Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1268 E. 2026/1850 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1268
Karar No
2026/1850
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1268 KARAR NO : 2026/1850

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/04/2026 NUMARASI : 2026/105 Esas 2026/377 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BAM KARAR TARİHİ : 09/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 09/09/2026

Davalı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirket ile olan ticari ilişkileri gereğince, cari hesaptan kaynaklanan borcunu bütün uyarılara rağmen ödememesi üzerine, davaya konu icra takibinin başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli borca itirazı nedeniyle takibin durduğunu, davalı tarafça cari hesap ilişkisinin 10 yılı aşkın süre önce sona erdiği iddia edilmiş ise de iddianın doğru olmayıp müvekkili şirketin takibe konu miktarda alacaklı olduğunu bildirmiş, davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve alacağın %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkilinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 10 yılı aşkın bir süre önce bittiğini, davacının tek taraflı düzenlediği müvekkilinin teyidini içermeyen, hesap mutabakatı düzenlenmemiş cari hesap dökümlerini hiç bir şekilde kabul etmedikleri gibi bu dökümün kesin delil gibi sunularak alacak talebinde bulunulamayacağını, cari hesap dökümünün kendilerine hiç tebliğ edilmediğini, iddiaya konu alacağın belgesiz, faturasız olup tek taraflı cari hesaba dökülerek talep edildiğini, davacının alacağını ispatlamakla yükümlü olduğunu, eski bir ticari ilişkiyi cari hesap ekstrelerine dökerek kendinde olan ispat yükünü tersine çevirmeye çalıştığını, alacağın hangi nedenle, hangi malın, hangi faturanın karşılığında, neye dayanarak talep edildiğinin anlaşılamadığını, davacının da alacağının olmadığını bildiğini, gerçek bir alacak olması halinde bunca yıl bekleyip, takibe girişmesinin hem ticari hayatın olağan akışına hem de dürüstlük ve iyi niyet ilkesine aykırı olduğunu bildirmiş, davanın reddi ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere davacının kötü niyet tazminatına sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Dava, taraflar arasında oluşan ticari ilişkiden doğan alacağının ödenmediği iddiası ile davacı tarafın davalı hakkında iddia ettiği alacağın tahsili için yapılan icra takibinde davalının, borca ve ferilerine ilişkin yaptığı itirazının iptali istemine ilişkindir. Davaya konu icra dosyasında davacı, davalı hakkında ticari ilişkiden kaynaklandığını iddia ettiği alacağının tahsili için ilamsız icra yoluyla takip yapmış, ödeme emrinin tebliğinden sonra yasal süre içinde davalı adına vekili tarafından sunulan itiraz dilekçesi ile borca ve ferilerine itiraz edilmesi nedeniyle davalı hakkındaki takip durmuştur. Dava, İİK'nun 67(1) maddesinde düzenlenen hak düşürücü süre içinde açılmıştır. Yapılan yargılama sonunda mahkememizce verilen hükmün istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2026 tarihli kararı ile mahkememizin kararının kaldırılmasına karar verilmiş ilamda belirtildiği şekilde davanın esastan incelemesi yapılmış, taraf vekillerince başkaca bir delil toplanması talebinde bulunulmamış, taraflarca sunulan, bildirilip mahkememizce toplanan deliller dışında başka bir delil toplanmasının da gerekmediği gözönünde tutularak toplanan tüm delillerin değerlendirilmesi suretiyle hüküm kurulmuştur. Davacı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin defter ve kayıtları ile sabit olduğunu iddia etmiş, davaya konu icra dosyasındaki takip talebi ve ödeme emrinde alacağının cari hesap alacağı olarak tanımlamış ve dayanak olarak cari hesap alacağına, dava dilekçesinde delil olarak defter ve kayıtlarına dayanmış, davalı taraf gerek icra dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde gerekse cevap dilekçesinde taraflar arasında geçmişte bir ticari ilişki bulunduğunu ancak 10 yılı aşkın bir süre önce