Danıştay · 8. Daire
Danıştay 8. Daire 2025/6418 E. 2026/15 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 8. Daire
- Esas No
- 2025/6418
- Karar No
- 2026/15
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2025/6418 Karar No : 2026/15
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : ... Üniversitesi VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Sigorta A.Ş. VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, sigortaladıkları araçların karışmış oldukları kazalardan dolayı yaralananlar hakkında verilen maluliyet oranlarıyla ilgili gerçeğe aykırı rapor düzenledikleri iddiasıyla davalı idare bünyesinde kurulu Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli öğretim görevlileri/üyeleri hakkında lüzumu muhakeme kararı verilmesi istemiyle yapılan 27/08/2024 tarihli başvurunun, soruşturma açılmasına gerek görülmediği gerekçesiyle reddine ilişkin ... tarihli ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; Anayasa ile güvence altına alındığı üzere devletin temel amaç ve görevlerinden birinin de kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini korumak olduğu, bu yükümlülük yerine getirilirken de devlete birtakım negatif ve pozitif yükümlülükler yüklendiği ve etkin soruşturma yükümlülüğünün de devletin pozitif yükümlülükleri arasında olduğu, dava konusu olayda da davalı idarece gerekli, detaylı ve yeterli bir inceleme ve araştırma yapılmak suretiyle ve etkin bir soruşturma yürütülerek ileri bir soruşturma açılmamasına karar verildiği görüldüğünden ve davacı şirket tarafından bire bir aynı mahiyette yapılan tüm başvurular üzerine davalı idarece yeniden raporlar alınmasının kamu yararı ve hizmet gereklerine de aykırı olacağından benzer mahiyetteki başvuruya binaen yapılan etkin inceleme neticesinde alınan raporun bu başvuruda da esas alınabileceği değerlendirildiğinden, davalı idare bünyesinde kurulu Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli öğretim görevlileri/üyeleri hakkında soruşturma yapılması talepli şikayet başvurusu üzerine ileri bir soruşturma açılmamasına yönelik tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davalı idarece, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesine uygun olarak, şikâyet edilenler hakkında açılacak soruşturma sonucunda hazırlanacak rapora istinaden, yetkili kurul tarafından ilgililer hakkında men'i muhakeme veya lüzum'u muhakeme kararı verilmesi gerekirken, Rektör tarafından tesis edilen dava konusu işlemde, "ileri bir soruşturma başlatılmasına gerek olmadığı" yönünde karar verilerek Kanun'un öngördüğü ceza soruşturma usûlünün bertaraf edilmesi ve (kendiliğinden veya itiraz üzerine) Danıştay İdari Dairesi'nin konu hakkında inceleme yapmasının önüne geçilmesi itibariyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak istinafa konu karar kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davalı idare tarafından, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (c) fıkrasında öngörülen soruşturma usulüne göre yükseköğretim kurumu personelleri hakkındaki suç isnatlarıyla ilgili olarak yetkili makamlarca inceleme başlatılabileceği veya doğrudan soruşturma başlatılacağı, davacı şirket tarafından daha önce de benzer iddialarla soruşturma açılması istemiyle dilekçeler verildiği, yapılan araştırmada iddiaların gerçeği yansıtmaması sebebiyle inceleme aşamasında soruşturma açılmamasına karar verildiği, dolayısıyla davacı şirket tarafından aynı gerekçelerle soruşturma açılması istemli dilekçesinin de inceleme aşamasında değerlendirilerek soruşturma açılmamasına karar verildiği belirtilerek dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği ileri sürülmüştür.