Danıştay · 5. Daire
Danıştay 5. Daire 2023/24111 E. 2025/15830 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 5. Daire
- Esas No
- 2023/24111
- Karar No
- 2025/15830
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2023/24111 Karar No : 2025/15830
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından E:... soruşturma sayılı dosyada silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma neticesinde 28/05/2021 tarihinde, davacı hakkında verilen ifadeler değerlendirilmek suretiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, UYAP sistemi üzerinden Mahkemelerince re'sen yapılan araştırma neticesinde de davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili adli yargıda yürütülen başka bir soruşturma ya da kovuşturmanın bulunmadığının anlaşıldığı, davacı hakkında yapılan inceleme sonucunda davalı idare tarafından düzenlenen araştırma raporunda; davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı olmadığını ispatlar nitelikteki tüm tespitlerin ayrıntılı şekilde yapıldığı, davacı hakkında olumsuz olarak nitelendirilebilecek tek tespitin davacı hakkında dört şahsın verdiği ifadede davacının 2011-2012 yıllarında örgüt evlerinde kaldığı yönündeki beyanlarından ibaret olduğu, fakat bu ifadelerin tek başına davacının terör örgütü ile irtibatını ve iltisakını kanıtlamaktan uzak olduğu, ayrıca dava konusu işlemin gerekçesinin, Anayasa Mahkemesi'nce verilen kararda da vurgulandığı üzere somut ve ispatlanabilir olay ve olgularla ortaya konulamadığı, davacı tarafından işlendiği ileri sürülen ve davalı idarece irtibat ve iltisaka esas alınan fiillerin gerçekliği ile bu fiillerin hakikaten irtibat ve iltisak boyutunda olduğunun objektif ve kabul edilebilir gerekçelerle izah edilemediği, dolayısıyla dava konusu işlemin tesis edilmesinde somut gerekçelerin değil, varsayıma dayalı bilgilerin esas alındığı, tüm bu nedenlerle davacının terör örgütleri ile irtibat veya iltisakını ortaya koyabilen somut tespite ve belgeye dayalı güvenilir, teyit edilebilir ve ön yargıdan uzak, hukuken denetlenebilen nitelikte bulguların dava dosyasına sunulmadığı anlaşıldığından, davacının terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilerek kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve mali haklarının hak ediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve dilekçede ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen Geçici 35/B maddesi uyarınca terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatının olduğu değerlendirilen kişilerin mevzuata uygun olarak kamu görevinden çıkarıldığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından; hakkında yürütülen ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, FETÖ yapılanması ile hiçbir bağının bulunmadığı, öğrenci olduğu dönemde barınma amaçlı olarak evde kalmasının örgütsel bağ oluşturmayacağı, ortaokul, lise ve üniversiteye hazırlık döneminde eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait okullara ve dershaneye gittiği, barınma ya da eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya uygun olan İdare Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY ve İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye'de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 4/1-(f) maddesinde; 14/07/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dahil) istihdam edilen personelin, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla kamu görevinden çıkarılmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan, olağanüstü hâlin sona erdirilmesinden sonra 31/07/2018 tarih ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 26. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye geçici 35. madde eklenmiştir. Anılan maddede, ''...B) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle; terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen (Anayasa Mahkemesinin 30/06/2022 tarih ve E:2018/137, K:2022/86 sayılı kararıyla,"...