Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/980 E. 2026/1119 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/980
- Karar No
- 2026/1119
- Karar Tarihi
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2026/980 Esas 2026/1119 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/980 KARAR NO : 2026/1119
TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR
İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/12/2019 NUMARASI : 2018/712 Esas 2019/919 Karar DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 09/10/2018 KARAR TARİHİ : 15/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/09/2026
Taraflar arasındaki menfi tespit istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekilleri tarafından süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce karar verildiği, verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda yeniden yapılan yargılama sonunda Dairemiz kararında direnilmesine hükmedildiği, verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun Dairemiz kararının bozulması ile dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmesi ile duruşma açılmak suretiyle gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı bankadan 17.04.2017 tarihinde kullandığı 2.000.000,00 TL meblağlı 36 ay vadeli ticari kredi karşılığında icra takibine dayanak 10.04.2017 tanzim 27.09.2018 vade tarihli 2.600.000,00 TL senedin müvekkilleri tarafından teminat amaçlı olarak verilmiş munzam senet olduğunu, 17.08.2018 tarihine kadar düzenli olarak ödenen kredi taksitlerinin ekonomik kriz sebebiyle yaşanan sıkıntı üzerine ödenmesinin gecikmesi sonucunda davalı banka tarafından kredi alacağının tahsili için işbu senede dayalı olarak 1.691.184,88 TL bedel üzerinden müvekkilleri keşideci ve kefiller aleyhine dava konusu kambiyo senetlerine özgü icra takibinin başlatıldığını, müvekkillerinin takip dayanağı senedin tanzim tarihi 10.04.2017 tarihinde alacaklı ile arasında hiçbir nakit alışverişinin bulunmadığını, müvekkilinin sadece 2.000,000,00 TL tutarında kredi kullandığını ve bu tutarın müvekkilinin hesaplarına 17.04.2017 tarihinde intikal ettiği gözetildiğinde senedin tanzim tarihi itibarı ile ortada bir borç olmadığının anlaşılacağını, kaldı ki müvekkilince işbu senede karşılık yapılmış hiçbir ödeme yokken ve tüm ödemeler genel kredi sözleşmesine istinaden yapılmışken senetteki borç tutarının 2.600.000,000 TL'den 1.691.184,88 TL'ye nasıl düşürüldüğünün de açıklanması gerektiğini, müvekkillerinin söz konusu senede yönelik herhangi bir ödemede bulunulduğunun iddia edilmesi halinde arada oluşan 908.815,12 TL tutarındaki ödeme dekontunun davalı bankadan istenmesi gerektiğini, kredinin teminatı olarak verilen senedin TTK'nın 688/2. Maddesindeki hükme aykırı şekilde ayrı bir takip konusu yapılamayacağını, davalı bankanın müvekkiline ait hiçbir hesabı kat etmeksizin takip konusu senedi protesto ettirmeksizin takibe koymasının yargılamayı gerektiren ve mevcut ise gerçek borcun tespitini imkansız hale getirdiğini, takipte senede dayalı olarak 1.691.184,88 TL talep edilmiş ise de bu tutarın nasıl hesaplandığının bilinmediğini, zira taraflar arasında taksitli ticari kredi dışında, ...vb farklı hesaplar bulunduğunu, davalının hiçbir hesabı kat etmeksizin takip konusu senedi takibe koymasının doğru olmadığını ileri sürerek 27.09.2018 ödeme 10.04.2017 tanzim tarihli 2.600.000,00 TL'lik senetten dolayı takip konusu yapılan 1.691.184,28 TL lik kısımdan dolayı senedin iptali ile kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takibinin iptaline ve bu senet sebebiyle müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine, %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu icra takibinin ve bononun iptali sebebiyle açılan davada davacı tarafından icra takip toplamı ve iptali istenen bono bedeli üzerinden eksik harcın tamamlatılması gerektiğini, senedin üzerinde "teminat" senedi ibaresi bulunmadığı gibi tahsil amacıyla açılan bir senet olduğunu, teminat senedi olduğunu iddia eden davacının yazılı delil sunması gerektiğini, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, senedin ödeme aracı olarak verildiği değerlendirildiğinde dahi bu durumda davalıların borcunun bulunup bulunmadığının bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiğini, kaldı ki davacı tarafın müvekkili bankaya borcu bulunduğunu da