sona erdiğini, davacı tarafın talep edebileceği bir alacağının olmayıp taraflar arasında bir cari hesap ilişkisinin ve mutabakatının bulunmadığını, ayrıca takip ve dava konusu alacağın zaman aşımına uğradığını iddia etmiştir. Davanın niteliği, dava ve cevap dilekçelerinde karşılıklı olarak dile getirilen iddia ve savunmalar, ön inceleme duruşmasında belirlenen anlaşmazlık noktaları, kararın kaldırılmasından önce alınan bilirkişi rapor ve ek raporları, taraflarca kararın kaldırılmasından sonra yeni bir bilirkişi raporu alınması veya ek bilirkişi raporu alınması talebinde bulunulmadığı, kararın kaldırılmasından önceki toplanan tüm delillerin ve alınan bilirkişi rapor ve ek raporlarının, usul, yasa ve dosya kapsamına uygun hükme ve denetime elverişli nitelikte olduğu dikkate alınarak toplanan tüm deliller ile birlikte bilirkişi rapor ve ek raporlarında yapılan tespit, değerlendirme ve hesaplamaların birlikte değerlendirmesi suretiyle uyuşmazlığın çözüm yoluna gidilmiştir. Davalı taraf zamanaşımı definde bulunmuş ise de Bölge Adliye Mahkemesi ilamında da belirtildiği üzere somut olayda uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımı süresi gözönünde tutulduğunda taraflar arasındaki ticari ilişkinin 06/05/2011 tarihinde sona erdiğinin kabulünde dahil icra takip tarihi itibariyle zamanaşımının kesildiği buna göre takibin zamanaşımı süresi içerisinde yapılıp davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı dikkate alınarak davalı tarafın zamanaşımı definde haklılık görülmemiştir. Talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda, bilirkişi ... 11/02/2021 tarihli bilirkişi raporunda; davalının 2010 yılı defterlerinin ibraz edip 2011 yılı defterlerini ibraz etmediğini, 31/12/2010 tarihi itibariyle davalıya ait 2010 yılı defterlerinde 31/12/2010 yılı itibariyle davalının davacıya 322.167,10 TL borçlu göründüğünü, taraflarca imzalanmış bir mutabakat belgesinin bulunmadığını, davacı tarafça tanzim edilen faturaların zeytinyağı satışı olarak kayıtlı olduğunu, davalının vergi dairesindeki mükellefiyet kaydının 31/12/2011 tarihinde terkin edildiğini bildirmiş, mahkememizce alınan bilirkişi raporunda bilirkişi .... 07/06/2021 tarihli kök raporunda; davacının incelenen 2010 yılında 2019 yılı dahil bu tarihe kadar olan ticari defterlerinin lehine delil teşkil eder nitelikte olduğunu, taraflar arasında imzalanmış bir sözleşmenin bulunmadığını, zeytinyağı satışı ile ilgili ticari ilişkinin 22/05/2014 tarihindeki 40.000,00 TL'lik ödeme ile son bulduğunu, davacı vekili tarafından ödenmemiş senetler olarak dosyaya sunulan senet örneklerine göre 95.000,00 TL toplam bedelli beş adet senedin davalı tarafından davacıya ödeme yerine verildiğini, davacı defterlerine göre 19/10/2012 tarihi itibariyle davacının davalıdan 151.479,79 TL alacaklı olduğunu, ödenmemiş senet bedellerinin alacağa eklenmesi halinde davacının 246.47979 TL alacaklı olacağını, 40.000,00 TL ödemenin cari hesaptan mahsup edilip edilmeyeceğinin mahkemenin takdirinde bulunduğunu bildirmiş, 04/10/2021 tarihli ek raporunda; 31/12/2012 tarihi itibariyle davacı defterlerinde de davacının, davalıdan 322.167,09 TL alacaklı görüldüğünü, bu nedenle her iki tarafın ticari defterlerindeki bu tarihteki kayıtların birbiri ile uyumlu olduğunu, davalı tarafın yaptığı ödemeler sonrasında cari hesap ekstresine göre davacının 19/12/2012 tarihi itibariyle davalıdan 151.479,79 TL alacaklı olup, 95.000,00 TL toplam bedelli beş adet senedin davacı alacağına ilave edilmesi halinde davacının davalıdan 246.479,79 TL alacaklı olacağını, bu alacaktan 40.000,00 TL'lik ödemenin mahsubu halinde 206.479,79 TL alacaklı olduğunu bildirmiştir. Toplanan tüm deliller ve mahkememizce usul, yasa ve dosya kapsamına uygun görülen, gerekçeli ve denetime elverişli nitelikteki her iki bilirkişi rapor ve ek raporları ile; bilirkişiler tarafından taraflara ait ticari defterlerde yapılan tespitlerin aynı kaydı içermese de ticari ilişkinin başlangıcı ve bitişine ilişkin kayıtların yakın