Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/856 E. 2026/882 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/856
Karar No
2026/882
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/856 - Karar No:2026/882

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/856 KARAR NO : 2026/882 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ARA KARAR TARİHİ : 20.05.2026 NUMARASI : 2026/402 Esas

İHTİYATİ HACİZ TALEP EDEN DAVACI :

VEKİLİ : Av. KARŞI TARAF DAVALI : VEKİLİ : Av. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) TALEP KONUSU : İhtiyati haciz

KARAR TARİHİ : 03/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 03/09/2026

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece verilen ara kararına karşı süresi içinde ihtiyati haciz talep eden davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: Taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında müvekkilinin alacaklı olduğu 2.100.000,00 TL'nin tahsili amacıyla müvekkili tarafından Ankara 2. Genel İcra Dairesinin 2026/11109 sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, davalının asıl yüklenicisi olduğu " Ulaştırma Bakanlığı'na ait Araştırma Dairesi Başkanlığı Tadilat İşi"nde tüm alüminyum doğrama ve cam işlerinin müvekkili tarafından yapılması hususunda taraflar arasında taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, işin yapılarak tamamlandığını, herhangi bir ayıp, itiraz ileri sürülmediğini, ancak son bakiye 320 m çatı harpuşta ve 10 set cam alüminyum doğrama işinin karşılığı olan ödemenin alınamadığını, bu hususta davalı borçluya 16.01.2026 tarihli KDV dahil toplam 2.100.000,00 TL bedelli fatura düzenlendiğini, işin tamamına ilişkin, yapılan evvelki ödemelere ilişkin tüm kayıtlar ticari defterler, faturalar ve banka kayıtlarıyla sabit olduğunu, faturaya usul yasaya uygun şekilde yapılan itiraz bulunmadığını, davalı borçlunun ana yüklenici Ulaştırma Bakanlığından tüm hakedişini almasına rağmen işi yaptırdığı müvekkiline ödemeyi gerçekleştirmediğini ve likit alacağı inkar ederek; 23.02.2026 tarihli borca itiraz dilekçesiyle vadesi gelmiş, yapılmış bir iş nedeniyle hak edilmiş ve ödenmemiş borç bulunmadığını, faturanın kabul edilmeyerek iade faturası düzenlemek suretiyle iade edildiğini, başlangıç tarihini kabul etmediklerini, faize de itiraz ettiklerini belirttiğini, davalı borçlunun itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunu, icra takibinde yer alan dava dışı idarenin borca itiraz dilekçesinde, borçluya tüm hakedişleri ödediğini belirtmesi karşısında davalı şirketin malvarlığını kaçırdığı şüphesinin pekiştiğini, davalı şirketin borca itirazı, ödeme aldığı halde müvekkil şirketin borcunu ödememesi, iade faturası düzenlemek suretiyle borcu inkar etmeye çalışması ve ticari defterlerinde usulsüz işlemler yapması hususları birlikte değerlendirildiğinde, borçlunun borçlarını ödemekten kaçındığı, alacaklı müvekkilin tahsil imkânının ciddi surette tehlikeye düştüğünün açık olduğunu, davalının borçlarını ödemekten kaçınması, borçlarını ödememek için usulsüz hukuki argümanlar yaratması, malvarlığını kaçırma ve alacağı tahsil imkânını ortadan kaldırma tehlikesi oluşturduğunu belirterek dava konusu alacak miktarı üzerinden davalı şirketin taşınır, taşınmaz ve 3. kişideki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, davanın kabulüne, Ankara 2. Genel İcra Dairesinin 2026/11109 sayılı dosyasında yapılan itirazın iptaline ve takibin asıl alacak, faiz ve fer'ileri ile birlikte devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili:Taraflar arasında bir yazılı eser sözleşme yapılmadığını, davacının dava dilekçesi ekinde sunduğu sözleşmede müvekkilinin imzası bulunmamakta olup, herhangi bir anlam ifade etmediğini, tarafların ilişkisinin yaklaşık 15 yıldır devam eden birlikte çalışma ve tanışıklığa bağlı ticari güven ilişkisine dayalı olduğunu, davacının söz konusu