inkar etmediğini, senet illetten mücerret olup kredi ile ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini, %20 tazminata hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, kambiyo senedine dayalı başlatılan icra takibi nedeniyle menfi tespit istemiyle açılan davada, dava konusu kambiyo senetlerine özgü icra takibine dayanak alacağın dayanağı bono üzerinde "bedeli nakden ahzolunmuştur." ibaresinin bulunduğu, buradan hareketle bononun nakit ödeme karşılığı düzenlendiği, başka bir anlatımla, bono bedelinin banka tarafından keşideci ... Ltd. Şti ile nakden ödendiğinin kabulü gerektiği, tabi oldukları mevzuat gereği bankaların kredi ilişkisi dışında açıktan para vermelerinin mümkün olmadığını, şu durumda davaya konu bononun kredi ilişkisi kapsamında düzenlendiği, başka bir anlatımla davalı bankanın alacağının genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığının anlaşılmış olup menfi tespit davasının bu çerçevede incelenmesi gerektiği, davalı banka ile davacı ... Ltd Şti arasında 10.04.2017 tarihli ve 2.600.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi bulunmakta olup davacılar ... ve ... aynı limitle sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladıkları, sözleşmenin 31.1 maddesinde davalı bankaya sözleşmeden tek yanlı olarak dönme ve fesih yetkisi tanındığı, sözleşme hükmüne göre bankanın noter aracılığıyla vaya iadeli taahhütlü mektupla ya da her hangi bir bildirim ve ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiği, alınan 22.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda; davalı banka tarafından davacı ... Ltd Şti'ne nakdi krediler kullandırıldığı, davalı banka tarafından sunulan hesap hareket tablolarının incelenmesinde; taksitli ticari kredi dışında diğer nakit kredi hesap bakiyelerinin sıfırladığı, kredi hesaplarına ait bakiyelerin bildirilmesinin bilirkişi tarafından banka şubesinden istendiği ancak alacağın varlığını gösteren herhangi bir kayıt sunulmadığı, ... ... referans sayılı taksitli ticari kredi bakımından yapılan incelemede; banka tarafından hesabın kat edilmesine ilişkin müşteriye yapılmış herhangi bir bildirim bulunmadığı, ancak sözleşmenin 31.1 maddesi gereği bankaya bildirimsiz fesih hakkı tanındığı, banka tarafından icra takibi öncesi herhangi bir bildirim yapılmadığından takip öncesi temerrütten bahsedilemeyeceği, asıl borçlu ve kefiller yönünden temerrüdün takip (02.10.2018) tarihinde başladığı, bankaca ibraz edilen taksit tablosunda akdi faiz oranının %16 olarak belirtildiği, temerrüt faizinin ise Genel Kredi Sözleşmesinin 33.2 maddesi gereği akdi faizin iki katı olarak hesaplanması gerekmekte ise de takip talepnamesinde temerrüt faizi borçlu lehine %19,50 olarak talep edildiğinden bu oranın esas alınacağı, icra takip tarihi (02.10.2018) itibariyle ödenmiş son taksitin 17.09.2018 tarihli taksit olduğunun, bu tarih itibariyle kalan ana para tutarının 1.181.126,29 TL olup takip tarihine kadar (17.09.2018 - 02.10.2018 arası) 14 günlük akdi faiz tutarının 7.248,555 TL olduğunun, böylece davalı bankanın takip tarihindeki alacağının 1.181.126,29 TL ana para + 7b248,55 TL akdi faiz + 362,43 TL BSMV + 485 TL ihtiyati haciz vekalet ücretinden oluştuğunun belirlendiği, takibin iptali istemiyle açılan davada tarafların borç alacak durumunun takip tarihi itibariyle saptanması gerektiği, 22.07.2019 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplamada, takip tarihine kadar işlemiş akdi faiz ve BSMV tutarının kapitalize edilmesi yani asıl alacağa ilave edilmesinin gerektiği, böylece davacı bankanın takip tarihindeki asıl alacak tutarı (1.181.126,29 TL + 7.248,55 TL + 362,43 TL)= 1.188.737,27 TL olarak hesaplandığı, buna göre davacıların takip tarihi itibariyle borçlu olmadıkları tutarın; asıl alacak kısmından (1.691.184,88 TL- 1.188.737,27 TL) = 502.447,61-TL, işlemiş faiz kısmından 3.614,04-TL, komisyon kısmından 1.507,34-TL olarak belirlendiği, davacılar tarafından işbu davadan sonra bankaya yapılan taksit ödemelerinin ise infaz aşamasında nazara alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, icra takip dosyasında 02.10.2018 takip tarihi itibariyle davacıların davalıya asıl alacak kısmından 502.447,61 TL, işlemiş faiz kısmından 3.614,04 TL, komisyon kısmından 1.507,34 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davadan sonra yapılan ödemelerin infaz aşamasında nazara alınmasına karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilleri hakkında Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2018/14235 sayılı dosyası ile tahsil edilen bedelin müvekkili şirketin davalı bankaya tahsil amaçlı verdiği müşteri çek bedeli olup, tahsil edilen iş bu senetlerin hangi borçtan düşüldüğünün ve müvekkilinin varsa gerçek borcunun tespitinin imkansız hale geldiğini, davalı bankanın iş bu icra takibi ve iş bu dava akabinde müvekkillere tebliğ ettiği Ankara 40. Noterliği'nin 13.12.