Danıştay · Danıştay
Danıştay 2024/2451 E. 2025/1012 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- Danıştay
- Esas No
- 2024/2451
- Karar No
- 2025/1012
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/2451 Karar No : 2025/1012
TEMYİZ EDEN (DAVACI) :... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) :... Bakanlığı VEKİLİ : Huk. Müş. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 30/05/2024 tarih ve E:2023/11524, K:2024/3571 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: "HES İzleme ve Kontrol Komisyonu" konulu 28/10/2013 tarih ve 2013/15 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Genelgesi'nin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 30/05/2024 tarih ve E:2023/11524, K:2024/3571 sayılı kararıyla; Uyuşmazlıkta; davacının denetim günlerinin HES şirketlerine sızdırılması, şirket yetkilisinin denetime çağrılma yöntemi, aynı holdinge ait tesislerin aynı gün denetlenmesi hususlarındaki iddialarının soyut nitelikte olduğu, kaldı ki bu iddiaların gerçek olup olmadığı hususunun Genelge'nin düzenlenme şekliyle ilgili değil, uygulamayla ilgili bir durum olduğu, komisyonun teşkili kapsamındaki itirazları bakımından suyun yönetimi ve planlaması ile ilgili uzmanlığın DSİ'ye ait olması nedeniyle koordinasyon görevinin verildiği, dolayısıyla komisyonun nasıl teşkil edileceği, başkanın kim olacağı hususunun idarenin iç işleyişi ile ilgili olduğu ve bu kadar ayrıntılı bir düzenlemenin Genelge'de yer almasının beklenemeyeceği; denetimde uygulanan debi ölçme yönteminin belirsiz olduğu itirazı bakımından da suyun yönetimi ve planlamasında uzman kuruluş olan DSİ'nin mevcut şartlar için en uygun akım yöntemi tercih edeceği, nitekim Genelge'de akımın ölçülmesi ile ilgili yalnızca bir yöntemin belirlenmesinin uygulamada sıkıntılara yol açabileceği (örneğin denetim esnasında AGİ'nin arızalı olması gibi), yetki ile ilgili itiraz yönünden, söz konusu Genelge'nin Tarım ve Orman Bakanlığı için bir düzenleme olduğu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya diğer kurumların denetim yetkisine kısıtlama getirilmediği, ayrıca yetki devri gibi bir durumun söz konusu olmadığı, nitekim (dosyada bulunan) Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 81 İl Valiliğine gönderdiği 01/10/2015 tarihli yazıda, 2013/15 sayılı Genelge kapsamındaki denetimlere Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerinin de katılımının sağlanması gerektiğinin ve çevre mevzuatına aykırılık olması durumunda idari yaptırım uygulanması gerektiğinin vurgulandığı, denetim sıklığına yönelik itiraz bakımından, en fazla 2 aylık periyotlarda yapılması öngörülen denetimin üst sınır olduğu, 2 aylık süre içerisinde istenilen gün ve saatte istenildiği kadar denetimin yapılmasına engel bir durumun olmadığı, ayrıca dava konusu Genelge, bir yönetmelik olmadığından, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi gereken düzenleyici işlemler gibi Resmi Gazete'de yayımlanma zorunluluğunun bulunmadığı sonucuna varıldığı, Diğer taraftan, Genelge'nin eki İzleme ve Kontrol Raporu Formatına bakıldığında, gerek inşaat, gerekse işletme halindeki tesiste hangi konu başlıklarının ne kapsamda denetleneceğinin düzenlendiğinin görüldüğü, bu haliyle çevrenin korunması amaçlanarak herhangi bir belirsizliğin söz konusu olmadığının anlaşıldığı, bu itibarla, dava konusu Genelge'de hukuka aykırılık görülmediği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu Genelge'de denetimlerin aleni mi yoksa gizli mi yapılacağının, denetimlerde dere yatağına salınan suyun ölçümünde hangi ölçüm yöntemlerinin uygulanacağının, tesis sahibinin ne şekilde haberdar edileceğinin, hangi tarihlerde denetim yapılacağının, gizliliğin ne şekilde korunacağının belirtilmediği, uygulamada denetimlerin yapılacağı zamanın HES şirket yetkililerine bir şekilde önceden haber verildiği, bu bilgiyi alan şirket yetkililerin denetim öncesi regülatör kapaklarını açıp suyu bıraktığı, dava konusu Genelge'ye dayanılarak yapılan denetim kapsamında yapılan ölçümde manuel olarak bir kez anlık ölçüm yapıldığı, ancak bir anlık yapılan ölçümün tüm günlere şamil olmayacağı, hangi ölçüm yönteminin kullanılacağı ve denetimlerde gizliliğin nasıl sağlanacağı konularında belirsizlik içeren Genelge'nin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Üyeler ... ve ...'in dava konusu Genelge'nin uygulamaya yönelik idarenin iç düzenleyici işlemi niteliğinde olduğu, dolayısıyla kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem niteliğinde olmadığı yönündeki usule ilişkin oylarına karşılık, denetime ilişkin kurallar içerdiği anlaşılan dava konusu Genelge ve eklerinin, bu haliyle kesin ve yürütülebilir olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, işin esasına geçildi.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması", sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 30/05/2024 tarih ve E:2023/11524, K:2024/3571 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 07/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY X-Dava; "HES İzleme ve Kontrol Komisyonu" konulu 28/10/2013 tarih ve 2013/15 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Genelgesi'nin iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devletinin ön koşullarından birisi de "hukuki belirlilik ilkesi"dir. Hukuki belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır. Davacı tarafından, dava konusu Genelge'ye karşı ileri sürülen iddiaların; denetim günlerinin HES şirketlerine sızdırıldığı (denetimi programlama aşamasında çok fazla kişinin haberdar olduğu, denetimde uygulanan debi ölçme yönteminin belirsiz olduğu, akarsuyun debisinin AGİ ve muline yöntemi olmak üzere iki yöntemle ölçülebildiği, AGİ'nin ölçüm için sağlıklı bir yöntem olduğu, ancak Genelge'de zorunlu tutulan bir yöntem bulunmadığından uygulamada akarsuya gidilip manuel olarak ölçülen muline sisteminin tercih edildiği, ancak bu durumda denetimin yapılacağı bilgisinin önceden sızdırılması ile şirketin denetim için gerekli hazırlıkların yapılmasına yol açtığına ilişkin olduğu görülmüştür. Uyuşmazlıkta; dava konusu Genelge'nin konusu özü itibarıyla HES denetimine ilişkin olduğu, bu denetimin etkin ve verimli yapılabilmesi ile uygulamada birlikteliğin sağlanmasının yolunun da akım ölçüm yönteminin, hukuki belirlilik ilkesinin gereği olarak, dava konusu Genelge'de açıkça düzenlenmesine bağlı olduğu açıktır. Aksi yorumun kabulü halinde, Genelge bu yönüyle belirlilik ilkesine aykırı olacak ve uygulamada da farklı yöntemlerin kullanılması ile etkin ve verimli bir denetimden söz edilemeyecektir. Bu itibarla, akım ölçüm yönteminin açıkça belirlenmediği dikkate alındığında, bu yönüyle eksik olarak düzenlenen dava konusu Genelge'nin iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın reddi yolunda verilen Daire kararının bozulması oyu ile karara katılmıyorum.