benzerlik taşıdığı, taraflar arasında yazılı bir ticari sözleşme olmaksızın davalının, davacıya zeytinyağı satışı yaptığı, karşılığında davacı şirketin aldığı malın bedelini ödemek suretiyle ticari ilişkinin uzun yıllar sürdürüldüğü, her iki tarafın ticari defterlerinde devam eden ticari ilişkiyle ilgili olarak açık hesap tutulduğu, her ne kadar davacı tarafça açık hesap, cari hesap olarak nitelenmiş ise de, 6102 sayılı TTK'nun 89 ve devamı, 6762 sayılı TTK'nun 87 ve devamı maddelerinde düzenlenen anlamda taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin yapılmamış olması nedeniyle yasal bir cari hesap ilişkisinin bulunmadığı gibi cari hesap mutabakatının da yapılmadığı, her iki tarafın ait ticari defterlerinde birbirini doğrular şekilde 31/12/2010 tarihi itibariyle davacının davalıdan 322.167,10-TL alacaklı göründüğü, davalının ticareti terk etmiş olması nedeniyle vergi yükümlülüğünün 31/12/2011 tarihi itibariyle sona erdiği, davalı tarafa ait 2011 yılına ilişkin ticari defterlerin sunulmamış olması nedeniyle ticari ilişkiye ait 2011 yılı defterlerinde kayıt bulunup bulunmadığı tespit edilememesine göre ticari ilişkinin 2011 yılı içinde sona erip ermediğinin tespitinin mümkün olmadığı, buna karşın davacı tarafın ticari defterlerinde 22/05/2014 tarihinde davalı tarafça banka havalesi yoluyla yapılmış 40.000,00-TL'lik ödemeye ilişkin kayıt bulunduğu ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin bu kayıtla son bulduğu, ancak davalı tarafça bu ödemenin kendileri tarafından yapıldığının kabul edilmemesi yanında ödeme belgesinde işlemi yapan ....'ın dosyaya gelen belge örneğine göre 23/06/1997'den beri davacı şirketin sigortalı çalışanı olup davalının çalışanı ve vekili gibi bir sıfatının bulunmamasına bağlı olarak ödemenin davalı tarafından yapıldığının kabulünün mümkün bulunmamak ile birlikte ödemenin davacı tarafça yapılmış olsa dahi davalı adına yapıldığının davacı tarafça kabul edilecek nitelikte ödeme yapılmış olmasına göre davacının alacağından mahsup edilmek üzere davalı tarafından yapılmış kabul edilmesi gerektiği, davalı tarafça, davacı tarafın alacağına karşılık davalının annesi ... adına kayıtlı Ayvalık'taki ..Ada, ... Parsel sayılı taşınmazın davacı şirketin ortağı ve yetkilisi ...'ye devredildiği iddiasında bulunulmuş ise de ve tapu kayıt örneğine göre davalının annesi ... tarafından davacı şirketin ortağı ve yetkilisi ...'ye taşınmazın 10.000,00-TL bedelle 13/04/2011 tarihinde satış suretiyle devredildiği görülmüş ise de, davalının iddiasının davacı tarafça kabul edilmemesi karşısında davalı tarafın bu iddiasının kanıtlanamadığı, icra takip tarihi itibariyle davacı tarafın defter ve kayıtlarına göre davacı çalışanı ... .'ın banka havalesi yoluyla yaptığı ödeme ve davacı tarafça davalı tarafa verilen ve en son vade tarihi 20/03/2012 olan 5 adet toplam 95.000,00-TL bedelli senetlerde dahil olmak üzere davalı taraftan alacağının 151.474,79-TL olduğu, davacı defterlerine göre davalı tarafından davacı tarafa kesilmiş en son faturanın 28.110,83-TL tutarlı 06/05/2011 tarihli fatura olup bu tarihten sonra ticari ilişki çerçevesinde davacı ya da davalı tarafın birbirlerine kesmiş oldukları hiçbir faturanın bulunmadığı, yalnız davacının çalışanı tarafından davalı adına dava konusu alacak ile ilgili .. Tarihinde yapılan 40.000,00 TL'lik ödemenin bulunduğu, buna göre taraflar arasındaki ticari ilişkinin bu ödeme ile sona erdiği, talimat yolu ile alınan raporda bilirkişi....'