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı KGF teminatlı kredilerin yapılandırılmasına dair çağrı ihtarının yapılan işlemin ne derece hukuka aykırı olduğunu gösterdiğini, bu çağrı ile 1.155.582,73 TL bakiye kredi borcunun hangi şartlarda yapılandırılacağına ilişkin bilgi verildiğini ve davalı bankanın bu kere de borcunun 1.155.582,73 TL olduğunu belirttiğini, davalı bankanın dava konusu senedi icra takip konusu yapmakla yargılamayı gerektiren tüm defileri saf dışı bırakmaya çalıştığını, aynı borcu farklı şekillerde iki kere tahsil etmeye yönelik işlemlerine devam ettiğini, kefillerden talepte bulunamayacağı borçları da talep ederek takibi genişlettiğini, müvekkillerine hesap kat ihtarının tebliğ edilmediğini ve temerrüt oluşmaksızın senede dayalı olarak icra takibinin başlatıldığını, takip borcunun gerçek kaynağı olan Genel Kredi Sözleşmesi takibe eklenmediği gibi dayanak olarak dahi gösterilmediğini, ortada karşılıklı mutabakat olmadığı halde müvekkiline ait kredinin kat edilmesinin mümkün olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, müvekillerinin imzaladıkları sözleşme hakkında bilgilendirilmediklerini, tek tip sözleşme imzalamak zorunda kaldıklarını, davalı bankanın kötü niyetli davranarak müvekkillerinin gecikmiş borçları olmamasına rağmen icraya verdiğini ve ağır mağduriyetine yol açtığını, müvekkil ... ltd şti imzaladığı kredinin koşullarını bilmeden sözleşmeyi imzaladığını ve hiçbir aleyhe koşul hakkında müvekkillerinin bilgilendirilmediklerini, işbu senedin belirli kısımları sonradan doldurulmuş olup yapılacak bilirkişi incelemesinde bu hususun net bir şekilde anlaşılacağını, zira iş bu senet tahsil amaçlı değil teminat amaçlı olarak davalı bankaya verilmiş olup vade kısmının boş bırakıldığını, sonuç olarak davacının eylemlerinin açıkça MK 2.maddesine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin itirazlarının yerel mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, gerek dava dilekçesinde gerekse itiraz dilekçesinde tespiti istenilen en önemli noktalardan birisinin de müvekkili ... Ltd Şti'nin kredilerinde gecikme olup olmadığı ve olduysa bu gecikmeye istinaden kefillere gönderilen bir ihtarname olup olmadığı olduğunu, yerel mahkemece gerek asıl borçluya gerekse kefillere hesap kat ihtarının gönderilmediğini, müvekkili ... Ltd Şti hakkında daha kredi taksitleri gecikmeden ve hesap kat ihtarı tebliğ edilmeden icrai takip başlatıldığını, borçluya hesap kat ihtarı tebliğ edilmeden kefil hakkında icra takibi başlatılmasının mümkün olmadığını, bilirkişi incelemesi ile açıkça asıl borçluya hesap kat ihtarının gönderilmediğinin, 17.12.2018 tarihine kadar olan taksitlerin faizleri ile birlikte ödendiğinin tespit edildiğini, söz konusu 1.Bilirkişi raporunda aynen '"bu kredi ile ilgili bu defa sunulan tahsilat dekontlarından bu krediye ait 20 taksitin gecikme faizleri ile birlikte ödendiği ödenen son taksit (17.12.2018 tarihli 20.taksit ) itibari ile borç bakiyesinin (taksit tablosuna göre) 1.014.908.000 TL olduğu anlaşılmıştır. Davalı banka tarafından davacı asıl borçluya ihtarname gönderilmemesi sebebi ile temerrüdünün icra takip tarihi itibari ile başladığı...........)" tespitinde bulunduğunu, asıl borçlulara yönelik bir kat ihtarı olmadığı, müvekkilce Aralık 2018 tarihi itibari ile tüm taksitlerin ödenmiş olduğu ve takip tarihinin Ekim 2018 olduğu gözönüne alındığında davalı bankanın müvekkil kefiller hakkında asıl borçluya temerrüt ihtarı göndermeksizin takip başlatamayacağını, kefalet tarihinin 10.4.2017 tarihi olduğu 2.600.000. TL tutarlı bir kefaletin o tarih itibari ile belirlenebilir borçlar için geçerli olacağını, bu sebeple 10.4.2017 tarihi itibari ile asıl borçlunun davalı bankaya borcunun bulunmadığının bilirkişi tarafından belirlendiğini, genel kredi