu sebeple verilmişse neden imza sirkülerinde temsil yetkisinin kapsamının sadece bu işlemlerle sınırlı olduğu düzenlenmemiştir? Davacı basiretli bir tacir olarak, şirketi temsile yetkili kişinin, temsil yetkisini sınırlandırmamış ve geniş anlamda her türlü yetkiyi vermiştir. Davacının yetki verirken gerekli dikkat ve özeni göstermediği açıktır. Davacı kendi iradesi ile ...ê en geniş anlamda şirketi temsil yetkisi vermesinden, bu yetkiyi sınırlandırmamasından doğan zararınını ve tüm kusurunu müvekkil bankaya yüklemeye çalışmaktadır. Davacının basiretli tacir olarak davranmamasından doğan sorumluluğunu müvekkil bankaya yüklemeye çalışması, gerek mevzuat gerekse hukukun temel prensibi olan dürüstlük ilkesine aykırıdır. Bu nedenle davanın reddi gerektiği izahtan varestir. Yine davacı dilekçesinde ...'in görevini "davacı şirket adına yani “M ...” adına tanzim edilen çeklerin irtibat ofisi çalısanı dava dışı 3. Kisi ... tarafından teslim alınarak davalı bankanın Ümraniye/Siteyolu subesine tevdi edilmesi" olarak ikrar etmiştir. Davacı tarafından Türkiye'de irtibat bürosu kurulmasından sonra müvekkil banka kayıtlarına göre çeklerin bankaya teslimi, gerektiğinde iadesi ... tarafından gerçekleştirilmiştir. Müşterilerinden bir ödeme aracı olan çeklerin davacı adına ... tarafından teslim alınması ve bankaya teslim edilmesi yetkisinin varlığını kabul eden davacı, ...'in söz konusu çekleri iade almaya yetkisinin olmadığını iddia ederek kendi içerisinde çelişmektedir. Zira imza sirküleri incelendiğinde ...'e bu şekilde tanımlanan yetki de verilmediği görülmektedir. ...'in bu şekilde özel bir yetkisi varsa neden imza sirkülerinde düzenlenmemiştir? Davacının dilekçesinde ...'in görevi yukarıdaki şekilde belirtilmesine rağmen neden imza sirküleri bu şekilde düzenlenmeyip her türlü hususta temsil yetkisi verilmiştir? Görüleceği gibi davacı kendi serbest iradesiyle ...'e sınırısız bir yetki bahşetmiş olmasına rağmen şu an tamamen kendi subjektif yorumları ile imza sirkülerini kendine göre sınırlandırmakta ve olduğundan farklı şekilde göstermektedir. Bu sınırlandırmaların hayatın olağan akışında 3. Kişiler tarafından aslında imza sirkülerini çıkartan şirketin niyetinin okunması suretiyle farklı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir. Aksi durumda imza sirküleri ile işlem yapmaya gelen her kişinin/şirketin iradesinin acaba farklı mı olduğu yönünde yorum yapılması gerekecektir. Böyle bir durumda ne noterlere ne mahkemelere ne de güven kurumu olan bankalara ihtiyaç olmayacaktır. Açıklamalarımız çerçevesinde davacının iddiasının, konuyu yorumlama şeklinin hukuk zemininde herhangi karşılığı bulunmamaktadır. Yukarıda detayına yer verildiği üzere davacı bilgisi, onayı, rızası olan belge tanzimindeki ağır kusuruna ve tacir olmanın gereklerini yerine getirmemesine kanuna karşı hile yapmak suretiyle kılıflar bulmaya çalışarak bir sorumlu aramaktadır. Kendi isteği ile dava dışı 3. Kişi ...'i "İmza Sirküleri" ile şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkilendirdiği halde haksız ve kötü niyetli olarak müvekkil bankanın işbu noter tasdikli belge dahilinde yaptığı işlemler nedeniyle müvekkil bankaya sorumluluk yüklemeye çalışmaktadır. Davacının bu ısrarı kendi kusuru ile uğradığı zararı müvekkil bankaya atfetmeye çalıştığı ve davacının dürüst davranmadığının ispatıdır. Tüm bu nedenlerle müvekkil bankanın zarardan sorumlu olması için gerekli olan illiyet bağı davacının ağır kusurlu eylemi neticesinde kesilmiş olduğu açık olduğundan hukuka aykırı haksız ve kötüniyetli davanın reddi gerekmektedir. İnceleme ve beyanda bulunma hakkımızı saklı kalmak kaydı ile- Öncelikle dava dilekçesinde geçerli olmadığı iddia edilen imza sirkülerinin müvekkil banka dışında başkaca bankacılık ve finans kurum/kuruluşlarında ve sair resmi kurum/kuruluşlarda kullanıp kullanılmadığının tespiti için banka/bakanlık ve sair resmi tüm kurum ve kuruluşlara müzekkere yazılarak celbini talep ederiz. Ayrıca bu davanın şirket yetkilisi ... ve ...'a ihbar edilmesini talep ederiz. Müvekkil banka davacı Şirket'in, Beyoğlu ... Noterliğince tanzim olunmuş 30/10/2009 tarihli...evmiye numaları imza sirkülerine istinaden ve imza sirkülerinde münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş olduğu dava dışı 3. kişi ...'e iade etmiştir. Noterlik Kanun Yönetmeliği'nde yer alan düzenleme gereğince "imza sirküleri" düzenlenmesi noterler tarafından yapılacak işlerden biri olup işbu belge sadece noterler tarafından hazırlanan belgelerdendir. Yargıtay içtihatları ve doktiriin noterler tarafından hazırlanan belgelerin niteliği ve hukuk dünyasında meydana getireceği etkinin/güvenin tapu kayıtlarına güven gibi korunduğu şeklindedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 21.12.2006 tarihli ve 2006/12186 E., 2006/13739 K. sayılı kararında da; "Davalı banka vekilinin temyiz itirazlarına gelince,davacının banka nezdinde bulunan hesabından usulüne uygun olarak düzenlenmiş vekaletname,nüfus cüzdanı ve davacı şirkete ait imza sirkülerine dayanılarak paranın ödenmesinde davalı bankanın BK’nun 96.maddesinde öngörülen kusursuzluğu kanıtlanmış bulunmasına rağmen,davalı banka hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediğinden kararın bu nedenle de davalı banka yararına bozulması gerekmiştir." demek suretiyle bu hususu açıkça ortaya konulmuştur. Dilekçemiz ekinde sunulu davacının kaşe ve imzasına havi belgelerden de görüleceği üzere; davacı şirket Müvekkil Banka'nın Site Yolu Şubesinde bir çok kez farklı tarih ve tutardaki çekleri iade almıştır. Dava dışı ... tarafından davacı adına banka ile Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış, kredi bedeli davacı hesaplarına ödenmiştir. Genel Kredi Sözleşmesi ektedir. Davacının iddiasının aksine sözleşmede irtibat ofisi imza/kaşesi vardır. Yine ... tarafından davacı hesaplarına erişim sağlayan akıllı anahtar sisteminin şifresi temin edilmiştir. Bu husus ...'e ne kadar geniş yetki verildiğini göstermektedir. Davacı Şirket hesaplarına ait hesap hareketleri günlük olarak Davacı Şirket talimatı doğrultusunda ...-...j@m-... .at adresine düzenli olarak gönderilmiştir. Davacı dilekçesinde irtibat bürosunun tüzel kişiliği olmadığını ve davacının çek teslim alma işlemi yapacağını iddia etse de, kredi sözleşmesi imzalanmasına ve hesaplarını kontrol etmesine muvafakat etmiştir. Bu durumda davacı temsilcisinin yaptığı işlemleri ... ile aralarındaki ilişki bozulmadan evvel onaylamış, bozulduktan sonra ise "haberim yok" diyerek onaylamamıştır. Bu husus dahi davacının basiretli davranmadığının kanıtıdır. Davacı tarafından ...'in yaptığı bu işlemlere itiraz edilmemiş olması, yapılan işlemlerde davacının zımnen icazeti olduğu, yapılan tüm bu işlemleri benimsediği ve taraflar arasında ticari teamül oluştuğunu göstermektedir. Davacı şirketin yetkilisi ve temsilcisi ...'dir. Kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an ...'in yetkisiz temsilci olduğu düşünülse dahi davacı, yukarıda sayılan işlemlere itiraz etmeyerek TBK'nın 47. Maddesi hükmünce yapılan tüm işlemlere zımnen icazet vermiş ve ...'in şirketin yetkilisi olduğunu kabul etmiştir. Yine davacı tarafından dava dışı ... aleyhine suç duyurusunda bulunulduğuna dair dosyaya belge sunulmamıştır. Davacının suç duyurusunda bulunmaması dahi davacının bu işlemlerden bilgisinin