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı şirketin sigortaladığı araçların karışmış oldukları kazalardan dolayı yaralananlar hakkında davalı idare bünyesinde kurulu Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığında görevli öğretim görevlileri/üyelerinin imzaları ile düzenlenen maluliyet raporlarında gerçeğe aykırı maluliyet oranlarının belirtildiği iddiasıyla davacı şirket tarafından 27/08/2023 tarihinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına ilgili birimde görev yapan öğretim görevlileri/üyeleri hakkında lüzuma muhakeme kararı verilmesi istemiyle şikayet başvurusunda bulunulmuştur. Yapılan şikayet başvurusu üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından gerekli incelemelerin yapılması için şikayet dosyası davalı Üniversiteye gönderilmiştir. Davalı Üniversite tarafından yapılan incelemeler neticesinde şikayet konusu ile ilgili olarak ileri bir soruşturma açılmaması kanaatine varılmıştır. Bunun üzerine, davacı tarafından ilgili kişiler hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediğine dair dava konusu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı T.C. Anayasasının 125 inci maddesinin ilk fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 129 uncu maddesinin son fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlı olduğu hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların iptal davaları olduğu belirtilmiş, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde de, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarının idare mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına alınmıştır. 04/11/1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinin "Ceza soruşturması usulü" başlığındaki (c) bendinde ise, yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme başlatılabileceği, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde; Yükseköğretim Kurulu Başkanı için kendisinin katılmadığı Milli Eğitim Bakanının başkanlığında bir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek en az üç kişilik bir kurulca, diğerleri için Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca veya diğer disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri uygun sayıda soruşturmacı tarafından ilk soruşturmanın yapılacağı, Yükseköğretim Kurulu Başkan ve üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında Danıştay 2 nci Dairesi; Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumu rektörleri rektör yardımcıları ile üst kuruluş genel sekreterleri hakkında Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edecek üç kişilik kurul; üniversite, fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte dekanları ve dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve müdür yardımcıları ile üniversite genel sekreterleri hakkında rektörün başkanlığında rektörce görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşturulacak üç kişilik kurul; öğretim elemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında üniversite yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlar hakkında mahal itibarıyla yetkili il idare kurulu tarafından son soruşturmanın açılıp açılmamasına karar verileceği, (c) bendinin (4) numaralı alt bendinde, Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında Danıştay 2 nci Dairesinde verilen lüzum-u muhakeme kararına itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden incelenmesinin Danıştay İdari İşler Kuruluna ait olduğu, diğer kurullarca verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanacağı, (c) bendinin (8) numaralı alt bendinde de, Bu Kanunda yer almamış hususlarda 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanunun uygulanacağı hükümlerine yer verilmiştir. 2547 sayılı Kanunun 53 üncü maddesinin (c) bendindeki, "...ileri sürülen suçlar hakkında..." ibaresinden sonra gelmek üzere 02/12/2016 tarih ve 6764 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle, "...yetkili makamlarca inceleme başlatılabilir, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde...” ibaresi eklenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinin 6764 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinde, yükseköğretim personeli olan kişilere yönelik bir suç isnadının "ileri sürülmesi halinde" yetkili makamlarca ceza soruşturması başlatılacağı hüküm altına alınmış, böylece söz konusu personel hakkında yapılacak tüm suç isnatlarıyla ilgili olarak doğrudan ceza soruşturması yapılması öngörülmüş, isnadın soyut veya ciddi olup olmadığı konusunda yetkili makamlara bir değerlendirme, inceleme yapma yetkisi tanınmamıştır. Fakat uygulamada yetkili makamlar tarafından bazı isnatlarla ilgili olarak önce inceleme, araştırma yaptırılmış, bu inceleme, araştırma sonucunda da ceza soruşturması açılmasına yer olmadığı, ceza soruşturmasına gerek bulunmadığı gibi çeşitli kararlar verilmiş, böylece bazı isnatlar yönünden ceza soruşturması başlatılmamıştır. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde 02/12/2016 tarih ve 6764 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle yapılan değişiklikte ise, yetkili makamlara, yükseköğretim personeline yönelik bir suç isnadı söz konusu olduğunda doğrudan soruşturma açmak yerine konuyla ilgili inceleme başlatma, bu inceleme sonucunda da ceza soruşturması açılmama kararı verme olanağı tanınmıştır. Böylece uzun yıllardır uygulamada görülen, fakat yasal dayanağı olmayan ceza soruşturması açılmaması kararlarına yasal dayanak getirilmiştir. Ancak bu düzenlemenin devamında söz konusu kararlara karşı izlenecek yolla ilgili herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Maddenin devamında yetkili makamlar tarafından ceza soruşturması açılmasına karar verilmesi halinde uygulanacak hükümler korunmuş, ceza soruşturması açılmaması kararlarına karşı şikayetçinin başvurulabileceği herhangi bir itiraz yolu öngörülmemiştir. Dolayısıyla söz konusu düzenleme, ceza soruşturması açılmaması kararlarının yasal dayanağını oluşturmakla sınırlı kalmış, bu kararların idari işlem olduğu yolundaki geçmişte oluşan içtihat birliğini ortadan kaldıracak yasal bir düzenleme getirmemiştir. Yükseköğretim personeli yönünden 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesindeki ceza soruşturması usulü ile memurlar ve diğer kamu görevlileri yönünden 4483 sayılı Kanunla getirilen izin sistemi şeklinde hukuki sonuçları ve izlenecek yöntem bakımından birbirlerinden tamamen farklı iki sistem mevzuatımızda yer almıştır. 4483 sayılı Kanunda, soruşturma izni vermeye yetkili merci tarafından ön inceleme yapılmakta veya yaptırılmakta, bu ön inceleme sonucunda da hakkında suç isnat edilen memur veya kamu görevlisi hakkında Cumhuriyet savcılarınca ceza soruşturması yapılmasına izin verilmekte ya da verilmemektedir. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde ise, yetkili makamlara hakkında suç isnat edilen yükseköğretim personeli hakkında ceza soruşturması açıp açmaması hususunda takdir yetkisi tanınarak ancak bir soruşturma emri verilmesi durumunda ceza soruşturması başlatma, bu soruşturma sonucunda da 53/c maddesinde sayılan kurullar tarafından şüphelinin/şüphelilerin men-i muhakemesi ya da lüzum-u muhakemesi yolunda karar verilmesi öngörülmektedir. 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi halinde ilgililer hakkında Cumhuriyet savcılarına ceza soruşturması yapma yetkisi verilirken, 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesi uyarınca artık şüpheli sıfatını haiz personel hakkında ceza davası açılmasına veya açılmamasına karar verilmektedir. Tek bir madde de olsa yükseköğretim personelinin ceza soruşturmasına ilişkin usûl hükümlerini düzenleyen 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesi ile başlı başına bir usul kanunu olan 4483 sayılı Kanunun, her iki sistemin farklılıkları nedeniyle birbirine alternatif olması hukuken olanaksızdır. En yalın haliyle 4483 sayılı Kanunda, münhasır yetki verilen ve sadece Kanunda belirtilen bir yetkili merci tarafından (Bakan, Vali gibi) ilgili kamu görevlisi için sadece soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi yolunda bir karar verilebilirken, 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde birden fazla olan yetkili makamlar tarafından (YÖK Başkanı, rektör, dekan gibi) ceza soruşturması başlatılmasına, bu soruşturma sonucunda, en az üç kişiden oluşan kurullarca ilgili yükseköğretim personeli için ceza soruşturması safhası da aşılarak ceza davası açılıp açılmamasına karar verilmektedir. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinin (8) numaralı alt bendindeki atıf maddesinin uygulanması halinde ise, 4483 sayılı Kanundaki sisteme, yani ceza soruşturmasından çok önceki bir safhaya gelinmektedir. Her ne kadar yetkili makamlar tarafından verilen ceza soruşturması açılmaması kararlarının ceza soruşturmasından önceki bir safhaya ilişkin olduğu, bu nedenle 4483 sayılı Kanunun bu kararlar yönünden uygulanabileceği ileri sürülebilirse de, bu kez de yoruma imkan tanımayan kesin hükümler içermesi nedeniyle 4483 sayılı Kanunun anılan kararlara uygulanmasına imkan bulunmamaktadır. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesi uyarınca yetkili makamlarca verilen ceza soruşturması açılmamasına dair kararların, aynı maddenin (8) numaralı alt bendindeki hükmünden hareketle 4483 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen "işleme konulmama" kararı ile benzer nitelikte olduğu, yetkili merciler tarafından verilen işleme konulmama kararlarına 4483 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca itiraz mümkün olduğuna göre, yetkili makamlarca verilen ceza soruşturması açılmaması kararlarına da itirazın mümkün olduğu şeklindeki yorumların, öncelikle usul hükümlerinde kıyas olamayacağı yolundaki hukukun genel prensibiyle çeliştiği açıktır. Usul kanunlarında açıkça düzenlenmeyen hususlarda benzer usul hükümlerinin uygulanması, usul hükümlerine ilişkin kıyas yasağı nedeniyle hukuken mümkün değildir. 4483 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca verilen "işleme konulmama" kararları, suç isnat edilen kamu görevlisi hakkında soruşturma izni vermeye yetkili merciler tarafından verilmekte, soruşturma izni vermeye yetkili merciler de Kanunun 3 üncü maddesinde, kaymakam, vali, Cumhurbaşkanına veya Cumhurbaşkanlığına bağlı, ilgili veya ilişkin kuruluşların ve bakanlıkların en üst idari amiri, Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı olarak tek tek sayılmakta, ayrıca anılan maddede bu yetkinin sayılanlar tarafından bizzat, yokluklarında ise vekilleri tarafından kullanılacağı belirtilmektedir. Ayrıca bu maddede yetkili merciler bakımından "gibi", "benzer" şeklinde bir niteleme yapılmamakta, böylece maddede sayılanlar dışında yetkili merci bulunmasına imkan tanınmamaktadır. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesi uyarınca verilebilecek ceza soruşturması açılmaması kararları ise disiplin amirleri tarafından, örneğin Yükseköğretim Kurulu Başkanı, rektör, dekan, enstitü veya yüksekokul müdürleri tarafından verilebilen kararlardır. Buna göre, 2547 sayılı Kanun uyarınca disiplin amiri sıfatı taşıyan ve ceza soruşturması açılmaması yolunda karar vermeye yetkili bulunan yetkili makamlar, 4483 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tek tek sayılan ve soruşturma izni verip vermemeye ya da şikayetin işleme konulmamasına karar vermeye yetkili merciler arasında yer almamaktadır. 4483 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yetkili merciler yönünden herhangi bir esneklik tanınmadığından, 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde sözü edilen disiplin amirlerinin kıyasen bu maddedeki yetkili merciler arasında olduklarının kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla 4483 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde sayılan yetkili merciler arasında bulunmayan 2547 sayılı Kanunda belirtilen disiplin amirlerinin vereceği ceza soruşturması açılmaması kararlarının, 4483 sayılı Kanundaki işleme konulmama kararları ile eşdeğer kabul edilerek işleme konulmama kararlarıyla ilgili itiraz hakkının kıyasen ceza soruşturması açılmaması kararlarına da uygulanması gerektiğini ileri sürmenin mümkün olmadığı açıktır. Kaldı ki, 4483 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinde, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme konulmama kararına karşı şikâyetçinin yetkili merci kararının tebliğinden itibaren on gün içerisinde itiraz yoluna gidebileceği, itiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay İkinci (2.6.2004 tarih ve 5183 sayılı Kanunun 12 nci maddesi gereğince bu görev Danıştayın Birinci Dairesine