işe, Ocak 2025 tarihi itibarıyla başlandığını, davacının yapım sorumluluğunu üstlenmiş olduğu işi başlamış olmakla birlikte tamamlamadan sahayı terk ettiğini, davacının imal ettiği iş karşılığı ödenmesi gereken bedelin çok üzerinde, kendi tanımı ile sözleşme bedelinin tamamını dava öncesi aldığını, müvekkilince davacıya 5.025.000,00 TL ödendiğini, davacının işin bir kısmını (3.312.236,60TL) yaptığını ve ödemesinin yapıldığını, faturaları alınarak kayıtlara işlendiğini, davacının üstlendiği işin bir kısmını şirket yetkilisinin kardeşi ...'e, ...da aynı işin bir kısmını yine kardeşi olan ...'e yaptırmak üzere devrettiğini, 2025 Kasım ayı başında iş yerinde çalışıldığı sırada ...’in düşme şeklinde kaza geçirdiğini, müvekkilinin bu aşamadan sonra davacı şirket sahibi ile kardeşleri arasındaki iş devir ilişkisi konusunda bilgi sahibi olduğunu, kaza geçiren ...’in 4/b sigortalı olduğunu, davacının işi bitirmediği halde, bu olayı da bahane ederek, tanışıklığın arkasına sığınarak bakiye alacağının ödenmesini istemeye başladığını, müvekkili şirket yetkililerinin, kaza nedeniyle ihtiyaç olabileceğini ve işi bitireceği düşüncesi ile davacıya, davacının üstlendiği ancak henüz yapılmamış olan işlerin bedelini iyiniyet ve yardım etme saiki ile avans olarak ödediğini, davacının ödemeyi takiben işi yarım bırakarak sahayı terk ettiğini, böylece davacının hem bedelini aldığı işi yapmadığını, hem de yapmış olduğu imalatlardaki ayıpları gidermediğini, davacı yanca düzenlenen faturanın hayali olup, kesinlikle yapılmamış işler karşılığı düzenlenmiş olmakla kabul edilmeyerek iade edildiğini, aynı zamanda işi yapması konusunda uyarıda bulunulduğunu, ancak olumlu dönüş alınamadığını, davacının eksik işleri yapmaması ve ayıpları gidermemesi üzerine, müvekkilinin zorunlu olarak davacı nam ve hesabına olmak üzere eksik işleri tamamlamış, ayıpları gidererek işin teslimini sağladığını, davanın asıl nedeninin huzurdaki alacak iddiası ile yaralanan kardeşe kazanç sağlamak olduğunu belirterek, davanın reddine ve davacı aleyhinde en az % 20 den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen 20.05.2026 tarihli ara kararında özetle: Talebin hukuki niteliği itibarıyla ihtiyati haciz istemine ilişkin olduğu, İİK 'nun 257. maddesinde "Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1-Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2-Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder.", İİK 'nun 258. maddesinde " İhtiyati hacze 50 nci maddeye göre yetkili mahkeme tarafından karar verilir. Alacaklı alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeğe mecburdur." hükümlerinin mevcut olduğu, dosya kapsamına ve sunulan delilere göre alacağın varlığı, miktarının muaccel olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirdiği anlaşıldığından şartları oluşmadığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir. İhtiyati haciz talep eden davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle: Karşı yanın asıl yüklenicisi olduğu Ulaştırma Bakanlığı'na ait Araştırma Dairesi Başkanlığı Tadilat İşinde tüm alüminyum doğrama ve cam işlerinin müvekkili şirket tarafından yapılması hususunda taşeronluk sözleşmesi imzalandığını, işin layıkıyla tamamlandığını, herhangi bir ayıp, itiraz ileri sürülmediğini, ancak davalının bakiye borcunu ödemediğini, bu hususta davalı borçluya KDV dahil olmak üzere toplam 2.100.000,00 TL bedelli fatura düzenlendiğini, işin tamamına ilişkin, yapılan evvelki ödemelere ilişkin tüm kayıtlar ticari defterler, faturalar ve banka kayıtlarıyla sabit olduğunu, faturaya usul yasaya uygun şekilde yapılan itiraz bulunmadığını, davalı borçlunun ana yüklenici Ulaştırma Bakanlığı'ndan tüm hakedişini almasına rağmen işi yaptırdığı müvekkili şirkete ödemeyi gerçekleştirmediğini, ödeme yapılmaması üzerine Ankara 2. Genel İcra Dairesinin 2026/11109 sayılı dosyasıyla davalı borçlu aleyhine takip