sözleşmesinin genel işlem şartları ile ilgili olarak müvekkilli olan davalı kefillerin imzalarının olmadığı sayfalardaki hükümlerle bağlı olmayacağı hususundaki itirazlarının da yerel mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, yerel mahkeme davalının açıkça kötü niyetli olduğunun kanıtlanmadığı gerekçesiyle iptal edilen tutar yönünden kötü niyet tazminatının reddine karar verildiğini, yerel mahkeme dosyasında genel kredi sözleşmesi ile senedin birleştirilerek bu doğrultuda hesaplama yapıldığını, bankanın basiretli bir tacir olarak bir müşterideki alacak rakamını tespit edememesinin mümkün olmadığını, takip tutarının yaklaşık 550.000 TL fazla gösterilmesinin müvekkilimin aşırı derecede mağdur olmasına yol açtığını, ileri sürerek açıklanan bu ve re'sen gözetilecek nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Temlik alan davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu senetler üzerinde teminat senedi ibaresi yer almadığı gibi alınan bonoların tahsil amacı ile alındığını, borçlunun iş bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğunun kabul edilebilmesi için "davacının hakkının güncel bir saldırı ile tehdit edilmiş" tehdidinin davacıya zarar verecek nitelikte bulunması ve "icraya yetki vermeyen tespit hükmünün tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli durumda olması"' gerektiğini, davacı taraf temlik öncesi alacaklı bankaya borçlu olduğunu, kredi bedellerinin kendisine ödendiğini, kredi borçlarını ödeyemediğini belirtmiş olmasına rağmen ve senede ilişkin herhangi bir ödeme ve imza inkarına dair itirazda bulunmamış olması karşısında davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, davanın bu sebeple öncelikle hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekmekteyken belirtilen şekilde esastan hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, menfi tespit davalarında dava tarihi itibariyle borçluluk ve bunun sonucu olarak haklılık durumunun saptanması gerektiğini, davacı tarafın temlik öncesi alacaklı bankaya borcu olduğunu inkar etmediğini, ayrıca dava harcı takip tutarı olan 1.700.457,67 TL üzerinden yatırılması gerekirken 1.691.184,88 TL üzerinden yatırılmış olup eksik harç tamamlattırılmadan hüküm kurulduğunu, gerek senet münderecatı gerekse kredi sözleşmelerinde senedin teminat senedi olarak verildiğine dair hiçbir delil olmadığı halde teminat senedi iddiasının kabul edilemeyeceğini, senet üzerinde teminat senedi olduğunu gösterir herhangi bir kaydın bulunmadığını, ciroda "rehin içindir" "bedeli teminattır" gibi açıklamalar bulunmadığı takdirde cironun temlik cirosu olduğunun kabulü gerektiğini, davacı yan kredilerinin kat edilmediğini ve senedin protesto edilmediğini ve kat ihtarı gönderilmeksizin ayrı bir takip konusu yapılamayacağını dava dilekçesinde ve aşamalarda beyan etmişse de senet illeten mücerret olup senedin kredi ile ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığını, kaldı ki senette ciro olmayıp bu sebeple protesto olmasına gerek bulunmadığını, davacı tarafça senedin teminat senedi olduğuna dair yazılı bir belge sunulamadığını ve bu durumun ispat edilemediğini, ileri sürerek açıklanan bu ve re'sen gözetilecek nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, kambiyo senetlerine özgü icra takibine dayanak bononun genel kredi sözleşmesine istinaden davacı asıl borçlu şirkete kullandırılan taksitli ticari kredi karşılığında teminat amacıyla verilmesi nedeniyle icra takibi yönünden borçlu olunmadığının tespiti, icra takibinin ve bononun iptali istemine ilişkindir. Dairemizin 04/07/2022 tarih 2020/430 Esas 2022/964 Karar sayılı kararıyla temlik alan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, menfi tespit davasının kabulüne, davacıların takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, anılan karara karşı davalı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 28/03/2024 tarih ve 2022/6070 Esas 2024/2544 Karar sayılı kararı ile; ".... Sıkı şekil şartlarına tabi olan kambiyo senetleriyle ilgili 6102 sayılı Kanun'un 687 nci maddesinde düzenlemeler mevcuttur. Ciro ve türlerine ilişkin hükümlerde rehin cirosunun ne şekilde oluşacağı açıkça tarif edilmiştir. Buna göre ya “bedeli teminattır” veyahut “bedeli rehindir” ibarelerinden birini içermesi gerekmektedir. Bundan başka “tahsil” maksadıyla da temlik edildiğine dair bir