üyeliği, mensubiyeti veya..." ibaresinin iptaline karar verilmiştir.) ;...6) Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeli İçişleri Bakanının onayı ile kamu görevinden çıkarılır. '' hükmü getirilmek suretiyle, 667 sayılı KHK'nın 4/1-(f) maddesiyle benzer düzenlemeye yer verilmiş, ayrıca aynı maddenin son fıkrasında, (A) ve (B) fıkraları uyarınca haklarında işlem tesis edilecek olanlara yedi günden az olmamak üzere ilgili kurum tarafından uygun vasıtalarla savunma hakkı verileceği belirtilmiştir. Daha sonra, 28/07/2021 tarihli ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 23. maddesiyle, söz konusu geçici 35. maddenin (B) fıkrasında yer alan “üç yıl” ibaresi “dört yıl” şeklinde değiştirilmiştir. Davalı idare bünyesinde polis memuru olarak görev yapan davacı, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 35. maddesinin (B) fıkrası uyarınca İçişleri Bakanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işlem ile kamu görevinden çıkarılmıştır. Bunun üzerine, anılan işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının hak ediş tarihlerinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır. Diğer yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., Karar No:... sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin, “kamu görevinden çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla, "terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenler" hakkında; 667 sayılı KHK'nın 4. maddesiyle, olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte tedbir uygulanmakta iken, OHAL kalktıktan sonra 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle de dört yıl süreyle uygulanmak üzere kamu görevinden çıkarma yaptırımı getirilmiştir. AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibat, kamu görevlilerinin devlete sadakat yükümlülüğünü yitirildiğini ortaya koyan ve bahse konu yaptırımın uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Yukarıda yer verilen mevzuat, karar ve tespitler uyarınca; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yapılan darbe teşebbüsü ve sonrasında yaşanan olağanüstü dönem ve koşullar gereğince alınan tedbirler ve olağanüstü halin sona ermesinden sonra yürürlüğe giren 375 sayılı KHK'nın geçici 35. maddesiyle uygulama alanı bulan kamu görevinden çıkarma yaptırımı kapsamında, kamu görevlilerinin Devlete sadakat yükümlülüklerine riayeti konusundaki denetimin en hassas ve azami şekilde yapılması ve disiplin ile emir ve direktiflere mutlak itaat gerektiren mesleği ifa eden ve ülkenin iç güvenliğinden sorumlu olan Emniyet Genel Müdürlüğü personeli açısından Devlete sadakatlerinden herhangi bir kuşku duyulmamasını temin edecek şekilde uygulanması gerekmektedir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kişilere tanınan temel hak ve özgürlüklerin, kamu görevinin yerine getirilmesi sırasında devletin geniş takdir yetkisiyle sınırlandırılabileceğini, ayrıca bazı kamu görevlileri açısından, özellikle üst düzey yetkililer, silah kullanma yetkisini haiz kamu görevlileri, hâkimler, savcılar ve istihbari faaliyette bulunan veya ülkenin güvenliği için kritik öneme sahip kurumlarda çalışan kamu görevlileri yönünden daha geniş ve takdir yetkisine dayalı sınırlamalar getirilebileceğini kabul etmektedir. Bu kapsamda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına ilişkin başvurularda, devletin egemenlik yetkilerini doğrudan veya dolaylı olarak kullanan veya kamu otoritelerinin genel menfaatini korumaktan sorumlu, devlete özel bir sadakat ilişkisiyle bağlı olan asker ve polis gibi görevliler yönünden özlük ve parasal haklar dışında Sözleşme'nin tarafı olan devletin daha geniş yetkilere sahip olduğu hususunun vurgulandığı görülmektedir. (Vilho Eskelinen ve Diğerleri/Finlandiya, B. No: 63235/00, 19/04/2007). Dosyanın incelenmesinden, davacı hakkında düzenlenen araştırma raporunda, dört şahsın ifadesinde davacının ismine yer verildiği tespit edilmiştir. İ.H.T. isimli şahsın ifadesinde özetle; "2011 yılında Lise 3 ve Lise 4. sınıfa giderken okuldan arkadaşı olaran S.