başlatıldığını, davalı borçlunun tamamıyla kötü niyetli ve haksız şekilde likit alacağı inkar ederek; 23.02.2026 tarihli borca itiraz dilekçesiyle vadesi geldiğini, yapılmış bir iş nedeniyle hak edilmiş ve ödenmemiş borç bulunmadığını, faturanın kabul edilmeyerek iade faturası düzenlemek suretiyle iade edildiğini, başlangıç tarihini kabul etmediklerini, faize de itiraz ettiklerini belirttiğini, davalı borçlunun itirazının külliyen haksız ve kötü niyetli olduğunu, icra takibinde yer alan dava dışı idarenin borca itiraz dilekçesinde borçluya tüm hakedişleri ödendiğini belirtmesi karşısında davalı şirketin malvarlığını kaçırdığı şüphesinin pekiştiğini, davalı şirketin borca itirazının ödeme aldığı halde müvekkili şirketin borcunu ödememesi, iade faturası düzenlemek suretiyle borcu inkar etmeye çalışması ve ticari defterlerinde usulsüz işlemler yapması hususları birlikte değerlendirildiğinde, borçlunun borçlarını ödemekten kaçındığı, alacaklı müvekkilinin tahsil imkânının ciddi surette tehlikeye düştüğünü, mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiş ise de, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira ihtiyati haciz yargılamasında mahkemece alacağın kesin ve tam olarak ispatının aranmayacağını, İİK’nun 257.maddesi ve devamı hükümleri kapsamında alacağın varlığının yaklaşık olarak ispat edilmesinin yeterli olduğunu, somut olayda taraflar arasındaki sözleşme, düzenlenen faturalar, icra takip dosyası ve taraflar arasındaki ticari ilişki birlikte değerlendirildiğinde müvekkilinin alacağının yaklaşık ispat şartını fazlasıyla karşıladığının açık olduğunu, davalı şirketin müvekkili tarafından tamamlanan imalat ve işlerin bedelini ödememesine rağmen, alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla icra takibine itiraz ettiğini ve borcu inkâr ettiğini, davalı tarafından ileri sürülen itirazlar, alacağın varlığını ortadan kaldıran nitelikte olmayıp ancak yargılama sonunda değerlendirilebilecek savunmalar olduğunu, ihtiyati haciz aşamasında bu savunmaların varlığının tek başına ihtiyati haciz talebinin reddi sonucunu doğuramayacağını, dava konusu alacak miktarı dikkate alındığında, yargılama süresince davalı şirketin malvarlığında meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle müvekkilinin alacağını tahsil etme imkânının ciddi şekilde tehlikeye düşmesi ihtimali bulunduğunu, davalı şirketin borçlarını ödemekten kaçınması, borçlarını ödememek için usulsüz hukuki argümanlar yaratması, malvarlığını kaçırma ve alacağı tahsil imkânını ortadan kaldırma tehlikesi oluşturması karşısında ihtiyati haciz taleplerinin kabulü gerektiğini belirterek, mahkemenin 20.05.2026 tarihli ara kararının kaldırılmasına, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Talep, ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece ihtiyati haciz talebinin reddine dair verilen ara kararına karşı süresi içinde ihtiyati haciz talep eden davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 2004 Sayılı İcra İflas Kanunu'nun (İİK) 257. maddesine göre rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa, borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz istenebilir. İncelenen mevcut dosya kapsamı, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle yargılama aşamasında talep halinde toplanacak deliller değerlendirilerek mahkemesince yaklaşık ispat koşulu da dikkate alınarak her zaman incelenip değerlendirme yapılabileceğinin tabii bulunmasına göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati haciz talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği istinaf başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince KESİN olmak üzere 03/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan Üye Üye Katip

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/856, K. 2026/882, T. 20.05.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-856-e-2026-882-k-2b8e19346da0