kayıt düşülmediyse asıl olan “temlik” cirosudur. Bono özelinde gündeme gelen ciro ile ilgili 05.11.1969 gün ve 1969/6, 1969/7 Tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında da kanaat bu yöndedir. Aksi halin ise senetle ispatı gerekir. Bunun dışında keşideci, tarafı olmadığı lehtar olan şirketle banka arasındaki kredi sözleşmesine dayanarak örtülü rehin cirosu iddiasında bulunamayacağı gibi dosya kapsamında dava konusu senede ilişkin bir tevdi bordrosu da bulunmamaktadır. Bu durumda davacı tarafın dava konusu senede ilişkin teminat vasfının ispat edemediği gözetilerek bononun tahsil maksadıyla temlik edildiği kabulü ile hüküm kurulması gerekirken bononun teminat vasfı bulunduğunun kabulü doğru olmamıştır." gerekçeleriyle bozulmuştur. Anılan bozma kararı üzerine Dairemizce yeniden yapılan yargılama sonunda Dairemizin 24/09/2024 tarih 2024/725 Esas 2024/965 Karar sayılı kararıyla Dairemizin 2020/430 Esas 2022/964 Karar sayılı kararında direnilmesine, temlik alan davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, menfi tespit davasının kabulüne, davacıların takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, anılan karara karşı temlik alan davalı vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08/04/2026 tarih ve 2025/11-195 Esas 2026/230 Karar sayılı kararı ile; ".... 20. ... eldeki dava kambiyo senedine dayalı başlatılan icra takibi nedeniyle menfî tespit istemine ilişkin olup, davalı banka tarafından Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2018/11536 Esas sayılı dosyası üzerinden, 01.10.2018 tarihinde davacılar aleyhine kambiyo senetlerine özgü başlatılan icra takibinde; 1.691.184,88 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon, 100,20 TL ihtiyati haciz masrafı ve 485,00 TL ihtiyati haciz vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.700.457,67 TL'nin tahsili talep edilmiştir. Alacağın dayanağı olarak sunulan bono 10.04.2017 düzenleme, 27.09.2018 vade tarihli ve 2.600.000,00 TL bedellidir. Dayanak bonoyu davacı şirket borçlu, diğer davacılar ise müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlardır. Davacı şirketin kredi alan, diğer davacıların ise müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla kredi veren davalı banka ile imzalamış oldukları genel kredi sözleşmesinin düzenleme tarihi 10.04.2017, limiti ise 2.600.000,00 TL olup, davacı şirket tarafından kullanılan kredi miktarı ise 2.000.000,00 TL'dir. 21. Genel kredi sözleşmesinin 32.1. maddesinde davalı bankaya sözleşmeden tek yanlı olarak dönme ve fesih yetkisi tanınmıştır. Bahsi geçen sözleşme hükmüne göre bankanın noter aracılığıyla vaya iadeli taahhütlü mektupla ya da herhangi bir bildirim ve ihtara gerek olmaksızın sözleşmeyi feshedebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca davalı banka tarafından yargılama sırasında davacılar aleyhine keşide olunan Beşiktaş 3. Noterliğinin 20.03.2019 tarihli ihtarname ile; kurumsal kredi sebebiyle 1.062.479,65 TL borçlarının bulunduğu, diğer krediler sebebiyle de toplam 1.477.128,68 TL borçlarının olduğu ve belirtilen kredi borçlarının verilen iki günlük atıfet süresi içinde ödenmesi gerektiği bildirilmiştir. 22. Alacağın dayanağı bono üzerinde "bedeli nakden ahzolunmuştur" ibaresi bulunmaktadır. Buradan hareketle bononun nakit ödeme karşılığı düzenlendiği, başka bir anlatımla bono bedelinin banka tarafından keşideci davacı şirkete nakden ödendiği düşünülebilir ise de tâbi oldukları mevzuat gereği bankaların kredi ilişkisi dışında açıktan para vermeleri mümkün değildir. Bu durumda davaya konu bononun kredi ilişkisi kapsamında teminat amacıyla düzenlendiği, başka bir anlatımla davalı banka tarafından iddia olan alacağın genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı anlaşılmış olup menfî tespit davasının da bu çerçevede incelenmesi zorunludur. 