Danıştay · Danıştay

Danıştay 2024/2867 E. 2025/1207 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2024/2867
Karar No
2025/1207
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/2867 Karar No : 2025/1207

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun 22/05/2024 tarih ve E:2020/2501, K:2024/3059 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 18/01/2020 tarih ve 31012 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 2. maddesiyle asıl Yönetmeliğin 5. maddesine eklenen 13. fıkranın iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun 22/05/2024 tarih ve E:2020/2501, K:2024/3059 sayılı kararıyla; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4., 6., 30., 53. ve Geçici 14. maddeleri ile 24/04/2019 tarih ve 30754 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmeliğin 4. ve 5. maddelerine atıfta bulunularak, Yönetmeliğin 5. maddesinin 13. fıkrasında yer alan, "Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Kuruluşu (TMGDK) şirketinin yönetim kurulunda görev alanlar veya şirketin müdürlük görevini yürüten ve aynı zamanda TMGD hizmeti verenler 5510 sayılı Kanunun sadece 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında tam süreli (aylık 30 gün üzerinden) 2263.06 SGK meslek kodu sigortalı ile olarak çalışması zorunludur." ibaresi yönünden; Dava konusu düzenlemenin yer aldığı 24/04/2019 tarih ve 30754 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik'in, 18/06/2022 tarihli Yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığı, ancak bu durumun, 13/10/2021 tarih ve E:2020/2501 sayılı yürütmenin durdurulması kararından sonra ve bu kararın uygulanması sonucunda oluştuğu anlaşıldığından, işin esasının incelendiği, Dava konusu düzenleme ile TMGDK'nın yönetim kurulunda görev alanlar ile şirketin müdürlük görevini yürüten ve aynı zamanda tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı hizmeti verenlere, 5510 sayılı Kanun'un sadece 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında tam süreli (aylık 30 gün üzerinden) 2263.06 SGK meslek kodu sigortalı ile olarak çalışma zorunluluğunun getirildiği, 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında, anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları sayıldığından, TMGD sertifikası bulunan, ortağı ve ilzama yetkili müdürü olduğu limited şirkette 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı hizmeti veren davacının, anılan Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmaya zorlanmasının hukuka aykırı olduğu, öte yandan sosyal güvenlik destek primine tabi olmayan ve yaşlılık aylığı alan davacının 5510 sayılı Kanun Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olarak çalışmaya zorlanmasının, bu kapsamdaki hakkının kısıtlanması ve muafiyetlerinin ortadan kalkması suretiyle zarar görmesine neden olacağı anlaşıldığından dava konusu düzenlemenin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı, Yönetmeliğin 5. maddesinin 13. fıkrasında yer alan, "Bu fıkrada belirtilen şekilde hizmet veren TMGD’ler herhangi başka bir işte çalışamaz veya çalıştırılamazlar." ibaresi yönünden; Dava konusu düzenlemenin yer aldığı 24/04/2019 tarih ve 30754 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik'in, 18/06/2022 tarih ve 31870 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığından, dava konusu düzenlemenin esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle, Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 13. fıkrasında yer alan "TMGDK şirketinin yönetim kurulunda görev alanlar veya şirketin müdürlük görevini yürüten ve aynı zamanda TMGD hizmeti verenler 5510 sayılı Kanunun sadece 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında tam süreli (aylık 30 gün üzerinden) 2263.06 SGK meslek kodu sigortalı ile olarak çalışması zorunludur." ibaresinin iptaline düzenlemenin diğer kısımları hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemenin yer aldığı Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmeliğin, 18/06/2022 tarihli Yönetmelik ile yürürlükten kaldırıldığı, bu durumda konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve idareleri lehine yargılama gideri ile vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, düzenlemenin kısmen iptaline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, ayrıca düzenlemenin yürürlükten kaldırılması nedeniyle verilen kısmen karar verilmesine yer olmadığı kararı ile bu karar nedeniyle idareleri aleyhine yargılama giderine hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen dava konusu düzenlemenin iptaline, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay Sekizinci ve Onikinci Daireleri Müşterek Kurulunun temyize konu 22/05/2024 tarih ve E:2020/2501, K:2024/3059 sayılı kararının, iptale ilişkin kısmının oybirliğiyle, diğer kısmının oyçokluğuyla ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 29/05/2025 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İptal davaları, tarafların sübjektif durumlarından ziyade, dava konusu idari işlemin hukuka uygunluğunun denetlendiği objektif nitelikli bir dava türüdür. Bir başka ifade ile iptal davaları, idari işlemlerin hukuk kurallarına uygunluğunun denetlendiği davalardır. Bu husus hukuk terminolojisinde iptal davalarının objektif niteliği olarak ifade edilmektedir. İptal davasının objektif niteliği göz önüne alındığında; idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır. İptal davasının