ın davalıya ait defterlerde yaptığı tespitte davalının davacıya 31/12/2010 tarihi itibariyle 322.167,10 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, ancak davalının 2011 yılı defterlerinin sunulmaması nedeniyle 2011 yılı itibariyle taraflar arasındaki alacak borç miktarının tespit edilemediği, mahkememizce alınan bilirkişi rapor ve ek raporunda ise davacıya ait defterlerde 31/12/2010 tarihi itibariyle davacının, davalıdan 322.167,09 TL alacaklı görüldüğü, buna göre her iki tarafından 31/12/2010 tarihi itibariyle borç alacak kayıtlarının birbirini doğruladığı, davacıya ait 2011 yılı ticari defterlerinde bir faturaya rastlanmadığı buna karşın davalı tarafından davacıya satış faturalarının kesildiği, bu faturalardaki bedellerinin davalı tarafından mahsup edildiği, davalının davacıya verdiği tüm senetlerde dahil olmak üzere cari hesap ekstresine göre 19/10/2012 tarihi itibariyle davacının, davalıdan 151.479,79 TL alacaklı olduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davalı tarafından davacıya verilen toplam 95.000,00 TL bedelli beş adet senedin ödenmediğine karar verilmesi halinde davacının 246.479,79 TL alacaklı hale geleceği belirtilmiş ise de nakit ödeme dışında senet ve çek gibi kıymetli evrakla yapılan ödemelerinde ilgili belgelerin alacaklıya teslimi halinde taraflar arasındaki borcu sona erdiren nitelikte ödemeler olduğu gözönünde tutulduğunda, davacının 19/10/2012 tarihi itibariyle davalıdan alacağının 151.476,79 TL olduğu, 22/05/2014 tarihinde yapılan 40.000,00 TL ödemenin davacının çalışanı tarafından davalı adına yapıldığı gözönünde tutulduğunda bu ödemenin tahsil edilen bir kıymetli evrak veya davalı tarafça nakit olarak davacıya elden verilen paranın banka havalesi yoluyla davacı hesabına gönderilmiş olması gibi birçok değişik sebepten kaynaklanacağı ödemenin davalı adına davacı hesabına yapıldığı birlikte değerlendirildiğinde 40.000,00 TL'nin 151.479,79 TL olarak belirlenen alacaktan mahsubunun gerektiği buna göre icra takip tarihi itibariyle davacının alacağının 101.479,79 TL olduğu dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile davalının, davaya konu icra dosyasında yaptığı borca ve ferilerine ilişkin itirazının kısmen iptali ile; takibin, 111.474,79 TL asıl alacak üzerinden devamına, takip talebinde ve buna bağlı olarak düzenlenen ödeme emrinde belirli bir oran belirtmeksizin yalnız reskont avans faizi uygulanmasının talep edildiği dikkate alınarak işleyecek faiz yönünden asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi üzerinden takibin devamına, davacı tarafın fazlaya ilişkin 195.000,00 TL'lik asıl alacak isteminin reddine, taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğan alacağın likit olması ve belirlenebilir olduğu dikkate alınarak kabul edilen alacak miktarı üzerinden davalının %20 oranında icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, her ne kadar davalı tarafça kötüniyet tazminatı talebinde bulunulmuş ise de reddedilen alacak miktarı için davacının kötüniyetli olarak icra takibine yaptığına ilişkin bir delil toplanmadığı gibi davacı tarafın bu yöndeki iddiasını kanıtlar nitelikte bir delil de sunmaması nedeniyle davalı tarafın kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.'' gerekçesi ile; HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Gerektirici Nedenlerle: 1-Davanın, KISMEN KABULÜ İLE; davalının, davaya konu İzmir 25. İcra Müdürlüğünün 2019/6233 sayılı icra dosyasında yaptığı borca ve ferilerine ilişkin itirazının kısmen iptali ile; Takibin, 111.474,79 TL asıl alacak ile işleyecek faiz yönünden asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi üzerinden devamına, 2-Davacı tarafın fazlaya ilişkin 195.000,00 TL'lik asıl alacak isteminin reddine, 3-Hükmedilen 111.474,79 TL asıl alacağın %20'si oranındaki 22.294,96 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davalı tarafın, kötü niyet tazminatı isteminin reddine," şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararında işaret edilen eksikliklerin yerel mahkemece giderilmediğini, kaldırma kararının gerektirdiği inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi Kaldırma İlamında, her ne kadar işbu davanın, ayıplı mala ilişkin 6 aylık zaman aşımı süresi uygulanması suretiyle usulden reddi kararını hatalı bulmuş ise de, istinaf incelemesinde esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını ve dahi uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek derecede önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması nedeniyle