23. Önemle vurgulamak gerekir ki; dava konusu bononun düzenleme tarihi ile genel kredi sözleşmesi tarihinin, bono ve genel kredi sözleşmesinde belirtilen miktarların aynı olduğu ve bononun borçlusu ile genel kredi sözleşmesinde kredi alanın davacı şirket olduğu, senet lehtarının ve genel kredi sözleşmesinde kredi verenin davalı banka olduğu, diğer davacıların ise genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları ve bonoda müteselsil kefil oldukları dikkate alındığında ve 10.04.2017 tarihli genel kredi sözleşmesinin 11/1. maddesinde "Müşteri bu Sözleşme'den veya diğer alacakları ve alacaklarının gelecek dönemlerde tahakkuk edecek faizleri nedeniyle, Banka'nın isteyeceği miktarda ve nitelikte, Banka'ca kabule şayan, vadeleri uygun ticari senetleri vermeyi kabul ve taahhüt eder. Banka bizzat müşterinin borçlusu olduğu ticari senetleri teminat olarak alabilir" şeklinde hüküm bulunması karşısında, senet metninde "teminattır" kelimesi yazılı olmasa dahi dava konusu 2.600.000,00 TL bedelli senedin teminat senedi olduğu, davalı bankanın ise bu hususun aksini ispat edemediği kabul edilmelidir. 24. Genel kredi sözleşmesinin 32.1 maddesi gereğince davalı bankaya bildirimsiz fesih hakkı tanındığından Bölge Adliye Mahkemesince davalı banka tarafından dava açıldıktan sonra davacılara gönderilen ihtarname nedeniyle davalı bankanın bu yetkisinden vazgeçtiği ve takip tarihi itibariyle alacağın muaccel olmadığından bahisle menfî tespit davasının kabulü doğru olmamıştır. 25. O hâlde; Bölge Adliye Mahkemesince taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin 32 ve alt bentlerinde alacağın kanunî yollarla takip ve tahsiline ilişkin hükümlerin ayakta ve geçerli olduğu, kredi alacaklısı bankanın önceden bir bildirim ya da ihtara gerek olmaksızın borç bakiyesinin bir kısmını veya tamamının ödenmesini talep edebileceği, buna göre asıl borçlu ve müteselsil kefiller yönünden temerrüdün takip tarihi olan 01.10.2018'de başladığı kabul edilerek, tarafların alacaklılık ve borçluluk durumları bu bağlamda değerlendirilip varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. 26. Ayrıca eldeki davaya konu icra takibine dayanak bononun ihdas nedeni nakden olup, davalı banka bononun lehtarıdır. Bir başka anlatımla bono ciro yoluyla davalı bankanın yedine geçmemiştir. Dolayısıyla Özel Daire bozma kararında belirtilen ciranta/ ciro değil, bononun ön yüzündeki hukuki duruma göre lehtar olan davalı bankanın nakit alacağının ancak kredi ilişkisi alacağı olabileceği kabul edilmiştir." gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararı taraf vekillerine tebliğ edilmiştir. Davalı banka tarafından davacılar aleyhine başlatılan dava konusu Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2018/11536 sayılı icra takibi ile, kambiyo senetlerine özgü icra takibinde 1.691.184,88 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon, 100,20 TL ihtiyati haciz masrafı, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.700.457,67 TL'nin tahsili talep edilmiştir. Takip konusu alacağın dayanağı olarak sunulan bono 10.04.2017 tanzim tarihli, 27.09.2018 vade tarihli, 2.600.000,00 TL bedelli olup bononun keşidecisi davacı ...Ltd. Şti., lehtarı temlik eden davalı ... AŞ olduğu, davacılar ... ve ...'in avalist sıfatıyla bonoyu imzaladıkları, bonoda "nakden" kaydı bulunduğu anlaşılmıştır. Temlik eden davalı banka ile davacı ... Ltd Şti arasında 10.04.2017 tarihli ve 2.600.000,000 TL limitli genel kredi sözleşmesi akdedilmiş olup diğer davacılar aynı limitle sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzalamışlardır. İlk derece mahkemesince yargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan ve banka kayıtları üzerinde yapılan incelemeyi içeren 22.07.2019 tarihli kök ve 10.10.2019 tarihli ek raporlarda özetle; davalı banka tarafından davacı ... Ltd Şti'ne 18.04.2017 tarihinde 17041728814 ref. sayılı 2.000.000,00 TL kredi kullandırıldığı, davalı banka tarafından sunulan hesap hareket tablolarının incelenmesinde; taksitli ticari kredi dışında diğer nakit kredi hesap bakiyelerinin sıfırladığı, kredi hesaplarına ait bakiyelerin bildirilmesinin bilirkişi tarafından banka şubesinden istendiği ancak alacağın varlığını gösteren herhangi bir kayıt sunulmadığı, ... ... referans sayılı taksitli ticari kredi bakımından yapılan incelemede; takip öncesi temerrüt oluşmadığı, asıl borçlu ve kefiller yönünden temerrütün takip tarihinde başladığı, bankaca ibraz edilen taksit tablosunda akdi faiz oranının %16 olarak belirtildiği, temerrüt faizinin ise genel kredi sözleşmesinin 33.2 maddesi gereği akdi faizin iki katı olarak hesaplanması gerekmekte ise de takip talebinde temerrüt faizinin borçlu lehine %19,50 olarak talep edildiğinden bu oranın esas alınacağı, icra takip tarihi itibariyle ödenmiş son taksitin 17.09.2018 tarihli taksit olduğu, bu tarih itibariyle