ve onayının olduğunu göstermektedir. Davacı tarafından ... ve diğer şüpheliler aleyhine suç duyurusunda bulunulmuş ise ceza dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ederiz. Davacı tarafından taraflar arasında teamül haline gelen bu tür hiçbir işleme itiraz edilmemiş iken dava konusu çeklerin yetkisiz kişiye teslim edildiği ve çek bedellerinin bu kişi tarafından tahsil edildiğine itiraz etmesi, davacının basiretli tacir olmadığı ve davanın kötüniyetle hareket ettiğini en açık göstergesidir. Davacının müvekkil bankada herhangi bir alacağı bulunmamakla birlikte bir an için alacak talebinin varlığı kabul edilse dahi- kesinlikle alacak iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydıyla- davacının talep ettiği şekilde faiz türü/ oranının uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle davacının herhangi bir alacağı ve/veya alacak talep hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle faiz istemi haksızdır. Açıkladığımız üzere en başta faiz talebine, oranına ve başlangıcına itiraz etmekteyiz. Yukarıdaki savunmalarımız kapsamında Davacının dilekçesinde Müvekkil Banka aleyhine olan noter ve banka kayıtları ile uyuşmayan iddialarını ve delillerini ve fiili durumlara aykırı hiçbir aleyhe açıklamasını kabul etmeyerek, haksız ve yersiz, hatta fahiş taleplerle dolu davanın reddini talep etmekteyiz. Kaldı ki ispat külfeti de davacı tarafa aittir. Davacı hangi çeklerin bilgisi dışında ödendiğine dair belge dahi sunmamıştır. Davacının iddiaları tamamen varsayıma dayalıdır. " diyerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELLİLER VE GEREKÇE : Dava, bankacılık hizmet sözleşmesine aykırı davranıldığı iddiası ile açılan tazminat davasıdır. Deliller ; Hazine Ve Dış Ticaret Müsteşarlığı 05.10.2009 Tarihli Oluru , İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi ...Esas Ve... Sayılı Kararı, Beyoğlu...noterliğinin 30.10.2009 Tarih, ... Yevmiye Numaralı İmza Beyannamesi , İstanbul Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E Sayılı Dosyası Üzerinden Verilen Bilirkişi Raporu, 14.04.2009 Tarihli Akıllı Anahtar Talebi, Davacı şirketin Yetkili Temsilcilerinin İmzasını Havi Belgeler, Davacı şirket İle Banka Arasındaki Yazışma Ve Talimatlar, Yüksek Mahkeme Kararları, mütalaa, ...'li ile davacı şirket arasında imzalanan 23/09/2009 tarihli hizmet sözleşmesi, bilirkişi raporu. Uyuşmazlık noktaları; çeklerin bankadan geri alma ve cirolama yetkisi olmayan dava dışı ...'e, çeklerin banka tarafından iade edildiği ve ...'in bu çeklerin başkasına cirolaması nedeni ile zarar oluştuğu iddiası ile banka kusuruna dayalı olarak bankaya karşı açılan tazminat davası olup, davalı bankanın iddia edilen işlemlerde kusurunun bulunup bulunmadığı, zarardan sorumlu olup olmadığının tespiti noktalarında toplanmaktadır. Davacı tarafa süre verilmesi üzerine davacı şirket adına dava açan kişinin kayyım olduğunu ispatlayan belgeler 02/08/2021 tarihli dilekçe ekinde sunulmuş olup incelendiğinde, "04/06/2012 tarihli 14 S 41/12 sayılı Steyr Mahkemesi kararı ile Moil Traiding GMBH isimli şirketin tasfiye edilmesine karar verildiği, söz konusu firmanın iflas mütevellisi olarak Dr... atandığı, bugün ...Kayıt Numarası ile Avusturya Şirketler Sicilinde kayıtlı olduğu, tasfiye amacı doğrultusunda Avusturya ve Türkiye sınırları dahilindeki Mahkeme ve İcra Dairelerinde dava açma yetkisine ve unvanına haiz olduğu, 04.06.2012 tarihinden sonra tesis edilen listede yazılı tüm icra ve tahsilat davaları ... isimli firmanın Tasfiye Memuru olarak Dr. ... 'in onayı, müsaadesi ve fonlaması çerçevesinde ...in iflas masası için tesis edildiği, ayrıca, Dr. ...’in sürecin başından itibaren tam yetki ve kontrolünü elinde bulundurduğu, Dosyalar kapsamındaki alacakların...‘in iflas sürecinde Mütevelli olarak görev yapmakta olan Dr....'e tahsis edilmiş olup, iflas emrinin düzenlendiği tarihte İflas Masasının bir parçası olarak zaten dahil edilmiş olduğu" şeklinde beyanda bulunularak ilgili belgelerin ve tercümelerinin sunulduğu görülmüştür. Dava dilekçesine ekli, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 05/10/2009 tarihli yazısı incelendiğinde, merkezi Almanya'da bulunan firmaya Türkiye'de (İstanbul) irtibat bürosu açması için izin verildiği tespit edilmiştir. Beyoğlu ...noterliğinin 30.10.2009 Tarih, ... Yevmiye Numaralı İmza Beyannamesi alınıp incelendiğinde, "Ekte fotokopisi bulunan Beyoğlu 35 Noterliğince tasdikli 30/10/2009 tarihli ... yevmiye numaralı çevrisi yapılmış belgeye istinaden...doğumlu....TC numaralı ...'in İstanbul'da yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz, iş bu yazı ile yetkili makamlarda bizi temsil etmeniz ve gerekli tüm imzaları bizim adımıza atmanız için sizi görevlendirilmiştir" denilerek M-... İstanbul İrtibat Bürosu Yöneticisi ...'in imza sirküsünün alındığı görülmüştür. Yine dava dilekçesi ekinde davacı şirketin Türkiye İrtibat Bürosu kaşesi ve imzası ile ...Bankası'na yazı yazılarak ... kullanıcısına ait akıllı anahtarın ...'e teslim edilmesinin talep edildiği, ekinde akıllı anahtarın ...'e 12/04/2011 tarihinde teslim edildiğine dair tutanak bulunduğu, davacı şirketin Türkiye irtibat bürosu kaşesi ve imzası ile ...Bankası Ümraniye Site Yolu Şubesine yazı yazılarak şube nezdinde ki hesaplarından 120.000,00Euro ve aynı mahiyetteki diğer belgede 130.000,00Euro döviz kredisi kullandırılmasının ve .... numaralı hesaplarına yatırılmasının talep edildiği, söz konusu yazı eklerinde döviz havale başvuru formlarının bulunduğu görülmüştür. Dava dilekçesi ekinde sunulan Prof. Dr. ...'ya ait uzman görüş raporu incelendiğinde " Uygulama Yönetmeliği uyarınca irtibat bürosu yöneticisine verilecek yetki belgesinin kapsamının, ticari faaliyet yürütmemek, irtibat bürosunun faaliyetleriyle sınırlı olarak yabancı yatırımcı şirketi Türkiye'de temsil etmekle sınırlı olduğu; Yetkinin, açıkça ve yazılı olarak verilmesi gerektiği, örtülü ya da iradeyi gösteren davranışlarla Yönetmeliğin aradığı biçimde yetkilendirme koşulunun sağlanamayacağı; Uygulama Yönetmeliği'nde arandığı biçimde davalı ...'e verilmiş bir yetki belgesinin dosyaya sunulmamış olduğu, dosyada böyle bir yetki belgesinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, 23.09.2009 tarihli hizmet sözleşmesinin yapılmasıyla bu temel ilişkiye dayalı olarak davacı Şirket ile davalı ... arasında bir iç temsil ilişkisi kurulduğu ve ...'in, irtibat bürosunun faaliyetleri kapsamında TBK m.40 vd. hükümlerine göre temsil yetkisini kazandığı, temsil yetkisinin kapsamının irtibat bürosu faaliyetleri ile sınırlı olduğu kanaatine varılmıştır. Dosya kapsamına göre uyuşmazlık konusu olayda, “katlanma temsili” biçiminde veya “ihmal sureti ile yaratılan hukuki görünüşten "dolayı 3. Kişiler nezdinde bir dış temsil ilişkisinin kurulup, 3.kişilerinin güveninin korunması ihtiyacı da bulunmamaktadır. Çünkü esasen irtibat bürosunun faaliyet alanı ile sınırlı biçimde iç ilişkide temsil yetkisi kazanılmıştır, bankaya tevdi edilen çeklerin iade alınarak ciro edilmesi işlemi dışında üçüncü kişiler nezdinde karşı çıkılması gereken, ihmal edilmemesi gereken bir davranış da bulunmamaktadır. Davacı şirket de davalının çekleri bankadan geri alarak 3.kişileri ciro etmesine itiraz etmektedir. Davacıya, hizmet sözlemesinde kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmemiştir. Bu