aittir.) Dairesi diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesi tarafından bakılacağı düzenlenmiştir. Bu açık hüküm uyarınca Danıştay Birinci Dairesinin görevlerinin, Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı ve İçişleri Bakanı tarafından verilen işleme konulmama kararlarına karşı şikayetçiler tarafından yapılacak itirazları incelemekle sınırlı olduğu, bunların dışındaki yetkili merciler tarafından verilen işleme konulmama kararlarına karşı yapılacak itirazların ise yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge idare mahkemesinin görevleri arasında olduğu şüphesizdir. 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde Danıştayın görevleri açıkça belirtilmiş, yapılacak bir ceza soruşturması üzerine Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Kurulu Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında Danıştay Birinci Dairesi tarafından men-i muhakeme veya lüzum-u muhakeme kararı verebileceği, maddede sayılan kurullarca verilecek lüzum-u muhakeme kararlarına ilgilinin itirazı olması halinde, men-i muhakeme kararlarının ise kendiliğinden inceleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükümde Danıştay Birinci Dairesinin görevleri tek tek sayılmış, sonunda bu görev alanını genişletecek hiçbir hükme yer verilmemiştir. Bu açıklamalardan hareketle, yargı yerlerinin görev ve yargılamada kullanılan usul kurallarının kamu düzeninden olduğu, göreve ve usule ilişkin düzenlemelerin ancak kanunla yapılabileceği, hiçbir yargı yerinin açıkça kanunla kendisine verilmeyen yargı yetkisini kullanamayacağı, göreve ilişkin kuralların da kıyasen genişletilerek uygulanamayacağı, kaldı ki, bakılan olayda, 4483 sayılı Kanunun ilgili hükümlerinin kıyasen uygulanmasını gerektiren, 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde doldurulması gereken bir boşluk da bulunmadığı, somut olayda, 6764 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle 2547 sayılı Kanunun 53/c maddesinde yapılan değişikliğin, sadece yetkili makamlara idari işlem tesis etmek noktasında takdir hakkı tanıyan bir düzenleme olduğu, yetkili makamlarca bu takdir hakkının, yetki, şekil, konu, amaç ve sebep öğelerinden oluşan tipik bir idari işlem tesisi ile kullanılacağı, bu idari işlemin yargısal denetiminin de görevli ve yetkili idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Her yönüyle bir idari işlem niteliğinde ceza soruşturması açılmaması kararlarına karşı Kanunda bir itiraz yolu öngörülmemiş olmasının, doldurulması gereken bir yasal boşluk oluşturduğu söylenemeyeceği gibi söz konusu işlemin iptal davasına konu edilmek yerine kıyas yoluyla başka bir Kanunda yer alan itiraz yoluyla incelenmesinin de hukukilik denetiminden ziyade yerindelik denetimi anlamını taşıyacağı kuşkusuzdur. Davalı Üniversite bünyesinde bulunan Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nda görevli öğretim üyelerinin resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarından soruşturma açılması talepli davacı başvurusunun, daha önce yapılan inceleme sonucunda verilen "ileri bir soruşturma açılmaması kanaatine varılarak reddedilmesine" dair dava konusu işlemin, şikayet eden ilgililer hakkında soruşturma başlatmamak yönünde irade ortaya koyan ve niteliği itibarıyla kesin ve yürütülmesi gerekli, iptal davasına konu edilebilecek bir idari işlem olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (c) bendinde tanınan yetki ile ilgililer hakkında soruşturma açılmamasına dair verilen dava konusu işlemin, hukuka uygun olarak verilip verilmediği hakkında, davacının iddiaları ve dosyada yer alan bilgi ve belgeler de incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yetkili kurullar tarafından son soruşturmanın açılıp açılmamasına ilişkin men-i muhakeme veya lüzum-u muhakeme şeklinde bir karar alınmadığı gerekçesiyle verilen iptal kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin kabulü ile dava konusu işlemin iptaline karar veren temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 19/01/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.