kalan ana para tutarının 1.181.126,29 TL olup takip tarihine kadar 14 günlük akdi faiz tutarının 7.248,555 TL olduğu, davalı bankanın takip tarihinde davacılardan 1.181.126,29 TL ana para, 7.248,55 TL akdi faiz, 362,43 TL BSMV, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.189.222,27 TL alacaklı olduğu, dava tarihi itibarıyla ise davalının davacılardan 1.181.126,29 TL ana para, 7.248,55 TL akdi faiz, 5.048,10 TL temerrüt faizi, 614,83 TL BSMV, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.194.522,77 TL alacaklı olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava ve takip dayanağı bononun, davacı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredinin teminatı olarak düzenlenip düzenlenmediği, davacıların takip konusu bono sebebiyle davalıya borçlu olup olmadıkları, takip tarihi itibarıyla davacının davalılardan talep edilebileceği bir alacağın bulunup bulunmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır. İşbu dava konusu icra takibine dayanak bononun ihdas nedeni nakden olup, davalı banka bononun lehtarıdır. Bononun ön yüzündeki hukuki duruma göre lehtar olan davalı bankanın nakit alacağının ancak kredi ilişkisi alacağı olabileceğinin kabulü gerekmiştir. Temlik eden davalı .... ile takip dayanağı bononun keşidecisi şirket arasında imzalanan 10.04.2017 tarihli 2.000.000,000 TL limitli genel kredi sözleşmesinde, bonoda aval olan diğer davacılar müteselsil kefil olarak yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararında da açıkça belirtildiği üzere, davacı şirketle davalı banka arasında kredi ilişkisi bulunduğu, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 11/1. maddesinde müşterinin bu sözleşmeden veya diğer alacakları ve alacaklarının gelecek dönemlerde tahakkuk edecek faizleri nedeniyle bankanın isteyeceği miktarda ve nitelikte bankaca kabulü şayan, vadeleri uygun ticari senetleri vermeyi kabul ve taahhüt ettiği, bankanın bizzat müşterinin borçlusu olduğu ticari senetleri teminat olarak alabileceği hükmünün bulunduğu, dava konusu bonoda "nakden" kaydının yer aldığı gözetildiğinde lehtar banka tarafından davacı asıl borçlu şirkete verilen nakit karşılığı işbu bononun teminat amaçlı alındığının kabulü gerekecektir. Nitekim davalı yan da, dava konusu bononun teminat senedi olduğunun aksini ispat edememiştir. Öte yandan, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin bankanın cari hesapları kesme ve sözleşmeyi feshetme yetkisi başlıklı 32. maddesinin 1 numaralı bendi "Bankanın noter aracılığıyla veya iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla veya herhangi bir bildirime, ihtara, ihbara gerek olmaksızın re'sen tayin edeceği bir süre içinde bu sözleşme ile açtığı cari hesap veya hesapların veya kredilerin bir kısmını veya tamamını kesebilir ve bu sözleşmeyi feshedebilir veya kredileri azaltabilir ... " hükmünü içermektedir. Anılan hüküm karşısında davacı şirketin asıl borçlu diğer davacıların müteselsil kefil olarak yer aldığı genel kredi sözleşmesinde temlik eden davalı bankaya bildirimsiz fesih hakkı tanındığından temlik eden davalı banka tarafından dava açıldıktan sonra davacılara gönderilen ihtarname nedeniyle davalının bu yetkisinden vazgeçtiği ve takip tarihi itibarıyla alacağın muaccel olmadığı ileri sürülemeyecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararında açıkça asıl borçlu ve müteselsil kefil olan davacılar yönünden temerrütün takip tarihi olan 01/10/2018 tarihinde başladığı kabul edilmiş, tarafların alacaklılık ve borçluluk durumlarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargılama aşamasında banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile alınan bilirkişi kök raporu ve kök rapordaki görüşü tekrar eden ek raporda, takip tarihi itibarıyla davalı bankanın davacılardan alacaklı olduğu anapara, işlemiş akdi faiz, işlemiş temerrüt faizi, BSMV miktarları açıkça tespit edilmiştir. Alınan rapor ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli niteliktedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu ve dosyadaki ihtiyati haciz kararına göre, temlik eden davalı bankanın takip tarihi itibarıyla davacılardan (1.181.126,29 TL anapara + 7.248,55 TL işlemiş akdi faiz + 362,43 TL BSMV = ) 1.188.737,27 TL asıl alacak, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti, 100,20 TL ihtiyati haciz masraf alacağı bulunduğu