konuda özel olarak yetkilendirilmemiştir, irtibat bürosunun faaliyetleri kapsamında da kambiyo taahhüdünde bulunma görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Davacı şirket 3.kişilere ...'in kambiyo taahhüdünde bulunmaya yetkili olduğunu bildirmemiştir. Bu nedenle olayda iyi niyetli 3 kişilerin dış temsil ilişkisinin bulunmasına bağlı güvenin korunması da söz konusu değildir. Davalı ...'in temsil yetkisi, kambiyo taahhüdünde bulunmayı içermemektedir. İrtibat Bürosu müdürü olarak davalı ...'in davacı şirketin banka hesabına yatırdığı -veya faktöring şirketine tevdi ettiği-çekleri geri alma ve bunları ciro etme, kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi yoktur. Olayda, davalılardan ...'in, bankaya tevdi ettiği çekleri geri alarak 3.kişilere ciro etmesi, hizmet akdine aykırılık oluşturur. Davalının, bu çerçevede , akde aykırılırık nedeniyle hukuki sorumluluğunun doğduğu kanaatine varılmıştır: Davalı ..., davacı Şirket tarafından bir yetki belgesi verilmemiş olmasına karşın kendisi İmza sirküleri çıkararak bir yetki belgesi oluşturmak istemiş, bu sirküler ile üçüncü kişiler nezdinde verilmiş bir yetki belgesi olduğu görünümü yaratmıştır. 23.09.2009 tarihli hizmet sözleşmesinde veya ayrıca,, özel yetki verilmesine dair davacı Şirketin tek taraflı, ulaşması gerekli açık bir beyanla, kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi verilmemesine karşın, bir kısım müşteri çekini iade alarak ciro etmesi, hizmet akdine aykırılık oluşturmaktadır. İbraname başlıklı belge, iradi olarak benimsenmiş olan şekil şartına aykırı durumdadır. Diğer taraftan, 04.06.2012 tarihinde iflas açıklanmış ve davacı Şirketin iflas masasına giren alacakları Üzerinde tasarruf yetkisi iflas masasına geçmiştir, Şirket, iflas masasına yönetici olarak atanan Dr... tarafından yönetilmekte olup, ...'in şirketi temsilen ibra sözleşmesi yapma yetkisi bulunmamaktadır. İbraname başlıklı belgenin geçersiz olduğu kanaatine varılmıştır. TBK m.74 ve HMK m.214 hükümleri kapsamında, ceza mahkemesi tarafından CMK m.232/2-e kapsamında resmi belgede sahtecilik olmadığına dair verilen beraat kararlarının hukuk hakimi açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır." şeklinde görüş bildirdiği görülmüştür. Davalı taraf cevap dilekçesi ekinde, müvekkili banka ile şirket arasında yapılan yazışma ve talimatlara , müvekkili banka ile dava dışı 3.kişi ... arasında yapılan yazışma ve talimatlara delil olarak dayanmış ve bununla ilgili evrakları cevap dilekçesi ekinde sunmuştur. Cevap dilekçesi ekinde sunulan belgeler incelendiğinde, davacı şirket irtibat bürosu kaşesi ve imzası ile dökümü bulunan çeklerin bankaya tahsile verildiğine ilişkin listelerin bulunduğu, yine bankaya sunulan çek tevdi bordrosu bulunduğu, yine cevap dilekçesi ekinde aynı kaşe ve imza ile bankaya sunulan ve "nezdinizde bulunan tahsilat hesabımıza vermiş olduğumuz çekin muamelesiz iadesine...." rica ederiz şeklinde dilekçeler bulunduğu, davacı şirket irtibat bürosu kaşesi üzerine atılan imza ile ... ile banka arasında bankacılık sözleşmeleri imzalandığı, bu sözleşmeler kapsamında yine aynı imza ile davacı şirket adına döviz kredileri kullanıldığı tespit edilmiştir. Mahkememizin süre vermesi üzerine ...Bankası AŞ vekili 18/10/2021 tarihli dilekçesi ile, ... tarafından bankaya verilen çeklerin listesi, bir çok kez farklı tarih ve tutarlarda yaptığı çek iade alma işlemleri, kredi kullandırım talimatı belgeleri ile kredi bedellerinin davacı şirket hesabına aktarılmasını istediği belgeler, davacı şirketin yurt dışı yetkilileri tarafından banka ile imzalanan 27/03/2012 tarihli genel kredi ve teminat sözleşmesi, kredi bedellerinin davacı şirkete gönderildiğini gösterir belgeler , ... tarafından kira bedelinin yatırılmasına yönelik talimatlar, davacı şirket yetkilisi sıfatı ile dava dışı ... ile banka arasında imzalanan sınırsız bankacılık sözlemesi , davacı hesaplarına erişim sağlayan akıllı anahtar sisteminin şifresini temin ettiğini gösterir belge, davacı şirket hesaplarına ait hesap hareketlerinin günlük olarak davacı şirketin talimatı doğrultusunda ...adresine düzenli olarak gönderilen maillere delil olarak dayanılarak, bu deliller dilekçe ekinde CD olarak sunulmuş, mahkememizin talimatı üzerine CD'deki evraklar kağıt ortamına dökülerek davalı vekilince 03/02/2022 tarihli dilekçe ekinde mahkememize tekrar sunulmuştur. Davalı tarafından zaman aşımı definde bulunulmuştur. Borçlar Kanunu 72.maddesinde, " Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. " denilmiş olup , davacı vekili 13/04/2022 tarihli dilekçesinde ... hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu İstanbul... Ağır Ceza Mahkemesinde ...esas ile yapılan yargılama da ...'in beraatine karar verildiğini, söz konusu kararın 05/06/2021 tarihinde kesinleştiğini, ...Bankası ile müvekkili arasında maddi anlamda kesin hüküm teşkil edebilecek herhangi bir ceza davası olmadığını belirtmiş olup, davacı tarafın iddiası bankacılık sözleşmesinden kaynaklı olması nedeniyle TBK 146 maddesi gereğince 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğu, davacı şirket davalı banka arasında imzalanan bankacılık hizmet sözleşmesinin 2012 tarihli olması nedeniyle iş bu davanın zaman aşımına uğramadığı tespit edilmiştir. Dosya mahkememizce belirlenen bir bankacı birde borçlar hukuku alanında nitelikli hesaplama uzmanına tevdi edilerek, ayrıca bilirkişilere bankalar üzerinde belgelere yerinde inceleme yetkisi de verilerek, uyuşmazlık noktaları olarak saptanan hususlarda rapor tanzim etmeleri istenilmiştir. Bilirkişiler tarafından mahkememize 16/03/2023 tarihinde ibraz edilen bilirkişi raporunda , "İrtibat Bürosunun Kurulması ve İrtibat Bürosu Yetkileri : T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından 05.10.2009 tarihli B.02.1.HZN.0.11.06.00 sayı numaralı İrtibat Bürosu Açılması konulu yazısında özetle; Merkezi Almanya'da bulunan M-... firmasının, Türkiye'de (İstanbul) bir irtibat bürosu açması, 17.06.2003 tarih ve 25141 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 05.06.2003 tarih ve 4875 sayılı Kanunun 3. maddesinin (h) bendi uyarınca aşağıdaki şartlar dahilinde uygun görüldüğü, “ Her türlü büro giderleri yurtdışında yerleşik ana firma tarafından gönderilecek dövizlerle karşılanacağı, “İrtibat bürosunda; hiçbir şekilde ticari faaliyette bulanamayacağı ve kar transferi talep edilmeyeceği, Verilen iznin süresi, ilgili yazı tarihini mütcakip 3 yıl olduğu, bu sürenin bitiminde büronun faaliyetlerine devam edip etmeyeceği konusunda Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğüne müracaat edileceğinin, yer aldığı görülmektedir. Hizmet Sözleşmesi : Dosya mübrez belgelerinden davacı Şirket M-... ile dava dışı ... arasında 23.09.2009 tarihinde hizmet sözleşmesi akdedildiği görülmektedir. Sözleşmede özetle; Çalışanın işveren tarafından belirlenecek hizmetleri işverenin adresinde (irtibat bürosunun adresi) veya muhtelif işyerlerinde veya işverenin iş kapsamı dahilinde belirleyeceği fabrika, depo gibi yerlerde vereceği, Sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı, Çalışanın genel müdür olarak 01.10.2009 tarihinden itibaren istihdam edildiği, Genel müdürün görevlerinin yeni müşteriler bulmak (hedef yılda 50 yeni müşteri), mevcut müşterileri desteklemek, iş akışına uygun olarak ödemeleri yönetmek, rizikoları yönetmek olduğu, satış ekibinin kurulması ve idaresi olarak belirlendiği, Sözleşmenin diğer maddelerinde ücret, izin, deneme süresi, cezai şart, sözleşmenin feshi ihbar süreleri gibi diğer hususların düzenlendiği, görülmektedir. 