Ç. ile birlikte örgüte ait Amasya ilindeki bir daireye gittiklerini, ... kod (Z.A.K) kendileri ile ilgilendiğini, aradan 1-2 ay geçince bu eve abisi olarak M.K. isimli şahsın yanında ... ve A.Ö. isimli iki üniversite öğrencisinin geldiğini…" beyan ettiği, A.Ö. isimli şahsın ifadesinde özetle; "2011-2012 eğitim yılında kardeşi Ö. ile Amasya Merkezde bulunan dairede, kardeşi, Samsun Vezirköprülü 1. sınıf Türkçe öğretmenliği okuyan Sefa, diğer şahıslarla birlikte kaldığını, 2012 yılı Nisan ayında kısa bir süre sonra evden ayrılsalar da geri dönüp 2015 yılına kadar bu evde kaldığını ve ... isimli şahsın sohbet organize ettiğini, Fethullah Gülen’e ait kitapları okuyup videolar izlettiğini…" beyan ettiği, B.K. isimli şahsın ifadesinde özetle; "... Apartmanında evde kalan üniversite öğrencili olarak ...,… isimli şahısları hatırladığını, T., S. ve T. isimli şahısların da haftada bir gün geldiklerini, T. tarafından B.K. (... kod), S.Ç. (... kod), İ.H.T. (... kod), N.V. (... kod) isminin verildiğini, evde ...’in Türkçede konu anlatımı yaptığını… eve haftada bir gün esnaf grubunun geldiğini, C. isimli şahsın o günlerde lise grubuna "kendi evinize gidin, bugün esnaflar gelecek" şeklinde söylediğini, Zonguldaklı Ö. ve ... isimli şahısların da ilgilendiği hususi öğrencilerin olduğunu, bu öğrencileri hiç görmediğini ancak öğrenciler eve geldiğinde C. isimli şahsın gruba ya eve gelmemelerini söylediği ya da başka odaya alarak gelen öğrencileri görmemelerini sağladığını, "Ö.’in öğrencileri geldi, ...’nın öğrencileri geldi" tarzında konuştuğunu, bu sebeple bu öğrencilerin de kendileri gibi askeri okullara hazırlanan öğrenciler olduğunu düşündüğünü…" beyan ettiği, M.G. isimli şahsın ifadesinde özetle; "2012/2013 öğretim yılında Amasya otogarda ... kod (Z.A.K.) ile ilk defa gördüğü S. İsimli şahıslar tarafından karşılandığını ve ... Mahallesinde bulunan bir apartman dairesinde ev abisi olarak M.K. (... kod) ile üniversite öğrencileri ..., … ve (ev abisi olarak sonradan katılan S.K. ile yıl boyu beraber kaldıkları…" beyan ettiği ve ...’i tarif ederken "Türkçe öğretmenliği 3. Sınıf öğrencisi olduğunu, sene boyunca beraber kaldıklarını, 2. sınıfta evi abiliği yaptığını ama alttan çok dersi olduğu için bu sene ev abiliği yapmak istemediğini söylediği, evlerin işleyişini bildiği" şeklinde beyanlarda bulunduğu görülmüştür. Uyuşmazlıkta, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden idari yargı yerlerince inceleme yapılması gerekliliğini ortadan kaldırmadığı; bununla birlikte yukarıda da belirtildiği üzere FETÖ/PDY terör örgütü tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yapılan darbe teşebbüsü ve sonrasında yaşanan olağanüstü dönem ve koşullar gereğince alınan tedbirler ve olağanüstü halin sona ermesinden sonra yürürlüğe giren 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Geçici 35. maddesiyle uygulama alanı bulan kamu görevinden çıkarma yaptırımı kapsamında, kamu görevlilerinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, kanunlarına, kurumlarına, dolayısıyla Devlete sadakat yükümlülüklerine riayeti konusundaki denetimin, yaşanan söz konusu olağanüstü dönemin doğal bir sonucu olarak en hassas ve azami şekilde yapılması gerekliliği ile davacının icra ettiği polis memurluğu görevinin ve ülkenin iç güvenliğinden sorumlu olan Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatının hassasiyeti, önem ve özelliği dikkate alındığında, davacının üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına yönelik tanık beyanlarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının varlığına kanaat getirilmesine yeterli düzeyde tespitler olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve mali haklarının hak ediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davalının temyiz isteminin kabulüne, 2. Dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve mali haklarının hak ediş tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 30/12/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.