anlaşılmıştır. Dava konusu icra takip talebinde ise, temlik alan davalı banka tarafından davacılardan 1.691.184,88 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon, 100,20 TL ihtiyati haciz masrafı, 485,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti olmak üzere toplam 1.700.457,67 TL alacağın tahsili talep edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporu ve dosyadaki belgeler karşısında, temlik eden davalı bankanın takip tarihi itibarıyla davacılardan alacaklı olduğu tespit edilen miktarlar ile takip talebi karşılaştırıldığında davacıların takip tarihi itibarıyla davalı yana 502.447,61 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon yönünden borçlu olmadıkları tespit edilmiş, bu tespit çerçevesinde davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Öte yandan, taraflarca kötüniyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de, davada kabul edilen miktar yönünden davalı banka davacı aleyhine icra takibi yapmakta haksız ise de, kötüniyetli olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmadığı, davada reddedilen miktar yönünden ise, işbu davada dava konusu icra takibinin durmasına ilişkin verilen herhangi bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığı, bu nedenle davalı alacaklı yanın alacağına geç kavuştuğundan söz edilemeyeceği anlaşıldığından taraf vekillerinin kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine hükmedilmiştir. Tüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulüne, tarafların kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; A)1-Davanın KISMEN KABULÜNE, Ankara 18. İcra Müdürlüğü'nün 2018/11536 sayılı takip dosyasında 01/10/2018 takip tarihi itibariyle davacıların davalıya 502.447,61 TL asıl alacak, 3.614,04 TL işlemiş faiz, 5.073,55 TL %0,30 komisyon yönünden borçlu olmadıklarının tespitine, 2-Davacıların fazlaya yönelik taleplerinin reddine, 3-Davacıların kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine, 4-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 5-Alınması gereken 34.859,42 TL karar ilam harcından peşin alınan 28.881,21 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.978,21 TL harcın temlik alan davalı ve temlik eden davalıdan müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, 6-Davacılar tarafından peşin yatırılan 28.881,21 TL peşin harç ile 35,90 TL başvurma harcının temlik alan davalı ve temlik eden davalıdan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, 7-Davacılar tarafından yapılan 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, 69,00 TL posta ve tebligat ücreti olmak üzere toplam 1.069,00 TL yargılama giderinin davanın kabul ve reddi oranı gözetilerek hesaplanan 321,33 TL'sinin temlik alan davalı ve temlik eden davalıdan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına, 8-Davacılar duruşmada kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 81.781,63 TL vekalet ücretinin temlik alan davalı ve temlik eden davalıdan müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, 9-Temlik alan davalı duruşmada kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 184.398,37 TL vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsili ile temlik alan davalıya verilmesine, 10-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, B)1-Temlik alan davalıdan alınması gereken 34.859,42 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 8.668,01 TL'nin mahsubu ile bakiye 26.191,41 TL harcın temlik alan davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 2-Temlik alan davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, C)1-Davacılar tarafından peşin yatırılan 54,40 TL maktu istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine, 2-Davacılar tarafından yatırılan 148,60 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının temlik alan davalı ile temlik eden davalıdan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, 3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan 286,50 TL yargılama giderinin davadaki haklılık durumu gözetilerek hesaplanan 86,12 TL'sinin temlik alan davalı ile temlik eden davalıdan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, bakiye kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 15/09/2026
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ... ... ... ... ...
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.