30.10.2009 Tarili ...İmzalı Mektup: İmza sirkülerinde dayanak olarak gösterilen 30.10.2009 tarihli ... imzalı Hakan Kirman'a gönderilen mektubun Türkçe çevirisinde aynen; “Sayın Bay ..., 1.2.1969 doğum tarihli ve... açık numaralı Bay...'i İstanbul'da yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz. İşbu yazı ile yetkili makamlarda bizi temsil etmeniz ve gerekli tüm imzaları bizim adımıza atmanız için sizi görevlendiriyoruz şeklinde yazıldığı görülmektedir. “Yukardaki ...'a hitaben yazıda görüldüğü üzere, ...'i İstanbul'da yeni kuracakları şubenin yöneticisi olarak tayin ettikleri belirtildiği, temsil ve imza yetkisi verilen kişinin, Şube yöneticisi tayin edildiği bildirilen ... olmadı mektubun muhatabı olan Hakan Kirman olduğu, mektubun yeminli tercüman ... tarafından tercüme edildiği ve Beyoğlu ... Noterliğince onaylandığı görülmektedir. 30.10.2009 Tarihli İmza Sirküleri : Beyoğlu ... Noterliği tarafından hazırlanan 30.10.2009 tarih ve... yevmiye numaralı imza sirkülerinde; “Ekte bir adet fotokopisi bulunan T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı tarafından verilme 05.10.2009-42425- sayılı yazısına istinaden, Merkezi Almanya'da bulunan M-... firmasının, Türkiye'de (İstanbul) bir irtibat bürosu açması, 17.06.2003 tarih ve 25141 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 05.06.2003 tarih ve 4875 sayılı Kanunun 3. maddesinin (h) bendi uyarınca aşağıdaki şartlar dahilinde uygun görülmüş olup, verilen iznin süreci, bu yazı tarihini müteakip 3 yıldır 12/19ve yine ekte bir adet fotokopisi bulunan Beyoğlu ... Noterliğince tasdikli 30.10.2009 tarihli ... yevmiye nolu çevirisi yapılmış belgeye istinaden 01.02.1969 doğum tarihli ve ...TC Kimlik numaralı Bay ...'in İstanbul'da yeni kuracağımız şubemizin yöneticisi olarak tayin ediyoruz, iş bu yazı ile yetkili makamlarda bizi temsil etmeniz ve gerekli tüm imzaları bizim adımıza atmanız için sizi görevlendirilmiştir, denilmektedir, bu hususlardan dolayı aşağıda örneği bulunan imzamın onayını talep ederim .” denilmekte, dava dışı ...'in imzalarının bulunduğu ve imza sirküsünün noterlikçe onaylandığı görülmektedir. İlgili imza sirküsünün ekinde dayanak olarak irtibat bürosu açılması izin yazısı ve görevlendirme ile ilgili çeviri belgenin bulunduğu görülmektedir." denilerek İstanbul Anadolu ... Asliye Hukuk Mahkemesinin... esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ve bu dosyadan verilen karardan da raporda bahsedilerek , tüm dosya kapsamı ve bankada yapılan inceleme neticesinde dava dışı ... tarafından önce bankaya teslim edilen sonra da bankadan geri alınan çek dökümlerinin bilirkişiler tarafından excel tablosu ile yapıldığı görülmüş, raporun devamında ise ; " IV. İRTİBAT BÜROSU ve ÇALIŞANLARI HAKKINDA TEMEL AÇIKLAMALAR Türkiye'deki yatırım ortamını ve iş imkânlarını gözlemlemek, pazarı tanımak ve test etmek veya daha büyük bir iş geliştirmek için piyasanın ne tür fırsatlar sunduğunu önceden etüt etmek isteyen yatırımcılar, yeni bir şirket kurma ve şube açma yükümlülüğüne katlanmadan yani ticaretin risklerini üstlenmeden Türkiye'de yer almak istemektedir. Bu kapsamda ticari faaliyetlere hemen başlamak istemeyen şirketlerin başvurduğu yaygın bir yöntem irtibat bürosu (liaison office) açmaktır, (Kara, Hacı: “Türk Hukukunda İrtibat Bürosu ve Özellikleri”, ...Barosu Dergisi, Eylül 2018, s. 168). 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu m. 3 uyarınca Hazine Müsteşarlığı, yabancı ülke kanunlarına göre kurulmuş şirketlere, Türkiye'de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla irtibat bürosu açma izni vermeye yetkilidir. Konuya ilişkin olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2015 tarihli ve E. 2014/16217, K. 2015/2385 sayılı kararında “Türkiye'de ticari faaliyette bulunmamak kaydıyla açabilecekleri irtibat bürolarının ise işyeri olarak nitelendirilemeyeceği...” tespiti yer almaktadır, (Erişim adresi: www. ... .com, Erişim tarihi: 26.02.2023). İrtibat bürosu hukuki mahiyeti açısından şube olarak değerlendirilemez. Doktrinde yapılan açıklama çerçevesinde her iki kurum arasındaki temel farklardan birini, şubelere ticari temsilci atabilmesi ve yetkilerinin şube işleri ile sınırlandırılabilmesi oluşturmaktadır. Söz konusu sınırlandırma ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi şartıyla üçüncü kişiler açısından da geçerli olacaktır. Bu noktada merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye'deki şubeleri için yerleşim yeri Türkiye olan tam yetkili bir ticari temsilci görevlendirilmesi zorunludur. Ancak irtibat bürosu yöneticisi her ne kadar “müdür” sıfatıyla anılsa da yetkileri irtibat bürosu ile sınırlıdır ve ticari temsilci gibi yasadan kaynaklanan temsil yetkisi kullanamaz, (Kara, Hacı: “Türk Hukukunda İrtibat Bürosu ve Özellikleri”, İzmir Barosu Dergisi, Eylül 2018, s. 180). Söz konusu görüşü daha detaylı şekilde ortaya konuya bir başka açıklamayı da Sayın Mahkemenin takdirine naklen sunarız: “...bu birimler tacirin mevcut ticari organizasyonuna ve malvarlığına dahildir. Bu büroların -şube ile kıyaslanacak olursa- dışarıya karşı da müstakil bir hukuki varlıkları yoktur. İrtibat büroları ticaret siciline tescil edilemeyeceği gibi ek getirerek dahi ticaret unvanı kullanamazlar ... yetkisi irtibat bürosunun işleriyle sınırlı bir ticari mümessil atanması da mümkün değildir. İrtibat büroları ticari işletmenin bir parçaları olmalarına rağmen ticari faaliyetten men edilmiş olmaları bunları özel bir konuma Yerleştirmektedir . Ticari işletmeye bağlı olmakla birlikte, bunun ticari faaliyette bulunmayan bölümleridir. Bu açıdan büro işleri için, kanaatimizce ticari vekil de (TBK m. 453) atanamaz. Buna hem genel ... hem de özel yetkili ... ticari vekil dahildir. Zira anılan temsilciler tacirin ticari işletmesinin amacına dahil gelir sağlayıcı faaliyetleri yürütmek üzere öngörülmüşlerdir. Yukarıda da bahsedildiği gibi irtibat bürosunda bu nitelikte bir işlemin gerçekleşmesi zaten mümkün değildir. Bu yüzden TK 453'de öngörülen temsil türü irtibat bürolarının işlerinin yürütülmesinde başvurulabilecek bir araç değildir. Belirtilmelidir ki irtibat bürolarının iş, işlem ve eylemleri de ticari işletmeyi ilgilendirdikleri için ticari iştir (TK m. 3). Fakat her ticari iş ticari işletmenin konusunu oluşturan gelir sağlayıcı faaliyetlerden olmayabilir. Ticari vekil, ticari mümessil ve seyyar tüccar memuru gibi ticari temsilcilerin yetkileri elbette bu türden yardımcı işleri de kapsamaktadır. Ancak salt yardımcı işler için bir ticari temsilci atanması söz konusu olamaz. Zaten mesele de irtibat bürolarının ticari faaliyet yürütememelerinden dolayı atanacak temsilcinin zorunlu olarak salt yardımcı işleri yapabilecek “olmasından kaynaklanmaktadır. BK 449-456'da düzenlenen tacir yardımcılarının yetkileri ticari hayatın gereklilikleri ve ihtiyaçları göz önüne alınarak üçüncü kişilerin hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla öngörülmüş ve esasları buna göre tespit edilmiştir. Nitekim anılan hükümler, temsil yetkisinin kapsamı bakımından, tacirle yardımcı arasındaki ilişkileri değil, bunlarla üçüncü kişiler arasındaki ilişkileri düzenlemek amacını taşımaktadır. Bunların başka bir amaçla kullanılması, öncelikle amaca aykırılık taşıyacak ve hukuki işlem güvenliğinin anlamına kaybetmesine yol açacaktır. O yüzdendir ki, BK m. 449-456'nın emredici karakteri bunlara aykırı hususların re'sen dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. BK'nda üçüncü kişilerin hukuki güvenliği için kurulan yapı irade serbestisi kapsamında görülmemelidir. Hal böyle olunca irtibat bürosu faaliyetleri için ancak BK m. 32 vd hükümlerine göre bir temsilci atanabilecektir. Bunlar hakkında BK m. 449-456 kıyasen dahi uygulanamaz. Değerlendirme Ve Sonuç :Davacı ...