Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/901 E. 2026/1398 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/901
Karar No
2026/1398
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/901 KARAR NO : 2026/1398

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN ARA KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/03/2026 NUMARASI : 2026/311 Esas DAVA : MENFİ TESPİT / İHTİYATİ TEDBİR KARAR TARİHİ : 10/06/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 10/06/2026

Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/311 Esas sayılı dava dosyasından yapılan yargılama sonucunda ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya, Dairemize gönderilmiş olmakla HMK'nın 353. maddesi uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ....A.Ş. tarafından Kuşadası İcra Müdürlüğü’nün 2024/5298 Esas sayılı dosyası ile müvekkilİ aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatılmış olup ; söz konusu takipte 12.000.000-TL ve 26.000.000-TL bedelli iki adet senet dayanak gösterilerek alacak talebinde bulunulduğunu, ne var ki, takibe dayanak yapılan bu senetlerin, müvekkilinin şahsına ait gerçek ve geçerli bir borç ilişkisinden kaynaklanan kambiyo senetleri olmadığını, zira somut olayda müvekkili .... ile davalı arasında doğrudan veya dolaylı hiçbir borç ilişkisi ya da ticari ilişkinin bulunmadığını, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yalnızca .... . Şirketi ile davalı şirket arasında akdedilmiş kat karşılığı inşaat sözleşmesinden ibaret olup, müvekkilinin bu ilişkinin tarafı değil, sadece şirket yetkilisi konumunda olduğunu, buna rağmen davalı tarafın, şirket ile arasındaki ticari ilişkiyi hukuka aykırı şekilde müvekkilinin şahsına yöneltmekte ve sanki müvekkilinin şahsi borcu varmış gibi kambiyo takibine başvurduğunu, oysa takibe konu edilen senetlerin; herhangi bir mal teslimi veya hizmet ifasının karşılığı olarak düzenlenmediğini, müvekkilinin şahsını borç altına sokan müstakil ve bağımsız bir hukuki ilişkiye dayanmadığını, herhangi bir sözleşme, hesap mutabakatı veya borç tasfiyesi kapsamında oluşturulmadığını, düzenlenmeleri ile ileri sürülen alacak arasında hukuken korunabilir bir illiyet bağı bulunmadığını, kaldı ki, senetlerde yer alan “nakden” ibaresine rağmen, davalı tarafın ticari defter ve kayıtları incelendiğinde bu senetlere karşılık herhangi bir kayıt yapılmadığının açıkça görüleceğini, davalı tarafın şirket ile olan ticari ilişkiden kaynaklanan iddialarını müvekkilinin şahsına yöneltmesinin de hukuken kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla hukuki dayanağı bulunmayan bu senetlere dayanılarak kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlatılmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup hukuk düzeni tarafından korunmasının hakkaniyete aykırı olacağını, takibe konu edilen senetler her ne kadar müvekkili .....’in imzasını ihtiva etmekte ise de, bu durum tek başına müvekkilinin şahsi bir borç altına girdiği anlamına gelmediğini, öte yandan, söz konusu senetlerin düzenlenme süreci itibariyle bu belgelerin müvekkilinin serbest ve sağlıklı iradesi ile oluşturulmadığını açıkça ortaya koyduğunu, davalı tarafın, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan asli borcu olan tapu devrini yerine getirmediğini; bu suretle müvekkilinin yetkilisi olduğu .... Şirketi’ni ekonomik olarak zor durumda bıraktığını, bu ekonomik sıkışmışlık halinin davalı tarafından bir baskı aracına dönüştürüldüğünü; tapu devrinin gerçekleştirilmesi ve sürecin ilerleyebilmesi için müvekkilden şahsen senet verilmesi talep edildiğini, hatta daha önce verilmiş çeklerin iadesi dahi senet verilmesi şartına bağlandığını, somut olayda da müvekkil, tapu devrinin sağlanabilmesi ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilmesi amacıyla, davalı tarafın yarattığı bu baskı altında senet imzalamak zorunda kaldığını, bu nedenle, takibe konu edilen senetlerin, müvekkilinin gerçek ve serbest iradesine dayanan bir borç ilişkisini yansıtmamakta olup, irade sakatlığı kapsamında değerlendirilmesi gereken belgeler olduğunu, bu senetlere dayanılarak müvekkilinin borçlu olduğu iddiası hukuka açıkça aykırı olduğundan, dava konusu senetlerin gerçek bir borç ilişkisini yansıtmaması ve irade sakatlığı altında düzenlenmiş olması karşısında, telafisi güç ve imkansız zararların doğmasının önlenmesi amacıyla icra takibinin teminatsız olarak ihtiyati tedbir yoluyla durdurulmasına, davalı tarafın hukuka aykırı ve kötü niyetli şekilde icra takibi başlatmış olması nedeniyle, İİK uyarınca dava değerinin %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, müvekkil tarafından davalıya yapılmış ödemelerin tespiti ile, borç bulunmadığı halde ödenmiş olan tutarların davalıdan tahsiline ve müvekkile iadesine karar verilmesini talep etmiştir. MAHKEMECE: "...Talep, derdest menfi tespit davasında ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İİK 72.m. uyarınca açılan menfi tespit davalarında tedbir talepleri değerlendirilirken İİK 72.madde yanında HMK 389 ve devamı maddelerinin de dikkate alınması gerekir. HMK’nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan haller, ihtiyati tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyati tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır. İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin sadece uyuşmazlık konusu hakkında verileceği düzenlemiştir. Öte yandan HMK'nın 390/3. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir talep eden taraf, talep dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. İİK 72. maddesinde; "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İİK'nın 72/3. maddesinde; ''İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın %15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir'' hükmü yer almaktadır. Somut olayda; davacının, dava konusu senetlerin gerçek bir borç ilişkisini yansıtmaması ve irade sakatlığı altında düzenlenmiş olması karşısında, davacının herhangi bir borcu olmadığını ileri sürülerek dava dilekçesinde ihtiyati tedbir talep edildiği, İİK, icra takip hukuku açısından HMK’na göre özel kanun olup takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacının iddialarının yargılamayı gerektirdiği, davacı menfi tespite yönelik iş bu davada davanın geldiği aşama itbariyle bu iddiasını yaklaşık olarak ispat edemediği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.'' gerekçesi ile; KARAR: Gerekçesi yukarıda anlatıldığı üzere: 1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbir taleplerinin REDDİNE, ," şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İİK M.72/3 hükmü somut olaya uygun olmayacak şekilde dar ve yanlış yorumlandığını, mahkemece tedbir talebinin tamamen reddi yerine İİK m.72/3 kapsamında teminat karşılığı tedbir değerlendirilmesi gerektiğini, yaklaşık ispat şartı hatalı bir şekilde uygulandığını, takibe konu senetlerin hukuki niteliği ve borç ilişkisi mahkemece hiç değerlendirilmediğini, telafisi güç ve imkansız zarar şartı somut olayda açıkça mevcut olduğunu takibe konu senetlerin gerçek bir borç ilişkisini yansıtmaması ve irade sakatlığı ile düzenlenmiş olması sonuç olarak tedbir talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu, Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2026/311 E. Sayılı dosyasında 27/03/2026 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara kararının kaldırılmasını, Kuşadası İcra Müdürlüğü’nün 2024/5298 E. sayılı dosyasında yürütülen icra takibinin teminatsız olarak ihtiyaten durdurulmasına, Mahkemenizce teminatsız tedbir uygun görülmediği takdirde belirlenecek uygun bir teminat karşılığında durdurulmasını, bu talebin de kabul edilmemesi halinde ise İİK m.72/3 hükmü uyarınca belirlenecek teminat karşılığında icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesini, bu talebin de kabul edilmemesi halinde dahi somut olayın özellikleri dikkate alınarak müvekkilin menfaatlerini koruyacak şekilde uygun görülecek başkaca bir ihtiyati tedbire karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Talep, menfi tespit (kambiyo senetlerinden kaynaklanan) davasında verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararın kaldırılması istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. HMK’nın 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan haller, ihtiyati tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyati tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır. İhtiyati tedbirde asıl olan ihtiyati tedbire esas hakkın bulunması ve bir ihtiyati tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyati tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyati tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyati tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin sadece uyuşmazlık konusu hakkında verileceği düzenlenmiştir. Yine özel bir düzenleme olarak , İİK'nın 72. maddesinin 2. fıkrasında; "İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkemenin istek üzerine alacağın % 15'inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebileceği"; 72. maddesinin 3. fıkrasında ise; "icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği ancak borçlunun gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın % 15'inden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebileceği" düzenlenmiştir. Dosyadaki belgelere, davanın niteliğine, davacının talebine , ara kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle ara kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına göre, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu ara kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tarih ve 2026/311 Esas sayılı dosyasında ihtiyati tedbirin reddine ilişkin olarak verilen 27/03/2026 tarihli ARA KARAR, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Başvuru sırasında harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf kanun yolu başvurusunda bulunan ihtiyati tedbir isteyen davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından istinaf kanun yoluna başvuran ihtiyati tedbir isteyen davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Kararın tebliği ve gider avansı iadesine ilişkin işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/(1)-f maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 10.06.2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/901, K. 2026/1398, T. 10.06.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-901-e-2026-1398-k-84fc260486ee