Danıştay · 5. Daire
Danıştay 5. Daire 2025/11841 E. 2025/15592 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 5. Daire
- Esas No
- 2025/11841
- Karar No
- 2025/15592
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2025/11841 Karar No : 2025/15592
TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- ... Başkanlığı - ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Üniversitesi Rektörlüğü - ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 19/09/2024 tarih ve E:2021/2794, K:2024/12958 sayılı davacının istinaf başvurusunun reddine dair kararın gerekçeli hakkı yönünden hukuka aykırı bulunarak bozulmasına ilişkin bozma kararına uyulmak suretiyle verilen ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kalındığı iddia olunan özlük haklarının iadesine, parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının suçu sabit görülerek mahkumiyet kararı verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddedildiği ve dosyanın Yargıtayda bulunduğunun görüldüğü, tüm dosya kapsamına göre davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Danıştay kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 19/09/2024 tarih ve E:2021/2794, K:2024/12958 sayılı kararında; idari yargı mercilerince, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisakının bulunup bulunmadığı hususunun, davalı idarece dosyaya sunulan tespitler ile davacı hakkında yürütülen ceza soruşturması veya yargılamasında elde edilen maddi delillerin birlikte dikkate alınması suretiyle irdelenmesi gerektiği; İdare Mahkemesince, davacının kamu görevinden çıkarılmasının sebep unsuru olarak dosyaya sunulan delil ve tespitler hakkında iltisak ve irtibat kavramları yönünden irdeleme ve değerlendirme yapılmadan verilen hükmün, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olan gerekçeli karar hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 19/09/2024 tarih ve E:2021/2794, K:2024/12958 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle verilen ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında açılan ceza davasında temel iddiaların, 2014 yılında örgüt müzahiri evde kalmış olması ve Bank Asya hesaplarındaki artırımlar olduğu iddialarından ibaret olduğu, evde kalma iddiasının davacı tarafından kesin bir dille reddedildiği, bu konuda çelişkili ifadeler yer aldığı, bu hususun tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açıkça ortaya konulmadığı; Bank Asya hesaplarındaki artırımlar bakımından ise, Yargıtay içtihatları doğrultusunda örgüt liderinin talimatıyla örgüte müzahir bankaya para yatırdığına ilişkin kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, bu hususların davacının söz konusu terör örgütü ile irtibat ve iltisakının kabulü için yeterli olmadığı kanaatine varıldığı; ayrıca yapılan ara kararlar sonucu kurum ve kuruluşlarca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde davacının anılan terör örgütü ile irtibat ya da iltisakını ortaya koyacak nitelikte herhangi bir hususun bulunmadığı; bu durumda, davacının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ya da iltisakının bulunduğunun kesin ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulamadığı gerekçesiyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yönünde verilen idare mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmediği sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralı uyarınca, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından; ceza yargılaması sonucunda davacının mahkumiyetine karar verildiği, davacı hakkındaki soruşturma raporunda sözü edilen mahkumiyet kararındaki tespitler esas alınarak davacının kamu görevinden çıkarılmasına karar verildiği, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı Gazi Üniversitesi Rektörlüğü tarafından; OHAL sonrası dönemde FETÖ/PDY İşlemlerini İnceleme Komisyonunun davacıya ilişkin kararının Rektörlük tarafından uygun görüldüğü ve Yükseköğretim Genel Kurulunca alınan karar uyarınca davacının kamu görevinden çıkarılmasına karar verildiği, temyize konu kararın hukuka ve ilgili mevzuat hükümlerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacı tarafından, temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile İdare Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dava dosyası tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 19/07/2018 tarihinde sona ermiştir. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4/1-(f) maddesinde; 14/07/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personelin, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla,"...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) ;...9) 657 sayılı Kanuna ve diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personel, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili olunan bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılır. '' hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(f) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu Geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Davacı, araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35/B maddesi uyarınca ... tarih ve ... sayılı işlem ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kalındığı iddia olunan özlük haklarının iadesine, parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen davayı açmıştır. Diğer yandan, UYAP kayıtlarının incelenmesinden; davacı hakkında "silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme" suçundan yapılan yargılama sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının mahkumiyetine karar verildiği, karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedildiği; karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla anılan kararın bozulmasına karar verildiği; ... Ağır Ceza Mahkemesince bozmaya uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonucunda ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davacının beraatine karar verildiği ve kararın temyiz edilmeden kesinleştiği anlaşılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın Geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir. AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan yaptırımın uygulanabilmesi için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bununla birlikte iptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatının bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu tespit yapılırken ilgili beraat etmiş olsa bile ceza yargılamasında elde edilen delillerin irtibat ve iltisak için yeterli görülebileceği yerleşik yargısal içtihat haline gelmiştir. Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında yer alan davacı hakkındaki tespit ve değerlendirmeler incelendiğinde; Davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü kapsamında açılan ceza davasındaki temel iddiaların, 2014 yılında örgüt müzahir evde kalmış olması ve Bank Asya hesaplarındaki artırımlar olduğu, evde kalma iddiasının davacı tarafından kesin bir dille reddedildiği, bu konunun tereddüte mahal bırakmayacak şekilde açıkça ortaya konulmadığı hususlarının değerlendirilmesiyle ilgili olarak; Davacı hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın Yargıtayca bozulması ile kararda yer alan; "...Tanık A.B, soruşturma aşamasında sanık ...'ın örgüte müzahir evde kaldığını ve örgütsel sohbet toplantılarına katıldığını beyan etmiş ve sanığı teşhis etmiştir. Mahkememizde soruşturma aşamasındaki beyanı ile örtüşen şekilde: "Ben daha önce vermiş olduğum beyanları tekrar ediyorum. 2014 yılında Hitit Üniversitesine atandım. Daha önce örgüte müzahir yapılanma içerisinde bulunduğum için Kırıkkale'deki örgüte yakın kişilerden bana Çorum'da ev ayarlamalarını rica ettim. Daha doğrusu onların teklifi ile bu durum gerçekleşti. Çorum'da örgüte müzahir eve gönderildim...Şubat ayında ... kaldığımız eve geldi. Bir süre sonra da ÖYP ile E.Ç ve M.A evimize gönderildi. Evde bir dönem 5 kişi kaldık. M.A ve sanık ... bir kaç ay sonra dil eğitimi için Marmara Üniversitesine gittiler. ... ile zannedersem üç ay kadar birlikte aynı evde kaldık. Ancak dil eğitimi sırasında da ara ara geldiğini hatırlıyorum. Daha sonra ... Bolu'ya AİBÜ'ye geçti. Bu sırada üniversite yapılanmasından sorumlu olan A.Ç ve Ö.A'dan yardım talep ettiğini ve Bolu'da kendisine ev ayarlamasını istediğini biliyorum. O aşamada ailesi Bolu'da olmasına rağmen niçin örgütün evlerini ayarlamaya çalıştığını konuşmuştuk. Bana abilerin örgüt evlerinde kalması yönünde bir isteklerinin olduğunu söylemişti...Ben sanıkla aynı evde kaldım. Hakkında çok fazlaca ayrıntıyı bilirim. Bana üniversiteye geldiğinde bir odasının dahi olmadığını, rektörün gönderdiği çiçeği koyacak yer bulamadığını anlatmıştı. Yine ayrıntı istenilir ise şahsın hayatı hakkında ayrıntılı bilgiler verebilirim...Savunması gerçeği yansıtmamaktadır. Lüzum üzerine tanığa, akademisyenlere ait evlerde kalacak şahıslar için örgütün daha önce örgütle bir bağlantı ve geçmiş arayıp aramadığı sorulduğunda; Üniversite öğrencileri gibi daha önce örgütle bağlantısı olmayan kişilerin bu evlere alınması olanaklı değildir. Bir şekilde örgütün tezgahından geçmiş kişiler ancak bizim kaldığımız evlere yerleştirilirler. Benim bu evde kalmam konusunda en az üç kişinin onayı olduğunu tahmin ediyorum. Sanık için de aynı prosedür gerçekleşmiştir. Onun da muhtemelen Çorum'a gelmeden önce örgütle bağlantısı mevcuttur. Ocak 2014 tarihi tedbirin maksimumum olduğum bir dönemdir. Dışarıdan birisinin bu evlere hiçbir şekilde girmesi olanaklı değildir." şeklinde beyanda bulunmuştur...Sanığın 17-25 Aralık süreci sonrasında örgüte müzahir evlerde kaldığı ve düzenlenen toplantılara katıldığı anlaşılmakla...şeklindeki tespitler ve aynı ceza mahkemesi kararında yer alan; "...Sanığa ait hesap hareketlerinin incelenmesi neticesinde, sanığın 2013 yılı Aralık döneminde 0-TL, 2014 Ocak döneminde 5.000,00-TL, 2014 Şubat döneminde 8.578,34-TL, 2014 Mart döneminde 7.857,66-TL, 2014 Nisan döneminde 7.702,96-TL, 2014 Mayıs döneminde 7.752,96-TL, 2014 Haziran döneminde 8.037,96-TL, 2014 Temmuz döneminde 5.875,22-TL, 2014 Ağustos döneminde 0-TL, 2014 Eylül döneminde 0-TL, 2014 Ekim döneminde 0-TL, 2014 Kasım döneminde 0-TL, 2014 Aralık döneminde 0-TL, 2015 Mart döneminde 0-TL, 2015 Haziran döneminde 0-TL, 2015 Eylül döneminde 0-TL, 2015 Aralık döneminde 0-TL, 2016 Temmuz döneminde 0-TL olduğu tespit edilmiştir. Banka mevduat hesabının suçlamanın delili olarak kabul edilebilmesi için sıradan bankacılık işlemi olarak kabul edilemeyecek ve talimatla gerçekleştirildiği açık olan olağanüstü bir hareket bulunması gerekmektedir. Bankaya finansal destek sağlanması yönündeki çağrılarının yapıldığı Ocak-Şubat 2014 ve Eylül 2014 tarihi bu açıdan önem arz etmektedir. Sanığa ait söz konusu banka hesabı bu çerçevede değerlendirildiğinde, sanığın hesabında 2013 Aralık ayında 0-TL bulunmakta iken, 2014 yılının Ocak ayında mevduatının 5.000,00-TL'ye ulaşması ve hesabını artırım yaparak kullanmaya devam etmesi dikkate değer bulunmuş ve sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmeyerek sanık hakkındaki bu husus aleyhine delil olarak kabul edilmiştir..." yönündeki tespitler bir bütün olarak dikkate alındığında ve davacı hakkında beyanda bulunan tanık A.B hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan yapılan yargılama sonucunda tanık (sanık) A.B'nin ByLock programını kullandığı ve bunu ikrar ettiği, 17/25 Aralık sürecinden sonra sohbetlere katıldığı, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanma talebi ile beyanlarda bulunduğu gerekçesine yer verilerek ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve kararın kesinleştiği hususları göz önüne alındığında, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali ile davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davalı idarelerin temyiz isteminin kabulüne, 2. Dava konusu işlemin iptali ile davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 25/12/2025 tarihinde oybirliğiyle, kesin olarak karar verildi.