-... firmasının T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 05.10.2009 tarihli yazısı ile İrtibat Bürosu açılması konusunda izin verildiği, irtibat bürosunun hiçbir şekilde ticari faaliyette bulunulmayacağı ve kâr transferi talep edilmeyeceği ve verilen iznin süresinin 3 yıl olduğu görülmektedir. Bu izin belgesinden de açıkça anlaşılacağı üzere şirketin irtibat bürosunun ticari faaliyette bulunması yasaktır. Ancak dava konusu işlemlerde davalı bankanın dava dışı ...'e iade ettiği çekler ile kambiyo senedi işlemleri gerçekleştirilmiş ve dolayısıyla ticari bir faaliyet söz konusu olmuştur. Bununla beraber imza sirkülerinde dayanak olarak gösterilen 30.10.2009 tarihli ...l imzalı ...'a gönderilen mektubun, Hakan Kirman'a hitaben yazıldığı ve yazıda da görüldüğü üzere, ...'i İstanbul'da yeni kuracakları şubenin yöneticisi olarak tayin ettiklerinin belirtildiği, temsil ve imza yetkisi verilen kişinin, Şube yöneticisi tayin edildiği bildirilen ... olmadığı, mektubun muhatabı olan Hakan Kirman olduğu değerlendirilmektedir. Dolayısıyla davalı bankanın işlemlere dayanak gösterdiği imza sirküsünün de bu anlamda sakat olduğu değerlendirilmektedir. Davacı Şirket hesabında bulunan senetlerin dava dışı ... tarafından iade alma yetkisi bulunduğu yönünde dosya mübrez belgelerinde herhangi bir yazılı belgenin de bulunmadığı, iade işlemini söz konusu imza sirküsüne istinaden yapıldığı görülmektedir. Bu belge ile kambiyo senetlerinin davalı banka tarafından dava dışı ...'e iade edilmesinde ile oluşan zarara sebebiyet verilmesi nedeniyle davalı bankanın sorumlu olduğu değerlendirilmektedir. Bu kambiyo işlemi nedeniyle davacı şirket alacağına karşılık alınan bu söz konusu çekleri tahsil edilmemesi nedeniyle davacının zararı söz konusudur. Davacı şirketin, dava dışı ...'e davacı banka tarafından iade edilen çekler nedeniyle zararının çeklerin bedeli olan 1.349.486,15.-Euro olduğu değerlendirilmektedir. Davacının dava dışı ... ile devam eden diğer davada da aynı çekler ile ilgili olması sebebiyle tahsilatta mükerrer olmamak kaydıyla toplam 1.349.486,15.-Euro davalı bankanın sorumlu olduğu değerlendirilmektedir." şeklinde görüş bildirdikleri görülmüştür. Dosyaya sunulan rapora karşı davalı vekilince itiraz dilekçesi verilmiş, itiraz dilekçesinde çeklerin dava dışı ...'e müvekkili banka tarafından teslimi ile davacının iddia ettiği zararın doğumu arasında illiyet bağının olmadığını, çeklerin ...'in zilliyetliğine geçmesi zararı doğuran , yol açan eylem olsa idi, çekler davacı şirket tarafından müvekkili bankaya teslim edilmek üzere ...'in zilliyetliğine verildiği anda da söz konusu zararın doğmuş kabul edilmesi gerektiğini, zararın çeklerin Yılmaz'a teslimi ile değil , Yılmaz'ın bu çekleri kendi adına cirolayarak bedellerini tahsil etmesi fakat bu bedelleri davacı şirkete teslim etmemesinden doğduğunu, ...'in daha öncede şirket yetkilisi sıfatı ile birçok farklı tarihte birçok çeki iade aldığını, davacı banka ile genel kredi sözleşmesi imzalandığını, kredi bedelinin davacı hesaplarına ödediğini, davacı şirketin bu işlemlerin hiçbirine itiraz etmediğini, itiraz dilekçesinde bildirdiği anlaşılmıştır. Davalı vekili 11/05/2023 tarihli duruşmadaki beyanında da davacı tarafın ...'i çeklerin bankaya teslim edilmesi konusunda ve müşterilerden teslim alması konusunda yetkilendirdiğini kabul ettiğini, bu aşamada verildiği anda da ...'in çekleri cirolayarak tahsil edebileceğini illiyet bağının kesildiğini iddia etmiştir. Davalı taraf dosyaya iki ticaret hukuku öğretim görevlisi ve birde medeni hukuk öğretim görevlisi tarafından hazırlanan 22 Haziran 2023 tarihli uzman görüş raporunu sunmuştur. Buna göre uzman görüşünün sonuç kısmında " ... ile...arasındaki hizmet akdi uyarınca...'in hizmet akdinin gereğini yerine getirmek için temsil yetkisine sahip olduğu, dolayısıyla akdedilen bu hizmet sözleşmesi gereğince adı geçene iç temsil yetkisinin verildiği, Hizmet sözleşmesindeki iş tanımı ve yapılan işin niteliği göz önünde bulundurulduğunda...in sınırları Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ve Uygulama Yönetmeliği ile çizilen irtibat bürosunun faaliyetlerini aşan bir yetkiye sahip olduğu, dolayısıyla bu yetkinin çekleri Banka'dan geri almayı da kapsadığı, M-Oil ile ...arasında iç temsil ilişkisi olmasaydı dahi, M-Oil'in Banka'da yarattığı görünüş dolayısıyla M-Oil ile Banka arasında...'in temsil yetkisine dair bir dış temsil ilişkisi (katlanma temsili) bulunduğu,...'in Banka 14/19nezdinde M-Oil lehine yapmış olduğu çeşitli işlemler göz önünde bulundurulduğunda dış temsil yetkisinin, çeklerin... tarafından geri alınmasını da kapsadığı, ...'in temsil yetkisinin çeklerin Banka'dan geri alınmasını da kapsadığı dikkate alındığında, Banka'ya yüklenebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı, dolayısıyla sözleşmeye aykırılığın gerçekleşmediği kanısında olduğumuzu...." denildiği görülerek görüş bildirdikleri görülmüştür. Dosya tekrar aynı bilirkişi heyetine tevdi edilerek, itirazların tek tek irdelenerek ek rapor tanzim edilmesi istenilmiş ve bilirkişi heyetince davalı tarafça sunulan itiraz nedenleri ek raporda irdelenerek kök rapordaki görüşlerini korudukları anlaşılmıştır. Dava dışı ... davacı şirket adına , müşterilerden topladığı çekleri davalı bankaya tahsilini sağlamak amacıyla teslim etmiş, daha sonra da söz konusu çeklerin kendisine iade edilmesini bankadan istemiş ve banka tarafından bir kısım çeklerin ...'e iade edilmesi üzerine ...'in çekleri kendi adına ciroladığı ve tahsil ettiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda davacı şirket tarafından ... ve ... tarafından adlarına ciro yapılan kişilere çek bedelinin tahsili amacıyla İstanbul Anadolu ...Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmış ve mahkemenin ... esas ...karar sayılı ilamı ile karar verildiği, verilen kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine istinaf incelemesinin İstanbul BAM 43 Hukuk Dairesi 2021/1377 esas 2024/295 karar sayılı ilamı ile incelemesinin yapıldığı ve istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verildiği görülmüştür. İncelendiğinde, M-OİL ... tarafından ..., ... ve... hakkında istirdat davası açıldığı, davacının dava dilekçesinde, " merkez ofisi Avusturya'da bulunan müvekkili şirketin, her türlü petrol ve türevlerinin alım-satım işiyle iştigal ettiğini, Türk müşterilerine yapmış olduğu satışların karşılığını çek ile tahsil ettiğini, bu çeklerin ... Bankası Ümraniye/Siteyolu Şubesi aracılığı ile tahsil edilerek müvekkili hesabına alacak olarak kaydedildiğini, müvekkili şirketin 05.10.2009 tarihinde gerekli müsaadeleri alarak İstanbul'da irtibat bürosu kurduğunu, davalılardan ...'in müvekkili şirketin Türkiye'de lehine düzenlenen çekleri ilgili yerlerden toplayarak bankaya tevdii etmekle görevli çalışanı olduğunu, bu çekler bankaya sunulduğunda ve vadesi geldiğinde bankanın müvekkili hesabına çek bedellerini yatırdığını, davalı ... ile ilişkinin bu şekilde yaklaşık üç yıl devam ettiğini, ancak bu sürenin son 6 aylık kısmında ... Bankası Ümraniye Siteyolu şubesinin kendilerine davalı ...'in bankaya verdiği çekleri geri aldığını bildirmesi üzerine müvekkilinin bilgi ve rızası dışında vadesi gelmeyen çeklerin davalı ... tarafından geri alındığı ve bu geri alınan 54 adet çekin kendisi tarafından ciro edilerek davalı...'a devredildiğinin anlaşıldığını, bu sırada Kadıköy Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nden tedbir kararı aldıklarını ancak bu tedbirin kaldırılmasına karar verildiğini, bu arada davalı ... tarafından aynı çeklerin diğer davalı ...'a ciro edildiğini, bir protokol düzenlenerek davalı ...'ın bu çekleri bankaya ibraz ederek tahsil ettiğini, uygulamada müvekkili şirketin Türkiye'de şubesi yada temsilcisi olmadığı için Türkiye'den mülakatla seçilen ve yabancı dil ve diğer konularda bilgisi olan ...'in aracılığıyla ödemeleri çek şeklinde toplayarak müvekkili şirkete rapor edilmesi, anlaşmalı bulunduğu benzin istasyonları tarafından dijital ortama aktarılarak müvekkili tarafından takip edilmesi ve bu çeklerin bankaya verilmesi sonrasında banka hesabından takip edilmesi şeklinde işlemekte olduğunu, sonuç olarak davalılar tarafından müvekkilinin rızası dışında müvekkili adına düzenlenmiş çeklerin bankadan geri alınması, ciro edilmesi ve tahsil edilmesi nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu zararın şimdilik 705.000 Euro'luk kısmının istirdadını talep ve dava etmiştir. Davalı ... cevabında özetle; davacı şirketin Türkiye'de ...A.Ş. isimli bir şirketi olduğunu ve 2009 yılında Türkiye'deki şirkette yönetici olarak göreve başladığını, tüm yetkilendirme ve düzenlemelerin yasal olarak yapıldığını ancak anonim şirket olması nedeniyle masraf ve vergi yükünden kaçmak için bu şirketin kapatılmasına, onun yerine irtibat bürosu kurulmasına karar verildiğini, irtibat bürosu kurulması için yurtdışı şirketin tüm belgeleri ile birlikte Bakanlığa başvurması gerektiğini, buna istinaden tüm belgelerin hazırlanarak Bakanlaktan kendisinin davacı şirketin Türkiye'deki yetkilisi olduğunun resmi şekilde belirlendiğini, bununla birlikte üç ayrı banka ve factoring şirketinde hesap açıldığını, davacı şirketin 2011 yılının ortalarında mali krize girdiğini, ...Factoring şirketinin işlemler devam etmek için bilanço istediğini, ancak yurt dışından resmi belgeler gelmediği için ...Factoring iş hacmini düşürdüğünü, bunun üzerine...Bankasının Siteyolu şubesinde hesap açtıklarını ve 1.000.000 TL miktarlı kredi çektiklerini, bu krediyi müşteri çeklerinin ödenmesinde kullandıklarını, 2011 yılının sonunda yurt dışındaki işletmenin sahibinin Türkiyeye gelerek şirketi için iflas ertelemesine başvuracağını, kendileri ile çalışmaya devam edip 15/19etmeyeceğini sorduğunu, birlikte çalışmaya devam etme kararı aldıklarını, Factoringdeki iş hacmini sona erdirdiklerini, çekleri kırdıramaz hale geldiklerini, ancak satışlar devam ettiği için çek toplamaya devam ettiklerini, 04/06/2012 tarihinde davacı şirketin iflas ertelemeye başvurduğunu, nakit akışının kesildiğini, çekleri kısa tarihlerle ve hatta doğmamış faturalar için dahi almaya ve tahsil etmeye başladıklarını, bu durumun yaklaşık üç ay boyunca devam ettiğini, şirket sahibinin iflastan kurtulamayacağını ve eldeki son çekleri paraya çevirmek istediğini söylediğini, bunun üzerine 2012 yılının 7. ayından sonraki çekleri diğer davalı ...'a ciro ettiklerini, ciro sırasında şirket sahibi...'in yanlarında bizzat bulunduğunu, bu çeklerin karşılığında...'tan 1.450.000 Euroyu nakit olarak aldığını, davacı tarafın kendisinin yetkisiz şekilde bankadan çekleri geri aldığı yönündeki beyanının doğru olmadığını, zira bütün bankalara davacı şirket tarafından kendisine verilen yetkileri içeren noter tasdikli belgelerin sunulduğunu, davacı tarafın iddialarının tamamen yanlış olduğunu, şirketin sahibinin mağdur olmaması için kendisine ibraname düzenleyerek verdiğini, bu ibranamenin noter tasdikli olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı... cevabında özetle; toplam 1.349.000 Euro bedelli çekleri diğer davalı ...'den ciro yoluyla aldığını, Uluslararası nakliye işi yapan bir şirketin sahibi olduğunu, davacı ...-OİL şirketi ile yıllardır devam eden bir ticari ilişkisinin olduğunu, davacı şirketin sahibi...isimli kişinin işlerinin kötüye gittiğini söyleyerek kendisinden nakit borç istediğini, 1.450.000 Euro borç parayı iki taksit halinde elden kendisine ödediğini, 10 yıldır beraber çalıştıklarını, kendisinin ilk müşterisinin kendisi olduğunu, aralarında güven ilişkisi bulunduğunu ve yıllarca kendisine kredi açtığını, bu nedenle Türkiye'den müşterilerinden toplayacağı çekleri vermek kaydı ile bu borç parayı verdiğini, daha sonra ... tarafından 1.349.000 Euro bedelli çeklerin ciro edildiğini, bu çekleri arsa karşılığı müteaahhit ... isimli kişiye ciro ettiğini, ayrıca 140.000 Euro civarında alacağının kaldığını, ayrıca bu çeklere tedbir konulduğu için bankadan çekemediğini ve bu yüzden bir süre zarara uğradığını, daha sonra tedbir kaldırılınca çekleri tahsil ettiklerini, davacı tarafın iddialarını kabul etmediğini, hatta çeklerin tahsili geçiktiği için kendisinin çekleri ciro ettiği ...'dan arsayı alamadığını ve çeklerin peyder pey tahsil edildiğini, davacı şirket sahibi ile halen görüştüklerini, kendisinin iflas ettiğini ve işyerinin kapatıldığını, şuanda yasal olarak kayyıma devredildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... cevabında özetle; müvekkilinin iyi niyetli üçüncü şahıs konumunda bulunduğunu, dava konusu çekleri, davalılardan, yine üçüncü şahıs konumundaki...'tan imzalanan sözleşmeye istinaden 13.09.2012 tarihinde teslim aldığını, çeklerin bir kısmının bankalardan tahsil edildiğini, ancak ödemeler yapılırken Ekim ayı içinde davacının, Kadıköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... D.İş sayılı dosyasından 08.10.2012 tarihinde tedbir kararı alarak çeklerin ödenmesini bankalardan durdurduğunu, fakat akabinde müvekkil ile... arasındaki anlaşmanın karşılıklı bozulduğunu, bozulma nedeninin tamamen bu çeklerin ödemesinin aksamasından kaynaklandığını, sözleşme nedeniyle kendisinden almış olduğu çeklerin tahsil edilenlerin bedelini makbuz karşılığında ...'a iade edildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. İstanbul Anadolu ... ATM...Esas ... karar sayılı dosyada yapmış olduğu yargılama neticesinde, "....davalı ...'in kambiyo senedi düzenlemek hususunda özel olarak yetkilendirildiğinin bilgisine ulaşılamadığı, ancak ancak tespitler bu yönde olmakla birlikte, davalı ... ile diğer Davalı ...arasında düzenlenen 28.08.2012 tarihli teslim tutanağı ve bu tutanak uyarınca temlik edilen çeklerden biri incelendiğinde, davalı ...'in ilgili çeki ciro etmek suretiyle devrettiği, toplam 54 adet çekin teslim edildiği işleme ilişkin tutanakta diğer davalı...'tan 02.09.2012 tarihinde 700.000 €, 12.09.2012 tarihinde ise 750.000 Euro olmak üzere toplam 1.450.000 Euro teslim alındığının yazılı olduğu, çekleri teslim eden kişi olarak da davalı ...'in tutanağa imza attığı, bu tutanak uyarınca 1.450.000 Euro tutarın davalı ... tarafından teslim alındığı, davalı ... ile davalı...'