Danıştay · 8. Daire

Danıştay 8. Daire 2025/5459 E. 2026/28 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
8. Daire
Esas No
2025/5459
Karar No
2026/28
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2025/5459 Karar No : 2026/28

DAVACI : ...

DAVALI : ... Bakanlığı

DAVANIN KONUSU : Davacının kızı ...'ün Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması talebinin reddine ilişkin işlem ile Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmektedir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü.

İNCELEME VE GEREKÇE : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde iptal davaları; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan idari dava türleri arasında sayılmış; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında, dilekçelerin, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından; (a) Görev ve yetki, (b) İdari merci tecavüzü, (c) Ehliyet, (d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, (e) Süre aşımı, (f) Husumet, (g) 3 ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği düzenleme altına alınmış olup, "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yapılan ilk inceleme sonucunda dava açma ehliyetinin bulunmadığının tespiti halinde davanın reddine karar verileceği, hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 31. maddesinde, "Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiş olup buna göre 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Dava ehliyeti" başlıklı 51. maddesinde, "Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir."; "Davada kanuni temsil" başlıklı 52. maddesinde ise, "Medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler ise yetkili organları tarafından temsil edilir." kuralına yer verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 16. maddesinde; "Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar." hükmü, "Genel olarak soybağının kurulması" başlıklı 282. maddesinde; "Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur." hükmü, 335. maddesinin 1. fıkrasında, "Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz." hükmü, 336. maddesinde "Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir." hükmü, 337. maddesinde; "Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir. Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir." hükmü, 339. maddesinde; "Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar." hükmü, 341. maddesinde; "Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir." hükmü yer almaktadır. Dosyanın incelenmesinden, davacının kızı ...'ü, ... tarih ve ... nolu tanıma senedi belgesiyle tanıdığı, ...'ün annesiyle evli olmadığı, Dairemizin 08/10/2025 tarihli ara kararı ile davacı ile kızı ... arasında tanıma yoluyla soybağı kurulmuş olmakla birlikte, anne ve baba evli değilse, kural olarak, çocuğun velayet hakkının anneye ait olması nedeniyle, kızı ...'ün velayetinin babaya verilip verilmediğinin sorulmasına, velayet babaya verilmiş ise bunu ispata yarayan bilgi ve belgeler ile kızı ...'ün annesinin işbu davayı açmakta muvafakati olup olmadığının sorulmasına, muvafakati olduğunu gösteren dilekçenin sunulmasının istenilmesine karar verildiği; davacı tarafından sunulan cevap dilekçesinde, kızının velayetinin kendisine verilmesi amacıyla açılan davanın derdest olduğu, annenin çocuğun dininin seçimi bakımından kendisi ile arasında görüş ayrılığının bulunmadığı; kaldı ki, velayet kendisinde olmasa bile davayı açmakta menfaati olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 337. maddesinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiğini ileri sürdüğü görülmüştür. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş olup, davacının davayı açmakta ehliyetli bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'un 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde sözü edilen "ehliyet" kavramının, iptal davası açılabilmesinin idari yargılama usulü bakımından özel bir koşulu olan subjektif ehliyeti ve genel dava açma ehliyetini, diğer bir anlatımla fiil ehliyeti ya da objektif ehliyeti de kapsadığında duraksama bulunmamaktadır. Subjektif ehliyet, yani menfaat koşulu, 2577 sayılı Kanundan kaynaklanmakta olup, idari yargılama usulüne özgüdür ve davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatinin ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Objektif ehliyet ise; taraf ehliyeti ve dava ehliyeti olmak üzere iki unsurdan meydana gelmektedir. Taraf ehliyeti, bir davada davacı veya davalı olabilmeyi; dava ehliyeti ise, bir davayı davacı veya davalı sıfatıyla bizzat ya da vekil aracılığıyla açabilme, takip edebilme ve davayla ilgili usul işlemlerini yapabilmeyi ifade etmektedir. Bu bakımdan, medeni hukuktaki hak ehliyetinin medeni usul hukukundaki karşılığı taraf ehliyeti iken, medeni hakları kullanma ehliyetinin medeni usul hukukundaki karşılığı dava ehliyetidir. Ergin olmayan çocuk ana ve babanın velayeti altında olup, ana ve baba evli değilse kural olarak çocuğun velayeti anneye aittir. Küçüklerin dava ehliyeti ancak kanuni temsilcileri tarafından kullanılabilir. Dosyaya sunulan belgelerden; davacının kızının velayetinin halen annede bulunduğu, annenin davanın açılmasına icazet verildiğini gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin de dosyaya sunulamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı tarafından açılan davanın ehliyet yokluğu nedeniyle reddi gerekmektedir.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-c ve 15/1-b maddeleri uyarınca DAVANIN EHLİYET YÖNÜNDEN REDDİNE, 2. Davacının adli yardım istemi kabul edildiğinden, davacıdan alınmayan ayrıntısı aşağıda gösterilen ...-TL yargılama giderlerinin tahsili için kararın kesinleşmesinden sonra ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 19/01/2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Danıştay 8. Daire, E. 2025/5459, K. 2026/28, T. 19.01.2026, www.arakarar.com/karar/danistay-8-daire-2025-5459-e-2026-28-k-63bc016dc8ce