dosyayı İlk Derece Mahkemesine iade ettiğini, ancak kaldırma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden yapılan yargılamada, davanın esasına etkili birçok hususun yeterince aydınlatılamadığını, özellikle alacağın dayanağı, niteliği, kapsamı ve zamanaşımı yönünden çelişkilerin giderilemediğini, taraflar arasındaki ticari ilişkinin hukuki nitelendirilmesinin yapılarak zaman aşımı itirazlarının değerlendirilmesinin gerektiğini, BAM kaldırma kararındaki gibi ilk derece mahkemesi kararında da taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesi bulunmadığının kabul edildiğini, dosyadaki verilerin taraflar arasında uzun yıllara yayılan bir ticari ilişki bulunduğunu gösterdiğini, ancak bu ilişkinin hukuki olarak nitelendirilmesinin gerektiğini, 10 yıllık genel zaman aşımı mı yoksa 5 yıllık istisnai zamanaşımı mı uygulanması gerektiğinin öncelikle aydınlatılmasının gerektiğini, açık hesap ilişkisinin, toplu ve soyut bir bakiye hesabından ziyade, kalem kalem muhasebe ve ispat incelemesinin gerektiğini, buna rağmen hüküm kurulurken taraflar arasında sanki cari hesap ilişkisi varmış gibi değerlendirme yapıldığını, alacak kalemlerinin tek bir bakiye altında toplandığını, son tarihli faturanın baz alınarak zaman aşımı hesabının yapıldığını ve davacı lehine kabul kurulduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından uyuşmazlığın çözümünü etkileyecek deliller toplanmadan eksik incelemeyle hüküm kurulduğunu, mahkemece, davacı tarafın müvekkiline gönderdiği paraların hangi borca ilişkin olduğuna dair açıklama bulunmadığı, bu ödemelerin zeytinyağı bedeli olarak mı yoksa taraflar arasındaki başka bir borcun kapatılması amacıyla mı yapıldığının somut ve kesin delillerle belirlenemediği hususunun gereği gibi değerlendirilmediğini, davacının ‘gönderilen paralar zeytinyağı bedelidir’ iddiasının ispatlanmamış olup, ödeme hareketinin varlığının tek başına borcun sebebini kanıtlamaya yeterli olmadığını, mahkemece bu husus gözetilmeksizin davacı lehine hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararının, kabul edilen vakıalarla varılan sonuç bakımından çelişkili olduğunu, davacı tarafın tek taraflı olarak tuttuğu, davalı tarafından teyit edilmeyen ve taraflar arasında mutabakata dayanmayan ticari defter kayıtlarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, HMK m. 222 uyarınca ticari defterlerin delil değeri bulunabilmesi için kayıtların usulüne uygun tutulmuş olması, birbirini doğrulaması ve karşı taraf defterleriyle çelişmemesinin gerektiğini, somut olayda bu şartlar gerçekleşmediğinden, davacı defter kayıtlarının tek başına alacağın ispatına esas alınmasının hukuken isabetli olmadığını, icra inkar tazminatı koşullarının oluşmadığını, yerel mahkemece, kabul edilen kısım üzerinden icra inkâr tazminatına hükmetmiş ise de bu kararın kabul edilebilirliğinin bulunmadığını, icra inkâr tazminatının, her alacak davasında otomatik uygulanacak bir yaptırım olmadığını, alacağın açık, belirli, tartışmasız ve likit olması gerekir iken somut dosyada bu şartların bulunmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava: itirazın iptali istemine ilişkindir. HMK'nun 355. Maddesi gereğince istinaf incelemesi istinafa başvuran vekilinin dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlarda res'en gözetilerek yapılmıştır. Davacı taraf; davalıdan cari hesaptan kaynaklı alacaklı olduğunu belirterek itirazın iptalini talep etmiştir . Davalı taraf; davacının müvekkilinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 10 yılı aşkın bir süre önce bittiğini, davacının tek taraflı düzenlediği müvekkilinin teyidini içermeyen, hesap mutabakatı düzenlenmemiş cari hesap dökümlerini hiç bir şekilde kabul etmedikleri gibi bu dökümün kesin delil gibi sunularak alacak talebinde bulunulamayacağını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece ilk kararla; davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairemizce karar kaldırılmış, davanın zamanaşımına uğramadığı esastan görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece Dairemiz kaldırma kararından önce her iki taraf defteri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bilirkişi raporu alınmıştır. Davalı taraf ticareti 31.12.2011 tarihinde terk ettiğinden sadece 2010 yılı defterlerini sunmuş, 2011 yılı defterlerini bulamadığından sunamadığını beyan etmiştir. Davalı defterine göre son fatura 06.05.2011 tarihinde davacı tarafa kesilmiş, bu tarihten sonra tarafların birbirlerine kesmiş oldukları bir fatura olmadığı sunulan bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı defterinde 40.000 TL lik bir davalı ödemesi kayıtlı ise de; bu ödemeyi yapanın gelen kayıtlara göre davacının sigortalı çalışanı olduğu, davalının da bu ödemeyi kabul etmemesi karşısında taraflar arasındaki ticari ilişkinin 06.05.2011 tarihinde sona erdiğinin kabulü gerekmektedir. Mahkeme kabulü de bu yöndedir. Davalı defterlerini inceleyen bilirkişi raporunda; Davalı ....'un Davacı .....A.Ş. firmasına 31.12.2010 tarihi itibari ile 322.167,10.-TL tutarında borçlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak davalı ...'a ait 2011 yılı Yasal defterlerinin ibraz edilmediği için davalının işi terk tarihi olan 31-12-2011 tarihi itibariyle taraflar arasındaki İddia ve savunmaları karşılayacak şekilde borç / alacak durumunun tespit edilememiş olduğu belirtilmiştir. Davacı defterlerini inceleyen bilirkişi raporunda ise; Davalının Davacıya vermiş olduğu tüm senetler dahil edilmiş olan cari hesap ekstresine göre; 19.10.2012 tarihi itibari ile Davacı ....A.Ş. firmasının Davalı .. ..”'dan 151.479,79.-TL tutarında alacaklı olduğu, eğer Mahkeme Tarafından Davalı tarafından Davacıya 5 adet Senedin Ödenmediğine Karar Verilecek olur ise; 19.10.2012 tarihi itibari ile; Davacı .....A.Ş. firmasının Davalı ...'dan (151.474,79 + 95.000 —>) 246.479,79.-TL tutarında alacaklı hale geleceği, eğer Mahkeme tarafından 22.05.2014 tarihinde Davacı .....A.Ş. firmasının kendi personeli olan ... tarafından davacı firmanın kendi hesabına yatırılan 40.000.-TL tutarındaki bedelin Mahkeme Tarafından Davalının Cari Hesabından Mahsup edilmesi gerektiğine karar verilecek olur ise Davacı .....A.Ş. firmasının Davalı .. ..dan (151.474,79 4 95.000 — 40.000 —) 206.479,79.-TL tutarında alacaklı hale geleceği, belirtilmiştir. Yani sonuç olarak mahkeme 95.000 TL senet bedellerini hesaplamaya dahil etmemiş, davacının davalıdan olan alacağının 151.479,79 TL olduğunu kabul etmiş bundan da davacı çalışanının davalı adına yaptığı 40.000 TL ödemeyi düşerek bakiyeye hükmetmiştir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına; ilk derece mahkemesince aldırılan bilirkişi raporunun denetime elverişli ve açık olmasına, dava açılış tarihine göre davalının ticari defterlerini 10 yıl süreyle saklamakla yükümlü olmasına, davalının davacıyla aralarındaki son ticari ilişkiden sonra kendi defterlerine göre borçlu olmasına, davalının davacıya ödeme yaptığını ispatlayamamasına, davacı defterlerine göre kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK m. 353/1-b-1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/04/2026 tarih, 2026/105 Esas ve 2026/377 Karar sayılı kararına karşı davalının istinaf başvuru sebeplerinin HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvuran davalı taraftan alınması gereken 7.614,84 TL istinaf nispi karar harcından başlangıçta alınan 1.905,00 TL'nin mahsubu ile eksik yatırılan 5.709,84 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yapılan istinaf masrafının üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, 5-İstinaf yargılamasında duruşma açılmadığından karşı taraf yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-Kararın re'sen taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde HMK'nın 353/1-b-1. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucunda; HMK'nın 361/1. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1268, K. 2026/1850, T. 09.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1268-e-2026-1850-k-a663b7713237