ın, 09.10.2013 tarihli celsede, davacı Şirket yetkilisi...'in teslim sırasında hazır bulunduğunu ve nakit parayı elden teslim aldığını İddia etmişlerse de bu iddiayı kanıtlayan hiçbir yazılı belge bulunmadığı, bu kapsamda, davalı ...'tan alınan 1.450.000 TL tutarındaki paranın davalı ...'in uhdesinde göründüğü, bu durumun, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine aykırı olarak kambiyo senetleri ciro edildiği ve bu ciro karşılığında alınan bedelin aktarılmaması nedeniyle şirketin zarara uğratıldığı anlamına geldiği, bu kapsamda davalı ...lKin sözleşmeye aykırı hareket ettiği ve sözleşmeye aykırılığın meydana getirdiği bu zarardan sorumlu olduğu, dosyada bulunan "ibraname" başlıklı metnin, İzmir... Noterliği tarafından gönderilen aslı ile dosyada bulunan örneğinin farklı olduğu, İzmir ... Noterliği tarafından gönderilen İbraname aslında, İbra eden...adı altında herhangi bir imza bulunmadığı, bu nedenle ortada geçerli bir ibraname olmadığı, sonuç olarak davalı ...'in uhdesinde tuttuğu 1.450.000 € İçin davacı Şirket'e karşı sözleşmeye aykırılık sebebiyle sorumlu olduğu, bu sorumluluğu ortadan kaldıran geçerli bir ibranamenin olmadığı, davalı ... tarafından dosyaya sunulan belgenin fotokopi olduğu, HMK uyarınca senet niteliği bulunmadığı ve bu nedenle geçerli bir ibranamenin varlığının da ispat edilemediği, Davalı ...'ın, diğer Davalı ... ile gerçekleştirdiği anlaşma uyarınca zenginleştiği ölçüde davacı Şirket'in fakirleşmesinden sorumlu olacağı. Teslim tutanağı uyarınca davalı ...'ın 1.350.000 Euro değerindeki çeki teslim alması ve karşılığında 1.450.000 Euro tutarında nakit para teslim etmesi neticesinde dosya kapsamında aksine İşaret eden bir belge de bulunmadığından davalı ...'ın geçersiz işlem sebebiyle zenginleşmediği, Davalı ...'ın, diğer davalı ... İle akdettiği sözleşme uyarınca çeklerin hamili konumuna gelmiş ise de bu davalı ile ne davacı Şirket arasında ne de yetkisiz temsilci ... arasında hukuki ilişki bulunmadığı, bu sebeple sözleşmesel bir borcun oluşması imkânı bulunmadığı kanaatine varılarak davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulü ile 705.000,00 Euro alacağın bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. İstanbul Anadolu ... ATM'nin... esas ...Karara sayılı ilamına karşı davalı ... ve davacı taraf vekilince istinaf yoluna müracaat edildiği, istinaf incelemesinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43 Hukuk Dairesinin 2021/1377 esas 2020/295 karar sayılı ilamı ile yapıldığı, istinaf ilamında ; "İstinafa gelen uyuşmazlık , davacı vekilinin dava takip yetkisi olup olmadığı, davalı ...'in dava konusu çekleri ciro etme yetkisi bulunup bulunmadığı,davalı ... hakkında düzenlendiği belirtilen ibranamenin geçerli olup olmadığı, çekleri ciro yoluyla devralan ciranta ve son hamil olan diğer davalıların çekleri iktisaplarında kötüniyetli ve ağır kusurlu olup olmadıkları noktalarındadır. Dosyaya sunulan 01/06/2015 tarihli ... Cumhuriyeti Steyr Bölge Mahkemesi'nin tercüme edilen yazısında davacı şirket hakkında 04.06.2012 tarihinde verilen iflas kararı nedeniyle iflas işlemlerinin yürütüldüğü belirtilmiştir. Şirket merkezinin Avusturya olması nedeniyle hak ve fiil ehliyeti bakımından uygulanacak hukuk Avusturya hukuku olduğundan davacı şirket hakkında geçerli bir iflas kararının bulunduğu görülmüştür. Davacı şirketin dosya kapsamına alınan Avusturya ticaret sicili kayıtlarına göre ticaret sicilinden silinmediği, tasfiye görevlisi olarak Av.Dr. ...in atandığı, davacı vekillerinin dosyaya sundukları 02/10/2012 tarihli vekaletnamenin ... ünvanı altında tasfiye memuru sıfatıyla hareket eden Dr. ... tarafından verildiği, bu haliyle davacı vekillerinin davacı şirketi temsil yetkisi bulunduğu anlaşılmaktadır.Temsil yetkisine ilişkin bu hususun, davacısının... ile davalılarının ..., ... A.Ş. olduğu İstanbul(Kapatılan) Anadolu ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas sayılı dosyasında davacı şirketin aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ilişkin kararın karar düzeltme incelemesi sırasında Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2018/373 - 2019/2972 Esas ve Karar sayılı kararında tartışılarak bu şekilde değerlendirilmiş olduğu gözetildiğinde mahkemenin davacı vekilinin takip yetkisi bulunduğuna dair kabulü isabetlidir. Bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde değildir. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti ve Avusturya Cumhuriyeti arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi hakkında 23 Mayıs 1989 tarihli Sözleşme ile iflas kararlarının ayrık tutulmuş olması nedeniyle iflas kararının tenfizi mümkün olmayıp, davalı vekilinin tenfizine karar verilmeyen iflas kararı nedeniyle davacı şirketin iflâs organlarının usulüne uygun oluşmadığı yönündeki istinaf sebebi de yerinde değildir. Davanın esasına ilişkin istinafa gelen ilk uyuşmazlık, davalı ...'in davacı şirketin irtibat bürosunun yöneticisi olarak kambiyo senedi imzalama ve ciro yetkisi bulunup bulunmadığı noktasındadır . Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere irtibat büroları ...sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 3/1-h maddesi uyarınca kurulmakta olup, bu bürolar Türk Ticaret Kanunu anlamında birer şube değildir. Ancak irtibat bürolarının da ticari olmasa da hukuki işlem niteliğinde bazı faaliyetlerde bulunması gerektiğinde irtibat bürolarına Türk Borçlar Kanunu'nun 40.vd maddelerine dayanan bir temsil yetkisi verilmesi mümkündür.Somut uyuşmazlıkta, Beyoğlu ... Noterliğinin 30/10/2009 tarih ve... yevmiye nolu imza sirkülerine göre davalı ...'in davacı şirketin İstanbul'da kurulacak irtibat bürosunun yöneticisi olarak tayin edildiği ve yetkili makamlar nezdinde şirketi temsil etmesi ve gerekli tüm imzaları şirket adına atması için yetkilendirildiği görülmüştür. Bunun yanısıra davacı şirket ile davalı ... arasında imzalanan 23.09.2009 tarihli hizmet sözleşmesinde yeni müşteriler edinilmesi, mevcut müşterilerin idaresi, iş akışı tanımına uygun olarak ödemelerin ve riskin yönetimi, bir satış ekibinin kurulumu ve yönetimi konusunda düzenleme yapılmış olup, davalıya kambiyo taahhüdünde bulunma (çek düzenleme, ciro etme), ticari vekil veya mümessil olma gibi özel yetkiyi gerektiren işlemleri yapma yetkisi verilmemiştir. Bu durum nedeniyle davalının davacı şirketin ticari mümessili veya vekili olmadığı gibi davacı şirket adına çek düzenleme, ciro etme yetkisi bulunmadığı gözetildiğinde Mahkemece davalı ...'in çekleri ciro ederken yetkisiz temsilci sıfatı ile hareket ettiğinin kabulü yerindedir. Davalı...vekilince, davacı şirket tarafından İzmir ... Noterliğinin 13.09.2012 tarih ve... yevmiye nolu ibranamede 01/10/2012 tarihinden geçerli olmak üzere her türlü anlaşmalar, ipotekler, protokoller, açılmış veya açılabilecek her türlü davadan dolayı davalı ...'in en geniş anlamda ibra edildiğine ilişkin ibraname bulunduğu belirtilmiş ise de "ibraname" başlıklı metnin İzmir...Noterliği tarafından gönderilen aslı ile dosyada bulunan örneğinin farklı olduğu, İzmir ...Noterliği tarafından gönderilen ibraname aslında ibra eden...adı altında herhangi bir imza bulunmadığı görülmüştür. Bu hususla ilgili olarak davalı ... hakkında nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik suçundan yapılan yargılamalar sonunda İstanbul ...Ağır Ceza Mahkemesinin... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ve İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas ve 2019/340 Karar sayılı ilamı ile verilen beraat kararları, hukuk hakiminin ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı olmadığına ilişkin TBK 74. maddesi hükmü gereğince ibranamenin geçerli ve bağlayıcı olduğu sonucunu doğurmamaktadır. Ayrıca ibranamenin düzenlenme tarihi itibarıyla davacı ...-... şirketi hakkında iflas kararı verilmiş olması nedeniyle şirket yönetici ve temsilcilerinin şirketi temsil yetkilerinin sona erdiği gözetildiğinde de Mahkemece davalı ...'in sorumluluğu ortadan kaldıran geçerli bir ibraname bulunmadığının kabulü yerindedir. Dosya kapsamına göre davalı ..., davacı şirket adına çek alma, ciro etme konusunda doğrudan talimat verildiğine, ...Bankası nezdinde bulunan çeklerin bankadan alınarak ...'a ciro edilmesi ve karşılığında 1.450.000 Euro'nun alınması hususunda talimat aldığına ve 1.349.486,15 Euro tutarındaki 54 adet çek karşılığında 1.450.000 Euro'nun nakit olarak...tarafından teslim alındığına yönelik savunmada bulunmuş olup, ispat yükü kendisine düşen davalı, savunmasını ispata yarar HMK'nın 200.maddesi uyarınca geçerli yazılı delil ibraz etmediği gibi dava konusu çeklerin ve bedellerinin davacı şirketin kasasına girdiğini de ispatlayamamıştır. Davalı, çeklerin ciro edilmesi ve karşılığının davacı şirket hesabına aktarılmaması nedeniyle davacı şirketi zarara uğratmış olup, TTK'nın 818.maddesi gereği çekler hakkında da uygulanan TTK'nın 678. maddesi uyarınca bu zarar nedeniyle sorumlu olduğundan mahkemece davanın davalı ... yönünden kabulüne karar verilmesi isabetli olmuştur." denilerek istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği görülmüştür. Aynı mahiyette davacı şirket tarafından ... ve çeki ciro alan kişiler hakkında da İzmir... ATM'nde de davalar açtığı dosyaya sunulan evraklardan anlaşılmıştır. 26/09/2024 tarihli duruşmada alınan ara kararı ile taraf vekillerine, davacı ile dava dışı ... arasında imzalanan 23/09/2009 tarihli hizmet sözleşmesinin ve tercümesinin sunulması istenilmiş, davacı tarafından sunulan tercümede bazı yerlerin boş bırakılarak tercümesinin yapıldığı görülmüş, davalı vekilince bu hususa değinilerek söz konusu sözleşmenin tercümesinin sunulduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf irtibat bürosu yetkilisi olan ...'in davacı şirket adına , davacı şirketin müşterilerinden topladığı ve davalı bankaya tahsilat için verdiği çeklerin, davalı banka tarafından isteği üzerine ...'e teslim edilmesi akabinde ...'in söz konusu çekleri cirolayarak parasını tahsil etmesi nedeniyle, ...'in çekleri bankadan iade alma yetkisinin bulunmadığını iddia ederek bankanın kusuru ile çekleri iade ettiğini belirterek çek bedellerinin davalı bankaca tazminini istemektedir. İstanbul Anadolu ... ATM ye ait... esas...karar sayılı ilamın istinaf incelemesini yapan İstanbul BAM 43 Hukuk Dairesinin 2021/1377 esas - 2024/295 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere " Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere irtibat büroları 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu'nun 3/1-h maddesi uyarınca kurulmakta olup, bu bürolar Türk Ticaret Kanunu anlamında birer şube değildir. Ancak irtibat bürolarının da ticari olmasa da hukuki işlem niteliğinde bazı faaliyetlerde bulunması gerektiğinde irtibat bürolarına Türk Borçlar Kanunu'nun 40.vd maddelerine dayanan bir temsil yetkisi verilmesi mümkündür.Somut uyuşmazlıkta, Beyoğlu ...Noterliğinin 30/10/2009 tarih ve... yevmiye nolu imza sirkülerine göre davalı ...'in davacı şirketin İstanbul'da kurulacak irtibat bürosunun yöneticisi olarak tayin edildiği ve yetkili makamlar nezdinde şirketi temsil etmesi ve gerekli tüm imzaları şirket adına atması için yetkilendirildiği görülmüştür. Bunun yanısıra davacı şirket ile davalı ... arasında imzalanan 23.09.2009 tarihli hizmet sözleşmesinde yeni müşteriler edinilmesi, mevcut müşterilerin idaresi, iş akışı tanımına uygun olarak ödemelerin ve riskin yönetimi, bir satış ekibinin kurulumu ve yönetimi konusunda düzenleme yapılmış olup, davalıya kambiyo taahhüdünde bulunma (çek düzenleme, ciro etme), ticari vekil veya mümessil olma gibi özel yetkiyi gerektiren işlemleri yapma yetkisi verilmemiştir. Bu durum nedeniyle davalının davacı şirketin ticari mümessili veya vekili olmadığı gibi davacı şirket adına çek düzenleme, ciro etme yetkisi bulunmadığı gözetildiğinde Mahkemece davalı ...'in çekleri ciro ederken yetkisiz temsilci sıfatı ile hareket ettiğinin kabulü yerindedir. " denildiği , istinaf ilamından da anlaşılacağı üzere davacı şirket ile dava dışı ... arasında imzalanan hizmet sözleşmesi ve Beyoğlu ... Noterliğinin 30/10/2019 tarih... yevmiye numaralı imza sirkülerine göre , dava dışı ... yetkili makamlar nezdinde şirketi temsil etmesi ve gerekli tüm imzaları şirket adına atması yetkilendirildiği yine hizmet sözleşmesi kapsamında yeni müşteriler edinilmesi , mevcut müşterilerin idaresi, iş akışı tanımına uygun olarak ödemelerin ve riskin yönetimi, bir satış ekibinin kurulumu ve yönetimi konusunda düzenleme yapılmış olup , ...'in söz konusu çekleri müşterilerden toplama ve topladığı çekleri bankaya teslim etme yetkisi olduğu gibi söz konusu çekleri bankadan geri alma yetkisi de bulunduğu ancak ...'in kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmamasına rağmen çekleri bankadan aldıktan sonra usulsüz şekilde cirolayarak yetkisiz temsilci sıfatı ile hareket ettiği, ...'in bu işleme çeklere müşterilerden topladıktan sonra - bankaya teslim etmeden önce de yapabileceği, ...'in dava konusu çeklerden önce de bazı çekleri iade aldığı, davacı tarafça davalı banka nezdinde açılan kredi sözleşmelerine istinaden kredi kullanım talimatı verdiği, para çektiği, para yatırdığı, tüm bu işlemlere davacı şirket tarafından herhangi bir itiraz gelmediği dolayısı ile ...'in çekleri teslim yetkisi olduğu gibi teslim ettiği çekleri bankadan da iade alabileceği , çekleri iade etmekte bankanın kusurunun ve sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmakla davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle : 1-Davacının davasının reddine, 2-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden 449.182,50TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan 3.500,00TL bilirkişi ücreti, 50,00TL tebligat ve tezkere gideri olmak üzere toplam 3.550,00TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 6-Adalet Bakanlığı Bütçesinden zorunlu arabuluculuk kapsamında ödenen 1.320,00TL nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, 7-Bu dava sebebiyle 427,60TL karar ve ilam harcı alınması gerektiğinden , peşin alınan 252.204,79 TL'den mahsubu ile fazla alınan 251.777,19TL'nin karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere *** oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 26/09/2024 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır ¸ 19/19 ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2006/12186, K. 2006/13739, T. 23.09.2009, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2006-12186-e-2006-13739-k-61edccbf4a24