amacı, hukuka aykırı idari işlemin hukuki etki ve sonucunun ortadan kaldırılması, geçersiz kılınması ve işlemin hukuksal geçerliliğine son verilmesidir. Burada sağlanmak istenen, hukuk düzeninde hukuka aykırı işlemlerin hukuki etki ve sonucunun ortadan kaldırılması sağlanarak hukuk devletinin korunmasıdır. İdare Hukuku ilkelerine göre, iptal kararları, iptali istenilen işlemi, tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar. Bir idari işlemin hukuki irdelemesi yapıldığında, tespit edilen duruma göre hukuka uygunluğuna bağlı olarak dava konusu işlemin iptali ya da davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuka uygunluk denetimi yapılan işlem yönünden "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmesi, usulde yeri olmayan bir uygulama olup, işin esasının incelenmesinin sonucu olarak esas hakkında bir hüküm kurulması zorunlu bulunmaktadır. Bir yönetmelik kuralına dava açıldıktan sonra, idarenin yeni yönetmelik çıkarma konusunda yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, bu durum Danıştayın yargısal denetimi kapsamında bulunan yönetmelik kuralı hakkında, hukuka uygun olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılarak, hukuk normunun geçerliliğine yönelik bir tespit yapılarak sonuca varılmasına hukuken engel değildir. Aksi halde, idarenin sürekli değişiklik yapmak suretiyle yeni yönetmelik yürürlüğe koyarak, mevcut yönetmeliğin yargı denetimine tabi tutulmasından kaçınılmasına neden olacaktır. Ayrıca, davacılar şeklen değiştirilen her düzenlemeye karşı dava açmak zorunda bırakılarak, hak arama özgürlüğünün kullanılması da zorlaştırılacaktır. Nitekim, iptal davasının, idarenin hukuka aykırı işleminin iptali ile idarenin hukuka bağlı kalmasını sağlayan bir dava türü olduğu dikkate alındığında, yargı organlarının yapması gereken, dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla üst hukuk normlarına uygun olup olmadığının hukuksal denetimini gerçekleştirmektir. Bu durumda, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen düzenlemenin hukuka uygunluk denetimi yapılarak Dairece işin esası hakkında, "ret" ya da "iptal" hükmü kurulması gerekirken, temyize konu kararda Tehlikeli Maddelerin Karayoluyla Taşınması Hakkında Yönetmeliiğin 5. maddesinin 13. fıkrasında yer alan, "Bu fıkrada belirtilen şekilde hizmet veren TMGD’ler herhangi başka bir işte çalışamaz veya çalıştırılamazlar." ibaresinin yürürlükten kaldırıldığı gerekçesiyle, düzenlemenin bu kısmı yönünden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, düzenleyici işlemlerin hukuki irdelemesi yapılarak verilecek kararın sonucuna göre, bu kısım yönünden hükmedilecek yargılama giderleri ile vekalet ücretinin yeniden değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Açıklanan nedenlerle, davalının temyiz istemi kısmen kabul edilerek, temyize konu Daire kararının karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısım yönünden bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, bu Kanun'da hüküm bulunmayan ve madde metninde sayılan hallerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı belirtilmiş, sözü edilen haller arasında “yargılama giderlerine” de yer verilmiş, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Yargılama giderinin kapsamı” başlıklı 331. maddesinde yargılama giderlerini oluşturan unsurlar sayılmış, maddenin 1/ğ bendinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında olduğu belirtilmiş, Kanun’un “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331. maddesinin 1. fıkrasında da; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” kuralına yer verilmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, dava konusu düzenlemenin bilahare yürürlükten kaldırıldığından söz edilerek davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle, işin esasına girilerek haklılık/haksızlık değerlendirmesi yapılmaksızın kısmen karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesine rağmen, yargılama giderlerinin davalı idarece davacıya ödenmesine hükmedildiği görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan atıf hükmü uyarınca yargılama giderleri konusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun’un 331. maddesinin 1. fıkrasında, davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde yargılama giderlerinin ne şekilde takdir edileceği hususu düzenlenmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, dava konusu düzenlemenin daha sonra yürürlükten kaldırıldığından bahisle uyuşmazlığın esası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiş olması nedeniyle, başvuruya konu kararın hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ve bu giderler arasında yer alan vekalet ücretine 6100 sayılı Kanun’un metnine yer verilen 331. maddesinin 1. fıkrasındaki kural çerçevesinde hükmedilmesi gerekir. Bu durumda; konusu kalmadığından bahisle kısmen karar verilmesine yer olmadığı kararıyla neticelenen davada, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumları belirlenip buna göre yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken, böyle bir değerlendirme yapılmaksızın, davalı idare aleyhine yargılama giderlerine hükmedildiğinden, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın yargılama giderleri yönünden bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2024/2867, K. 2025/1207, T. 29.05.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2024-2867-e-2025-1207-k-4d9bbcfe79ed